RUS-GÜRCÜ GERGİNLİĞİ TIRMANIYOR
 

Hasan KANBOLAT

22.10.2007

Hürriyet Gazetesi

http://www.hurriyet.com.tr/strateji/7061591.asp?gid=202&a=580997

 

Gürcistan ile Rusya Federasyonu arasında ilişkiler tam rayına oturmaya başlamışken "bomba krizi" patlak verdi.

Gürcistan ile Rusya Federasyonu arasında ikili ilişkiler tam yoluna girmeye başlamışken bu kez bomba krizi patlak verdi. Tiflis yönetimi, 6 Ağustos 2007 akşamında Kuzey Osetya'da bulunan Mozdok askeri hava üssünden kalktığı tahmin edilen iki Rus savaş uçağının hava sahası ihlali yaparak, Gürcü topraklarına 700 kiloluk bir bomba fırlattığını öne sürdü ve Rusya Federasyonu'nu saldırganlıkla suçladı. Gürcistan İçişleri Bakanlığı'ndan verilen detaylarda, iki SU-24 uçağının Kazbek bölgesinden Gürcistan hava sahasına girerek başkent Tiflis'in 65 km batısında Güney Osetya sınırına yakın Gori kasabası yakınlarındaki Tsitelubani köyüne yerel saatle 18.30'da füze attığı duyuruldu. Bakanlık, güdümlü füzenin patlamadığını ve can kaybına yol açmadığını kaydetti. Gürcü ve Rus televizyonları bombanın görüntülerini ekrana taşıdı. Gürcistan İçişleri Bakanı Vano Merabişvili, "Radarımız iki SU-24'ün koordinatlarını ve hızlarını tespit etti. Rusya Federasyonu'ndan topraklarımıza girip aynı istikamette döndüler. Bu saldırgan bir eylem" dedi. İçişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü Shota Utiaşvili fırlatılan bombaların birden fazla olabileceğine dikkati çekti.

Olayın ardından Gürcistan Dışişleri Bakanlığı, Rusya Federasyonu'nun Tiflis Büyükelçisi Vyaçeslav Kovalenko'yu çağırıp protesto notası verdi. Notada "Hava sahası ihlali ve füze atılması açık saldırı ve ülkenin egemenliğini kabaca ihlaldir" denildi. Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili de Tsitelubani'ye giderek, "Bizi hiç kimse bu şekilde tehditle korkutamaz, parçalayamaz. Ayrılıkçılığı körükleme çabası sadece bizi birleştirir" diye tepki gösterdi. Gürcistan'ın Çatışmaların Çözümünden Sorumlu Devlet Bakanı David Bakradze de "Bize resmen saldırı oldu. Toprağımızı bombaladılar" açıklamasını yaptı.

Buna karşılık Rus tarafı suçlamaları kabul etmedi. Rusya Federasyonu Sözcüsü Dmitry Peskov ise kesin bir dille, "Açıklamalar herhangi bir gerçeğe dayanmıyor" dedi. Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Albay Aleksander Drobyshevski ise "Pazartesi Rus uçakları hiçbir şekilde bölgede uçuş yapmadı. Gürcü sınırları ihlal edilmedi" dedi. Güney Osetya'nın Tanınmayan (fiili) Devlet Başkanı Eduard Kokoyti ise "Rusya'yı kötülemeye dönük iyi planlanmış bir Gürcü komplosu. Gürcüler kendi topraklarını kendileri bombaladı" değerlendirmesinde bulundu. Güney Osetya'daki yaklaşık 500 kişiden oluşan Rus Barış Gücü'nün Komutanı General Marat Kulakhmetov ise Gürcistan tarafından gelen tanınmayan bir uçağın Güney Osetya üzerinde uçtuktan sonra bomba bıraktığını savundu.

Gürcistan ve Rusya Federasyonu'nun karşılıklı suçlayıcı açıklamalarından görüldüğü gibi taraflar gerginliği azaltma çabası içinde görünmüyorlar. Hatırlanacağı üzere, Gürcistan İçişleri Bakanlığı 27 Eylül 2006 tarihinde 4 Rus askeri istihbarat görevlisinin casusluk yaptıkları suçlamasıyla gözaltına alındığını açıklamış ve Rus subaylarını mahkemeye çıkarmıştı. Ruslarla birlikte ayrıca 12 Gürcü de gözaltına alınmıştı. Tiflis yönetimi, Rus subayların ülkenin savunma kapasitesi, NATO'ya üye olma çabaları, enerji kaynakları ve muhalif siyasi partiler hakkında casusluk faaliyetlerinde bulunduğunu öne sürmüştü. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, casus skandalıyla ilgili olarak hiçbir ülkenin Rusya ile diyalogda şantaj veya provokasyon diline başvuramayacağı konusunda Gürcistan'ı uyarmıştı. Rusya Federasyonu'nun tepkileri üzerine Gürcistan, gözaltı kriziyle patlak veren sorunu dindirme çabasına girmişti. Tiflis, geri adım atarak 4 Rus subayı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) yetkililerine teslim ettiğini açıklamıştı. Bu adım, Putin'in sert açıklamaları ve Moskova'nın Gürcistan'daki birliklerini alarma geçirip iki üssü savunmak için gerekirse ateş açma emri vermesinin ardından gelmişti. Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı, Gürcistan ile hava, demiryolu, kara ve deniz ulaşımını kesmişti. Moskova, Gürcü vatandaşlarına vize vermeyi ve posta hizmetlerini durdurmuştu. Rusya Federasyonu Olağanüstü Durumlar Bakanlığı, Rusya Federasyonu'nda yaklaşık toplam 700 bin civarında olan yasadışı Gürcü asıllı göçmeni toplayarak kargo uçaklarıyla Tiflis'e göndermeye başlamıştı. Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'nın Başkan Yardımcısı ve aşırı milliyetçi Rusya Liberal Demokrat Parti Başkanı Vladimir Jirinovski de, "Gürcistan ile tüm ilişkilerin ebediyen kesilmesi ve Rusya'nın Gürcülerle artık tamamen vedalaşması gerektiğini" savunmuştu.

Peki sürekli tekrarlanan Rus-Gürcü gerilimleri basit gerilimler midir?

Aslında, iki taraf açısından da söz konusu gerilimlerin altında yatan asıl nedenin Gürcistan'ın Avrupa-Atlantik dünyasına doğru kayması ve bu kayış içerisinde NATO'ya giriş sürecini başlatmasından kaynaklandığı muhtemeldir.

Nitekim, 21 Eylül 2006 tarihinde New York'da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında Ukrayna ve Gürcistan ile NATO arasında "Intensified Dialogue (ID)"un başlatılmasına karar verilmişti. Bunun tercümesi, her iki eski Sovyet ülkesi için NATO'nun kapısının aralanmasıydı. Aslında Gürcistan, NATO ile müzakere sürecini başlatacak olan Üyelik Eylem Planı (Membership Action Plan/ MAP) sürecini başlatacak kararın alınmasını umut etmişse de bu gerçekleşmemiş ve ara çözüm olan ID'de karar kılınmıştı. Söz konusu gelişmeler, çevrelenme korkusu içine giren Moskova'yı rahatsız etmektedir.

Avrupa-Atlantik Dünyası (NATO ve Avrupa Birliği-AB), Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında ortadan kalkan Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini batıdan doğuya doğru dilimler halinde bünyesine almaya başlamıştır. Bu strateji çerçevesinde, Doğu Avrupa'dan Güneydoğu Avrupa'ya (Balkanlara) doğru genişleyen NATO ve Avrupa Birliği (AB); Estonya, Letonya, Litvanya'nın katılımı ile ilk defa Sovyetler Birliği sınırlarına girmiştir. Bu nedenle, NATO'nun son genişlemesinin siyasi ve psikolojik olarak ayrı bir önemi bulunmaktadır. Batı Karadeniz'i (Bulgaristan ve Romanya) bünyesine almış olan NATO'nun eski Sovyet toprakları içerisindeki ikinci ilerlemesinin Doğu Karadeniz'e (Ukrayna ve Güney Kafkasya'ya) doğru olması beklenilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte Soğuk Savaş'ın bittiği ilan edilmiş olunsa bile NATO ve AB'nin Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini vakit kaybetmeden bünyesine almak için çaba sarf ettiği görülmektedir. Bu durumda, Avrupa-Atlantik Dünyası'nın Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini bünyesine almak için neden acele ettiği, kime karşı genişlemeye devam ettiği ve nereye kadar genişleyeceği soruları akla gelmektedir. Nitekim 1949 yılında 12 kurucu üye ile kurulan NATO'ya son katılımlarla üye ülkelerin yüzde 40'ını eski Doğu Bloku ülkeleri oluşturmaya başlamıştır. Avrupa-Atlantik Dünyası'nın telaşının nedeni, Avrupa'nın Çarlık Rusyası ve daha sonra Sovyetler Birliği'nin etki alanı içerisinde yer almış bölümleri olan Doğu Avrupa, Güneydoğu Avrupa (Balkanlar), Karadeniz ve Güney Kafkasya ülkelerini, Rusya Federasyonu'nu yeniden toparlanmadan önce kendi kanatları altına alma isteğidir. Böylece, Napolyon'dan Hitlere kadar Batılı liderlerin düşüncelerinde var olan Batı Avrupa'nın Doğu Avrupa'yı kapsama hayali gerçekleştirilmeye çalışılabilir. Söz konusu koşullar altında, Soğuk Savaş'ın yeni bir şekille, ideoloji yerine enerji ve etki alanlarının arttırılması için devam ettiği iddia edilebilir.

Kuzey komşusu ile cepheleşme yolunu seçen Gürcistan'ın ise, Rusya Federasyonu ile küçük gerilimleri abartılı noktalara taşımak suretiyle Rusya Federasyonu'nun tepkisini çekmek ve bunun sonucu olarak da Avrupa-Atlantik dünyasının kanatları altına daha kısa bir sürede girmek istediği iddia edilebilir. Nitekim Tiflis, 2008-2010 yılları arasında NATO'ya ve daha sonra Avrupa Birliği'ne üye olmak için adımlar atmaya başlamıştır.

Bir diğer iddia ise, Kremlin'deki radikal kesimlerin Gürcistan ile bir savaş çıkararak görev süresi 2008'de dolacak Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'i bir dönem daha iktidarda tutmaya çalıştıkları şeklindedir. Buna göre, Putin'in iktidarını sürdürmenin tek yolu anayasayı değiştirme bahanesi sağlayacak büyük bir uluslararası krizdir. Bazı uzmanlar, Moskova'nın son dönemde Batı'yla ve eski nüfuz bölgelerinde  yaşadığı sorunları bu çerçevede yorumluyor. "Kafkasya'da savaşlar, açıklanamayan olaylarla başlar" sözü bu iddialarda sıkça kullanılıyor.

Aslında, Rusya Federasyonu'nun Gürcistan'a yönelik yeni politikası Putin'in 13 Temmuz 2007 tarihinde AKKA'yı askıya alan kararnameyi imzalaması ile zaten başlamıştı. Putin, ABD'nin Doğu Avrupa ülkelerindeki füze kalkanı projesinin bölgede istikrarsızlık yarattığını belirterek, AKKA'daki taahhütlerini dondurduklarını açıklamıştı. Rusya Federasyonu ve NATO ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanan ve Sovyetlerin dağılması yüzünden 1999 yılında değiştirilen anlaşmada, Rusya Federasyonu'nun eski Sovyet Cumhuriyetleri Moldova ve Gürcistan'daki askerlerini çekmesi öngörülüyordu. Rusya Federasyonu, anlaşmanın 1999 yılında değiştirilen versiyonunu da onaylarken, ABD ve diğer NATO üyeleri, Rusya Federasyonu'nun çekilme işlemini tamamlayana kadar anlaşmayı onaylamayacaklarını açıklamışlardı. Moskova, kararına gerekçe olarak, NATO müttefiklerinin, AKKA'nın 1999'da İstanbul'da uyarlanmış versiyonunu onaylamayı reddetmesini göstermişti. Moskova'nın AKKA'dan çekilmesinin Rusya Federasyonu'nun sınırları yakınında askeri güç oluşturmasına olanak sağlayacağı bekleniliyordu. Ancak askeri uzmanlar, Rusya Federasyonu'nun AKKA'yı askıya almasının sınırlarına asker yığmak için değil, ABD'nin füze kalkanına yönelik tepkisini göstermesi açısından sembolik bir önemi olduğuna dikkati çekiyor. Sonuç olarak, AKKA'nın Moskova tarafından askıya alınmak bir yana ihlal edilmesi aslında en çok Gürcistan'ı zorlayacak gibi görünüyor. Çünkü, Rusya Federasyonu'nun Gürcistan'daki askeri üslerini boşaltmak için 2009'a kadar süresi bulunuyordu. Ancak, değişen koşullar altında bu sürenin halen geçerli olup olmadığı belli değildir.

NATO'ya girmesine artık kesin gözüyle bakılan Balkan (Arnavutluk, Hırvatistan, Makedonya) ülkeleri sayılmazsa, önümüzdeki yıllarda NATO'nun Baltıklardan sonra Sovyetler Birliği sınırlarındaki ikinci ilerleyişinde Gürcistan en belirgin aday olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu aday ülkenin çözümü oldukça zor sorunları bulunmaktadır. Gürcistan, Avrupa-Atlantik dünyası yanlısı politikalarına rağmen toprak bütünlüğünü sağlayamamıştır. Nitekim Abhazya ve Güney Osetya sorunları ile birlikte kronikleşmiş ekonomik ve siyasi sorunlarını da çözememiştir. Gürcistan ordusu NATO standartlarından uzaktır ve halen topraklarında Rus askeri üsleri bulunmaktadır. Bu olumsuz koşullara rağmen Gürcistan, Avrupa-Atlantik sınırları içinde yer almayı ve ilk önce NATO'ya, sonra da AB'ye üye olmayı en açık bir biçimde ulusal hedef haline getiren ülke olmuştur.

Sonuç olarak, bomba krizi iki komşu ve iki eski Sovyet ülkesi olan Rusya Federasyonu ile Gürcistan arasındaki ne ilk ne de son gerilim olacaktır. Ancak, Gürcistan'ın 2003'de gerçekleşen "Gül Devrimi" sonrası iktidara gelen Batı yanlısı yeni yönetimin,  Moskova-Tiflis ilişkilerini -Batı böyle bir durumu arzu etmemesine rağmen- germeye devam edeceği ve böylece Avrupa-Atlantik dünyasının Gürcistan'ı daha iyi koruyacağı yönündeki beklentisinin süreceği düşünülebilir.




 

 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

..
...