|
Gürcistan
ile Rusya Federasyonu arasında ilişkiler tam rayına oturmaya
başlamışken "bomba krizi" patlak verdi.
Gürcistan ile Rusya Federasyonu arasında ikili ilişkiler tam
yoluna girmeye başlamışken bu kez bomba krizi patlak verdi.
Tiflis yönetimi, 6 Ağustos 2007 akşamında Kuzey Osetya'da
bulunan Mozdok askeri hava üssünden kalktığı tahmin edilen
iki Rus savaş uçağının hava sahası ihlali yaparak, Gürcü
topraklarına 700 kiloluk bir bomba fırlattığını öne sürdü ve
Rusya Federasyonu'nu saldırganlıkla suçladı. Gürcistan
İçişleri Bakanlığı'ndan verilen detaylarda, iki SU-24
uçağının Kazbek bölgesinden Gürcistan hava sahasına girerek
başkent Tiflis'in 65 km batısında Güney Osetya sınırına
yakın Gori kasabası yakınlarındaki Tsitelubani köyüne yerel
saatle 18.30'da füze attığı duyuruldu. Bakanlık, güdümlü
füzenin patlamadığını ve can kaybına yol açmadığını
kaydetti. Gürcü ve Rus televizyonları bombanın görüntülerini
ekrana taşıdı. Gürcistan İçişleri Bakanı Vano Merabişvili,
"Radarımız iki SU-24'ün koordinatlarını ve hızlarını tespit
etti. Rusya Federasyonu'ndan topraklarımıza girip aynı
istikamette döndüler. Bu saldırgan bir eylem" dedi. İçişleri
Bakanlığı Basın Sözcüsü Shota Utiaşvili fırlatılan
bombaların birden fazla olabileceğine dikkati çekti.
Olayın ardından Gürcistan Dışişleri Bakanlığı, Rusya
Federasyonu'nun Tiflis Büyükelçisi Vyaçeslav Kovalenko'yu
çağırıp protesto notası verdi. Notada "Hava sahası ihlali ve
füze atılması açık saldırı ve ülkenin egemenliğini kabaca
ihlaldir" denildi. Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil
Saakaşvili de Tsitelubani'ye giderek, "Bizi hiç kimse bu
şekilde tehditle korkutamaz, parçalayamaz. Ayrılıkçılığı
körükleme çabası sadece bizi birleştirir" diye tepki
gösterdi. Gürcistan'ın Çatışmaların Çözümünden Sorumlu
Devlet Bakanı David Bakradze de "Bize resmen saldırı oldu.
Toprağımızı bombaladılar" açıklamasını yaptı.
Buna karşılık Rus tarafı suçlamaları kabul etmedi. Rusya
Federasyonu Sözcüsü Dmitry Peskov ise kesin bir dille,
"Açıklamalar herhangi bir gerçeğe dayanmıyor" dedi. Rusya
Federasyonu Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Albay
Aleksander Drobyshevski ise "Pazartesi Rus uçakları hiçbir
şekilde bölgede uçuş yapmadı. Gürcü sınırları ihlal
edilmedi" dedi. Güney Osetya'nın Tanınmayan (fiili) Devlet
Başkanı Eduard Kokoyti ise "Rusya'yı kötülemeye dönük iyi
planlanmış bir Gürcü komplosu. Gürcüler kendi topraklarını
kendileri bombaladı" değerlendirmesinde bulundu. Güney
Osetya'daki yaklaşık 500 kişiden oluşan Rus Barış Gücü'nün
Komutanı General Marat Kulakhmetov ise Gürcistan tarafından
gelen tanınmayan bir uçağın Güney Osetya üzerinde uçtuktan
sonra bomba bıraktığını savundu.
Gürcistan ve Rusya Federasyonu'nun karşılıklı suçlayıcı
açıklamalarından görüldüğü gibi taraflar gerginliği azaltma
çabası içinde görünmüyorlar. Hatırlanacağı üzere, Gürcistan
İçişleri Bakanlığı 27 Eylül 2006 tarihinde 4 Rus askeri
istihbarat görevlisinin casusluk yaptıkları suçlamasıyla
gözaltına alındığını açıklamış ve Rus subaylarını mahkemeye
çıkarmıştı. Ruslarla birlikte ayrıca 12 Gürcü de gözaltına
alınmıştı. Tiflis yönetimi, Rus subayların ülkenin savunma
kapasitesi, NATO'ya üye olma çabaları, enerji kaynakları ve
muhalif siyasi partiler hakkında casusluk faaliyetlerinde
bulunduğunu öne sürmüştü. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı
Vladimir Putin, casus skandalıyla ilgili olarak hiçbir
ülkenin Rusya ile diyalogda şantaj veya provokasyon diline
başvuramayacağı konusunda Gürcistan'ı uyarmıştı. Rusya
Federasyonu'nun tepkileri üzerine Gürcistan, gözaltı
kriziyle patlak veren sorunu dindirme çabasına girmişti.
Tiflis, geri adım atarak 4 Rus subayı, Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı (AGİT) yetkililerine teslim ettiğini
açıklamıştı. Bu adım, Putin'in sert açıklamaları ve
Moskova'nın Gürcistan'daki birliklerini alarma geçirip iki
üssü savunmak için gerekirse ateş açma emri vermesinin
ardından gelmişti. Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı,
Gürcistan ile hava, demiryolu, kara ve deniz ulaşımını
kesmişti. Moskova, Gürcü vatandaşlarına vize vermeyi ve
posta hizmetlerini durdurmuştu. Rusya Federasyonu Olağanüstü
Durumlar Bakanlığı, Rusya Federasyonu'nda yaklaşık toplam
700 bin civarında olan yasadışı Gürcü asıllı göçmeni
toplayarak kargo uçaklarıyla Tiflis'e göndermeye başlamıştı.
Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'nın Başkan Yardımcısı ve
aşırı milliyetçi Rusya Liberal Demokrat Parti Başkanı
Vladimir Jirinovski de, "Gürcistan ile tüm ilişkilerin
ebediyen kesilmesi ve Rusya'nın Gürcülerle artık tamamen
vedalaşması gerektiğini" savunmuştu.
Peki sürekli tekrarlanan Rus-Gürcü gerilimleri basit
gerilimler midir?
Aslında, iki taraf açısından da söz konusu gerilimlerin
altında yatan asıl nedenin Gürcistan'ın Avrupa-Atlantik
dünyasına doğru kayması ve bu kayış içerisinde NATO'ya giriş
sürecini başlatmasından kaynaklandığı muhtemeldir.
Nitekim, 21 Eylül 2006 tarihinde New York'da yapılan NATO
Dışişleri Bakanları toplantısında Ukrayna ve Gürcistan ile
NATO arasında "Intensified Dialogue (ID)"un başlatılmasına
karar verilmişti. Bunun tercümesi, her iki eski Sovyet
ülkesi için NATO'nun kapısının aralanmasıydı. Aslında
Gürcistan, NATO ile müzakere sürecini başlatacak olan Üyelik
Eylem Planı (Membership Action Plan/ MAP) sürecini
başlatacak kararın alınmasını umut etmişse de bu
gerçekleşmemiş ve ara çözüm olan ID'de karar kılınmıştı. Söz
konusu gelişmeler, çevrelenme korkusu içine giren Moskova'yı
rahatsız etmektedir.
Avrupa-Atlantik Dünyası (NATO ve Avrupa Birliği-AB),
Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında ortadan kalkan
Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini batıdan doğuya doğru
dilimler halinde bünyesine almaya başlamıştır. Bu strateji
çerçevesinde, Doğu Avrupa'dan Güneydoğu Avrupa'ya
(Balkanlara) doğru genişleyen NATO ve Avrupa Birliği (AB);
Estonya, Letonya, Litvanya'nın katılımı ile ilk defa
Sovyetler Birliği sınırlarına girmiştir. Bu nedenle,
NATO'nun son genişlemesinin siyasi ve psikolojik olarak ayrı
bir önemi bulunmaktadır. Batı Karadeniz'i (Bulgaristan ve
Romanya) bünyesine almış olan NATO'nun eski Sovyet
toprakları içerisindeki ikinci ilerlemesinin Doğu
Karadeniz'e (Ukrayna ve Güney Kafkasya'ya) doğru olması
beklenilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile
birlikte Soğuk Savaş'ın bittiği ilan edilmiş olunsa bile
NATO ve AB'nin Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini vakit
kaybetmeden bünyesine almak için çaba sarf ettiği
görülmektedir. Bu durumda, Avrupa-Atlantik Dünyası'nın
Varşova Paktı'nın Avrupalı üyelerini bünyesine almak için
neden acele ettiği, kime karşı genişlemeye devam ettiği ve
nereye kadar genişleyeceği soruları akla gelmektedir.
Nitekim 1949 yılında 12 kurucu üye ile kurulan NATO'ya son
katılımlarla üye ülkelerin yüzde 40'ını eski Doğu Bloku
ülkeleri oluşturmaya başlamıştır. Avrupa-Atlantik
Dünyası'nın telaşının nedeni, Avrupa'nın Çarlık Rusyası ve
daha sonra Sovyetler Birliği'nin etki alanı içerisinde yer
almış bölümleri olan Doğu Avrupa, Güneydoğu Avrupa
(Balkanlar), Karadeniz ve Güney Kafkasya ülkelerini, Rusya
Federasyonu'nu yeniden toparlanmadan önce kendi kanatları
altına alma isteğidir. Böylece, Napolyon'dan Hitlere kadar
Batılı liderlerin düşüncelerinde var olan Batı Avrupa'nın
Doğu Avrupa'yı kapsama hayali gerçekleştirilmeye
çalışılabilir. Söz konusu koşullar altında, Soğuk Savaş'ın
yeni bir şekille, ideoloji yerine enerji ve etki alanlarının
arttırılması için devam ettiği iddia edilebilir.
Kuzey komşusu ile cepheleşme yolunu seçen Gürcistan'ın ise,
Rusya Federasyonu ile küçük gerilimleri abartılı noktalara
taşımak suretiyle Rusya Federasyonu'nun tepkisini çekmek ve
bunun sonucu olarak da Avrupa-Atlantik dünyasının kanatları
altına daha kısa bir sürede girmek istediği iddia
edilebilir. Nitekim Tiflis, 2008-2010 yılları arasında
NATO'ya ve daha sonra Avrupa Birliği'ne üye olmak için
adımlar atmaya başlamıştır.
Bir diğer iddia ise, Kremlin'deki radikal kesimlerin
Gürcistan ile bir savaş çıkararak görev süresi 2008'de
dolacak Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'i
bir dönem daha iktidarda tutmaya çalıştıkları şeklindedir.
Buna göre, Putin'in iktidarını sürdürmenin tek yolu
anayasayı değiştirme bahanesi sağlayacak büyük bir
uluslararası krizdir. Bazı uzmanlar, Moskova'nın son dönemde
Batı'yla ve eski nüfuz bölgelerinde yaşadığı sorunları bu
çerçevede yorumluyor. "Kafkasya'da savaşlar, açıklanamayan
olaylarla başlar" sözü bu iddialarda sıkça kullanılıyor.
Aslında, Rusya Federasyonu'nun Gürcistan'a yönelik yeni
politikası Putin'in 13 Temmuz 2007 tarihinde AKKA'yı askıya
alan kararnameyi imzalaması ile zaten başlamıştı. Putin,
ABD'nin Doğu Avrupa ülkelerindeki füze kalkanı projesinin
bölgede istikrarsızlık yarattığını belirterek, AKKA'daki
taahhütlerini dondurduklarını açıklamıştı. Rusya Federasyonu
ve NATO ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanan ve
Sovyetlerin dağılması yüzünden 1999 yılında değiştirilen
anlaşmada, Rusya Federasyonu'nun eski Sovyet Cumhuriyetleri
Moldova ve Gürcistan'daki askerlerini çekmesi öngörülüyordu.
Rusya Federasyonu, anlaşmanın 1999 yılında değiştirilen
versiyonunu da onaylarken, ABD ve diğer NATO üyeleri, Rusya
Federasyonu'nun çekilme işlemini tamamlayana kadar anlaşmayı
onaylamayacaklarını açıklamışlardı. Moskova, kararına
gerekçe olarak, NATO müttefiklerinin, AKKA'nın 1999'da
İstanbul'da uyarlanmış versiyonunu onaylamayı reddetmesini
göstermişti. Moskova'nın AKKA'dan çekilmesinin Rusya
Federasyonu'nun sınırları yakınında askeri güç oluşturmasına
olanak sağlayacağı bekleniliyordu. Ancak askeri uzmanlar,
Rusya Federasyonu'nun AKKA'yı askıya almasının sınırlarına
asker yığmak için değil, ABD'nin füze kalkanına yönelik
tepkisini göstermesi açısından sembolik bir önemi olduğuna
dikkati çekiyor. Sonuç olarak, AKKA'nın Moskova tarafından
askıya alınmak bir yana ihlal edilmesi aslında en çok
Gürcistan'ı zorlayacak gibi görünüyor. Çünkü, Rusya
Federasyonu'nun Gürcistan'daki askeri üslerini boşaltmak
için 2009'a kadar süresi bulunuyordu. Ancak, değişen
koşullar altında bu sürenin halen geçerli olup olmadığı
belli değildir.
NATO'ya girmesine artık kesin gözüyle bakılan Balkan
(Arnavutluk, Hırvatistan, Makedonya) ülkeleri sayılmazsa,
önümüzdeki yıllarda NATO'nun Baltıklardan sonra Sovyetler
Birliği sınırlarındaki ikinci ilerleyişinde Gürcistan en
belirgin aday olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu aday
ülkenin çözümü oldukça zor sorunları bulunmaktadır.
Gürcistan, Avrupa-Atlantik dünyası yanlısı politikalarına
rağmen toprak bütünlüğünü sağlayamamıştır. Nitekim Abhazya
ve Güney Osetya sorunları ile birlikte kronikleşmiş ekonomik
ve siyasi sorunlarını da çözememiştir. Gürcistan ordusu NATO
standartlarından uzaktır ve halen topraklarında Rus askeri
üsleri bulunmaktadır. Bu olumsuz koşullara rağmen Gürcistan,
Avrupa-Atlantik sınırları içinde yer almayı ve ilk önce
NATO'ya, sonra da AB'ye üye olmayı en açık bir biçimde
ulusal hedef haline getiren ülke olmuştur.
Sonuç olarak, bomba krizi iki komşu ve iki eski Sovyet
ülkesi olan Rusya Federasyonu ile Gürcistan arasındaki ne
ilk ne de son gerilim olacaktır. Ancak, Gürcistan'ın 2003'de
gerçekleşen "Gül Devrimi" sonrası iktidara gelen Batı
yanlısı yeni yönetimin, Moskova-Tiflis ilişkilerini -Batı
böyle bir durumu arzu etmemesine rağmen- germeye devam
edeceği ve böylece Avrupa-Atlantik dünyasının Gürcistan'ı
daha iyi koruyacağı yönündeki beklentisinin süreceği
düşünülebilir.
|