|
Yeryüzü şimdiye dek böyle bir
savaş görmüş müdür acaba ?.. Sen git ‘topraklarımı
genişleteyim’ diye seni tanımayan ve senden olmayan küçük
özerk bir ülkeye saldır... Önce çoğu sivil olmak üzere 2000
kadar insanı katlet.. Sonra da 3-4 gün içerisinde kendi
topraklarının yarısını kaybet... Ardından ‘aman yetişin
dostlar ülkemi işgal ettiler’ diye feryat et... Var mı böyle
5 günlük bir savaş tarihte ?!... Demek ki, herşeyin
hızlandığı çağımızda, sınırlar da hızla değişebiliyormuş
!...
Kafkasya’da olup biteni anlamak için, Kafkasya tarihini
bilmek şart...
Abhazlar, Adigeler, Çerkezler, Kabardeyler, Osetler,
Çeçenler ve Gürcüler
Kafkasya’nın en eski ‘otokton’larıdır.
( yerlileri, halkları )
Bu halkların kültürel mirası ve tarihi
M.Ö 8. yy.’a
kadar dayanır..
Daha önce feodal beylikler halinde yaşayan
Kuzey Kafkas Halkları’ndan
Abhazlar,
10. yy’da Abhaz Krallığı’nı
kurmuşlardır..
15. yy.’dan itibaren Osmanlı topraklarında varlığını
sürdüren Abhaz Krallığı, 1810’dan sonra Rus Çarlığı’nın
himayesine girdi...
Ancak
Abhazlar, Adigeler, Osetler ve diğer Kuzey Kafkas Halkları
Ruslara karşı direndiler... 47 yıl süren Rus-Kafkas
savaşları sonucunda başta Abhazlar olmak üzere yüzbinlerce
Kafkasyalı anavatanından sürüldü...
1918’de anayurtlarında kalmayı başaran Abhazlar ulusal bir
devlet olarak bir kere daha küllerinden doğdular...
Abhazlar 1921’de, Rus Bolşevikler’in de desteğini alarak
Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdular...
Ancak 1922’de istilacı Gürcü Menşevikler, Abhazya’nın
Gürcistan topraklarına ilhak edilmesi için her türlü oyunu
denediler...
Kendisi de bir Gürcü olan Stalin, 1931’de Abhazya
topraklarını resmen ilhak etmek istedi...
Halk yine tehcire zorlanmış, bir çok Abhaz aydını idam
edilmiş, Abhazların mallarına, topraklarına el konuldu ve
buralara Gürcüler yerleştirildi...
Herşeye rağmen o dönemlerden bu yana ayakta kalmayı
başarabilen Abhazya, Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte
1990’da bağımsızlık deklarasyonu yayınladı.
Bağımsızlığını kazanan Gürcistan’da ise Abhazya’nın
bağımsızlığına şiddetle karşı koydu...
1930’lu yıllarda başta Abhazya olmak üzere Kuzey Kafkasya’yı
Gürcüleştirme planlarını yapan ve soykırım uygulayan
Stalin’in ‘Gürcistan Şovenizm’i
yeniden hortlamıştı...
Nitekim Gürcistan 1992 yılında Abhazya’ya saldırdı ve
başkent Sohumi de dahil olmak üzere ülkeyi işgal etti..
Düzenli bir ordusu olmayan Abhazya işgale direndi..
1 yıldan fazla süren savaşta kardeş Kuzey Kafkasya
Cumhuriyetleri’nden Adigey, Osetya, Çeçenistan, Dağıstan’dan
ve başta Türkiye olmak üzere Abhaz diasporasının bulunduğu
bir çok ülkeden gönüllüler savaştılar...
Abhazya savaşı kazandı ve Gürcü Kuvvetleri ülkeden tamamen
çekildi...
Rusya bu savaşa müdahil olmadı.. Yanlızca arabuluculuk
yaptı...
1993’de Abhazya’da yenilgiye uğrayıp geri çekilmek zorunda
kalan Gürcistan, ders almamıştı anlaşılan...
Zira 15 yıllık bir aradan sonra bu sefer Abhazya’dan daha
küçük ve kolay lokma gibi görünen Güney Osetya topraklarına
gözünü dikmişti..
Netice yine hüsran ...
Yeryüzü şimdiye dek böyle bir savaş görmüş müdür acaba ?..
Sen git ‘topraklarımı genişleteyim’ diye seni tanımayan ve
senden olmayan küçük özerk bir ülkeye saldır...
Önce çoğu sivil olmak üzere 2000 kadar insanı katlet..
Sonra da 3-4 gün içerisinde kendi topraklarının yarısını
kaybet...
Ardından ‘aman yetişin dostlar ülkemi işgal ettiler’ diye
feryat et...
Var mı böyle 5 günlük bir savaş tarihte ?!...
Demek ki, herşeyin hızlandığı çağımızda, sınırlar da hızla
değişebiliyormuş !...
***
Aslında Gürcistan’ın Güney Osetya’ya ne amaçla saldırdığını
anlamak çok zor...
Abhazya ve Güney Osetya’nın ‘hami’si
konumunda olan Rusya, bölgede zaten yeteri kadar askeri güç
bulunduruyordu...
Özellikle Gürcistan’nın yüzünü tamamen batıya çevirmesi ve
ABD ile ilişkilerini füze savunma sisteminde işbirliğini
planlayacak kadar ileriye götürmesi Rusya’yı tedirgin
ediyordu..
Rusya bunun karşılığında Gürcülerle uzun yıllar mücadele
etmiş olan Abhazları ve kardeş halk Osetleri destekliyordu.
Hatta yakın gelecekte Rusya’nın, Abhazya’nın bağımsızlığını
tanıması dahi söz konusuydu...
Kısaca Gürcistan’a bir şekilde gözdağı vermenin fırsatını
kolluyordu Rusya...
Hal böyleyken, Gürcistan’ın Osetya’ya girmesine Rusya’nın
seyirci kalacağını zannedecek kadar aptal mıydı Saakashvili
?
Müttefiki ABD’nin gazına mı gelmişti ?!...
Yoksa, Afganistan’a ve Irak’a yerleşen ABD, ‘şer
üçgeni’nin(!) son ayağı olarak Kafkasya’yı mı seçmişti ?
***
Peki Türkiye bu savaşın neresinde duruyor ?
Rusya ile Türkiye arasında 28 milyar dolarlık bir ticaret
hacmi ve günden güne gelişen işbirliği ve iyi ilişkiler
var...
Diğer yandan Gürcistan, komşu bir ülke ve iyi bir pazar..
Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ise ayrı bir önem arzediyor iki
ülke ilişkileri açısından...
Kafkasya’nın stratejik önemi, Rusya ile ilişkiler bir yana,
Abhazya’dan daha fazla Abhaz, Osetya’dan fazla Oset ve Kuzey
Kafkasya’da olduğundan daha fazla Adıgey, Çerkez, Kabardey,
Şapsıg Türkiye’de yaşamakta...
Neticede Türkiye’nin bu savaşta taraf olması mümkün
değildir...
Bölgede söz sahibi bir güç olma yolunda, “aktif dış
politika”yı tercih eden iktidar
dengeli duruşuyla barış ve istikrar adına katkıda
bulunmaktadır...
Başbakan Erdoğan’ın önce Putin ve ardından Saakashvili ile
görüşmesi, itidal ve barış çağrısında bulunması ve Kafkas
İttifakı projesini ortaya koyması oldukça olumlu
karşılanmıştır..
Ancak “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü korunmalı” derken
Kafkasya’nın tarihini iyi okumak ve şunu da unutmamak
gerekir;
“Abhazya Abhazlarındır, Osetya da Osetlerin !...”
***
Bu savaş, yakın bir gelecekte Balkanlar’da olduğu gibi Kuzey
Kafkasya’da da küçük bağımsız devletlerin oluşmasına sebep
olabilir...
Neticede
ABD, ‘uyuyan dev’i uyandırdı...
Rusya da, bu bölgede ABD’nin istediği gibi at
oynatamayacağını tüm dünyaya gösterdi...
Yeni bir ‘dünya düzeni’, yeni bir dönemin başlangıcı
olabilir Kafkasya’da çakan bu kıvılcım...
|