Kafkasya'da
patlak veren savaşın düşeş tarafı Abhazya oldu. Can
kaybı vermeden Kodor Vadisi'ni geri alırken bir de
tarihi emperyalist güç Rusya'nın bağımsız devlet olarak
tanımasına mazhar oldular
Fehim
Taştekin
Karadeniz'in öteki yakasının
incisi Abhazya, 1992-1993 savaşından bu yana her an
Gürcistan'dan gelecek hamle ile istim üzerinde kaldı; Savaş
açılan taraf olmasına karşın 1995'den itibaren Bağımsız
Devletler Topluluğu kararıyla dayatılan ambargo ile
cebelleşti. Güney Osetya ile kader birliği etmişti, Gürcüler
saldırdığında ortak hareket edeceklerdi. Beklenen gün çattı
ve Gürcistan 7 Ağustos'ta Güney Osetya'ya saldırdığında
Abhazlar da kendi topraklarından ikinci cepheyi açtı. Bir
tek can kaybı vermeden Gürcülerin 2006'dan beri asker
bulundurduğu Kodor Vadisi'ni geri alıp tarihi sınırı teşkil
eden İngur Nehri boyunu Gürcülerden temizledi. Kafkasya'daki
savaşın ağlayan tarafı Osetler olurken Gülen tarafı
Abhazlardı. Üstelik Rusya tarafından bağımsız devlet olarak
tanındılar, bu da matruşkadan çıkan ödüldü, 15 yıldır
hayalini kurdukları tanınma hedefi Gürcistan'ın
hesapsız-kitapsız savaşı sayesinde gerçeğe dönüşmüştü.

Vladikavkaz'dan Nalçik,
Pitigorsk ve Maykop'a varıp Şövmen geçinden Karadeniz
sahiline sarkıp, Şapsuğların ülkesi Tuapse ve Ubıhların
tarihi anavatanı Soçi'den geçip Abhazya sınırına varıyoruz.
Yaklaşık 850 kilometrelik yolun sonunda Adler-Psou sınırında
uzunca bir kuyruk şaşırtıyor. Silahların ısıttığı sıcak
bölgeden kaçış değil güneşin ısıttığı 'sıcak' bölgeye
kendini atma kuyruğu!
Abhazya sahilleri Türkiye'nin
Akdeniz sahilleri gibi, Rusları cezp ediyor. Burası Sovyet
liderleri ve üst düzey bürokrasisinin sayfiye bölgesiydi.
Yazlık konutlar, inanılmaz güzellikte parklar içindeki
sanatoryumlar ve oteller kıyı boyunca dizili. Hepsi Sovyet
eseri. Temellerinde de Alman esirlerin alın teri var.
SOHUM'A MAKYAJ OPERASYONU
Binalar 1992-1993 savaşının
izlerini hala üzerinde taşıyor. Kimi kurşun izleriyle süslü,
kimisi metruk. Ama Abhazya'nın ve Abhazyalıların havası
birkaç yıl öncesine göre çok değişmiş. Yüzler gülüyor, her
yerde bayram havası. Abhaz bayrakları neredeyse tüm
araçların camlarında yerini almış. Sohum'un Sovyetlerden
kalma harap haldeki yolları yıllar sonra zaferin şerefine
asfaltlanıyor. İlk savaşta hasar gören binalara makyaj
başlamış. Yeni inşaatlar da göze çarpıyor. Sohum sahili
akşam gezintisine çıkanlarla dolu. Abhazya'nın dört gemilik
donanması sahil açıklarında tetikte bekliyor.

Sahilde nabız yokluyorum,
Abhazların Kafkasya'da bir fırtınadan ilk kez karlı çıkan
taraf olmaları nedeniyle keyifleri yerinde. 17 yaşındaki
Dane, 'Savaş bitti, Rusya sizi tanıdı, mutlu musunuz'
sorusunu yanıtlıyor: "İlk gece Osetya'daki katliamdan sonra
Gürcüler namlularını Abhazya'ya yöneltecekti. Bugün burada
olmayacaktık. Tarihte bize çok büyük acılar yaşatan Rus
imparatorluğun devamı olan bir devlet bugün soykırımda
kurtardı. Devletimizi yönetenler akıllı politika izleyip hiç
can kaybı vermeden işgal altındaki topraklarımızı geri aldı.
Sevinçliyiz ama burukluk içindeyiz."
ERMENİLER DE MUTLU
Sırtlarını denize dönmüş
sohbet eden ihtiyarlardan biri "Bağımsızlığın tanınmasını
ben yaşarken göremem sanıyordum" derken Sohum'un seyyar
çekirdekçisi Ermeni asıllı İlya Goya Mıgırdıçiyan da
hayatlarının normale döneceği beklentisiyle olup bitenlerden
dolayı mutlu. Erivan'da doğup gençliğinde Sohum'a yerleşen
ve Türkiyeli bir Ermeni'yle evlenen İlya, Abhazya'yı savaş
ve ambargo sırasında bile terk etmeyi düşünmediğini
söylüyor.
Devletin KOBİ'lere kredi
veren komisyonun başkanlığını yürüten Adgur Ardzınba ise
"Artık bu bölgede barış sağlanmıştır, güvenlik garanti
altına alınmıştır" derken Gagra'daki Türk kolejinden mezun
biri olarak Ankara'ya da mesaj veriyor: "Abhazya'yı artık
tanıyın."
Malum Abhazya liderleri,
şimdiye dek Türkiye'den yüz göremedi. Dönemin Abhazya Devlet
Başkanı Vladislav Ardzınba 1992'de ilk önce Türkiye'nin
kapısını çalmış ama Ankara'da otel odasında bekletildikten
sonra Süleyman Demirel'le görüşemeden dönmüştü. 15 yıl sonra
Ardzınba'nın halefi Sergey Bagapş'nın 17-24 Ekim 2007'de
planlanan Türkiye ziyaretine Türk Dışişleri taş kodu.
Abhazlar bu nedenle Türkiye'ye buruk.
"BİZİM EMPERYALİSTİMİZ
GÜRCİSTAN"
Abhazlar ortak kanata şu:
'Tarihi düşman Rusya ama Rus işgalinin ardından bu ülkeye
karşı emperyalist kesilen Gürcistan oldu.' Abhazlar
'Gürcistan Çarlarla uzlaşmasaydı Ruslar Kafkasya'ya işgal
edemezdi' diye de ekliyor. Elinde havlusuyla plajdan dönen
psikolog Viktorya Ardzınba'ya 'Şimdi olmasa da ilerde Abhaz
halkı Gürcülerle birlikte yaşayabilir mi' diye
soruyorum."Aslında birbirine taban tabana zıt iki toplum
sözkonusu, bir arada yaşamaları mümkün değil" diyor. 'Neden
aynı tespitleri Ruslar için yapmıyorsunuz' sorusuna şu
yanıtı veriyor:
"Evet Ruslar Kafkasya'yı
boşalttı ama adam gibi savaştı, kimliğimizi yok etmeye
çalışmadı. Gürcüler gibi yer isimlerine varıncaya kadar her
şeyi değiştirmedi, bu yüzden onlardan korkumuz yok. Türkler
bile hakimken burada bizi asimile etmeye çalışmadılar. Son
dönemlerde iki toplumu kıyaslıyorum; Gürcüler bizim
kültürümüz, dilimiz, örfümüze savaş açtılar ama Ruslar büyük
savaştan sonra böyle bir şey yapmadı. Biz tanrı önünde günah
işleyen bir toplum değiliz. Hiç kimsenin toprağına,
kimliğine, kültürüne saldırmadık. Sadece tanrının bize
bahşettiği bu topraklarda kendi kültürümüzü korumaya
çalışıyoruz. Rusya devleti bugün tanrı önünde günahlarından
bir kısmını affettirmiştir Abhazya'yı tanıyarak, büyük
Kafkas savaşlarında yol açtıkları acıları bir bakıma telafi
etmiştir."

'1995'ten itibaren 12 yıl
uygulanan ambargonun Abhaz toplumunun ruh halini nasıl
etkilediğini merak ediyorum. Ardzınba yanıtlıyor: "Savaşın
yol açtığı travma vardı ama diğer toplumlarla
karşılaştırıldığında bu azdı. Çünkü insanlar niçin ve neye
karşı savaştığının çok iyi bilincindeydi. İkincisi bizim
toplumumuz birbirine değer veren ve acılarını paylaşan bir
toplum. Hatta acılarını dışa yansıtmasına izin vermeyen bir
kültür. Bu yüzden hem savaş hem de ambargo döneminin
toplumumuzdaki psikolojik yansımaları olmadı. Çünkü bizim
toplumumuz el açan bir toplum değil, sıkıntılarımızı
paylaşan ve azla yetinebilen bir toplumuz. Toplumumuz ordu
millet gibi. Herkes elinde silah seferi bekleyen asker gibi.
Bir evde bulunmaması gereken ağır silahlar var. Buna rağmen
bu silahlardan kaynaklanan bir vukuat ya da suç olmadı. Bu
da insanlarımızın bilincinin düzeyini gösterir. Bir tek yeni
ekonomik düzen bize yabancı olduğu için sıkıntıya yol açması
söz konusu olabilir. Diğer toplumları içine alan sorunlar
bizim için de sözkonusu.ama bizim aile ve toplumsal
ilişkilerimizin güçlü olması diğer toplumların zorlandığı
sorunları daha kolay aşmamıza yardımcı olacaktır."
"KAYBETME KORKUSU İŞE
YARAYACAK"
İlk özel okul Alfa Eğitim
Kurumları'nın kurucusu Fatima Davutiya'nın da görüşlerini
alıyorum: "Ambargo altında kapalı bir toplumduk.
Uluslararası tanınma bizim önümüzü açacak. Ülkemiz her
alanda gelişmeye başlayacak. Bir de bizim halkımız bir şeyi
kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığından itibaren
hemen ona sarılır. Ayrıca Abhazya daha güvenli yere
dönüşeceğinden ekonomik ve sosyal alanda gelişecek. Rusya ve
diğer devletlerden insanlar gelecek. Şu ana kadar biz bize
olduğumuz için pek değer vermediğimiz dilimiz ve kültürümüzü
diğerlerine karşı koruma içgüdüsü gelişecek. Hem dilimiz hem
kültürümüze dönüş süreci yaşanacak. Rusya son adımıyla bize
geçmişte yaptıklarını bir ölçüde telafi etmiş oldu."
Davutiya eğitim alanındaki beklentilerini de şöyle
aktarıyor: "Savaş öncesi Sovyet sistemine entegre
durumundaydı. Bu sistem çöktü ardından ambargo başladı ve
bütün ilişkilerimizi kaybettik. Eğitim alanında merkezden
gelen destekler kesilince bocaladık. Bu çok önemli yaralar
açtı. Mesleki olarak kendimizi geliştirme şansımız ortadan
kalktı, maaşlardan değil teknik destekten bahsediyorum.
Dünyadaki gelişmeleri takip edemedik. Bu dönem bizim için
kayıptı. Bundan sonda bu açığı telafi etmeye çalışacağız.
Bizi tanıyan ülkelere diplomatlar göndereceğiz ve
insanlarımızın yetişmesinin önü açılacak. Bir rekabet
alanına gireceğiz. Ona göre de insanlarımızı yetiştirmek
durumunda kalacağız. Ama korkmuyorum bütün bunların
üstesinden geleceğiz."
TARİHİ SIRLAR AÇAMGUR'UN
TELLERİNDE SAKLI
Bu kez müzisyen Roza
Çamagua'nın iftar sofrasındayız. Ramazanlarda perşembelere
özgü hazırladığı sofrada et, tavuk eti, sızbal denen sos,
helva, ezme fasulye 'akudırşışı', açapa, turşu, sıcak mısır
ekmeği 'abısta', Abaza peyniri, suda pişirilmiş mısır ve
meyve var. Yemeğin ardından Roza bir çeşit otantik telli
çalgı Açamgur'u tıkırdatmaya başlıyor, önce aşk şarkıları,
ardından ağıtlar geliyor. 'Yabancı Gök Altında' şarkısıyla
sofraya matem yağıyor. Gürcü asıllı Sovyet diktatörü Joseph
Stalin ve Megrel asıllı gizli polis şefi Lavrenti Beria'nın
Sibirya'ya sürdüğü Abhazyalının yaktığı bir ağıt: 'Bu gün
vatanımdan ayrı, yabancı gök altındayım; Derdim pek çok
gizleyemem, söylemeye erişemem ah! Dökemem ben gözyaşımı, bu
yabancı toprağa; Verdim mendili rüzgâra, o götürsün vatanıma
ah!'
Sofrada eski milletvekili
Oktay Çkotua'ya "Burada kimse Gürcülerle birlikte
yaşayabiliriz demiyor, ama Ruslarla birlikte yaşama
konusunda fazla bir çekince yok. Peki neden Gürcülerle
birlikte yaşayamazsınız" diye soruyorum, Abhazların 20'inci
yüzyıla kadar Ruslardan çektiğinin fazlasını geçen yüzyılda
Gürcistan'dan çektiğini belirtip ekliyor: "Bunun acılarla
dolu bir geçmişi var her şeyden önce. 1864'te burası Ruslar
tarafından boşaltıldığında bakıyoruz buraya gelip yerleşen
Ruslar değil Gürcüler."
'Ruslar yerleşmiyor ama
Gürcüleri yerleştiriyor' diye itiraz ediyorum, devam ediyor:
"Böyle de denebilir çünkü Ruslarla Gürcüler o zaman
müttefik. Ama Ruslar tarafından yerleştirilmenin ötesinde o
dönemde Tiflis'te yayımlanan bütün gazetelerde 'Abhazya
tamamen boşaldı, evladını ebediyen kaybetti, o topraklara
yerleşin' diye büyük bir yönlendirme var. Bu yönlendirme
daha sonra (Çarlığın yıkılıp Bolşeviklerin devrim yapmasının
ardından) 1918-1921'de kurulan Gürcistan Demokratik
Devleti'nin de yaptığı ilk iş Abhazya'yı işgal etmek oluyor.
Abhaz elit nüfus ortadan kaldırılıyor ve her Abhaz köyünün
etrafına iki tane gürcü köyü konuşlandırılıyor. Sovyetler
döneminde Abhazya'ya 'Geri Dönüş İmarı' yani Abhazya'ya
Gürcüleri yerleştirme adıyla devasa bir organizasyon
kuruluyor. Hala Abhazya'da Beria evlerini görebilirsiniz,
bunlar iki odalı köy evleri. Buralara Gürcüler
yerleştiriliyor. Yunan ve Türk kökenliler de Sibirya'ya
sürülüyor. Abhazların da Kazakistan'a sürülmeleri gündeme
geldiğinde Stalin 'Biz nasıl olsa onları belli bir süre
asimile ederiz, yok ederiz' diyerek karşı çıkıyor. İş
bununla kalmıyor, belli bir süre Abhaz okulları kapatılıyor,
Abhazca konuşmak yasaklanıyor. Her alanda Abhaz halkına
önderlik edecek Abhazlar yok ediliyor. Öyle bir psikolojik
savaş yürütülüyor ki insanlar soylarını inkâr eder noktaya
geliyor. 1990'ların başında birçok insan Abhazca konuşmaya
çekiniyor, utanıyordu. Savaşla birlikte bu değişti. Bir
başka şey, Abhazlar savaş başladığında bile Gürcülerin
Abhazları tamamen katletmeye kalkışacağına bile inanmamıştı.
Ta ki (dönemin Gürcistan Savunma Bakanı Georgi Karkaraşvili
25 Ağustos 1992'de çıkıp "97 bin Abhaz'ı yok etmek için 100
bin Gürcü'yü feda edeceğim" deyinceye kadar. Zviad
Gamsahurdiya da Osetler için "Bunlar halk değil, çöp yığını,
süpürülmeli' demişti. Muhalefet lideri Georgi Haindrava
savaş sırasında Abhazya genel valisiydi, Le Monde'a demeç
verdi: 'Savaşta Abhazya'ya yenilmiş olabiliriz ama bu
Abhazya'yı kaybettiğimiz anlamına gelmez, eğer 10 bin Abhaz
gencini uyuşturucu bağımlısı yaparsak elimizi kolumuzu
sallaya sallaya Abhazya'ya gireriz'. Liderlerin bakış açısı
değişmedi. Eduard Şevardnadze farklı mıydı? Dünyadaki bütün
popülaritesini Abhazları yok etmek için kullanmadı mı? Eski
Meclis Başkanı Nino Burjanadze bir anne olduğu halde
savaştan önce 'İki tane oğlum var, birini Abhazya, diğerini
Osetya cephesine gönderirim' demedi mi? Sonuçta bunları da
Gürcü halkı seçiyor. Gürcü halkıyla problemimiz yok sözü de
boş."
ABHAZYA'NIN CAZİBESİ
ARTIYOR
Velhasılı Abhazya'da her şey değişiyor. Anavatandaki
nüfusunun en az altı katının yaşadığı Türkiye ve diğer
ülkelerdeki diasporası için yeniden umut vermeye başlıyor.
Özellikle tanınmanın ardından diaspora açısından cazibe
merkezi haline geldiği söylenebilir. Abhazya'ya yerleşmek,
okumak, iş yapmak ve pasaportunu taşımak isteyen insanların
sayısında artış yaşanıyor. Bugünlerde Geri Dönüş
Komitesi'nin misafirleri hayli fazla; Koridorları
Türkiyelilerin yanı sıra Arap dünyasından gelen Abhazlarla
dolu.
|