İlk savaşla yıkılan Abhazya, ikincisiyle dirildi

13.10.2008
DünyaBülteni

 
Kafkasya'da patlak veren savaşın düşeş tarafı Abhazya oldu. Can kaybı vermeden Kodor Vadisi'ni geri alırken bir de tarihi emperyalist güç Rusya'nın bağımsız devlet olarak tanımasına mazhar oldular

Fehim Taştekin 

Karadeniz'in öteki yakasının incisi Abhazya, 1992-1993 savaşından bu yana her an Gürcistan'dan gelecek hamle ile istim üzerinde kaldı; Savaş açılan taraf olmasına karşın 1995'den itibaren Bağımsız Devletler Topluluğu kararıyla dayatılan ambargo ile cebelleşti. Güney Osetya ile kader birliği etmişti, Gürcüler saldırdığında ortak hareket edeceklerdi. Beklenen gün çattı ve Gürcistan 7 Ağustos'ta Güney Osetya'ya saldırdığında Abhazlar da kendi topraklarından ikinci cepheyi açtı. Bir tek can kaybı vermeden Gürcülerin 2006'dan beri asker bulundurduğu Kodor Vadisi'ni geri alıp tarihi sınırı teşkil eden İngur Nehri boyunu Gürcülerden temizledi. Kafkasya'daki savaşın ağlayan tarafı Osetler olurken Gülen tarafı Abhazlardı. Üstelik Rusya tarafından bağımsız devlet olarak tanındılar, bu da matruşkadan çıkan ödüldü, 15 yıldır hayalini kurdukları tanınma hedefi Gürcistan'ın hesapsız-kitapsız savaşı sayesinde gerçeğe dönüşmüştü.  

Vladikavkaz'dan Nalçik, Pitigorsk ve Maykop'a varıp Şövmen geçinden Karadeniz sahiline sarkıp, Şapsuğların ülkesi Tuapse ve Ubıhların tarihi anavatanı Soçi'den geçip Abhazya sınırına varıyoruz. Yaklaşık 850 kilometrelik yolun sonunda Adler-Psou sınırında uzunca bir kuyruk şaşırtıyor. Silahların ısıttığı sıcak bölgeden kaçış değil güneşin ısıttığı 'sıcak' bölgeye kendini atma kuyruğu!  

Abhazya sahilleri Türkiye'nin Akdeniz sahilleri gibi, Rusları cezp ediyor. Burası Sovyet liderleri ve üst düzey bürokrasisinin sayfiye bölgesiydi. Yazlık konutlar, inanılmaz güzellikte parklar içindeki sanatoryumlar ve oteller kıyı boyunca dizili. Hepsi Sovyet eseri. Temellerinde de Alman esirlerin alın teri var.

SOHUM'A MAKYAJ OPERASYONU

Binalar 1992-1993 savaşının izlerini hala üzerinde taşıyor. Kimi kurşun izleriyle süslü, kimisi metruk. Ama Abhazya'nın ve Abhazyalıların havası birkaç yıl öncesine göre çok değişmiş. Yüzler gülüyor, her yerde bayram havası. Abhaz bayrakları neredeyse tüm araçların camlarında yerini almış. Sohum'un Sovyetlerden kalma harap haldeki yolları yıllar sonra zaferin şerefine asfaltlanıyor. İlk savaşta hasar gören binalara makyaj başlamış. Yeni inşaatlar da göze çarpıyor. Sohum sahili akşam gezintisine çıkanlarla dolu. Abhazya'nın dört gemilik donanması sahil açıklarında tetikte bekliyor.

Sahilde nabız yokluyorum, Abhazların Kafkasya'da bir fırtınadan ilk kez karlı çıkan taraf olmaları nedeniyle keyifleri yerinde. 17 yaşındaki Dane, 'Savaş bitti, Rusya sizi tanıdı, mutlu musunuz' sorusunu yanıtlıyor: "İlk gece Osetya'daki katliamdan sonra Gürcüler namlularını Abhazya'ya yöneltecekti. Bugün burada olmayacaktık. Tarihte bize çok büyük acılar yaşatan Rus imparatorluğun devamı olan bir devlet bugün soykırımda kurtardı. Devletimizi yönetenler akıllı politika izleyip hiç can kaybı vermeden işgal altındaki topraklarımızı geri aldı. Sevinçliyiz ama burukluk içindeyiz."  
 

ERMENİLER DE MUTLU

Sırtlarını denize dönmüş sohbet eden ihtiyarlardan biri "Bağımsızlığın tanınmasını ben yaşarken göremem sanıyordum" derken Sohum'un seyyar çekirdekçisi Ermeni asıllı İlya Goya Mıgırdıçiyan da hayatlarının normale döneceği beklentisiyle olup bitenlerden dolayı mutlu. Erivan'da doğup gençliğinde Sohum'a yerleşen ve Türkiyeli bir Ermeni'yle evlenen İlya, Abhazya'yı savaş ve ambargo sırasında bile terk etmeyi düşünmediğini söylüyor.

Devletin KOBİ'lere kredi veren komisyonun başkanlığını yürüten Adgur Ardzınba ise "Artık bu bölgede barış sağlanmıştır, güvenlik garanti altına alınmıştır" derken Gagra'daki Türk kolejinden mezun biri olarak Ankara'ya da mesaj veriyor: "Abhazya'yı artık tanıyın."

Malum Abhazya liderleri, şimdiye dek Türkiye'den yüz göremedi. Dönemin Abhazya Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba 1992'de ilk önce Türkiye'nin kapısını çalmış ama Ankara'da otel odasında bekletildikten sonra Süleyman Demirel'le görüşemeden dönmüştü. 15 yıl sonra Ardzınba'nın halefi Sergey Bagapş'nın 17-24 Ekim 2007'de planlanan Türkiye ziyaretine Türk Dışişleri taş kodu. Abhazlar bu nedenle Türkiye'ye buruk.  
 

"BİZİM EMPERYALİSTİMİZ GÜRCİSTAN"

Abhazlar ortak kanata şu: 'Tarihi düşman Rusya ama Rus işgalinin ardından bu ülkeye karşı emperyalist kesilen Gürcistan oldu.' Abhazlar 'Gürcistan Çarlarla uzlaşmasaydı Ruslar Kafkasya'ya işgal edemezdi' diye de ekliyor. Elinde havlusuyla plajdan dönen psikolog Viktorya Ardzınba'ya 'Şimdi olmasa da ilerde Abhaz halkı Gürcülerle birlikte yaşayabilir mi' diye soruyorum."Aslında birbirine taban tabana zıt iki toplum sözkonusu, bir arada yaşamaları mümkün değil" diyor. 'Neden aynı tespitleri Ruslar için yapmıyorsunuz' sorusuna şu yanıtı veriyor:  

"Evet Ruslar Kafkasya'yı boşalttı ama adam gibi savaştı, kimliğimizi yok etmeye çalışmadı. Gürcüler gibi yer isimlerine varıncaya kadar her şeyi değiştirmedi, bu yüzden onlardan korkumuz yok. Türkler bile hakimken burada bizi asimile etmeye çalışmadılar. Son dönemlerde iki toplumu kıyaslıyorum; Gürcüler bizim kültürümüz, dilimiz, örfümüze savaş açtılar ama Ruslar büyük savaştan sonra böyle bir şey yapmadı. Biz tanrı önünde günah işleyen bir toplum değiliz. Hiç kimsenin toprağına, kimliğine, kültürüne saldırmadık. Sadece tanrının bize bahşettiği bu topraklarda kendi kültürümüzü korumaya çalışıyoruz. Rusya devleti bugün tanrı önünde günahlarından bir kısmını affettirmiştir Abhazya'yı tanıyarak, büyük Kafkas savaşlarında yol açtıkları acıları bir bakıma telafi etmiştir."

'1995'ten itibaren 12 yıl uygulanan ambargonun Abhaz toplumunun ruh halini nasıl etkilediğini merak ediyorum. Ardzınba yanıtlıyor: "Savaşın yol açtığı travma vardı ama diğer toplumlarla karşılaştırıldığında bu azdı. Çünkü insanlar niçin ve neye karşı savaştığının çok iyi bilincindeydi. İkincisi bizim toplumumuz birbirine değer veren ve acılarını paylaşan bir toplum. Hatta acılarını dışa yansıtmasına izin vermeyen bir kültür. Bu yüzden hem savaş hem de ambargo döneminin toplumumuzdaki psikolojik yansımaları olmadı. Çünkü bizim toplumumuz el açan bir toplum değil, sıkıntılarımızı paylaşan ve azla yetinebilen bir toplumuz. Toplumumuz ordu millet gibi. Herkes elinde silah seferi bekleyen asker gibi. Bir evde bulunmaması gereken ağır silahlar var. Buna rağmen bu silahlardan kaynaklanan bir vukuat ya da suç olmadı. Bu da insanlarımızın bilincinin düzeyini gösterir. Bir tek yeni ekonomik düzen bize yabancı olduğu için sıkıntıya yol açması söz konusu olabilir. Diğer toplumları içine alan sorunlar bizim için de sözkonusu.ama bizim aile ve toplumsal ilişkilerimizin güçlü olması diğer toplumların zorlandığı sorunları daha kolay aşmamıza yardımcı olacaktır." 
 

"KAYBETME KORKUSU İŞE YARAYACAK"

İlk özel okul Alfa Eğitim Kurumları'nın kurucusu Fatima Davutiya'nın da görüşlerini alıyorum: "Ambargo altında kapalı bir toplumduk. Uluslararası tanınma bizim önümüzü açacak. Ülkemiz her alanda gelişmeye başlayacak. Bir de bizim halkımız bir şeyi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığından itibaren hemen ona sarılır. Ayrıca Abhazya daha güvenli yere dönüşeceğinden ekonomik ve sosyal alanda gelişecek. Rusya ve diğer devletlerden insanlar gelecek. Şu ana kadar biz bize olduğumuz için pek değer vermediğimiz dilimiz ve kültürümüzü diğerlerine karşı koruma içgüdüsü gelişecek. Hem dilimiz hem kültürümüze dönüş süreci yaşanacak. Rusya son adımıyla bize geçmişte yaptıklarını bir ölçüde telafi etmiş oldu." Davutiya eğitim alanındaki beklentilerini de şöyle aktarıyor: "Savaş öncesi Sovyet sistemine entegre durumundaydı. Bu sistem çöktü ardından ambargo başladı ve bütün ilişkilerimizi kaybettik. Eğitim alanında merkezden gelen destekler kesilince bocaladık. Bu çok önemli yaralar açtı. Mesleki olarak kendimizi geliştirme şansımız ortadan kalktı, maaşlardan değil teknik destekten bahsediyorum. Dünyadaki gelişmeleri takip edemedik. Bu dönem bizim için kayıptı. Bundan sonda bu açığı telafi etmeye çalışacağız. Bizi tanıyan ülkelere diplomatlar göndereceğiz ve insanlarımızın yetişmesinin önü açılacak. Bir rekabet alanına gireceğiz. Ona göre de insanlarımızı yetiştirmek durumunda kalacağız. Ama korkmuyorum bütün bunların üstesinden geleceğiz." 
 

TARİHİ SIRLAR AÇAMGUR'UN TELLERİNDE SAKLI

Bu kez müzisyen Roza Çamagua'nın iftar sofrasındayız. Ramazanlarda perşembelere özgü hazırladığı sofrada et, tavuk eti, sızbal denen sos, helva, ezme fasulye 'akudırşışı', açapa, turşu, sıcak mısır ekmeği 'abısta', Abaza peyniri, suda pişirilmiş mısır ve meyve var. Yemeğin ardından Roza bir çeşit otantik telli çalgı Açamgur'u tıkırdatmaya başlıyor, önce aşk şarkıları, ardından ağıtlar geliyor. 'Yabancı Gök Altında' şarkısıyla sofraya matem yağıyor. Gürcü asıllı Sovyet diktatörü Joseph Stalin ve Megrel asıllı gizli polis şefi Lavrenti Beria'nın Sibirya'ya sürdüğü Abhazyalının yaktığı bir ağıt: 'Bu gün vatanımdan ayrı, yabancı gök altındayım; Derdim pek çok gizleyemem, söylemeye erişemem ah! Dökemem ben gözyaşımı, bu yabancı toprağa; Verdim mendili rüzgâra, o götürsün vatanıma ah!'

Sofrada eski milletvekili Oktay Çkotua'ya "Burada kimse Gürcülerle birlikte yaşayabiliriz demiyor, ama Ruslarla birlikte yaşama konusunda fazla bir çekince yok. Peki neden Gürcülerle birlikte yaşayamazsınız" diye soruyorum, Abhazların 20'inci yüzyıla kadar Ruslardan çektiğinin fazlasını geçen yüzyılda Gürcistan'dan çektiğini belirtip ekliyor: "Bunun acılarla dolu bir geçmişi var her şeyden önce. 1864'te burası Ruslar tarafından boşaltıldığında bakıyoruz buraya gelip yerleşen Ruslar değil Gürcüler."

'Ruslar yerleşmiyor ama Gürcüleri yerleştiriyor' diye itiraz ediyorum, devam ediyor:  
"Böyle de denebilir çünkü Ruslarla Gürcüler o zaman müttefik. Ama Ruslar tarafından yerleştirilmenin ötesinde o dönemde Tiflis'te yayımlanan bütün gazetelerde 'Abhazya tamamen boşaldı, evladını ebediyen kaybetti, o topraklara yerleşin' diye büyük bir yönlendirme var. Bu yönlendirme daha sonra (Çarlığın yıkılıp Bolşeviklerin devrim yapmasının ardından) 1918-1921'de kurulan Gürcistan Demokratik Devleti'nin de yaptığı ilk iş Abhazya'yı işgal etmek oluyor. Abhaz elit nüfus ortadan kaldırılıyor ve her Abhaz köyünün etrafına iki tane gürcü köyü konuşlandırılıyor. Sovyetler döneminde Abhazya'ya 'Geri Dönüş İmarı' yani Abhazya'ya Gürcüleri yerleştirme adıyla devasa bir organizasyon kuruluyor. Hala Abhazya'da Beria evlerini görebilirsiniz, bunlar iki odalı köy evleri. Buralara Gürcüler yerleştiriliyor. Yunan ve Türk kökenliler de Sibirya'ya sürülüyor. Abhazların da Kazakistan'a sürülmeleri gündeme geldiğinde Stalin 'Biz nasıl olsa onları belli bir süre asimile ederiz, yok ederiz' diyerek karşı çıkıyor. İş bununla kalmıyor, belli bir süre Abhaz okulları kapatılıyor, Abhazca konuşmak yasaklanıyor. Her alanda Abhaz halkına önderlik edecek Abhazlar yok ediliyor. Öyle bir psikolojik savaş yürütülüyor ki insanlar soylarını inkâr eder noktaya geliyor. 1990'ların başında birçok insan Abhazca konuşmaya çekiniyor, utanıyordu. Savaşla birlikte bu değişti. Bir başka şey, Abhazlar savaş başladığında bile Gürcülerin Abhazları tamamen katletmeye kalkışacağına bile inanmamıştı. Ta ki (dönemin Gürcistan Savunma Bakanı Georgi Karkaraşvili 25 Ağustos 1992'de çıkıp "97 bin Abhaz'ı yok etmek için 100 bin Gürcü'yü feda edeceğim" deyinceye kadar. Zviad Gamsahurdiya da Osetler için "Bunlar halk değil, çöp yığını, süpürülmeli' demişti. Muhalefet lideri Georgi Haindrava savaş sırasında Abhazya genel valisiydi, Le Monde'a demeç verdi: 'Savaşta Abhazya'ya yenilmiş olabiliriz ama bu Abhazya'yı kaybettiğimiz anlamına gelmez, eğer 10 bin Abhaz gencini uyuşturucu bağımlısı yaparsak elimizi kolumuzu sallaya sallaya Abhazya'ya gireriz'. Liderlerin bakış açısı değişmedi. Eduard Şevardnadze farklı mıydı? Dünyadaki bütün popülaritesini Abhazları yok etmek için kullanmadı mı? Eski Meclis Başkanı Nino Burjanadze bir anne olduğu halde savaştan önce 'İki tane oğlum var, birini Abhazya, diğerini Osetya cephesine gönderirim' demedi mi? Sonuçta bunları da Gürcü halkı seçiyor. Gürcü halkıyla problemimiz yok sözü de boş."

ABHAZYA'NIN CAZİBESİ ARTIYOR

Velhasılı Abhazya'da her şey değişiyor. Anavatandaki nüfusunun en az altı katının yaşadığı Türkiye ve diğer ülkelerdeki diasporası için yeniden umut vermeye başlıyor. Özellikle tanınmanın ardından diaspora açısından cazibe merkezi haline geldiği söylenebilir. Abhazya'ya yerleşmek, okumak, iş yapmak ve pasaportunu taşımak isteyen insanların sayısında artış yaşanıyor. Bugünlerde Geri Dönüş Komitesi'nin misafirleri hayli fazla; Koridorları Türkiyelilerin yanı sıra Arap dünyasından gelen Abhazlarla dolu.

 

 
 
 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

 

..
...