Güney Osetya’nın
cehennem
saatleri
Ağlamak,
dövünmek en
büyük ayıptı;
gözyaşı
kavuğunda
kalmalıydı. Oset
kadın sessizce
içindeki tufanı
haykırıyordu:
"Bunu bize
Hitler bile
yapmamıştı."
Perşembe, 09
Ekim 2008 08:19
Fehim
Taştekin
Kimseler ağlamıyordu, gözyaşları
kuruduğundan değil! Kimseler
haykırmıyordu, sesleri
kısıldığından değil! Halbuki
acılar derindi; evleri yıkılmış,
hayatlarından hayatlar
çalınmıştı! Ağlamak, dövünmek en
büyük ayıptı; gözyaşı kavuğunda
kalmalıydı. Oset kadın sessizce
içindeki tufanı haykırıyordu:
"Bunu bize Hitler bile
yapmamıştı."
İhtiyar köylü oturduğu yerden
doğrulup "Önce okulu vurdular,
bak hemen şu yolun aşağısındaki
ilk bina" diyerek 'okumuş adam'ı
bam telinden yakalayıp merakını
kamçılıyor. Hemen çamurlu yolda
taşlardan seke seke varıyorum
işaret ettiği yere, tank
namlusunun bahçe duvarında
açtığı gedikten geçip içeri
dalıyorum. Önümde civcivler ve
anneleri savruluyor sağa sola,
arkalarından gidip pusuya
yatıyorum; Arka fona yarısı
yıkılmış iki katlı okul binasını
yerleştirip önden civcivler
kareden çıkmadan deklanşöre
basmanın derdindeyim. Bir an
korkudan tabana kuvvet kaçmaya
başlıyorum, tabi civcivlere
kanat geren tavuğun hışmından
değil komşu bahçeden kopup gelen
köpekten. Pala bıyıklı heybetli
bir adamın haykırışıyla köpek
duruluyor, ben de
soluklanıyorum. İmdada yetişen
adamın adı İrmak. Daha ben
sormadan İrmak, "Ateş seslerine
uyandık. Önce 12 sularında
uzaktan grad füzeleriyle ateş
açıldı. Ardından saat ikiye
doğru tanklar geldi. Okul
binasının yarısı yıkılıncaya dek
tank mermilerini yağdırdılar.
Roketler düşer düşmez zaten
çocukları eşimle ormana
göndermiştim. Silaha sarılıp
karşılık verdim ama tanklara
karşı hiçbir şey yapamayacağımı
anlayınca pes edip kaderimi
bekledim."

GELİYORUM DİYEN SAVAŞ...
İrmak'ın yaşadığını aynı gece
binlercesi yaşadı. O gece
Kafkasya'nın savaşı bol, acısı
derin tarihinin sayfalarına yine
kara kalemler düştü...
Gürcistan'ın ateşli milliyetçi
devlet başkanı Mihail Saakaşvili
önce Güney Osetya ardından
Abhazya'yı zapt edecekti. Bu
halkına karşı Soros Vakfı'nın
paralarıyla 2003 sonunda Gül
Devrimi'ni yaparken büyük
harflerle verdiği aleni bir
sözdü. 2008'de seçimler gelip
çattığında vaadini "Yıl sonuna
dek" diyerek yenilemişti.
Yıllardır kendini ve Kafkasya'ya
arka bahçeden sızan ABD'nin
eğittiği askerlerini bunun için
kurgulamıştı. Abhazya ve Güney
Osetya Kosova'nın tek taraflı
bağımsızlık ilanı kendileri için
de bir emsal olarak görüp
uluslararası tanınma elde etmek
için tetiklenirken o da sınırın
öte tarafında Amerikan
askerlerinin rehberliğinde
işgalin provaları yapıyordu. 7
Ağustos'ta düğmeye basılmadan
günler öncesinde bölgede küçük
çaplı bombalı eylemler ve keskin
nişancıların yer aldığı
saldırılarla 1992'den beri görev
yapan Rus Barış Gücü'nün tepkisi
ölçülmüştü. Rusya 'ölçülüydü',
esip gürlemiyordu. Bütün dünya
Pekin Olimpiyat Oyunları'nın
açılış törenine kilitlenmişken 'aklıevvel'
Gürcü lider, aradan Osetya'yı
çıkarmanın tam zamanı deyip top
yekun savaş ilan etti. "Güney
Osetya'yı özgürleştirme
hareketini başlattım" deyip
yedeklerini kışlaya çağırdı. 7
Ağustos gecesi Güney Osetya'nın
başına cehennemden alevler yağar
gibi füzeler, roketler ve havan
topları yağdı. Tiflis sadece
Kafkasya değil uluslararası fay
hatlarını çatırdatacak
çılgınlığı böylece başlatmış
oldu.

KÖY EVLERİ TESPİH TANELERİ
GİBİ KURŞUNA DİZİLMİŞ
Ruslardan zar-zor gazeteci
vizesi alıp cehennemi yaşamış
Güney Osetya'nın kapılarını
aralıyorum. Moskova üzerinden
Kuzey Osetya'nın Beslan
Havaalanı'na oradan
Vladikafkas'a, ardından çatışma
bölgesine uzanıyorum. Rusya'nın
18'inci yüzyılda Kafkasya'ya
kolayca hükmedebilmek için
yaptırdığı Kafkas Askeri Otoyolu
yine efendisinin emrinde, Kazbek
dağlarının hırçın yamaçları tank
ve cemselerin sesleriyle
dövülüyor. Avrupa'nın 'en'ler
listesindeki 3660 metrelik Roki
tünelinin kuzey tarafındaki
gümrükte araç kuyruğu uzadıkça
uzamış. Bense iki Batılı
gazeteci ile birlikte Rus
ordusundan torpilliyim, Savunma
Bakanlığı'nın izniyle Rus
Dışişleri'nin verdiği kapı gibi
gazeteci kartım var, askeri
araçların arasından 'VİP'ten
geçer gibi geçiyorum.

Shinval'e yaklaşırken savaşın
geride bıraktığı enkaz
ürkütüyor. Yol boyunca bütün
evler yerle yeksan olmuş ve
yakılmış. Havadaki yanık kokusu
Shinval'e yaklaştıkça kendini
daha da hissettiriyor.
Ortak Barış Gücü'ndeki bir Oset
askerin "Eğer savaşın nasıl
başladığını görmek istiyorsan
güneydeki köylere gidin"
tavsiyesinin ardından Gürcü
tanklarının beş koldan girdiği
bölgedeyim. Evleri tek tek
tarayan tanklar ardından yol
boyunca Shinval'e kadar olan
bütün köyleri ezip geçmiş.
Ağaçlar bile vurulmuş. Tanklar
ilk önce sınırda Oset
edebiyatının temelini atan ünlü
halk şairi Kosta Hetagurov'un
adını taşıyan köyün defterini
dürmüş. 300 haneli köyün
evlerinin yüzde 80'i tahrip
edilmiş. Teneke çitler şarapnel
parçaları ile delik deşik
olurken her bir evin duvarı
onlarca mermiyle nakışlanmış.
Shinval'e 12 kilometre
mesafedeki köyün erkekleri yol
kenarına oturmuş sukut
içerisinde kendilerini bu
felaketin altından kaldıracak
kudretli bir el bekliyor.
Savaşın nasıl başladığını
sorunca Boris Gayev yavaşça
anlatmaya başlıyor: "Hepimiz
uyuyorduk. Savaşın çıkacağını da
bilmiyorduk. Gece ikide buraya
gelip evlerden karşı ateşler
kesilinceye kadar taradılar.
Hazırlıksızdık ama tanrıya şükür
hepimizin evinde silah var,
gençlerimiz silahları kapıp
direndi. Ama tanklara karşı
yapılabilecek fazla bir şey
yoktu. Ardından piyade askerler
köye girdi. Ertesi gün herkesin
dışarı çıkmasını istediler,
sonra evleri teker teker
aradılar. Erkekler zaten geceden
dağlara kaçmıştı. Evlerde sadece
kadın ve çocuklar kalmıştı.
Onlara dokunmadılar. Köyde 50
kurban verdik, Gürcüler çok
sayıda esir alıp Shinval'e
ilerlediler."

Kazbek adlı başka bir ihtiyar
tanklarla vurulup alevler içinde
kalan evlerden birinde iki
kadının diri diri yanıp can
verdiğini ekliyor. Sınıra 2-3
km'deki Tbes köyünde de manzara
aynı. Bütün evlerin duvarları ve
saçtan çitler mermi ve şarapnel
parçalarıyla deliş deşik, bazı
evler yanmış, bazıların çatısı
çökmüş. Yanan bir aracı gösteren
köy sakinlerinden Çemren'in
savaşa dair hikayesi de şöyle:
"Bu transit geçmeye çalışan
yabancı bir araçtı. Tank
ateşiyle küle döndü. İçindeki
dört kişi yanarak can verdi. Bir
başka araçta anne, baba ve
çocuğu yanarak öldü. Geriye
sadece külleri kaldı. Köyümüzden
50 kişi öldü." Bbıl ve Zar
köyleri de aynı kaderi
paylaşmış. Yol boyunca trafik
işaretleri hedef tahtası olmuş,
tarlalardaki iş makineleri
tahrip edilmiş, benzin istasyonu
yakılmış.

SHİNVAL: HAYALET KENT
Başkent ise hayalet kenti
andırıyor. Ana caddelerinde
savaşın izlerini taşımayan bina
neredeyse yok. Füze ve top
mermilerine hedef olmamış
binaların da en azından camları
kırılmış, sıvaları dökülmüş.
Okul binaları özellikle
bombalanmış. Hastane, kentin en
büyük oteli kalbura çevrilmiş.
İtfaiye kendi binasını bile
alevlere kaptırmış. Gürcülerin
1992'de çekilmek zorunda kaldığı
savaşta ölenlerin gömüldüğü
mezarlık tankla tahrip edilmiş.
Yanındaki okulun ciğerleri
sökülmüş. Tahribat ana
caddelerin dışında ara
sokaklarda da yaygın. Maladojini
Caddesi cehennemi tadan gözden
ırak yerlerden biri. Evinin
çatısına bomba düşen Tina
Suikayiva evler bir bir
vurulurken sığınaktan sığınağa
kaçtıklarını anlatıp sokakta
gördüğü dehşeti şöyle aktarıyor:
"İki yaşında bir çocuğun
üzerinden tankı geçirdiler. Bunu
bize Alman faşistler bile
yapmamıştı."

Başkenti dikizleyen tepelerdeki
Gürcü köylerine konuşlanmış
Gürcistan tanklarının iki gün
boyunca dövdüğü kentin en eski
mahallesi yerle yeksan olmuş.
GÜRCÜ KÖYLERİNİ İNTİKAM
YIKTI
Tiflis yönetiminin 'Etnik
temizlik yapılıyor' dediği Gürcü
köylerine gitmek istiyoruz.
Osetler engel olmasalar da bu
köyleri görmemizi pek de
istemiyor. Gürcü köyleri
Shinval'in kent merkezine
bitişik. Aralarındaki sınırı
sadece yol kenarında bekleyen
nöbetçi askerden anlıyorsunuz.
Saakaşvili'nin Shinval'e
alternatif Oset yönetimi kurmak
için Kuzey Osetya ile Güney
Osetya'yı birbirine bağlayan
Kafkas otoyolu üzerinde dizili
köyleri zapt etmesinin bir
sonucu olarak Osetler üç yıldır
bu otoyolu kullanamıyordu. Kuzey
ile Güney Osetya arasında
taksicilik yapan Beslanlı Tolik
anlatıyor: "Bu yola girmeye
cesaret eden Osetlere dayak
atılıyordu. Dayaktan ve gasptan
kaçınmak için kuzeye geçmek için
mecburen batıda 25 km daha uzun
olan dağ yolunu kullanmak
zorunda kalıyorduk."

Savaşta ağır kayıplar veren
Osetler, Rus ordusunun gelip
Gürcüleri püskürtmesinin
ardından intikamı Tameraşani,
Kurta ve Kehvi adlı üç Gürcü
köyünden almış. Rus tankları yol
kenarındaki evleri düzlerken,
Osetler de Gürcü işgaline
yataklık yapmakla suçladıkları
Gürcülere ait bütün evleri bir
daha geri dönemeyecekleri
şekilde yakmış. Daha savaş
çıkmadan köylüler bölgeyi terk
ettiği için sivil kaybın
olmadığı söyleniyor.

Bahçeleriyle Güney Osetya'nın
sebze meyve ambarı sayılan
bölgeye birkaç yıldır yığınak
yapan Gürcü birlikleri bütün
silahlarını bırakıp kaçmış.
Saakaşvili'nin Kurta'da 2006'dan
beri milyonlarca dolar
harcayarak alternatif Oset
yönetim için inşa ettirdiği
devasa hükümet binalarına ise
sadece 'biz geldik' kabilinden
hafiften zarar verilmiş.
Tameraşani'de yine Tiflis'in
yaptırdığı lüks bir binanın
camları kırılmış.

ABHAZ TİYATROSUNUN
DUAYENİ DE CEPHEDE
Bu sefer savaşı bir savaşçıdan
dinleyelim diyoruz. Abhaz
tiyatrosunun duayeni olarak hala
sahnelerin tozunu yutan Sergey
Agabinya bir gönüllü olarak bu
savaşı da kaçırmamış.
Kafkasyalılar onun cephedeki
rolüyle ilk kez 1991'de Çeçenya
bağımsızlığını ilan ettikten
sonra Rus ordusunun müdahale
hazırlığı yaptığı sırada
tanışmıştı. O zaman ikiye
bölünen Çeçenler arasında iç
savaşı önlemek için tiyatro
ekibiyle Caharkale'de soluğu
alıp arabuluculuk yaparak
Çeçenlerin gönlüne girmişti.
1992-1993'te Abhaz-Gürcü
savaşının da önde gelen
neferiydi. 71'ine basan Agabinya,
Güney Osetya'daki son savaşta da
keşif gücüne komuta etti.
Kimyasal silahla yaralanan
Agabinya "Gürcüler kimyasallar
dahil her türlü silahı kullandı.
Her tarafım yara bere içindeydi,
15 gün hastanede yatarak ancak
bu kadar iyileşebildim" deyip
cepheden arta kalan anılarını
şöyle anlatıyor: "Shinval'e
Gürcü ordusuyla birlikte giren
askerler arasında Amerikalı
siyahlar ve Ukraynalılar da
vardı.

Gürcistan, Pankisi vadisindeki
Çeçenleri (Kistler) bile zorla
savaşa getirmişti. Amerikalı
askerlerden birisi tank
kullanıyordu. Yani Gürcü
ordusunu eğiten Amerikalılar
savaşta da yer aldılar. İlk gece
insanlar uykudayken saldırı
başladı. Tanklar namlularıyla
tek ya da çift katlı evleri
içindekilerle birlikte yıkıp
geçiyordu. Kaçanların üzerinden
tanklarla geçtiler, bu şekilde
defalarca ezilen cesetleri
günler sonra sokaklardan
toplayabildik. Rusya başlangıçta
Kuzey Kafkasyalı gönüllülerin
girişine önce müsaade etmiyordu.
'Eğer şimdi girerseniz Gürcüler
sizi yok eder' deyip
gönüllülerin ancak Rus ordusuyla
birlikte girebileceklerini
söylediler. Önce (Rusya Savunma
Bakanlığı'na bağlı) Vostok ve
Zapat taburlarına bağlı 300
Çeçen ve Dağıstan'dan 400 özel
hareket timi girdi. Bunlar çok
ağır kayıp verdiler. Benim
bildiğim sadece Çeçenlerden 65
kişi öldü. Ağır kayıp üzerine
bunların da daha ileri gitmesine
izin verilmedi. Zaten Oset
güçler Shinval'i temizlemeye
başlamıştı. Geride ağır askeri
yığınağın yapıldığı Gürcü
köyleri kalmıştı. Gürcüler
savaşı başlatmadan köylüleri
tahliye etmişti, geriye sadece
ne yapacağını bilemeyen yaşlılar
kalmıştı. Osetler yaşlıları
çıkarttıktan sonra Gürcü
köylerini yerle bir ettiler.
Çünkü Shinval'e yapılan
saldırıların ana merkezi
buralardı. Ruslar müdahale eder
diye Shinval'i aceleyle
bombaladılar. Sanırım 'Ruslar
gelinceye kadar yerle bir
ederiz' diye düşündüler. Ama
Ruslar gelince tank, tüfek hata
cep telefonu ve belgelerini
bırakıp kaçtılar. Kaçamayıp
saklanan askerler de vardı,
açıkça söylemek gerekirse hepsi
temizlendi."
DEVAM EDECEK...
(Dünya Bülteni)
|