Güney Osetya’nın cehennem saatleri

09.10.2007
Fehim Taştekin
Dünya Bülteni

 

Güney Osetya’nın cehennem saatleri Ağlamak, dövünmek en büyük ayıptı; gözyaşı kavuğunda kalmalıydı. Oset kadın sessizce içindeki tufanı haykırıyordu: "Bunu bize Hitler bile yapmamıştı."

Perşembe, 09 Ekim 2008 08:19

Fehim Taştekin

Kimseler ağlamıyordu, gözyaşları kuruduğundan değil! Kimseler haykırmıyordu, sesleri kısıldığından değil! Halbuki acılar derindi; evleri yıkılmış, hayatlarından hayatlar çalınmıştı! Ağlamak, dövünmek en büyük ayıptı; gözyaşı kavuğunda kalmalıydı. Oset kadın sessizce içindeki tufanı haykırıyordu: "Bunu bize Hitler bile yapmamıştı."  

İhtiyar köylü oturduğu yerden doğrulup "Önce okulu vurdular, bak hemen şu yolun aşağısındaki ilk bina" diyerek 'okumuş adam'ı bam telinden yakalayıp merakını kamçılıyor. Hemen çamurlu yolda taşlardan seke seke varıyorum işaret ettiği yere, tank namlusunun bahçe duvarında açtığı gedikten geçip içeri dalıyorum. Önümde civcivler ve anneleri savruluyor sağa sola, arkalarından gidip pusuya yatıyorum; Arka fona yarısı yıkılmış iki katlı okul binasını yerleştirip önden civcivler kareden çıkmadan deklanşöre basmanın derdindeyim. Bir an korkudan tabana kuvvet kaçmaya başlıyorum, tabi civcivlere kanat geren tavuğun hışmından değil komşu bahçeden kopup gelen köpekten. Pala bıyıklı heybetli bir adamın haykırışıyla köpek duruluyor, ben de soluklanıyorum. İmdada yetişen adamın adı İrmak. Daha ben sormadan İrmak, "Ateş seslerine uyandık. Önce 12 sularında uzaktan grad füzeleriyle ateş açıldı. Ardından saat ikiye doğru tanklar geldi. Okul binasının yarısı yıkılıncaya dek tank mermilerini yağdırdılar. Roketler düşer düşmez zaten çocukları eşimle ormana göndermiştim. Silaha sarılıp karşılık verdim ama tanklara karşı hiçbir şey yapamayacağımı anlayınca pes edip kaderimi bekledim."  


 

GELİYORUM DİYEN SAVAŞ...

İrmak'ın yaşadığını aynı gece binlercesi yaşadı. O gece Kafkasya'nın savaşı bol, acısı derin tarihinin sayfalarına yine kara kalemler düştü... Gürcistan'ın ateşli milliyetçi devlet başkanı Mihail Saakaşvili önce Güney Osetya ardından Abhazya'yı zapt edecekti. Bu halkına karşı Soros Vakfı'nın paralarıyla 2003 sonunda Gül Devrimi'ni yaparken büyük harflerle verdiği aleni bir sözdü. 2008'de seçimler gelip çattığında vaadini "Yıl sonuna dek" diyerek yenilemişti. Yıllardır kendini ve Kafkasya'ya arka bahçeden sızan ABD'nin eğittiği askerlerini bunun için kurgulamıştı. Abhazya ve Güney Osetya Kosova'nın tek taraflı bağımsızlık ilanı kendileri için de bir emsal olarak görüp uluslararası tanınma elde etmek için tetiklenirken o da sınırın öte tarafında Amerikan askerlerinin rehberliğinde işgalin provaları yapıyordu. 7 Ağustos'ta düğmeye basılmadan günler öncesinde bölgede küçük çaplı bombalı eylemler ve keskin nişancıların yer aldığı saldırılarla 1992'den beri görev yapan Rus Barış Gücü'nün tepkisi ölçülmüştü. Rusya 'ölçülüydü', esip gürlemiyordu. Bütün dünya Pekin Olimpiyat Oyunları'nın açılış törenine kilitlenmişken 'aklıevvel' Gürcü lider, aradan Osetya'yı çıkarmanın tam zamanı deyip top yekun savaş ilan etti. "Güney Osetya'yı özgürleştirme hareketini başlattım" deyip yedeklerini kışlaya çağırdı. 7 Ağustos gecesi Güney Osetya'nın başına cehennemden alevler yağar gibi füzeler, roketler ve havan topları yağdı. Tiflis sadece Kafkasya değil uluslararası fay hatlarını çatırdatacak çılgınlığı böylece başlatmış oldu.

KÖY EVLERİ TESPİH TANELERİ GİBİ KURŞUNA DİZİLMİŞ

Ruslardan zar-zor gazeteci vizesi alıp cehennemi yaşamış Güney Osetya'nın kapılarını aralıyorum. Moskova üzerinden Kuzey Osetya'nın Beslan Havaalanı'na oradan Vladikafkas'a, ardından çatışma bölgesine uzanıyorum. Rusya'nın 18'inci yüzyılda Kafkasya'ya kolayca hükmedebilmek için yaptırdığı Kafkas Askeri Otoyolu yine efendisinin emrinde, Kazbek dağlarının hırçın yamaçları tank ve cemselerin sesleriyle dövülüyor. Avrupa'nın 'en'ler listesindeki 3660 metrelik Roki tünelinin kuzey tarafındaki gümrükte araç kuyruğu uzadıkça uzamış. Bense iki Batılı gazeteci ile birlikte Rus ordusundan torpilliyim, Savunma Bakanlığı'nın izniyle Rus Dışişleri'nin verdiği kapı gibi gazeteci kartım var, askeri araçların arasından 'VİP'ten geçer gibi geçiyorum.

Shinval'e yaklaşırken savaşın geride bıraktığı enkaz ürkütüyor. Yol boyunca bütün evler yerle yeksan olmuş ve yakılmış. Havadaki yanık kokusu Shinval'e yaklaştıkça kendini daha da hissettiriyor.

Ortak Barış Gücü'ndeki bir Oset askerin "Eğer savaşın nasıl başladığını görmek istiyorsan güneydeki köylere gidin" tavsiyesinin ardından Gürcü tanklarının beş koldan girdiği bölgedeyim. Evleri tek tek tarayan tanklar ardından yol boyunca Shinval'e kadar olan bütün köyleri ezip geçmiş. Ağaçlar bile vurulmuş. Tanklar ilk önce sınırda Oset edebiyatının temelini atan ünlü halk şairi Kosta Hetagurov'un adını taşıyan köyün defterini dürmüş. 300 haneli köyün evlerinin yüzde 80'i tahrip edilmiş. Teneke çitler şarapnel parçaları ile delik deşik olurken her bir evin duvarı onlarca mermiyle nakışlanmış. Shinval'e 12 kilometre mesafedeki köyün erkekleri yol kenarına oturmuş sukut içerisinde kendilerini bu felaketin altından kaldıracak kudretli bir el bekliyor. Savaşın nasıl başladığını sorunca Boris Gayev yavaşça anlatmaya başlıyor: "Hepimiz uyuyorduk. Savaşın çıkacağını da bilmiyorduk. Gece ikide buraya gelip evlerden karşı ateşler kesilinceye kadar taradılar. Hazırlıksızdık ama tanrıya şükür hepimizin evinde silah var, gençlerimiz silahları kapıp direndi. Ama tanklara karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktu. Ardından piyade askerler köye girdi. Ertesi gün herkesin dışarı çıkmasını istediler, sonra evleri teker teker aradılar. Erkekler zaten geceden dağlara kaçmıştı. Evlerde sadece kadın ve çocuklar kalmıştı. Onlara dokunmadılar. Köyde 50 kurban verdik, Gürcüler çok sayıda esir alıp Shinval'e ilerlediler."

Kazbek adlı başka bir ihtiyar tanklarla vurulup alevler içinde kalan evlerden birinde iki kadının diri diri yanıp can verdiğini ekliyor. Sınıra 2-3 km'deki Tbes köyünde de manzara aynı. Bütün evlerin duvarları ve saçtan çitler mermi ve şarapnel parçalarıyla deliş deşik, bazı evler yanmış, bazıların çatısı çökmüş. Yanan bir aracı gösteren köy sakinlerinden Çemren'in savaşa dair hikayesi de şöyle: "Bu transit geçmeye çalışan yabancı bir araçtı. Tank ateşiyle küle döndü. İçindeki dört kişi yanarak can verdi. Bir başka araçta anne, baba ve çocuğu yanarak öldü. Geriye sadece külleri kaldı. Köyümüzden 50 kişi öldü." Bbıl ve Zar köyleri de aynı kaderi paylaşmış. Yol boyunca trafik işaretleri hedef tahtası olmuş, tarlalardaki iş makineleri tahrip edilmiş, benzin istasyonu yakılmış.

SHİNVAL: HAYALET KENT

Başkent ise hayalet kenti andırıyor. Ana caddelerinde savaşın izlerini taşımayan bina neredeyse yok. Füze ve top mermilerine hedef olmamış binaların da en azından camları kırılmış, sıvaları dökülmüş. Okul binaları özellikle bombalanmış. Hastane, kentin en büyük oteli kalbura çevrilmiş. İtfaiye kendi binasını bile alevlere kaptırmış. Gürcülerin 1992'de çekilmek zorunda kaldığı savaşta ölenlerin gömüldüğü mezarlık tankla tahrip edilmiş. Yanındaki okulun ciğerleri sökülmüş. Tahribat ana caddelerin dışında ara sokaklarda da yaygın. Maladojini Caddesi cehennemi tadan gözden ırak yerlerden biri. Evinin çatısına bomba düşen Tina Suikayiva evler bir bir vurulurken sığınaktan sığınağa kaçtıklarını anlatıp sokakta gördüğü dehşeti şöyle aktarıyor: "İki yaşında bir çocuğun üzerinden tankı geçirdiler. Bunu bize Alman faşistler bile yapmamıştı."

Başkenti dikizleyen tepelerdeki Gürcü köylerine konuşlanmış Gürcistan tanklarının iki gün boyunca dövdüğü kentin en eski mahallesi yerle yeksan olmuş.  
 

GÜRCÜ KÖYLERİNİ İNTİKAM YIKTI

Tiflis yönetiminin 'Etnik temizlik yapılıyor' dediği Gürcü köylerine gitmek istiyoruz. Osetler engel olmasalar da bu köyleri görmemizi pek de istemiyor. Gürcü köyleri Shinval'in kent merkezine bitişik. Aralarındaki sınırı sadece yol kenarında bekleyen nöbetçi askerden anlıyorsunuz. Saakaşvili'nin Shinval'e alternatif Oset yönetimi kurmak için Kuzey Osetya ile Güney Osetya'yı birbirine bağlayan Kafkas otoyolu üzerinde dizili köyleri zapt etmesinin bir sonucu olarak Osetler üç yıldır bu otoyolu kullanamıyordu. Kuzey ile Güney Osetya arasında taksicilik yapan Beslanlı Tolik anlatıyor: "Bu yola girmeye cesaret eden Osetlere dayak atılıyordu. Dayaktan ve gasptan kaçınmak için kuzeye geçmek için mecburen batıda 25 km daha uzun olan dağ yolunu kullanmak zorunda kalıyorduk."

Savaşta ağır kayıplar veren Osetler, Rus ordusunun gelip Gürcüleri püskürtmesinin ardından intikamı Tameraşani, Kurta ve Kehvi adlı üç Gürcü köyünden almış. Rus tankları yol kenarındaki evleri düzlerken, Osetler de Gürcü işgaline yataklık yapmakla suçladıkları Gürcülere ait bütün evleri bir daha geri dönemeyecekleri şekilde yakmış. Daha savaş çıkmadan köylüler bölgeyi terk ettiği için sivil kaybın olmadığı söyleniyor.

Bahçeleriyle Güney Osetya'nın sebze meyve ambarı sayılan bölgeye birkaç yıldır yığınak yapan Gürcü birlikleri bütün silahlarını bırakıp kaçmış. Saakaşvili'nin Kurta'da 2006'dan beri milyonlarca dolar harcayarak alternatif Oset yönetim için inşa ettirdiği devasa hükümet binalarına ise sadece 'biz geldik' kabilinden hafiften zarar verilmiş. Tameraşani'de yine Tiflis'in yaptırdığı lüks bir binanın camları kırılmış.  


 

ABHAZ TİYATROSUNUN DUAYENİ DE CEPHEDE

Bu sefer savaşı bir savaşçıdan dinleyelim diyoruz. Abhaz tiyatrosunun duayeni olarak hala sahnelerin tozunu yutan Sergey Agabinya bir gönüllü olarak bu savaşı da kaçırmamış. Kafkasyalılar onun cephedeki rolüyle ilk kez 1991'de Çeçenya bağımsızlığını ilan ettikten sonra Rus ordusunun müdahale hazırlığı yaptığı sırada tanışmıştı. O zaman ikiye bölünen Çeçenler arasında iç savaşı önlemek için tiyatro ekibiyle Caharkale'de soluğu alıp arabuluculuk yaparak Çeçenlerin gönlüne girmişti. 1992-1993'te Abhaz-Gürcü savaşının da önde gelen neferiydi. 71'ine basan Agabinya, Güney Osetya'daki son savaşta da keşif gücüne komuta etti. Kimyasal silahla yaralanan Agabinya "Gürcüler kimyasallar dahil her türlü silahı kullandı. Her tarafım yara bere içindeydi, 15 gün hastanede yatarak ancak bu kadar iyileşebildim" deyip cepheden arta kalan anılarını şöyle anlatıyor:  "Shinval'e Gürcü ordusuyla birlikte giren askerler arasında Amerikalı siyahlar ve Ukraynalılar da vardı.

Gürcistan, Pankisi vadisindeki Çeçenleri (Kistler) bile zorla savaşa getirmişti. Amerikalı askerlerden birisi tank kullanıyordu. Yani Gürcü ordusunu eğiten Amerikalılar savaşta da yer aldılar. İlk gece insanlar uykudayken saldırı başladı. Tanklar namlularıyla tek ya da çift katlı evleri içindekilerle birlikte yıkıp geçiyordu. Kaçanların üzerinden tanklarla geçtiler, bu şekilde defalarca ezilen cesetleri günler sonra sokaklardan toplayabildik. Rusya başlangıçta Kuzey Kafkasyalı gönüllülerin girişine önce müsaade etmiyordu. 'Eğer şimdi girerseniz Gürcüler sizi yok eder' deyip gönüllülerin ancak Rus ordusuyla birlikte girebileceklerini söylediler. Önce (Rusya Savunma Bakanlığı'na bağlı) Vostok ve Zapat taburlarına bağlı 300 Çeçen ve Dağıstan'dan 400 özel hareket timi girdi. Bunlar çok ağır kayıp verdiler. Benim bildiğim sadece Çeçenlerden 65 kişi öldü. Ağır kayıp üzerine bunların da daha ileri gitmesine izin verilmedi. Zaten Oset güçler Shinval'i temizlemeye başlamıştı. Geride ağır askeri yığınağın yapıldığı Gürcü köyleri kalmıştı. Gürcüler savaşı başlatmadan köylüleri tahliye etmişti, geriye sadece ne yapacağını bilemeyen yaşlılar kalmıştı. Osetler yaşlıları çıkarttıktan sonra Gürcü köylerini yerle bir ettiler. Çünkü Shinval'e yapılan saldırıların ana merkezi buralardı. Ruslar müdahale eder diye Shinval'i aceleyle bombaladılar. Sanırım 'Ruslar gelinceye kadar yerle bir ederiz' diye düşündüler. Ama Ruslar gelince tank, tüfek hata cep telefonu ve belgelerini bırakıp kaçtılar. Kaçamayıp saklanan askerler de vardı, açıkça söylemek gerekirse hepsi temizlendi."

 

DEVAM EDECEK...

(Dünya Bülteni)

 

 
 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

 

..
...