Başkan
Bush ve önde gelen Avrupa Birliği liderleri,
bu yıl içinde bir ara Sırbistan'ın ve onun
geleneksel koruyucusu Rusya'nın şiddetli
karşı çıkışına rağmen, muhtemelen Kosova'nın
bağımsızlığını tanıyacaklar. Böyle bir karar
istenmeyen sonuçlar doğurabilir.
Şayet Kosova devlet olmayı başarırsa, Bosna Sırp Cumhuriyeti de misilleme olarak Bosna'yı tam yarısından bölecek şekilde, aynı şeyi yapacaktır. Aynı zamanda Belçika, Flamanlar ve Valonlar olarak ayrılarak, kendi küçük devletlerini kurmak üzere, 1993'de "kadife ayrılış" olarak tanımlanan Çekoslavakya'yı kendilerine örnek almayı ciddi olarak düşünüyor.
Bu arada Kürdistan'ın Irak'tan, Çeçenistan'ın Rusya'dan ya da Transdniestria'nın Moldova'dan ayrılma taleplerine ne dersiniz?
Gürcistan'daki iki bölgeden bahsederken
Rusya Başkanı Vladimir Putin'in "Şayet
birisi Kosova'ya devlet olarak tam
bağımsızlığını verilmesi gerektiğine
inanıyorsa, bu durumda biz niye Abhazya'dan
veya Güney Osetya'dan bağımsızlığı
esirgeyelim?" sorusu iyi bir soru ve Beyaz
Saray'da Bush'un halefinin başını kesin
olarak ağrıtacaktır.
Kim devlet kurar?
Bir devlet kurmayı kim hak
ediyor? Bu soruya 21. yüzyılın başında
verilen ve kuşaklar boyunca saygı gösterilen
bir dizi yanıt artık geçerli değil gibi.
Woodrow Wilson ünlü sözlerinde, ulusların
kendi kaderlerini tayin hakkına sahip
olduğunu iddia ediyordu. Bu aşındıran
prensip, Birinci Dünya Savaşı sonrasında
yenilmiş olan Osmanlı ve Avusturya-Macar
imparatorluklarına (ama zafer kazanan
Britanya ve Fransa'ya değil) uygulandı.
Fakat bir ulusu tanımlayan nedir? 19. yüzyıl
Fransız felsefecisi Ernest Renan, "Hollanda
niçin bir ulus iken, Hannover veya Parma
Grand Düklüğü niçin ulus değil?" diye
soruyordu. Sorun dil, etnisite, din, ortak
siyasal bir sistem, toprak birliği veya
büyüklük mü (19. yüzyılda liberaller Sicilya
veya Bretonlar gibi bazı ulusların devlet
kuramayacak kadar küçük olduklarına
inanıyordu) ya da ne? Dil bir yanıt olamaz:
bugün dünyada yaklaşık 6.900 dil
konuşuluyor, ama Birleşmiş Milletler'e üye
sadece 192 ülke var.
Düzeltici bir hak
Wilson'un bir başka tanımı da demokratik
seçimdi: Şayet bir halk dürüst bir şekilde
kendi düzenini kurmayı seçerse, diğerleri bu
seçime saygı göstermeliydi. 1999'da Doğu
Timor, Endonezya'dan ayrılmak yönünde oy
verdi; Güney Sudan 2011 yılında ayrılma
yönünde bir referandum düzenleyecek. Ancak
sadece halkoylamalarını dikkate almak,
çıtanın seviyesini çok düşürmek olur.
Aceh'ten Sincan'a kadar, "ayrılıkçılar"
bakımından büyük bir potansiyel söz konusu
ve bunların oylarıyla bağımsızlıklarını
kazanma olasılığı, kaos ve iç savaşların
fitilini ateşleyebilir. Ayrılma yönünde
çoğunluğun vereceği oylar, eski anavatana
sadık kalan azınlıklar için zulüme davet
çıkarabilir.
Bazı siyaset felsefecilerinin de önerdiği gibi, kolektif ayrıcalıklar yerine, bireysel özgürlüklere dayalı bir yaklaşım daha doğru. Bir grup, büyük bir baskı altındayken, yaşamları ve özgürlükleri korumanın en iyi yöntemi olarak kendi kendini yönetmek için uluslararası düzeyde tanınma talebinde bulunabilir. Duke Üniversitesi felsefecilerinden Allen Buchanan'ın savunduğu gibi, buradaki ayrılış, bir yanlışı düzeltmek üzere, "sadece düzeltici bir hak." Bu kural, şayet ayrılış başka halkları boyunduruk altına almayı kapsıyorsa, ayrılma hakkı olamaz şeklindeki John Rawls'ın anımsatmasıyla birlikte ele alınmalıdır. Buna dayanarak Rawls, ayrılış köleliği sürdürmeye hizmet edeceği için, 1861 yılında Güneyin ABD'den ayrılma hakkını reddetmişti. Bu iki ilke, uluslararası siyasi tartışmaları, sonsuz milliyetçi ve karşı milliyetçi taleplerden yalıtmaya yardımcı olabilir.
İnsan hakları standartları, İskoçların, Quebec halkının ve Basklıların, istikrarlı, başarılı ve liberal demokrasilerden ayrılma talepleri için pek geçerli neden yok anlamına geliyor. Bireysel haklar veya yerel yönetim için haklar yeterli olmalı. Bunun karşısında, Suriye, Türkiye, İran ve Irak arasında bölünmüş ve suistimal edilmiş Kürtler bakımından devlet kurmak konusu çok daha acil bir durum. Kosova için de aynı şey söz konusu. Buna rağmen Kosovalı Arnavutlar, uluslararası alanda tanınmak istiyorlarsa, Sırp azınlığı tehdit etmekten vazgeçmeliler.
Ayrılık için uygun standart ne olursa olsun, bir sonraki başkan sadece doğaçlama adımlar atamaz. 1919'daki Paris barışından sonra, Woodrow Wilson''ın dış ilişkiler danışmanı Edward M. House, durumu şöyle aktarmıştı: "Tarihteki en sevindirici, ama bir şekilde yine de en çılgınca adımıydı. Özgür kalmak gayreti adına, geriye kalan her şey göz ardı edildi." Haklı nedenlere dayalı net standartlar olmadan Kosova devletini onaylamak, bırakın bir gün bağımsızlık isteyecek olan Darfur'un korunmasını, inatçı Sudan hükümetini, Darfur'da etkin bir şekilde BM-Afrika Birliği ortak barış gücünü yerleştirmeye ikna etmek bile çok daha zor olacaktır. Belirsizliklerin maliyeti çok yüksek ve bunu ödeyecek olan biz olmayacağız.
Başkan Bush ve önde gelen Avrupa Birliği liderleri, bu yıl içinde bir ara Sırbistan'ın ve onun geleneksel koruyucusu Rusya'nın şiddetli karşı çıkışına...
(Haber: Referans)