Türkiye'de sıra dış politikaya
ilişkin meselelere gelince yakın
zamana kadar çok sıkı işleyen
kural şu idi: "İç politika"da
şahit olduğumuz bütün
farklılık-çeşitlilik ve
çatışmalar belirlenen "dış
politika", yani "milli politika"
karşısında hemen o saat ortadan
kalkmalıdır.
Zamanında sıkça yaşandığı gibi
Yunanistan ile aramızda bir kriz
mi baş gösterdi, "gün milli
birlik ve beraberlik günü"
olduğu için en öne çıkan
biçimiyle iktidar-muhalefet
ayrımına bu konuda yer yoktur...
Askeri birliklerimiz sınır ötesi
harekata mı başladı, iç
çekişmelerimizi bir yana bırakıp
birlik olmanın zamanıdır...
"Kıbrıs sorunu"na ilişkin yeni
bir gelişme mi var, haydi hep
beraber...
Bu kural, yani dış politikayı
"milli" sıfatıyla taçlandırıp
"iç çekişmeler"in
çeşitliliğinden soyutlamak, bir
müddettir eski gücünü ve
inandırıcılığını kaybetmiş
görünüyor. Artık bu ülkede de
daha net biçimde anlaşılmaktadır
ki, söz konusu "dış" yani
"milli" politikalar söz konusu
olduğunda da "millet"in toplum
olarak arz ettiği çeşitlilik bu
alana ilişkin gelişmelerin
değerlendirilmesine
yansıyabilir.
Bakın mesela bugün, siyasi ve
sivil oluşumların "Kıbrıs
politikası"na ilişkin
geliştirdikleri çeşitli ve
sırasında birbirine taban tabana
zıt düşen yorum ve önerilere.
Benzer bir çeşitliliği yakın
zamanda yoğun olarak "Kuzey
Irak" konusunda yaşadık. AB'ye
ilişkin tavır farklılıklarını
hatırlatmaya bile gerek yok. Ve
de tabii en son örneğiyle
Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan
ziyareti.
Muhakkak ki iyi bir gelişme bu.
Dünkü yazımda değindiğim,
toplumun hızla "değiştiğinin"
bir işareti aynı zamanda.
Ülkenin "iç politikası" toplumu
nasıl bölmüş ise, "dış
politikası" da sırasında benzer
bir bölünmenin alanı-nedeni
oluyor. Ülkenin başta komşuları
olmak üzere başka ülkelerle
geliştirdiği ilişkiler artık
sadece Dışişleri-Genelkurmay
işbirliğinin "koridorları"nda
oluşan ilkelerle şekillenmiyor.
Bu alandaki ilkeler ve tercihler
toplumun son derece çeşitlilik
arz eden kesimleri tarafından da
sorgulanıp, sınavdan
geçiriliyor. Türkiye toplumunun
"yetişkinliğe" yönelik adımları
bu alanda da hızlanmış durumda.
Bu "giriş"i, Türkiye Kafkas
Dernekleri Genel Başkanı Cihan
Candemir ve Radikal gazetesi dış
politika sorumlusu Ceyda
Karan'ın davetli olduğu NetTV'de
yayımlanan "Diyalojik"
programında konuştuklarımızı
hatırlayarak yaptım. "Kafkaslar'da
kriz" genel başlığı altında
toplanabilecek olay ve
gelişmeleri tartışacaktık.
Cihan Candemir'e yönelttiğimiz
ilk soru, "dış politika"nın
algılanmasına ilişkin yukarıda
özetlediğim husus oldu. Bu
çerçevede, bana göre Türkiye'de
bir ilk yaşanıyordu.
Gürcistan'ın Güney Osetya'ya
askeri müdahalesiyle başlayan
"kriz" ortamında ülkenin önemli
bir topluluğu (Çerkesler)
hükümetin (devletin) bölgeye
yönelik dış politikasını açıkça
"topa tutuyorlar"dı.
Türkiye'nin Gürcistan'a yaptığı
(içinde askeri eğitim de
bulunan) askeri yardım ve
yapılan silah satışları sayıları
5 milyonu (?) bulan Çerkeslerin
büyük tepkisini çekiyordu.
Kriz sürecinde Rusların Güney
Osetya ve Abhazya'nın
bağımsızlığını tanımasıyla bu
tepki başka bir çehre de
kazandı. Futbol maçları
sonrasında gördüğümüz otomobil
konvoyları bu kez bu iki ülkenin
bağımsızlığını kutlamak için
sokaklardaydı...Ellerde
bayraklar, klakson sesleri,
bağımsızlık sloganları...
Cihan Candemir'e sorduk o akşam:
Neler oluyor? Bizim bildiğimiz
kadarıyla, Kürtlerin "Kuzey
Irak"a ilişkin gelişmeler
boyunca gösterdikleri tepkiler
dışında, ülkenin "dış
politikası" toplum tarafından
ciddi biçimde ilk kez protesto
ediliyordu.. Düşünün, hem de
Çerkesler, yani bugüne kadar
"devlete en yakın" kabul edilen
bir kesim tarafından... Ayrıca
bugüne kadar "Ruslar" denilince
anlattıkları hikayelerin sonu
gelmeyen Çerkesler –çok yakından
biliyorum, çünkü rahmetli
anneannemden, büyük göçten
başlayarak Çerkeslerin Ruslardan
gördükleri eziyeti kim bilir kaç
kez dinlemiştim- bugün Osetya ve
Abhazya söz konusu olduğunda
Rusya'nın uyguladığı politikadan
hiç de şikayetçi değildiler...
Cihan Candemir, özetle "dünya
değişiyor" diye cevapladı
sorumuzu.
Haklıydı tabii ki; dünya hızla
değişirken Türkiye toplumu
yerinde sayacak değildi ya... O
da Türkü, Kürdü ve Çerkesi ile
değişiyor tabii ki. Daha da
değişecek...