|
KAFDAĞI’NIN ARDI: SİZ HANGİ EMPERYAL
PROJEYİ ALIRDINIZ?
Kafkaslar‘da dünyayı değiştiren bir 6 gün savaşına daha
tanık olduk. Kısa süren bu savaşın ardından ne zaman
biteceği belli olmayan soğuk savaş başladı. Gürcülerle
Ruslar arasında yaşanan savaş, başta ABD olmak üzere bütün
dünyayı ilgilendiriyor….
Gürcü
birliklerinin Güney Osetya’ya girdiği saatlerde, Çin Halk
Cumhuriyeti’nin katıksız olimpiyat görgüsüzlüğüne tanıklık
eden dünya liderleri başta konunun üzerinde durmadılar.
İktidarını, Gürcistan’ın “vatanı ve milletiyle bölünmez
bütünlüğüne” yaptığı vurguyla güçlendiren Devlet Başkanı
Saakaşvili görünüşe bakılırsa doğru bir zaman ve strateji
seçmişti.
Ordusunu son
dönemde gözle görülür bir biçimde güçlendiren Gürcistan,
beklenenin aksine Abhazya yerine daha kolay ‘diş
geçirebileceğini’ düşündüğü Güney Osetya’ya saldırmıştı.
Başkent Tsinval kısa sürede ele geçirildi; daha ilk günden
yüzlerce Kafkasyalı hayatını kaybetmiş, yaralanmış, evsiz,
aşsız, susuz kalmıştı.
Derken, ilk
uçağa atlayan Rusya Başbakanı Putin, soluğu Vladikavkaz’da,
Kuzey Osetya’da aldı. Rusya, kimsenin beklemediği bir hız ve
şiddette krize müdahale etti.
Gürcü
kuvvetleri kısa sürede sadece Tsinval ve Güney Osetya’dan
geri çekilmekle kalmadı, Abhazya’da Kodor geçidinde elinde
tuttuğu stratejik mevziler de Abhaz birliklerinin eline
geçti.
Saakaşvili
yenilmişti, şaşkındı. Bir parçası olmak için çok çaba sarf
ettiği Avro-Atlantik ittifakı Nisan ayında NATO üyeliği
talebini geri çevirmekle kalmamış, Gürcistan’ın bölünmez
bütünlüğünü gözeten ‘meşru’ eylemlerine” Rus’ların verdiği
yanıta beklediği tepkiyi de vermemişti.
Gürcistan’ın
askeri başarısızlığına yol açan temel hata, Rusya’nın
müdahale etmeyeceği öngörüsüne dayanıyordu. Sonuçta
Saakaşvili’ye kravatını yedirecek ölçüde boşa çıkan özgüven,
savaşın sevk ve idaresinde gözlenen önemli taktik hataları
da açıklayabilir: Öncelikle, Kuzey Osetya’da Kavkaz-008
tatbikatı nedeniyle binlerce Rus askeri, yüzlerce tank ve
zırhlı araç bulunuyordu. Rusya bu birlikleri kullanarak
krize çok hızlı bir biçimde müdahale edebildi. Avro-Atlantik
desteğin Rusya’yı herhangi bir karşılık vermekten
alıkoyacağına inanan Gürcistan, Rus birliklerinin Güney
Osetya’ya tek giriş noktası olan Roki Tüneli’ni devre dışı
bırakmayı bile düşünmemişti. Rus birlikleri, Kavkaz-008
tatbikatında denedikleri bütün taktikleri Gürcistan’a karşı
uygulama şansı bulacaktı. Irak’tan ABD uçakları ile geri
getirilen binlerce Gürcü askeri bu denklemi
değiştiremeyecekti.
Gürcü askeri
kapasitesini neredeyse tümüyle ortadan kaldıran Rus
birlikleri Gürcü topraklarında ilerleyerek stratejik Poti
Limanı’nı, Tsinval’e en yakın Gürcü kenti olan Gori’yi ve
Türkiyeli mühendis ve işçilerin emeği ile inşa edilen önemli
bir askeri üssü barındıran Senaki’yi ele geçirdi. Gori’de
yine Kafkasyalılar öldü ve yaralandı. Gori ve Senaki’den
çekilen Rus birlikleri Gürcülerin protesto gösterileri
arasında Poti’de mevcudiyetini güçlendirdi.
SOĞUK SAVAŞ...
YİNE, YENİDEN
Savaş sona
erdiğinde, “dünyayı değiştiren altı gün” olarak anılacaktı.
Nitekim Rusya’nın Avro-Atlantik ittifakının NATO ve AB
örgütlerinin telkin, dayatma ve yaptırım tehditlerine rağmen
NATO adayı Gürcistan’a müdahale etmesi ve kendisini salt
Abhazya ve Güney Osetya ile sınırlandırmayıp Gürcü
topraklarına da yerleşmesi, üstüne Abhazya ve Güney
Osetya’nın bağımsızlığını tanıması bir süredir tartışılan
“Soğuk Savaş yeniden mi başlıyor?” yorumlarına hız
kazandırdı.
Bu yorumlarda
dile getirilen iddialara göre Rusya, kendi stratejik etki
alanı içinde bulunan bölgelerde artık dolaylı ya da dolaysız
Avro-Atlantik mevcudiyetine hoşgörü göstermeyecekti;
imparatorluk eski gücüne erişiyordu. Gürcistan’a koşulsuz
destek veren Avro-Atlantik ise giderek güçlenen Avrasya
ittifakının enerji tekeli nedeniyle sürece müdahale
edemeyecekti. Tek kutuplu dünya yıkılmış, iki kutuplu daha
dengeli bir dünya gelmişti. Rusya, Avro-Atlantik
politikalarına direnerek ABD imparatorluğunun baskıcı
yayılmacılığına set çekmiş oluyordu. Hatta manşetten verilen
haberlerde Rusya’nın 21. yüzyılın yükselen güçleri olan Çin
ve Hindistan’ı da yanına alarak Batı’ya meydan okuyacak bir
paktı, Avrasya paktını kuracağı müjdeleniyordu.
Avro-Atlantik
çizgisinde yorum yapanlar da esas olarak bu algıyı
derinleştirecek yorumlarda bulunuyorlardı. Avrupa’nın Rusya
kontrolünde olmayan tek enerji nakil koridoru tehdit
altındaydı. Rusya uyanmış, petrol fiyatlarındaki astronomik
artışla güçlenen ekonomisi ve artan siyasi ağırlığıyla
birlikte uluslararası siyasette eşit ve karşıt bir güç
olarak yerini almıştı. G-8 örgütünden çıkarılmalı, Dünya
Ticaret Örgütü’nden dışlanmalıydı. Soğuk savaş geri gelmişti.
Bu yorumlara
ilişkin görüşlerimizi saklı tutarak öncelikle bu tartışma
biçimini kategorik olarak reddettiğimizi belirterek
ilerleyelim. Kafkasya Avro-Atlantik ve Avrasya stratejik
eksenlerinin kesişim noktası; Hazar ve Orta Asya havzası
enerji kaynaklarına erişim yolları üzerinde…
Buraya kadar
tamam, ancak Kafkasya boş bir arazi parçası değil; burada
binlerce yıldır yaşayan halklar var. Kafkasya, göreceli
olarak çok küçük bir bölgede kültürel benzerlikler taşımakla
birlikte etnik ve dinsel olarak çok farklı özellikler
gösteren halklardan oluşuyor. Ve bu halkların bir gün
yeniden birlikte olma, herhangi bir emperyal güçten bağımsız
Birleşik Kafkasya’yı kurma idealleri var.
EMPERYAL
GÜÇLERİN MUHAREBE ALANI
Kafkasya,
tarihi boyunca emperyal güçlerin muharebe alanı oldu. Bu
yüzden de her türden tahakküm, direniş ve tahammül
stratejilerinin uygulama alanı... Kafkasya en son silah
sistemlerinin yanı sıra sürgünler, zorunlu yerleştirme,
nüfus kaydırma vb ‘insan mühendisliği’ icatlarının denendiği
laboratuvar alanlarından birisi... Demografik yapısı,
yeniden yazılan, icat edilen tarihine, kültürüne, politik
yapılarına paralel olarak değiştirildi ve günümüzdeki halini
aldı.
Kafkas
halklarının bağımsızlık özlemleri, farklı ideolojiler
benimseyen ama aynı insan mühendisliği ve katliam
politikalarına başvuran küresel ve bölgesel güçlerce hep
engellenmeye çalışıldı. Bazı etnik unsurlar bu politikalar
sonunda ortadan kaldırılırken, kısmen ya da tümüyle
anavatanlarından sürülürken, bazıları da kendi topraklarında
azınlık konumuna getirildiler. Siyasi haritalar, ilgili
ülkeleri bir dış gücün merhametine, hakemliğine, korumasına,
hamiliğine, ekonomisine muhtaç edecek şekilde oluşturuldu.
Konu, Kafkas
halklarını tarihi, iradesi, hatta mevcudiyeti tümüyle
dışarıda bırakılarak küresel güçlerin bölge üzerindeki
niyetleri, oyunları, uygulamaları üzerinden tartışılamaz.
Aksi halde yüzlerce yıldır bağımsızlık mücadelesi veren,
türlü bölgesel ve küresel güçlerle tümüyle yok olmak
pahasına çarpışan ve bölgenin asli unsuru olan halklara en
büyük haksızlık yapılmış oluyor.
Kurgusal
tarih Kafkasya halklarına rağmen yazılmaya devam ediyor ve
Kafkasya meselesinin bir jeostratejik didişme hali olarak
tartışılması bu kurgusal tarihe katkıda bulunuyor.
Zira çizilen
yeni sınırlar yalnız haritalarda kalmadı, Kafkasyalıların
algı ve imgelem dünyalarına da nüfuz ettirilmeye çalışıldı.
Kafkas ülkeleri yakın tarihin bu zoraki siyasi harita oyunu
sonucunda birçok sıcak savaş yaşadı, yaşıyor. Kafkas
ülkelerine sunulan tek seçenek küresel güçlerden herhangi
birisine biat etmeleri… Peki, Kafkas halkları bu seçeneğe ne
diyor, hiçbir analizde, hatta ‘sol’dan yapılan analizlerde
bile buna dair bir fikir edinemiyoruz.
MÜCADELENİN
DOĞASINI ANLAMAK
Kafkasya’yı
anlamak için emperyal güçlerin belirlediği tezlere,
terimlere ihtiyacımız yok. Kafkasya halkları, kapitalist
dünya-sistemin boru hattı politikalarından, kendi iç
hegemonya mücadelelerinden daha değerli ve bundan bağımsız
bir mevcudiyeti var. Kafkasya, ABD ve Rus yayılmacılığının
sınandığı bir çatışma alanı, metinlerarası bir entelektüel
egzersiz platformu değil. Halkların tüm bu küresel güçlere
rağmen varoluş mücadelesi verdiği bir alan. Bu nedenle de
öncelikli olan ve bize düşen bu mücadelenin doğasını anlamak
olmalıdır. Buna yazı dizisinde elden geldiğince yer
vereceğiz.
Şimdi bir
parantez açarak savaş sonrasında dile getirilen ve kategorik
olarak reddettiğimiz bir görüşü ele alalım: Soğuk savaş
yeniden başlıyor!
Kısaca, iki
küresel güç ve stratejik eksen arasında askeri, ideolojik ve
ekonomik bir denge, geçici bir pat durumu olarak tarif
edilebilecek Soğuk Savaş döneminin sonunda artık yeni bir
dünyada yaşıyoruz. Siyasi, ekonomik, askeri, ideolojik,
kültürel meydan okumalarını henüz daha tam olarak idrak
edemediğimiz, yarattığı yeni sorunlarla boğuştuğumuz ve baş
etmeye henüz hazır olmadığımız bir dünya...
***
GÜNEY OSETYA:
Kısa tarihçe…
GÜNEY Osetya,
1801 yılında Rusya tarafından ilhak edildi. Güney Osetya,
devrimin ardından Menşevik Gürcistan Demokratik
Cumhuriyeti’nin bir parçası olurken, Kuzey Osetya Terek
Sovyet Cumhuriyetine dâhil oldu. Bölgede bağımsızlığı
amaçlayan birçok isyan yaşandı. 1922’de Gürcistan Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetine bağlı Güney Osetya Özerk Bölgesi
kuruldu.
10 Kasım
1989’da, Güney Osetya bölgesel konseyi, Gürcü Yüksek
Konseyinden bölgenin özerk cumhuriyet statüsüne
yükseltilmesini istedi. Gürcü Yüksek Konseyi aynı yıl
Gürcüceyi ülkenin ana dili ilân etti.
1990 yılında
da bölgesel partileri yasaklayan bir kanunu kabul etti.
Bunun üzerine Osetya’lılar Güney Osetya’yı SSCB içinde tam
egemen bir Sovyet Demokratik Cumhuriyeti olarak ilân etti.
Osetyalılar müteakip Gürcü parlamento seçimlerini boykot
ederek kendi seçimlerini yaptılar. Zviad Gamsakhurdia
liderliğindeki Gürcü hükümeti bu seçimi gayrimeşru ilan etti
ve 11 Aralık 1990 tarihinde Osetya’nın özerk statüsünü
tümüyle kaldırdı.
1991 yılında
çıkan şiddetli çalışmalarda 1,000 Kafkasyalı öldü ve
yaklaşık 100 bin Osetyalı Kuzey Osetya’ya iltica etti. 23
bin Gürcü Güney Osetya’dan kaçarak Gürcistan’ın çeşitli
bölgelerine yerleştirildi. Çoğu Güney Osetyalı, Stalin
tarafından 1944 yılında sürülen İnguşların yerine yerleşti
ve bu eski İnguş bölgesi üzerinde Osetyalılar ve İnguşlar
arasında çatışmalara yol açtı.
1992 yılında
Gürcistan ateşkesi kabul etti. Gürcüler, Ağustos 2008’deki
savaşa kadar Akhalgori kasabası da dâhil olmak üzere Güney
Osetya’nın önemli bir bölümünü elinde tutuyordu. Oset, Rus
ve Gürcülerden oluşan bir barış gücü kuruldu. 2004 yılında
gerilim yine artmaya başladı.
8 Ağustos
2008 sabahı, Gürcistan ateşkes ihlali gerekçesiyle Güney
Osetya’ya girdi. Bunu Rusya’nın müdahalesi izledi. 15
Ağustos 2008’de bir ön ateşkes antlaşması imzalandı. Toplam
olarak 70 bin olan Güney Osetya nüfusunun tahminen 30 bini
Rusya’ya kaçtı. 18 Ağustos tarihinde evlerinden kaçan
Gürcülerin sayısı 68 bini buldu.
26 Ağustos
2008 tarihinde Rusya, Güney Osetya’yı tanıdı. Belarus ve
Venezüella da Rusya’yı izledi.
***
Gürcistan’ı
silahlandıran ülkeler
»
ABD: Helikopter, karakol botu, otomatik tüfek, askeri eğitim.
»
Bulgaristan: Çekili ve kundağı motorlu obüs, havan topu,
uçaksavar, tanksavar roketi, otomatik tüfek, mühimmat.
»
Macaristan: Zırhlı personel taşıyıcı; otomatik
tüfek-mühimmat, makineli tüfek, havan topu.
»
Yunanistan: Hücumbot, karakol botu, telsiz, havan topu.
»
Letonya: Telsiz ve muhtelif telsiz aparatı.
»
Litvanya: Otomatik tüfek.
»
Kazakistan: Tanksavar füzesi.
»
Özbekistan: Taarruz helikopteri.
»
Türkiye: Zırhlı personel taşıyıcı, helikopter, otomatik
tüfek, otomatik bombaatar, topçu roketi, obüs mermisi,
karakol botu, komünikasyon ve seyrüsefer ekipmanı, GPS uydu
sistemi.
»
Fransa: Radar istasyonu.
»
Çek Cumhuriyeti: Tank, çekili ve kundağı motorlu obüs, havan
topu, mühimmat.
»
Estonya: Bilgisayarlı eğitim sistemi.
»
İsrail: İnsansız hava araçları, topçu roketleri, piyade
tüfekleri, savaş uçağı modernizasyonu.
»
Bosna Hersek: Havan topu, topçu roketi.
»
Sırbistan: Mühimmat.
»
Ukrayna: Tank, zırhlı personel taşıyıcı, eğitim uçağı,
saldırı helikopteri, nakliye helikopteri, uçaksavar,
hücumbot, karakol botu ve mühimmat.
(Not:
Gürcistan, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden yaptığı silah
alımlarının yanı sıra çok sayıda silah sistemini de hibe
usulüyle envanterine katmıştır. Türkiye, Gürcistan’a en
fazla askeri hibede bulunan ülkelerden birisidir.)
Kaynak: SIPRI
|