Birgün Gazetesi / Köşe Yazısı
Kaf Dağı'nın ardı

04.09.2008
Enis Rıza
Birgün Gazetesi

 
"Köylerin çevrelerindeki ormanlar kesildi. Yağmadan sonra evler ve ekinler ateşe verildi. Topraklarını terk etmek istemeyenler katledildi.

 

Üç kuşağa mal olan uzun ve kanlı savaşlardan sonra, Kafkasyalılar yurtlarından ayrılmak zorunda kaldılar.

 

21 Mayıs 1864 yılıdır. Çarlık"ın, Kafkas-Rus savaşının sona ermesini törenlerle kutladığı o gün... bir milyondan fazla Çerkes için -yaşadıkları yenilginin ve vahşetin ardından- büyük sürgün başlayacaktır.

 

Onlardan boşalan yerlere başka topluluklar yerleştirilmeye, adları ve tarihleri hafızalardan silinmeye çalışılacaktır."

 

Denizden ve karadan, aylarca ve yıllarca süren, yüz binlerce insanın acılarla örülmüş yolculuğudur bu. Köhne gemilerle gidenlerin çoğunu Karadeniz alır. Ondandır nesiller boyu balık yememişlerdir.

 

"Sağ kalabilenler Balkanlar"a, Anadolu"ya ve Ortadoğu"ya-özgün bir yaşama kültürünün taşıyıcısı olarak yağmur gibi serpilirler."

 

Ve gelenler, tıpkı kalanlar gibi kendilerine yurt olan topraklara derin bir vefa duygusuyla bağlanırlar. Ve elbette geride kalanlar, tıpkı gidenler gibi, o masalsı coğrafyada dağlara ve ormanlara karışırlar.

 

Asimilasyon politikasına karşı direnen ve 1905 Devrimi sırasında sessiz duran Çerkesler, izleyen yıllarda devrimin onların taleplerini kucaklamasıyla birlikte, 1917"nin ön saflarında yer alacaklardır.

 

Ama 1924"ün ardından gelen yıllarda yeniden Gürcüleştirme-asimilasyonuyla karşı karşıya gelirler. Bu politika ister istemez Kafkas halkları arasında bir yarılma yaratır. Stalin, "Kafkasya"da kendi edebiyatları olmadığı halde ilkel kültürleri ve kendi dilleriyle var olan, geçiş halindeki, kısmen asimile olan, kısmen de gelişen bir dizi ulus vardır" diyordu... "Megreller, Abhazalar, Acarlar, Svanlar, Lesgisler ve farklı diller konuşan fakat kendi edebiyatları olmayan diğerleri ile ne yapacağız? Bunları hangi ulusa dâhil edeceğiz? Onları ulusal birlikler halinde düzenleyebilir miyiz?" Ve sürdürüyordu.. "Kafkasya"da Gürcüler tarafından asimile edilen,  Ön Kafkasya"da ise kısmen Ruslar tarafından asimile edilen ve diğer yandan kendi edebiyatlarını da yaratmaya çalışan Osetlerle ne yapacağız? Onları ulusal bir bütün halinde nasıl organize edebiliriz? Gürcüler"in dilini konuşan fakat İslam"a inanan ve Türk kültürüne sahip olan Acarlar"ı hangi ulusal bütüne dâhil edeceğiz? Dinsel inanışlarından dolayı Gürcüler"den ayıracak mıyız?"

 

Her kelimesi sorunlu bu paragrafı, "Nart Atlıları"nın kılıç şakırtıları; toplu olarak ve tahta çalarak söylenen yaban şarkıların uğultusu altında yine şu tehlikeli cümlesiyle tamamlıyor Stalin: "Kafkasya"daki ulusal sorun ancak gecikmiş ulus ve milliyetlerin daha genel bir yüksek kültür kanalına çekilmeleriyle halledilebilir". Oysa kadim zamanlardan beri onlar kimliklerini korumak için direnmenin efsanelerini yaratmışlardı ve yüzlerce yıldır süren serüven yeniden başlayacaktı. Yüzyıllardır bağımsız bir devlet olan Abhazya ve Osetya Gürcistan egemenliği altına sokulacaktı.

 

Yaklaşık altmış yıl boyunca devlet ve toplum arasında -devrimin hayali olarak- var olması öngörülen doğrudan demokrasi mekanizmaları ve özgür iletişim araç ve kurumları yok edildiğinden; etnik talepler bastırıldığından prestorayka sonrası milliyet-çilik açığa çıktı. Bu milliyetçilik, asimilasyon politikaları ve toplumlar arasındaki düşmanlıkların körüklenmesiyle o günden bu yana da sürdürülüyor.

Son saldırıyı, bu anlamda tarihsel bağlamı içinde, hâkim Gürcü devlet ideolojisinin bir atağı olarak da okumak gerekir ve Gücü halkının da bu acıların hiçbirini hak etmediğini eklemeli.

 

Kafkas halklarının antik dönemlerden bu yana kimliklerini, dillerini, kültürlerini korumayı başarma yeteneğine sahip oldukları bir tarihleri var.

Küresel çıkarların, politik dengelerin, güç çatışmalarının piyonları haline getirilmeye çalışılıyorlar. Mevziler ve hâkimiyet alanları el değiştiriyor. Unutulmamalı ki Kafkas halklarının bir yanı Anadolu"da... Gürcüler"den Abhazlar"a, Osetler"den Adigeler"e, Lazlar"dan Ermeniler"e... İktidarın da ortak olduğu -bir çatı kavram olarak- Çerkesler"i yaralayan ve çoktan açığa çıkan maceracı emperyal politikalara karşı halklar arasında dayanışmanın,  Kafkas barışının bağımsızlık hakkının da yüksek sesle dile getirilmesinin zamanı çoktan geçiyor.

Orası halkların Kaf Dağı. Ardında, sulara ve kutsal ağaçlara sinen birarada yaşamanın ve özgürlükleri uğruna barbarlığa karşı savaşmanın yüksek insanlık kültürü ve direnci var.

 

Tıpkı o eski şarkıda söyledikleri gibi…

 

"Dünya henüz balçık halindeyken / yeryüzü yeni kabuk bağlarken / gökyüzü ağlarla örülürken / toprak koyun sürüleriyle sertleşirken / İdil Nehri"ni insanlar bir adımda geçerken / Kulkujin işi silahım, kara günlerde mezar taşımızdı / Kulkujin işi boz yamçım, kara günlerde kefenimizdi".

 

Not: Bu konuda da, deyim yerindeyse, "iktidar"ın ve "ergenekon"un aynı çanağa baktıklarını söylemek gerekir.

 

 
 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

 

..
...