|
"Köylerin
çevrelerindeki ormanlar kesildi. Yağmadan sonra evler ve
ekinler ateşe verildi. Topraklarını terk etmek istemeyenler
katledildi.
Üç kuşağa mal
olan uzun ve kanlı savaşlardan sonra, Kafkasyalılar
yurtlarından ayrılmak zorunda kaldılar.
21 Mayıs 1864
yılıdır. Çarlık"ın, Kafkas-Rus savaşının sona ermesini
törenlerle kutladığı o gün... bir milyondan fazla Çerkes
için -yaşadıkları yenilginin ve vahşetin ardından- büyük
sürgün başlayacaktır.
Onlardan
boşalan yerlere başka topluluklar yerleştirilmeye, adları ve
tarihleri hafızalardan silinmeye çalışılacaktır."
Denizden ve
karadan, aylarca ve yıllarca süren, yüz binlerce insanın
acılarla örülmüş yolculuğudur bu. Köhne gemilerle gidenlerin
çoğunu Karadeniz alır. Ondandır nesiller boyu balık
yememişlerdir.
"Sağ
kalabilenler Balkanlar"a, Anadolu"ya ve Ortadoğu"ya-özgün
bir yaşama kültürünün taşıyıcısı olarak yağmur gibi
serpilirler."
Ve gelenler,
tıpkı kalanlar gibi kendilerine yurt olan topraklara derin
bir vefa duygusuyla bağlanırlar. Ve elbette geride kalanlar,
tıpkı gidenler gibi, o masalsı coğrafyada dağlara ve
ormanlara karışırlar.
Asimilasyon
politikasına karşı direnen ve 1905 Devrimi sırasında sessiz
duran Çerkesler, izleyen yıllarda devrimin onların
taleplerini kucaklamasıyla birlikte, 1917"nin ön saflarında
yer alacaklardır.
Ama 1924"ün
ardından gelen yıllarda yeniden
Gürcüleştirme-asimilasyonuyla karşı karşıya gelirler. Bu
politika ister istemez Kafkas halkları arasında bir yarılma
yaratır. Stalin, "Kafkasya"da kendi edebiyatları olmadığı
halde ilkel kültürleri ve kendi dilleriyle var olan, geçiş
halindeki, kısmen asimile olan, kısmen de gelişen bir dizi
ulus vardır" diyordu... "Megreller, Abhazalar, Acarlar,
Svanlar, Lesgisler ve farklı diller konuşan fakat kendi
edebiyatları olmayan diğerleri ile ne yapacağız? Bunları
hangi ulusa dâhil edeceğiz? Onları ulusal birlikler halinde
düzenleyebilir miyiz?" Ve sürdürüyordu.. "Kafkasya"da
Gürcüler tarafından asimile edilen, Ön Kafkasya"da ise
kısmen Ruslar tarafından asimile edilen ve diğer yandan
kendi edebiyatlarını da yaratmaya çalışan Osetlerle ne
yapacağız? Onları ulusal bir bütün halinde nasıl organize
edebiliriz? Gürcüler"in dilini konuşan fakat İslam"a inanan
ve Türk kültürüne sahip olan Acarlar"ı hangi ulusal bütüne
dâhil edeceğiz? Dinsel inanışlarından dolayı Gürcüler"den
ayıracak mıyız?"
Her kelimesi
sorunlu bu paragrafı, "Nart Atlıları"nın kılıç şakırtıları;
toplu olarak ve tahta çalarak söylenen yaban şarkıların
uğultusu altında yine şu tehlikeli cümlesiyle tamamlıyor
Stalin: "Kafkasya"daki ulusal sorun ancak gecikmiş ulus ve
milliyetlerin daha genel bir yüksek kültür kanalına
çekilmeleriyle halledilebilir". Oysa kadim zamanlardan beri
onlar kimliklerini korumak için direnmenin efsanelerini
yaratmışlardı ve yüzlerce yıldır süren serüven yeniden
başlayacaktı. Yüzyıllardır bağımsız bir devlet olan Abhazya
ve Osetya Gürcistan egemenliği altına sokulacaktı.
Yaklaşık
altmış yıl boyunca devlet ve toplum arasında -devrimin
hayali olarak- var olması öngörülen doğrudan demokrasi
mekanizmaları ve özgür iletişim araç ve kurumları yok
edildiğinden; etnik talepler bastırıldığından prestorayka
sonrası milliyet-çilik açığa çıktı. Bu milliyetçilik,
asimilasyon politikaları ve toplumlar arasındaki
düşmanlıkların körüklenmesiyle o günden bu yana da
sürdürülüyor.
Son saldırıyı,
bu anlamda tarihsel bağlamı içinde, hâkim Gürcü devlet
ideolojisinin bir atağı olarak da okumak gerekir ve Gücü
halkının da bu acıların hiçbirini hak etmediğini eklemeli.
Kafkas
halklarının antik dönemlerden bu yana kimliklerini,
dillerini, kültürlerini korumayı başarma yeteneğine sahip
oldukları bir tarihleri var.
Küresel
çıkarların, politik dengelerin, güç çatışmalarının piyonları
haline getirilmeye çalışılıyorlar. Mevziler ve hâkimiyet
alanları el değiştiriyor. Unutulmamalı ki Kafkas halklarının
bir yanı Anadolu"da... Gürcüler"den Abhazlar"a, Osetler"den
Adigeler"e, Lazlar"dan Ermeniler"e... İktidarın da ortak
olduğu -bir çatı kavram olarak- Çerkesler"i yaralayan ve
çoktan açığa çıkan maceracı emperyal politikalara karşı
halklar arasında dayanışmanın, Kafkas barışının bağımsızlık
hakkının da yüksek sesle dile getirilmesinin zamanı çoktan
geçiyor.
Orası
halkların Kaf Dağı. Ardında, sulara ve kutsal ağaçlara sinen
birarada yaşamanın ve özgürlükleri uğruna barbarlığa karşı
savaşmanın yüksek insanlık kültürü ve direnci var.
Tıpkı o eski
şarkıda söyledikleri gibi…
"Dünya henüz
balçık halindeyken / yeryüzü yeni kabuk bağlarken / gökyüzü
ağlarla örülürken / toprak koyun sürüleriyle sertleşirken /
İdil Nehri"ni insanlar bir adımda geçerken / Kulkujin işi
silahım, kara günlerde mezar taşımızdı / Kulkujin işi boz
yamçım, kara günlerde kefenimizdi".
Not: Bu
konuda da, deyim yerindeyse, "iktidar"ın ve "ergenekon"un
aynı çanağa baktıklarını söylemek gerekir.
|