|
Rektör
Prof. Dr. Fazıl Tekin, ‘çarşaflı eş’ iddiasını karalama
amaçlı iftira olarak görüyor. Özel hayatıyla ilgili olarak
ise “Nasip olmadı, dengimi bulamadım. Umudumu kesmedim.
Hayatımın prensesini bulursam evlenirim.” diyor.
YÖK’ün, rektör ataması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e
gönderdiği 3 kişilik listedeki adaylardan birinin dosyasına
‘eşi çarşaflı’ notu eklenmişti; ancak yapılan araştırmada bu
kişinin hayatında hiç evlenmediği tespit edildi. Gül’ün
‘dehşete düştüm’sözleriyle anlattığı olay üzerine YÖK, böyle
bir bilgi notunun kendileri tarafından gönderilmediğini
savundu; ancak bu notun Gül’ün önüne nasıl gittiği henüz
netlik kazanmadı. Olay, Türkiye’deki fişleme furyası
konusunda da yeni bir ibret vesikasıydı. Tartışmaların
odağındaki isim olan Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Fazıl Tekin, bilgi notunun nasıl gittiğinin şaşkınlığını
yaşıyor hâlâ, bazı devlet kurumlarında geçmişte yapılan bu
tür fişlenmelere de dikkat çekiyor. Üniversitedeki oylamada
ikinci gelen çiçeği burnundaki rektör, YÖK’le ilgili
tartışmalara fazla girmek istemiyor. ‘Çarşaflı eş’ iddiasını
gayri ciddi bulurken, özel hayatı konusunda da içten
itiraflarda bulunuyor.
-Çarşaflı eş iddiası nereden çıktı?
Bu konunun nereden çıktığı meçhul. Ancak bu tamamen
mesnetsiz, temelsiz bir iddia. Beni tanıyanlar özel
hayatımın ne olduğunu bilirler. Eskişehir büyük bir kent
değil. 500 bin nüfuslu bir yer. Ben her zaman toplum içinde
bulunan bir insanım. Özel hayatım, aile hayatım herkes
tarafından biliniyor. Bugüne kadar çarşaflı-çarşafsız
kimseyle dolaştığımı, olur olmaz yerlerde görüldüğümü kimse
söyleyemez. Aile itibarımız çok önemlidir. Eskişehir’in
köklü ailelerindeniz. Ben bunun için hep duyarlı olmaya
çalıştım.
-Ailenizde çarşaflı insan var mı?
Bizim ailemizde rahmetli annem dışında başörtüsü takan yok.
Kız kardeşim Gazi Üniversitesi’nde profesördü, emekliye
ayrıldı. Yakınlarım arasında da böyle tek bir insan
bulunmuyor.
-Dosyanıza böyle bir notu kim koymuş olabilir? Bu konuda hiç
düşündünüz mü?
Düşündüm; ama inanın hiç aklıma gelmedi. Birtakım
gayretkeşlerdir diye düşünüyorum. Bunu yapanlar, sorumlu
kişiler mi sorumsuz insanlar mı onu da bilemiyorum. Aklıma
gelmiyor. Böyle aslı astarı olmayan mesnetsiz iddialarla, bu
kadar önemli meseleler varken ülkeyi meşgul etmeyi doğru
bulmuyorum. Bazıları söyleyecek şey bulamayınca iftira ve
karalamalara başlıyor.
-Seçimde yarıştığınız rakipleriniz böyle bir notu göndermiş
olabilir mi?
Seçim döneminde herhangi bir seviyesizlik yaşanmadı.
Eleştiriler oldu; ama huzuru bozucu bir durum olmadı. En
ufak bir tartışmamız olmadı. Sadece neler yapacağımızı
anlattık. Çünkü insanların geçici, kurumların kalıcı
olduğunu bilen insanlarız. Üniversitemizin yıpranmasını
istemeyiz. Arkadaşlarımın böyle bir şey yapacağına ihtimal
veremiyorum. Ama burası Türkiye, yine de belli olmaz.
Geçmişte kimlerin nasıl fişlendiğini çok iyi biliyoruz.
-Bir gazete(Cumhuriyet) sınav saatlerini cuma namazına göre
yaptığınızı yazdı. Doğru mu?
Üniversitemizde eskiden beri ders ve sınavların nasıl ve
hangi tarihte yapılacağı tamamen yetkili kurullar tarafından
ayarlanıyor. Bizim okulumuzda bazı bölümlerin derslerini
tarih bölümü hocaları belirliyor. Bu ortaklaşa alınan bir
karardır. Rektörlüğün, derslerin ya da sınavların tarihine,
saatine müdahale etmesi gibi bir durum asla söz konusu
olamaz.
OKULA, CAMİYE, KIŞLAYA SİYASET GİRMEMELİ
-Herhangi bir siyasi partiyle yakınlığı var mı?
Siyasi hiçbir partiyle organik bağım yok. Böyle bir şey
olsaydı, hakkımda bir sürü dosya olurdu. Bu tür şeylerle
alakası olan bir insan değilim ben. Aksine hem seçim
sürecinde hem de seçildikten sonra bütün siyasi partilerden
manevi destek gördüm. Anamuhalefet partisinden(CHP)
milletvekilliği yapmış ve halen yapmakta olan çok sayıda
kişi gelip beni tebrik etti. AKP ile hiçbir organik ilişkim
olmadı, bunu herkes biliyor. Ben okula, camiye ve kışlaya
siyasetin girmesini istemem.
-Olayın ortaya çıkmasıyla birlikte bir tartışma yaşandı.
Nerden kaynaklıyor bu tartışmalar?
Bu tartışmalar aslında sistemle ilgili olsa gerek. Yani bir
sistem eleştirisidir. ‘Neden birinci olan atanmadı’ diye.
Mutlak bir seçim olsaydı belki bu tür tartışmalar
yaşanmazdı. Burada Sayın Gül’ü eleştirmek istiyorlar. Neden
daha az oy alanı seçtiler diye. Benim atanmış olmamdan
dolayı bazı kesimler rahatsız oldu. Sanki haksız bir atama
olmuş gibi benim üzerimden Sayın Cumhurbaşkanı’nı hedef
aldılar havası var.
-Yani sizin üzerinizden Cumhurbaşkanı Gül’ü mü vurmaya
çalışıyorlar?
Evet. Sayın Cumhurbaşkanı’nın politik tandansı bellidir.
Olsa olsa kendisine yakın birisini seçmiştir diye düşünmeye
başladılar muhtemelen. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı’nı
eleştiriyorlar. Eleştiri okları onadır şahsımdan ziyade.
Ancak beni vesile yaparak kullanmışlardır. Sayın
Cumhurbaşkanı, yasal mevzuat çerçevesinde atamamı yapmıştır.
Bu sistem değişmeden atamalarla ilgili tartışmalarda
Cumhurbaşkanı’na haksızlık yapılır diye düşünüyorum. 30 yıl
yöneticilik yaptım değişik üniversitelerde. Cumhurbaşkanımız
sanırım bu durumu göz önünde bulundurarak tercihini bu yönde
kullanmıştır. Bu karar eleştirilebilir; ama birilerini
karalamak doğru değil.
İDEOLOJİK YAKLAŞIM VE SİSTEM DEĞİŞMELİ
-Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olsaydı aynı tartışmalar
olur muydu?
Onu kestirmek mümkün değil. Takdir hakkını kullanmış olsaydı
bunu yaparlar mıydı bilemiyorum. Ama Türkiye’de insanlar
yaptıkları işlere göre değil, ideolojik ve siyasi
duruşlarına göre değerlendiriliyor. Bu yaklaşım doğru değil.
-Atandıktan sonraki ilk demecinizde YÖK’ün değişmesi
gerektiğini söylediniz. Mevcut yapılanmada en büyük sorun
olarak neyi görüyorsunuz?
Şu an bu konuyla ilgili çok ayrıntıya girmek istemiyorum.
Mevcut yapılanmada biraz bürokrasiyi artırıcı ve
üniversiteler üzerinde otorite oluşturma gibi bir işlevi var
YÖK’ün. Zamanla her kurumda değişiklik oluyor; aynı durum
YÖK için de geçerli olmalı.
-Nasıl bir yapı olmalı sizce?
Öncelikle YÖK’te yapısal bir değişiklik şart. YÖK, merkezî
bir otorite yerine koordinatörlük görevi yapmalı. Bir de
üniversitelerarası kurul var. İkisinin arasında zaman zaman
çatışmalar çıkıyor. Bunların, mümkünse bir çatı altında
uyumlu bir şekilde çalışabilecekleri bir yapı olması lazım.
Akademik konular tamamen üniversitelerarası kurula
bırakılmalı. YÖK de planlama, strateji geliştirme ve
koordinasyon işini almalı diye düşünüyorum. Devletin
kurumları arasında görüş farklılıkları olabilir; ama kavga
olmamalı. Ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu hususlardan biri
toplumsal barıştır.
ÇOCUKLAR, BEN BU KONUDA KÖTÜ ÖRNEĞİM!
-Biraz da özel hayatınıza ait şeyler sormak istiyorum. Neden
evlenmediniz bugüne kadar?
Evliliğin temelinde sevgi olması lazım. Sevgisiz bir evlilik
olmaz diye düşünüyorum. Yuva kuracak insanlarda samimi bir
sevgi, güven olması şart. Hani iki yıldızın barışması vardır
ya, çok önemli bir olay bu. Bunu yakaladınız mı kaçırmamanız
lazım. Ben evlilik kurumuna son derece önem veren bir
insanım. Bizim gençlere okulunuzu bitirin iş sahibi olunca
hemen evlenin diye tavsiye ediyorum. Kendimi kastederek
“Bakın kötü örnek var karşınızda, sakın ha” diyorum.
Çocukları çok seviyorum. Bu yüzden bu mesleği seçtim.
-Evlilik için bugüne karar hiç görüştünüz mü kimseyle?
Bazılarıyla görüştük. Ama ‘şu noksan, bu eksik’ dedik. Sizin
anlayacağınız armudun sapı, üzüm çöpü dedik. Belki de fazla
mükemmeliyetçi davrandık. Böyle insanlar fazla sonuç
alamazlar. Belki de gençken bu konuda aileden baskı geldi
sanırım bu da ters tepti. Bir baktık ki tren kaçmış;
arkasındaki vagon da gidiyor. Yoksa evlenmememin özel bir
nedeni yok. Ama evlilik her an için her yaşta olabilir.
Bakarsınız biz de evleniriz. Umudumuzu kesmedik!
-Denginizi, prensesinizi bulamadınız yani.
Evet, öyle oldu.
-Çerkez olduğunuzu biliyoruz. Çerkezler geç mi evlenir?
Evet, biraz öyle. Rahmetlik babam 33 yaşında evlenmiş. Bizde
insanlar genelde 40 yaşında falan evlenir. Ama benimki biraz
fazla oldu. Aile ile uyumlu olsun dedik. Çünkü bizde ailede
çok katı bir saygı olayı var. Gerçi bu durum eskisi kadar
değil, değişti; ama yine de dikkat ederiz. Tabi bu iş biraz
nasip ve tabii ki gayretle işi. Demek ki bizim bu konudaki
gayretimiz yeterli olmadı. Belli bir yaşı da geçince evde
kaldık (gülüyor).
AKŞAMLARI YÜRÜYÜŞ, KÖYDE ÇİFTÇİLİK
-İşiniz dışında neler yapıyorsunuz?
Eski Milli Eğitim Bakanı olan hocam Orhan Oğuz, Eskişehir
şivesiyle “La (ya) Fazıl, bekarsın oğlum; bol bol goştur”
derdi her zaman. Ben de zamanımın büyük bir kısmını
üniversitede geçiriyorum. Akşamları her gün saat 22.00 ila
24.00 arası yürüyüş yaparım. Geç saatlere kadar kitap
okurum. Hafta sonları fırsat buldukça köyüme gider,
çiftçilik yaparım. Hububat yetiştiriyorum. Köylülerle sohbet
eder, memleket meselelerini konuşuruz.
|