Ama
galiba en çok, pırıl pırıl ve gülerek bakan iri yeşil
gözlerini hatırlayacağım. Hiç bir şeyden etkilenmeyen,
her şeye soğukkanlı bakan, ama Abhazya dediğinizde
buğulanan, hasta yatağında ise Abhazya dediğinizde
sarsılarak ağlayan o derin gözlerini.
Sonra, "Biz senden önce gideceğiz
Abhazya'ya, sonra sen gelirsin, komşuluk yapacağız
orada..." diye başlayan, "kendi vatanımızda olmak lazım,
hele bir gidelim de..." diye devam eden özlem dolu
sözlerini, Abhazya'yla ilgili duyduğu olumsuzluklara
hemen çatılan kaşlarını, iç çekişlerini...
Federasyona her uğradığında, o
anda yapmakta olduğumuz ne varsa hemen içinde
oluveriyordu. O kadar kocaman bir yüreği vardı ki,
vatanından geriye kalan o küçücük kısmına ailesi,
dostları, tanısın tanımasın ismini duyduğu tüm Çerkesler
sığıyordu, ismi geçen herkesi tek tek soruyor, emeği
geçen insanlarımızla tanışmak istiyordu. Ve o kadar
güçlü ve dirençli bir yüreği vardı ki, hastaneye yanına
gittiğimizde, son günlerine kadar umudunu yitirmedi,
konuşabildiği anlara kadar hep, artık iyileşeceğini,
doktorların neler yaptığını anlattı, durdu. Dersimizi
çalışıp gidiyorduk yanına, soruyordu yatağından, neler
yapıyoruz, ne gelişmeler var bir bir anlatıyorduk. Varsa
çekimler, fotoğraflar götürüyorduk, gözleri dolu dolu
izliyordu, Abhazya Gecesi’ne kadar iyileşeceğini,
mutlaka katılacağını söylerken kendisi gibi bizi de
inandırıyordu adeta. “Bu defa olmadı, bir dahaki
sefere…” diyordu sonra ağlamaklı…
Kendisi kadar dirençli olan, yıllarca
onunla birlikte mücadele eden en iyi dostu, hayat
arkadaşı Aliye ablanın da motivasyonuyla son anlarına
kadar kendini bırakmadı, başı dik durdu. En mutlu, en
verimli yaşlarıydı sanıyorum, bir de ateşi
yükselmeseydi, Mayıs ayında hastaneye yatmak
yerine Abhazya'ya gidebilseydi...
O bizim, Federasyon çalışanlarının hep
gururla, övgüyle bahsettiğimiz, danıştığımız,
paylaştığımız, örnek aldığımız Sadık ağabeymizdi. Şimdi
canından bir parça koparmışlar gibi yüreği acıyan,
içinde kalan o kocaman boşlukla son bir şeyler
yapabilmenin telaşıyla oradan oraya koşturup duran
Cumhur'un can dostu olan Sadık abimiz. O'nu yeterince
anlatmak, umarım mümkün olur. Bir beyefendiydi, efendice
yaşadı, efendice ayrıldı aramızdan.
Bıraktığın yerden devam edeceğiz
elimizden geldiğince, unutmayacağız seni Axba Sadık, hiç
şüphen olmasın…
Bziyala.
Behice
Yeşilbağ