|
Gürcistan’dan
tek yanlı bağımsızlığını ilan eden Abhazya’nın “Dışişleri
Bakanı” Sergey Şamba, 2 Haziran’da Türkiye’ye geliyor. 2
Haziran’da İstanbul’da Selimiye Kafkas-Abhazya Kültür
Derneği’nde konuşacak olan Şamba, 4 Haziran sabahı Ankara’da
basın toplantısı düzenleyecek. Şamba, aynı gün 15.00–17.00
saatleri arasında da (Ankara-Hilton Oteli Kavaklıdere
Salonu) “Kafkasya’da Gelişmeler: Abhazya ve Gelecek”
başlıklı bir konuşma yapacak. Temaslarından sonra
beraberindeki heyetle aynı akşam Ankara’da düzenlenecek
“Abhazya Gecesi”ne katılacak olan Şamba, 6 Haziran’da
Abhazya’ya dönecek.
4.
yüzyıldan itibaren Hıristiyan olan, Çarlık Rusyası'nın
1783’de vassalı olmayı kabul eden, 1801’de doğrudan Çarlık
Rusyası'na bağlı eyalet olan Gürcistan, Sovyetler
Birliği’nin dağılmasına kadar Çarlık Rusyası’na yakın
olmasına karşın, Abhazya Gürcistan’dan farklı bir politika
benimsemişti. Abhazya, etnik ve kültürel olarak aynı kökten
gelen Kuzey Kafkasya halkları ile birlikte Çarlık
Rusyası’nın işgaline direnmiş ve bu nedenle Osmanlı
devletinin vassalı olan Abhazya nüfusunun yüzde 70'ini
oluşturan Müslüman (Sünnî-Hanefi) nüfus 1864 ve 1878’de
soykırıma ve Osmanlı devleti topraklarına zorunlu göçe tabi
tutulmuştur. Böylece günümüze uzanan Abhaz sorununun
temelleri atılmıştır.
Güneybatı
Karadeniz kıyısında bulunan Abhazya’nın yüzölçümü 8.600 km²,
nüfusu 300 bin’dir. 1992-93 Gürcü-Abhaz savaşı öncesi nüfusu
ise (1991) 550 bin’dir. Sovyetler Birliği devrinde Karadeniz
kıyısında Gürcistan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan
Abhazya, birliğin dağılmasının ardından 23 Temmuz 1992
tarihinde fiilen (de facto) Gürcistan’dan bağımsızlığını
ilan etmiştir. Bunun üzerine, 14 Ağustos 1992 tarihinde
Gürcü kuvvetlerinin Abhazya’nın başkenti Sohum’a girmesi ve
buna Abhaz kuvvetlerinin cevap vermesiyle patlak veren
Gürcistan-Abhazya ihtilafı topyekûn savaşa dönüşmüştür. Bu
savaş bir yıldan fazla sürerek 30 Eylül 1993 tarihinde Gürcü
kuvvetleri ile büyük ölçüde Gürcü nüfusunun Abhazya’yı terk
etmesiyle sonuçlanmıştır. Savaşta iki taraftan yaklaşık 7
bin kişi ölmüş, 200 bin Abhazyalı Gürcü mülteci haline
gelmiştir. 1992-93 yılları arasındaki Gürcistan-Abhazya
savaşı, Abhazya açısından büyük bir sosyal ve ekonomik
yıkımı getirmekle kalmamış, Gürcistan ile yeniden bir araya
gelme seçeneğini de büyük ölçüde tüketmiştir.
3 Ekim
2004 tarihinde yapılan Abhazya devlet başkanlığı seçiminin
Rusya Federasyonu'nun arzu etmediği bir biçimde Sergey
Bagapş lehine sonuçlanmasından sonra Rus yanlısı Abhazlar
ile Abhaz milliyetçileri arasında ortaya çıkan iç savaş
tehlikesi, Abhaz halkının devlet başkanlarını seçmek için 12
Ocak 2005 tarihinde tekrar sandık başına gitmesine yol
açmıştır. 3 Ekim seçimlerinde Abhazya’nın ilk Devlet Başkanı
Vladislav Ardzınba ve Rusya Federasyonu’nun desteklediği
aday olan Raul Hacimba seçimi kaybetmiş, buna karşın Abhaz
halkının desteklediği aday olan Sergey Bagapş seçimi
kazanmıştır. Söz konusu seçim sonucunda ortaya çıkan içsavaş
tehlikesi ise Bagapş’ın 12 Ocak seçimlerine 3 Ekim
seçimlerinde en çok oyu alan Hacimba ile tek liste ve ortak
ekonomi programıyla katılması ile önlenebilmiştir. Buna
göre, Bagapş devlet başkanlığına, Hacimba ise devlet başkanı
yardımcılığına aday olmuş ve söz konusu ortaklık seçimi
kazanmıştır. Aslında, Moskova’nın ağırlığını koyması ile
sağlanan bu çözüm, Rusya Federasyonu ile Abhazya halkı
arasında bir uzlaşma sağlama çözümü olmuştur. Moskova’nın
baskılarına rağmen, Abhazya devlet başkanlığı seçimlerinin
beklenmedik bir biçimde sonuçlanması ile birlikte, bu
tanınmamış ülkede meydana gelen sessiz devrim dünyada yankı
bulmasa da, Abhaz halkı yozlaşmış bir yönetim ve Rusya
Federasyonu’nun gölgesinde kalmış bir Abhazya’dan kurtulmak
istediğini, iktidar nimetlerini Moskova’nın desteği ile
kullanan ve iktidarı bırakmak istemeyen yönetici sınıfı
tasfiyeye kararlı olduğunu seçim sandığında ikinci defa
göstermiştir. Abhazya’da parlamento seçimleri de Mart
2007’de yapılmıştır. Parlamento seçimlerinin birinci turu 4
Mart ve birinci turda adaylardan birinin yüzde 50 oy oranını
aşamadığı 17 bölgede düzenlenen ikinci tur 18 Mart 2007’de
yapılmıştır. Parlamentodaki 35 sandalye için 117 aday
yarışmasına rağmen, sonuçlar süpriz olmamış ve
milletvekillikleri Devlet Başkanı Sergey Bagapş ile Devlet
Başkanı Yardımcısı Raul Hacimba’ya yakın adaylar arasında
bölüşülmüştür. Abhazya, büyük veya ses getirecek bir yer
olmadığından ve Rusya Federasyonu ile Gürcistan’ın dünyadan
soyutladığı küçük bir coğrafya olduğundan dolayı bu
tanınmamış topraklarda meydana gelen parlamento seçimleri
dünyada ve Türkiye’de yankı bulmamış ve gölgede kalmıştır.
Bagapş
önderliğindeki Abhazya hükümeti ülkenin iç ve dış
politikasını yenileme sürecine girmeye başlamıştır. Abhazya
parlamento seçimleri sonrasında, Abhazya’nın yeni dönemini
ve geleceğini görüşmek, siyasi, sosyal ve ekonomik konularda
işbirliğini geliştirmek amacıyla Bagapş’ın 21-25 Nisan 2007
tarihleri arasında planladığı Türkiye ziyareti sağlık
sorunları nedeniyle 2007 sonbaharına ertelenmişti. Söz
konusu Türkiye gezisinin ana amacının Bagapş ile Saakaşvili
arasında Ankara’da kapalı bir görüşme yapmak olduğu ve bu
nedenle büyük önem taşıdığı iddiaları da ortaya atılmıştı.
Bagapş’ın 17-24 Ekim 2007 tarihleri arasında Türkiye’ye
gayrıresmi ziyareti de Gürcistan’da iç kargaşalıkların
artması ve ülkenin devlet başkanlığı seçimine doğru gitmesi
üzerine Gürcistan Başbakanı Zurab Nogaydeli’nin Ankara’dan
talebiyle ikinci defa ertelenmişti. Bu çerçevede, Gürcistan
Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili ile Abhazya lideri Sergey
Bagapş’ın 2008 yılı içerisinde muhtemelen Trabzon’da bir
araya gelebileceği iddia edilmektedir. Gürcü ve Abhaz
liderlerin buluşmasını sağlamak Türkiye, Gürcistan ve
Abhazya için olumlu bir gelişme olabilecektir.
1991
yılında Sovyetler Birliği dağılınca, eski Sovyet
cumhuriyetlerinin bağımsızlıkları tanınmış, buna karşın
Sovyet cumhuriyetlerinin altında yer alan birimlerin (özerk
cumhuriyet, özek bölge, özerk ilçe vb.) bağımsızlık
talepleri tanınmamıştı. 1991’de dağılmaya başlayan ve
Balkanlardaki küçük Sovyetler Birliği olarak anılan
Yugoslavya’da da aynı yöntem izlenmişti. Ancak, hem
Yugoslavya’nın (1974 Anayasası) hem de Sırbistan’ın özerk
bölgesi olan Kosova’nın 17 Şubat’ta bağımsızlığını ilan
etmesi ve bu bağımsızlığın Avrupa-Atlantik dünyası
tarafından tanınması ile birlikte uluslararası hukuk yeniden
değişmeye başlamıştır. Kosova, 'tekil örnek' olarak sunulsa
da Kosova’nın bağımsızlık ilanının ardından bir ay bile
geçmeden sözkonusu durum Güney Kafkasya’ya yansımaya
başlamıştır. 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova’nın
bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, 7 Mart’ta Abhazya
parlamentosu da uluslararası topluma bağımsızlığın tanınması
çağrısı yapmıştır. Abhazya parlamentosu ayrı bir açıklama
ile de Rusya Federasyonu parlamentosunun alt kanadı Duma ile
üst kanadı Federasyon Konseyi'nden Abhazya'yı tanımalarını
istemiştir.
Abhazya’nın asıl korkusu yok olma tehlikesi ile karşı
karşıya olmasıdır. Tanınmayan bir devlet düzeni, zaten az
olan nüfusun arttırılamaması ve Abhazca’nın Rusçanın baskısı
altında erimesi, Abhaz aydınlarını tedirgin etmektedir. Bu
nedenle, Abhazya’nın istikrar ve güvenliğini sağlamak, Abhaz
nüfusunu artırmak, Rusya Federasyonu ve Gürcistan ile
ilişkilerini dengelemek için Türkiye ile ilişkilerin
geliştirilmesi arzulanmaktadır.
Sergey
Şamba’nın gerçekleştireceği Türkiye temasları ve iletilecek
mesajlar, Abhazya, Gürcistan, Rusya Federasyonu, Türkiye ve
Kafkasya’nın geleceğinin belirlenmesi bakımından önem
taşımaktadır. Bu bağlamda Şamba, Abhazya ile Gürcistan
arasındaki sorunların çözülmesi için Türkiye’nin arabulucu
olmasını ve Abhazya’ya uygulanan deniz ve hava ulaşım ile
ticari ambargonun insani ölçülere çekilmesini isteyebilir.
Değişim ve kimlik isteminde ısrarcı olan Abhazya’nın tarihî,
kültürel ve akrabalık bağlarının bulunduğu Türkiye ile
ilişkilerini yeniden geliştirmek için atağa geçmesi,
Abhazya-Türkiye ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesi
bakımından önem taşımaktadır. Nitekim, Abhazya iktidarı ve
halkı üzerinde büyük etkisi olan Dünya Abhaz-Abazin (Abaza)
Halkları Birliği’nin 11 Haziran 2005’de Türkiye’de
(Sakarya-Hendek) toplanması, Abhazya’nın siyasi, sosyal ve
ekonomik konularda Türkiye ile işbirliğini geliştirmekte
kararlı olduğunu göstermektedir. Ancak, ekonomik, tarihi
ilişkilere ve kan bağına karşın, günümüzde ABD, AB, Almanya,
İngiltere, İtalya ve Fransa merkezli 15 sivil toplum
kuruluşunun Abhazya’da faaliyet göstermesine rağmen
Türkiye’den herhangi bir sivil toplum kuruluşu Abhazya’da
bulunmamaktadır.
Gürcü-Abhaz
diyalogunun askıya alınması taraflar arasında gerilimin
yükselmesine neden olmaktadır. Güneybatı Kafkasya’da
sürdürülebilir barışın sağlanması ve uyuşmazlıkların
önlenebilmesi için ilk önce tansiyonun kontrollü düşürülmesi
gerekmektedir. Moskova, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarına
bölge dışı güçlerin (AB vb.) dahil olmasına olumlu
bakmamaktadır. Bu nedenle söz konusu sorunların mümkün
olduğu ölçüde uluslararası sorun olarak devam etmesi
Gürcistan hükümetinin yararına olmaktadır. Gürcistan, toprak
bütünlüğü çerçevesinde Abhazya ve Güney Osetya sorununu
çözümleme kararlılığını sürdürmektedir. Türkiye de barış ve
tarafları tatmin edecek çözüm arayışlarına yönelik
görüşmelere aktif olarak katılmanın yollarını aramaktadır.
Türkiye, Abhazya ile Gürcistan arasındaki sorunların
çözülmesi için arabulucu olmaya hazırdır. Bu gelişmeler
doğrultusunda, Türkiye'nin Kafkasya coğrafyasındaki tarihsel
miras ve sorumluluğuna sahip çıkması ve bu bağlamda
Kafkasya'daki çıkar ve hedeflerini yeniden tanımlaması
gereği her zamankinden daha büyük bir önceliktir. Güneybatı
Kafkasya ile tarih ve akrabalık bağları bulunan Türkiye’nin
Abhazya ve Güney Osetya sorunlarında daha aktif rol alması,
Gürcistan’ın Trabzon ile Sohum arasında yeniden deniz
bağlantısı kurulmasına izin vermesi ve Türkiye-Abhazya
arasında Gürcistan-Abhazya arasında olduğu düzeyde bir
ticari ve insani ilişki kurulmasına izin vermesi
Gürcistan’ın da yararına olacaktır. Aksi halde, Abhazya ve
Güney Osetya sorunlarını 2008 yazında çözmek isteyen
Saakaşvili bu arayışlarında Rus lider Medvedev’le baş başa
kalacaktır.
|