Savaş Bitti mi? Gürcistan’ı Ne Bekliyor? Türkiye Ne Yapabilir?

 

15.08.2008
Hasan Kanbolat
ASAM
 

 

 12 Ağustos Salı günü öğlen saatlerinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev, Savunma Bakanı Anatoly Serdykov ve Genelkurmay Başkanı Nikolai Makarov ile yaptığı  görüşme sonrasında bölgedeki gelişmelere ilişkin olarak kendisine sunulan rapor çerçevesinde, 'Gürcistan'ı barışa zorlama' operasyonunun sona erdirilmesine karar verildiğini açıklamıştır. Medvedev, operasyonda arzulanan hedeflere ulaşıldığını, Rus barış gücü askerlerinin ve Rus vatandaşlarının güvenliklerinin sağlandığını, saldırgan tarafın cezalandırıldığını ifade etti. Ayrıca, Rusya Federasyonu Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı'na Gürcü tarafının herhangi bir  saldırıda bulunması halinde düşman unsurlarının  yok edilmesi yönünde talimat verdiğini de belirtti. Böylece, beş gün süren savaş, barış yerine ateşkes ile sona erdi. Ancak, Saakaşvili savaş meydanında kaybettiklerini Batı dünyasını arkasına alarak diplomasi masasında kazanmaya çalışıyor. Buna Moskova’nın müsaade etmeyeceği açık bir gerçek. 

 

Rusya Federasyonu Ne istiyor?

Moskova’nın istekleri iki maddede özetlenebilir:

 

1- Gürcü birliklerinin çatışma öncesi pozisyonlarına geri çekilmesi ve kısmen silahsızlandırılması. 

 2- Gürcistan’ın bundan sonra Abhazya ve Güney Osetya’ya askeri harekât düzenlememesi için Gürcistan ile Abhazya ve Güney Osetya arasında Saldırmazlık Anlaşması’nın imzalanması

 

Rusya Federasyonu, ikinci maddeyi Gürcistan’a kabul ettirdiği takdirde Tiflis yönetimi, Abhazya ve Güney Osetya’yı kaybettiğini fiilen kabul etmiş olacak. Nitekim, 13 Ağustos’ta Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev ile Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Rusya Federasyonu ile Fransa Devlet Başkanları arasında çatışmaya son veren ve 6 ilkeden oluşan bir belgenin hazırlandığını açıklandı. Sarkozy, Moskova'nın ardından Tiflis'e gitti. Gürcü yönetimi bu ilkeleri onayladı. Ancak, ''Güney Osetya'nın gelecekteki statüsünün müzakerelerde ele alınması'' maddesi dâhil olmak bazı bölümler belgeden çıkarıldı. Bunun üzerine, Rusya Federasyonu ateşkesi bozdu. Ruslar altıncı ilkede özellikle ısrarlı. Ancak, “Güney Osetya ve Abhazya'nın güvenliğini sağlamak için uluslararası karar alınması”nı öngören bu ilke, Tiflis’in Abhazya ve Güney Osetya’yı resmen kaybetme sürecini başlatabilir. 

 

Rusya Federasyonu Ne Kazandı?

Moskova yönetiminin kazanımları 4 madde şöyle sıralanabilir:

 

1- Savaş öncesinde Güney Osetya’nın yaklaşık üçte biri Tiflis’in kontrolündeydi. Savaş sonrasında ise Tiflis yönetimi, Güney Osetya’nın tamamında kontrolü kaybetti. 

 2- Yukarı Kodor bölgesi Abhazya topraklarında olmasına rağmen Tiflis’in kontrolündeydi. 12 Ağustos itibariyle ise Abhazya’nın kontrolüne geçti. 

3- Son on yıldır özellikle ABD ve Türkiye’nin yardımlarıyla modernize edilen Gürcistan Silahlı Kuvvetleri’nin alt yapısına Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’nin yoğun bombardımanı ile büyük zarar verildi. 

 4- Rusya Federasyonu, Karadeniz ve Güney Kafkasya’da avantajlı duruma geldi. Bu durum, Gürcistan’dan sonra Batı yanlısı bir diğer sivil devrimin gerçekleştiği Ukrayna’yı da zor durumda bırakacaktır. Ukrayna’nın NATO ve AB’ye üyelik hedeflerini zora sokabilecektir. 

 

Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili, Güney Osetya'ya askeri harekât düzenlerken artık Gürcistan'ın eski Gürcistan olamayacağının farkındaydı. Saakaşvili’nin planı, yıldırım operasyonu ile Güney Osetya’yı ele geçirmek, etnik temizlik korkusunu yayarak Oset halkını Kuzey Osetya’ya göçe zorlamak, dünyayı arkasına alıp ateşkes ilan etmek ve Rusya Federasyonu ile uzun yıllara yayılacak müzakereleri başlatmak ve böylece Güney Osetya’yı yutmaktı. Saakaşvili’nin planı tutmadı ama Güney Osetya Savaşı sonrası Gürcistan'ın eski Gürcistan olamayacağı öngörüsü doğru çıktı. 

Saakaşvili, 8 Ağustos’ta başlattığı askeri harekâtın zamanını da yanlış seçmiştir. Çünkü 8 Ağustos aynı zamanda Pekin olimpiyatlarının açılış günüdür. Bütün dünyanın dikkatinin olimpiyatlarda olduğu bir günün seçilmesi yanlıştır. Ayrıca, Ağustos ayı bütün dünya parlamentoların, medyanın, düşünce kuruluşlarının yaz tatilinde olduğu bir dönemdir. Tatil nedeniyle kamuoyunun zor oluşturulabileceği ve mitinglerin yapılamayacağı bir dönem söz konusudur. Askeri harekâtın Cuma günü başlatılması da haftasonu kamuoyu yaratmanın güç olması nedeniyle yanlış bir gündür. O zaman, Saakaşvili neden böylesine büyük bir stratejik hata yapmıştır? Bunun nedenini bulmak için 1992’ye gitmek gerekiyor. 14 Ağustos 1992’de dönemin Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze, Milli Savunma Bakanı tarafından yanlış yönlendirilerek Abhazya’ya askeri harekât düzenlenmişti. Yanlış bir zamanda düzenlenen bu harekât sonrası Tiflis, Abhazya’yı fiilen kaybetmişti. Dönemin Gürcistan Savunma Bakanı Tengiz Kitovani günümüzde Moskova’da ve Kremlin’e Gürcistan konusunda danışmanlık yapıyor. Peki, Şevardnadze gibi Saakaşvili de yanlış mı yönlendirildi? Acaba, Mayıs 2004’de Rusya Federasyonu’nun müdahil olmadığı ve rahatlıkla kontrolü altına aldığı Acaristan’da olduğu gibi Güney Osetya’da da Rusya Federasyonu’nun askeri güç kullanmayacağı kulağına fısıldandı mı? Kuveyt’e giren Saddam’a “bizim için sorun yok” diyen dönemin ABD büyükelçisi gibi; Avrupa-Atlantik dünyası ile bütünleşmek için zaman kaybetmek istemeyen ve ülke içinde de iktidarı yıpranmaya başlayan hırslı, genç ve politik tecrübeden yoksun Saakaşvili’yi de, yakın kadrosuna sızan Rus istihbaratı kasıtlı olarak yanlış mı yönlendirdi? 

 

Bundan Sonra Gürcistan'ı Nasıl bir Gelecek Bekliyor?

Önümüzdeki dönemde Gürcistan’ın nasıl bir geleceğe doğru yol alacağı noktasında şu öngörülerde bulanabiliriz:

 

1- Gürcistan, yüzünü Batı'dan çevirip Rusya Federasyonu'na yakınlaşmayacaktır. Nitekim, 12 Ağustos’ta savaşın bitmesinden birkaç saat sonra Saakaşvili Gürcistan’ın BDT’den çıkacağını açıklamıştır. Tiflis yönetimi, Abhazya ve Güney Osetya konusunda radikal bir çözümü benimseyebilirse çok hızlı bir şekilde NATO ve AB’ye üye olabilir. 

 2- Saakaşvili iktidarda kalıcı olmayabilir. Gürcü aydınlarının, kilisenin ve Gürcü orta sınıfının desteğini tamamen kaybetmiştir. Batı da Saakaşvili’nin siyasi tecrübesizliğini affetmeyecektir. Muhtemelen, bu olaylar kendisi için sonun başlangıcındadır.

 3- Saakaşvili'nin yerine Avrupa-Atlantik dünyasıyla iyi ilişkileri olan, iyi İngilizce konuşan, Rusya Federasyonu ile daha dengeli politikalar yürüten ve muhtemelen eşi de

 

Batı kökenli yeni bir genç lider bulunabilir. 

 

 4- Bu yeni genç lider Sovyet zamanından kalan bürokrasiyi daha hızlı tasfiye edebilir. Gürcistan'da piyasa ekonomisini yerleştirmenin ötesinde Dubai, Singapur ve Hong Kong modeli gibi açık pazar haline getirebilir. Böylece, doğal kaynak yoksunu Gürcistan’ı Batı destekli ticaret üssü haline getirerek refahı arttırabilir. 

 5- Saakaşvili veya yeni devlet başkanı, Avrupa-Atlantik dünyasıyla hızla bütünleşmek için zamana karşı yarışan Gürcistan’ın önündeki en büyük engel olan Abhazya ve G. Osetya sorunları üzerinde radikal kararlar alabilir. Ürdün’ün Batı Şeria üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçtiği gibi Tiflis de Abhazya ve Güney Osetya üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçebilir. Tiflis, bu hamleyi yaptığı takdirde hem Avrupa-Atlantik dünyasıyla bütünleşebilmek için engeli kalmayacak; Rusya Federasyonu’nun Abhazya ve Güney Osetya’yı koz olarak kullanarak Gürcistan’ın önünü tıkamasını önleyecek; Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımaya niyetli olmayan ve sadece Gürcistan’a karşı kullanan Moskova’yı zor durumda bırakacaktır. 

 6- Saakaşvili koltuğunda otursa da oturmasa da Gürcistan’da anayasal düzende değişebilir. Gürcistan’da aydınlar, kilise ve muhalefet partileri Sovyetler Birliği’nden miras kalmış olan ve gücün devlet başkanlığında toplandığı mevcut anayasal düzeni sağlıksız bulmaktadır. Çünkü mevcut anayasal düzen Güney Osetya Savaşı gibi devlet başkanının tecrübesiz davranışlarıyla ülke için büyük sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle, Gürcistan’da Sovyet tipi devlet başkanlığı sisteminden, yönetim gücünün dağıtıldığı parlamenter sisteme geçiş olabilir. Gürcistan’da aydınların, kilisenin, muhalefet partilerinin ve Saakaşvili’ye destek veren pekçok kişinin genel isteği meşruti monarşidir. İngiltere, İsveç ve İspanya gibi kraliyet ile birlikte demokratik bir düzen arzulanmaktadır. Bu konuda, 18. yüzyılda yaşamış olan Gürcistan Kralı II. Irakli’nin soyu olan Bagrat (Bagrationi) sülalesinden bir genç aranmaktadır. Söz konusu sülaleden insanlar günümüzde Gürcistan, Abhazya, Türkiye, İspanya ve İtalya’da yaşamaktadır. Gürcistan’da meşruti monarşi üzerine konsensus sağlanmış olmasının ilk nedeni devlet başkanının yetkilerinin demokratik düzen içinde sınırlandırılması ise, ikinci nedeni Abhazya ve Güney Osetya’yı da kapsayacak şekilde toprak bütünlüğünün ancak Orta Çağ’da olduğu gibi kraliyet yönetimi ile sağlanacağı düşüncesidir. 

 

 Türkiye Savaş Sırasında Ne Yapmış, Ne Yapamamıştır? 

 1- Türkiye kısa süren bu savaş sırasında insani önlemler alma dışında genel olarak adım atmamıştır. Pasif bir politika benimsemiştir. Ancak, 11 Ağustos’ta Başbakan Erdoğan’ın, 12 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları ile Türkiye aktif bir politikaya yönelmiştir. Nitekim 13 Ağustos öğlen saatlerinde de Başbakan Erdoğan Moskova’ya gitmiştir. 14 Ağustos’ta Sarkozy’den bir gün sonra Tiflis’e geçmiştir. 

 2- Genel olarak üzerinde durulan konu, akrabalık içinde olduğumuz Gürcü, Abhaz ve Osetler yerine, enerji hatlarının (özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın) durumu olmuştur. 

 3- Ankara’nın ana gündem maddesi, Gürcistan ve Güney Osetya yerine İran ve Ahmedicad’ın Türkiye ziyaretidir. 

 4- CHP ve MHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin de savaşla ilgili herhangi bir açıklama yapmaması ve gerek Rusya’nın gerek Gürcistan’ın askerî harekâtlarına duyarsız bir görünüm içine girmeleri dikkat çekicidir. 

 5- Dışişleri Komisyonu başta olmak üzere TBMM de Ekim başına kadar sürecek olan tatili ileri sürerek krizi görmezlikten gelmiştir. 

 

Bundan Sonra Türkiye Ne Yapabilir? 

 1- Türkiye’nin dış politika öncelikleri arasında Avrupa Birliği, Kıbrıs ve Ortadoğu (özellikle Irak) vardır. Ancak, artık bu öncelikler listesine Kafkasya da alınmalıdır. Çünkü Türkiye Kafkasya ile hem sınır komşusudur hem de dünyada Kuzey ve Güney Kafkasya’daki tüm halklarla yakın akrabalık bağı bulunan tek ülkedir. Bu nedenle;

 a- Teknik yardım ve kültür, eğitim, ekonomi ağırlıklı projelerin gerçekleşmesi için TİKA’nın bölgedeki etkinliği arttırılabilir. 

b- Bölgede faaliyet göstermek isteyen Türk Sivil Toplum Kuruluşları projeler sağlanarak teşvik edilmelidir.

c- Gürcistan için sadece Tiflis merkezli politikalar yerine tüm Kafkasya’yı kapsayacak politikalar üretilebilir. Türkiye’nin de Gürcistan’ın Abhazya ile yürüttüğü ekonomik, insani ve kültürel ilişkiyle aynı düzeyde ilişkiler kurulması için Tiflis’in müsaadesi alınabilir. 

d- Gürcistan’ın tanıdığı sürenin bitimine sadece 4 ay kalmasına rağmen, Ahıska Türklerinin Gürcistan’a dönüşünü mümkün kılacak şartların maalesef tam olarak oluşmadığı, Gürcistan’ın bu konudaki isteksizliği ve Türkiye’nin yeterince organize olamadığı açıkça görülebilir. Bu nedenle, 31 Aralık 2008 olarak tespit edilmiş olan dönüş başvurusu tarihi en az iki yıl uzatılmalıdır. 

 

2- Türkiye, Güney Kafkasya’da istikrarın sağlanması ve refah artması odaklı bölgesel işbirliği teşkilatlarının kurulmasına ve çalışmasına öncülük edebilir. Bu aşamada, 

 a- Güney Kafkasya ülkeleri ile birlikte Rusya Federasyonu ve Türkiye’nin de üye olduğu ve bölgede istikrarın sağlanması ve refahın arttırılması amaçlı “Kafkas İstikrar Paktı” projesi üzerinde durulabilir. 

b- Kafkasya’da doğan çatışmaların bitmesi veya doğabilecek çatışmaların önlenmesi için Kafkasyalı aydınlar arasında bir platform olarak var olan “Kafkas Evi” düşüncesine destek verilerek, Türk aydınlarının da buna dahil olması sağlanabilir. 

c- Balkanlarda eski devlet başkanlarının katılımı ile oluşturulmuş olan “Balkan Klubü”nün bir benzeri Kafkasya’da “Kafkas Klubü” olarak kurulabilir. Böylece, üst düzey diyalog kapıları gayrı resmi olarak açık tutularak Kafkasya’da doğan çatışmaların bitmesi veya doğabilecek çatışmaların önlenmesi sağlanabilir. 

d- Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 6 Kasım 2001’de imzalanan “Avrasya İşbirliği Eylem Planı” tekrar ele alınabilir. Böylece, Kafkasya’yı da kapsayacak şekilde Avrasya bölgesinde Rusya Federasyonu ile ekonomik, kültürel ve eğitim konularında işbirliği tekrar canlandırılabilir. 

e- Türkiye’nin öncülüğünde 1992’de kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği teşkilatının (KEİ), bölgede çıkabilecek ve çıkan çatışmaları da önleyecek ve siyasi konuları da ele almasına imkân verecek şekilde için yeniden yapılandırılması üzerinde çalışmalara başlanması uygun olacaktır. 

 

Sonuç olarak, Gürcistan’daki gerilimin Rusya Federasyonu istediklerini elde edene kadar süreceği söylenebilir. Abhazya ve Güney Osetya sorunları konusunda da radikal bir karar almadığı sürece Gürcistan’ın Avrupa-Atlantik dünyası ile bütünleşme süreci, ulaşması çok güç bir hedef olacak gibi görünmektedir. Bu savaş, Türkiye’ye de artık yakındaki uzak komşumuz Kafkasya’daki akrabalarımızın tamamını kapsayacak politikalar üretme zamanının geldiğini göstermektedir.

 Hasan KANBOLAT 14 Agustos 2008

 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

..
...