|
12
Ağustos Salı günü öğlen saatlerinde Rusya Federasyonu Devlet
Başkanı Medvedev, Savunma Bakanı Anatoly Serdykov ve
Genelkurmay Başkanı Nikolai Makarov ile yaptığı görüşme
sonrasında bölgedeki gelişmelere ilişkin olarak kendisine
sunulan rapor çerçevesinde, 'Gürcistan'ı barışa zorlama'
operasyonunun sona erdirilmesine karar verildiğini
açıklamıştır. Medvedev, operasyonda arzulanan hedeflere
ulaşıldığını, Rus barış gücü askerlerinin ve Rus
vatandaşlarının güvenliklerinin sağlandığını, saldırgan
tarafın cezalandırıldığını ifade etti. Ayrıca, Rusya
Federasyonu Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı'na Gürcü
tarafının herhangi bir saldırıda bulunması halinde düşman
unsurlarının yok edilmesi yönünde talimat verdiğini de
belirtti. Böylece, beş gün süren savaş, barış yerine ateşkes
ile sona erdi. Ancak, Saakaşvili savaş meydanında
kaybettiklerini Batı dünyasını arkasına alarak
diplomasi masasında kazanmaya çalışıyor. Buna
Moskova’nın müsaade etmeyeceği açık bir gerçek.
Rusya Federasyonu Ne istiyor?
Moskova’nın istekleri iki maddede özetlenebilir:
1-
Gürcü birliklerinin çatışma öncesi pozisyonlarına geri
çekilmesi ve kısmen silahsızlandırılması.
2-
Gürcistan’ın bundan sonra Abhazya ve Güney Osetya’ya askeri
harekât düzenlememesi için Gürcistan ile Abhazya ve Güney
Osetya arasında Saldırmazlık Anlaşması’nın imzalanması.
Rusya Federasyonu, ikinci maddeyi Gürcistan’a kabul
ettirdiği takdirde Tiflis yönetimi, Abhazya ve Güney
Osetya’yı kaybettiğini fiilen kabul etmiş olacak.
Nitekim, 13 Ağustos’ta Rusya Federasyonu Devlet Başkanı
Medvedev ile Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşmesinin
ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Rusya
Federasyonu ile Fransa Devlet Başkanları arasında çatışmaya
son veren ve 6 ilkeden oluşan bir belgenin hazırlandığını
açıklandı. Sarkozy, Moskova'nın ardından Tiflis'e gitti.
Gürcü yönetimi bu ilkeleri onayladı. Ancak,
''Güney Osetya'nın gelecekteki statüsünün müzakerelerde ele
alınması'' maddesi dâhil olmak bazı bölümler belgeden
çıkarıldı. Bunun üzerine, Rusya Federasyonu ateşkesi bozdu.
Ruslar altıncı ilkede özellikle ısrarlı. Ancak, “Güney
Osetya ve Abhazya'nın güvenliğini sağlamak için uluslararası
karar alınması”nı öngören bu ilke, Tiflis’in Abhazya ve
Güney Osetya’yı resmen kaybetme sürecini başlatabilir.
Rusya Federasyonu Ne Kazandı?
Moskova yönetiminin kazanımları 4 madde şöyle sıralanabilir:
1-
Savaş öncesinde Güney Osetya’nın yaklaşık üçte biri
Tiflis’in kontrolündeydi. Savaş sonrasında ise Tiflis
yönetimi, Güney Osetya’nın tamamında kontrolü kaybetti.
2-
Yukarı Kodor bölgesi
Abhazya topraklarında olmasına rağmen Tiflis’in
kontrolündeydi. 12 Ağustos itibariyle ise Abhazya’nın
kontrolüne geçti.
3-
Son on yıldır özellikle ABD ve Türkiye’nin yardımlarıyla
modernize edilen Gürcistan Silahlı Kuvvetleri’nin alt
yapısına Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’nin yoğun
bombardımanı ile büyük zarar verildi.
4-
Rusya Federasyonu, Karadeniz ve Güney Kafkasya’da avantajlı
duruma geldi.
Bu durum, Gürcistan’dan sonra Batı yanlısı bir diğer sivil
devrimin gerçekleştiği Ukrayna’yı da zor durumda
bırakacaktır. Ukrayna’nın NATO ve AB’ye üyelik
hedeflerini zora sokabilecektir.
Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili, Güney Osetya'ya
askeri harekât düzenlerken artık Gürcistan'ın eski Gürcistan
olamayacağının farkındaydı. Saakaşvili’nin planı,
yıldırım operasyonu ile Güney Osetya’yı ele geçirmek, etnik
temizlik korkusunu yayarak Oset halkını Kuzey Osetya’ya göçe
zorlamak, dünyayı arkasına alıp ateşkes ilan etmek ve Rusya
Federasyonu ile uzun yıllara yayılacak müzakereleri
başlatmak ve böylece Güney Osetya’yı yutmaktı.
Saakaşvili’nin planı tutmadı ama Güney Osetya Savaşı sonrası
Gürcistan'ın eski Gürcistan olamayacağı öngörüsü doğru
çıktı.
Saakaşvili,
8 Ağustos’ta başlattığı askeri harekâtın zamanını da
yanlış seçmiştir. Çünkü 8 Ağustos aynı zamanda Pekin
olimpiyatlarının açılış günüdür. Bütün dünyanın dikkatinin
olimpiyatlarda olduğu bir günün seçilmesi yanlıştır. Ayrıca,
Ağustos ayı bütün dünya parlamentoların, medyanın, düşünce
kuruluşlarının yaz tatilinde olduğu bir dönemdir. Tatil
nedeniyle kamuoyunun zor oluşturulabileceği ve mitinglerin
yapılamayacağı bir dönem söz konusudur. Askeri harekâtın
Cuma günü başlatılması da haftasonu kamuoyu yaratmanın güç
olması nedeniyle yanlış bir gündür. O zaman, Saakaşvili
neden böylesine büyük bir stratejik hata yapmıştır?
Bunun nedenini bulmak için 1992’ye gitmek gerekiyor. 14
Ağustos 1992’de dönemin Gürcistan Devlet Başkanı Eduard
Şevardnadze, Milli Savunma Bakanı tarafından yanlış
yönlendirilerek Abhazya’ya askeri harekât düzenlenmişti.
Yanlış bir zamanda düzenlenen bu harekât sonrası Tiflis,
Abhazya’yı fiilen kaybetmişti. Dönemin Gürcistan Savunma
Bakanı Tengiz Kitovani günümüzde Moskova’da ve Kremlin’e
Gürcistan konusunda danışmanlık yapıyor. Peki,
Şevardnadze gibi Saakaşvili de yanlış mı yönlendirildi?
Acaba, Mayıs 2004’de Rusya Federasyonu’nun müdahil olmadığı
ve rahatlıkla kontrolü altına aldığı Acaristan’da olduğu
gibi Güney Osetya’da da Rusya Federasyonu’nun askeri güç
kullanmayacağı kulağına fısıldandı mı? Kuveyt’e giren
Saddam’a “bizim için sorun yok” diyen dönemin ABD
büyükelçisi gibi; Avrupa-Atlantik dünyası ile bütünleşmek
için zaman kaybetmek istemeyen ve ülke içinde de iktidarı
yıpranmaya başlayan hırslı, genç ve politik tecrübeden
yoksun Saakaşvili’yi de, yakın kadrosuna sızan Rus
istihbaratı kasıtlı olarak yanlış mı yönlendirdi?
Bundan Sonra Gürcistan'ı Nasıl bir Gelecek Bekliyor?
Önümüzdeki dönemde Gürcistan’ın nasıl bir geleceğe doğru yol
alacağı noktasında şu öngörülerde bulanabiliriz:
1-
Gürcistan, yüzünü Batı'dan çevirip Rusya Federasyonu'na
yakınlaşmayacaktır. Nitekim, 12 Ağustos’ta savaşın
bitmesinden birkaç saat sonra Saakaşvili Gürcistan’ın
BDT’den çıkacağını açıklamıştır. Tiflis yönetimi, Abhazya
ve Güney Osetya konusunda radikal bir çözümü
benimseyebilirse çok hızlı bir şekilde NATO ve AB’ye üye
olabilir.
2-
Saakaşvili iktidarda kalıcı olmayabilir. Gürcü
aydınlarının, kilisenin ve Gürcü orta sınıfının desteğini
tamamen kaybetmiştir. Batı da Saakaşvili’nin siyasi
tecrübesizliğini affetmeyecektir. Muhtemelen, bu olaylar
kendisi için sonun başlangıcındadır.
3-
Saakaşvili'nin yerine Avrupa-Atlantik dünyasıyla iyi
ilişkileri olan, iyi İngilizce konuşan, Rusya Federasyonu
ile daha dengeli politikalar yürüten ve muhtemelen eşi de
Batı kökenli yeni bir genç lider bulunabilir.
4-
Bu yeni genç lider Sovyet zamanından kalan bürokrasiyi daha
hızlı tasfiye edebilir. Gürcistan'da piyasa ekonomisini
yerleştirmenin ötesinde Dubai, Singapur ve Hong Kong modeli
gibi açık pazar haline getirebilir. Böylece, doğal kaynak
yoksunu Gürcistan’ı Batı destekli ticaret üssü haline
getirerek refahı arttırabilir.
5-
Saakaşvili veya yeni devlet başkanı, Avrupa-Atlantik
dünyasıyla hızla bütünleşmek için zamana karşı yarışan
Gürcistan’ın önündeki en büyük engel olan Abhazya ve G.
Osetya sorunları üzerinde radikal kararlar alabilir.
Ürdün’ün Batı Şeria üzerindeki egemenlik haklarından
vazgeçtiği gibi Tiflis de Abhazya ve Güney Osetya üzerindeki
egemenlik haklarından vazgeçebilir. Tiflis, bu hamleyi
yaptığı takdirde hem Avrupa-Atlantik dünyasıyla
bütünleşebilmek için engeli kalmayacak; Rusya
Federasyonu’nun Abhazya ve Güney Osetya’yı koz olarak
kullanarak Gürcistan’ın önünü tıkamasını önleyecek; Abhazya
ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımaya niyetli olmayan
ve sadece Gürcistan’a karşı kullanan Moskova’yı zor durumda
bırakacaktır.
6-
Saakaşvili koltuğunda otursa da oturmasa da Gürcistan’da
anayasal düzende değişebilir. Gürcistan’da aydınlar, kilise
ve muhalefet partileri Sovyetler Birliği’nden miras kalmış
olan ve gücün devlet başkanlığında toplandığı mevcut
anayasal düzeni sağlıksız bulmaktadır. Çünkü mevcut anayasal
düzen Güney Osetya Savaşı gibi devlet başkanının tecrübesiz
davranışlarıyla ülke için büyük sorunlara yol açabiliyor. Bu
nedenle, Gürcistan’da Sovyet tipi devlet başkanlığı
sisteminden, yönetim gücünün dağıtıldığı parlamenter sisteme
geçiş olabilir. Gürcistan’da aydınların, kilisenin,
muhalefet partilerinin ve Saakaşvili’ye destek veren
pekçok kişinin genel isteği meşruti monarşidir.
İngiltere, İsveç ve İspanya gibi kraliyet ile birlikte
demokratik bir düzen arzulanmaktadır. Bu konuda, 18.
yüzyılda yaşamış olan Gürcistan Kralı II. Irakli’nin soyu
olan Bagrat (Bagrationi) sülalesinden bir genç aranmaktadır.
Söz konusu sülaleden insanlar günümüzde Gürcistan, Abhazya,
Türkiye, İspanya ve İtalya’da yaşamaktadır. Gürcistan’da
meşruti monarşi üzerine konsensus sağlanmış olmasının ilk
nedeni devlet başkanının yetkilerinin demokratik düzen
içinde sınırlandırılması ise, ikinci nedeni Abhazya ve Güney
Osetya’yı da kapsayacak şekilde toprak bütünlüğünün ancak
Orta Çağ’da olduğu gibi kraliyet yönetimi ile sağlanacağı
düşüncesidir.
Türkiye
Savaş Sırasında Ne Yapmış, Ne Yapamamıştır?
1-
Türkiye kısa süren bu savaş sırasında insani önlemler alma
dışında genel olarak adım atmamıştır. Pasif bir politika
benimsemiştir. Ancak, 11 Ağustos’ta Başbakan Erdoğan’ın, 12
Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları ile Türkiye
aktif bir politikaya yönelmiştir. Nitekim 13 Ağustos öğlen
saatlerinde de Başbakan Erdoğan Moskova’ya gitmiştir. 14
Ağustos’ta Sarkozy’den bir gün sonra Tiflis’e geçmiştir.
2-
Genel olarak üzerinde durulan konu, akrabalık içinde
olduğumuz Gürcü, Abhaz ve Osetler yerine, enerji hatlarının
(özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın) durumu olmuştur.
3-
Ankara’nın ana gündem maddesi, Gürcistan ve Güney Osetya
yerine İran ve Ahmedicad’ın Türkiye ziyaretidir.
4-
CHP ve MHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin de
savaşla ilgili herhangi bir açıklama yapmaması ve gerek
Rusya’nın gerek Gürcistan’ın askerî harekâtlarına duyarsız
bir görünüm içine girmeleri dikkat çekicidir.
5-
Dışişleri Komisyonu başta olmak üzere TBMM de Ekim başına
kadar sürecek olan tatili ileri sürerek krizi görmezlikten
gelmiştir.
Bundan Sonra Türkiye Ne Yapabilir?
1-
Türkiye’nin dış politika öncelikleri arasında Avrupa
Birliği, Kıbrıs ve Ortadoğu (özellikle Irak) vardır. Ancak,
artık bu öncelikler listesine Kafkasya da alınmalıdır. Çünkü
Türkiye Kafkasya ile hem sınır komşusudur hem de dünyada
Kuzey ve Güney Kafkasya’daki tüm halklarla yakın akrabalık
bağı bulunan tek ülkedir. Bu nedenle;
a- Teknik yardım ve kültür, eğitim, ekonomi ağırlıklı
projelerin gerçekleşmesi için TİKA’nın bölgedeki etkinliği
arttırılabilir.
b- Bölgede faaliyet göstermek isteyen Türk Sivil Toplum
Kuruluşları projeler sağlanarak teşvik edilmelidir.
c- Gürcistan için sadece Tiflis merkezli politikalar yerine
tüm Kafkasya’yı kapsayacak politikalar üretilebilir.
Türkiye’nin de Gürcistan’ın Abhazya ile yürüttüğü ekonomik,
insani ve kültürel ilişkiyle aynı düzeyde ilişkiler
kurulması için Tiflis’in müsaadesi alınabilir.
d- Gürcistan’ın tanıdığı sürenin bitimine sadece 4 ay
kalmasına rağmen, Ahıska Türklerinin Gürcistan’a dönüşünü
mümkün kılacak şartların maalesef tam olarak oluşmadığı,
Gürcistan’ın bu konudaki isteksizliği ve Türkiye’nin
yeterince organize olamadığı açıkça görülebilir. Bu nedenle,
31 Aralık 2008 olarak tespit edilmiş olan dönüş başvurusu
tarihi en az iki yıl uzatılmalıdır.
2-
Türkiye, Güney Kafkasya’da istikrarın sağlanması ve refah
artması odaklı bölgesel işbirliği teşkilatlarının
kurulmasına ve çalışmasına öncülük edebilir. Bu aşamada,
a- Güney Kafkasya ülkeleri ile birlikte Rusya Federasyonu
ve Türkiye’nin de üye olduğu ve bölgede istikrarın
sağlanması ve refahın arttırılması amaçlı “Kafkas
İstikrar Paktı” projesi üzerinde durulabilir.
b- Kafkasya’da doğan çatışmaların bitmesi veya doğabilecek
çatışmaların önlenmesi için Kafkasyalı aydınlar arasında bir
platform olarak var olan “Kafkas Evi” düşüncesine
destek verilerek, Türk aydınlarının da buna dahil olması
sağlanabilir.
c- Balkanlarda eski devlet başkanlarının katılımı ile
oluşturulmuş olan “Balkan Klubü”nün bir benzeri Kafkasya’da
“Kafkas Klubü” olarak kurulabilir. Böylece, üst düzey
diyalog kapıları gayrı resmi olarak açık tutularak
Kafkasya’da doğan çatışmaların bitmesi veya doğabilecek
çatışmaların önlenmesi sağlanabilir.
d- Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 6 Kasım 2001’de
imzalanan “Avrasya İşbirliği Eylem Planı” tekrar ele
alınabilir. Böylece, Kafkasya’yı da kapsayacak şekilde
Avrasya bölgesinde Rusya Federasyonu ile ekonomik, kültürel
ve eğitim konularında işbirliği tekrar canlandırılabilir.
e- Türkiye’nin öncülüğünde 1992’de kurulan Karadeniz
Ekonomik İşbirliği teşkilatının (KEİ), bölgede çıkabilecek
ve çıkan çatışmaları da önleyecek ve siyasi konuları da ele
almasına imkân verecek şekilde için yeniden yapılandırılması
üzerinde çalışmalara başlanması uygun olacaktır.
Sonuç olarak, Gürcistan’daki gerilimin Rusya Federasyonu
istediklerini elde edene kadar süreceği söylenebilir.
Abhazya ve Güney Osetya sorunları konusunda da radikal
bir karar almadığı sürece Gürcistan’ın Avrupa-Atlantik
dünyası ile bütünleşme süreci, ulaşması çok güç bir hedef
olacak gibi görünmektedir. Bu savaş, Türkiye’ye de artık
yakındaki uzak komşumuz Kafkasya’daki akrabalarımızın
tamamını kapsayacak politikalar üretme zamanının geldiğini
göstermektedir.
Hasan
KANBOLAT 14 Agustos 2008
|