Bütün
dünya Kasım ayındaki ABD başkanlık
seçimlerini bekliyor. Beyaz Saray’ın dış
politikası nasıl olacak? Türkiye de içinde
birçok ülke açısından, bu sorunun önemli bir
bölümü bir başka sorunun içinde yatıyor:
ABD-Rusya ilişkileri nasıl şekillenecek?Rusya’nın yeni Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, geçenlerde “ABD halkının seçeceği her yönetim ile işbirliği yapmaya hazırız” dedikten sonra şunu ekledi: “Gerçi elbette gözlerinde geçmişin izlerini taşıyan ve bazen çılgın düşünceleri savunanlara kıyasla, çağdaş bir tutum içindeki insanlarla çalışmak daha kolaydır.” Medvedev’in bu sözleri, onun Demokrat lider Barack Obama’yı işaret etmesi olarak değerlendirildi.
Duma Dış Politika Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçov ise, Cumhuriyetçi aday John McCain’in “SSCB ile Rusya arasında fark görmeyen bir soğuk savaş lideri” olduğunu söyledi.
Bu arada Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya’da bir anket yapılarak “ABD Başkanlığı için en uygun aday” soruldu. McCain’e yüzde 15 destek verilirken, yüzde 52 Obama’yı seçti. Bu beş ülke arasında McCain’e en büyük destek Rusya’dan geldi (yüzde 31 Obama, yüzde 25 McCain). Bunun nedenlerinden biri, Kremlin’in eskiden beri Cumhuriyetçi iktidarlarla daha iyi anlaştığı yolundaki yaygın kanıya dayanıyor. Bir başka neden ise halkının yüzde 56’sı ABD’yi “kötülüklerin kaynağı” olarak gören Rusya’da geniş kesimlerin “Washington’la aramız ne kadar kötü olursa, o kadar iyi” anlayışında olmaları. Bu yaklaşımın temsilcileri, iktidar içinde de güçlü konumlara sahip. Çiçeği burnunda bakanlardan İgor Seçin bunlardan biri.
Lider Vladimir Putin’in politikası, bir yandan “Büyük Rusya”yı yeniden canlandırırken ve zaman zaman Batı’ya başkaldırırken, diğer yandan ABD ile işbirliği eğilimini koruma yolunda. Putin’e göre daha yumuşak bir üslubu olduğunu düşündüren Medvedev ise, Rusya’nın güçlendirilmesi için “en az on yıllık istikrar dönemine ihtiyaç duyduğunu” vurgulayarak uluslararası maceralardan uzak durma isteğini dile getiriyor.
McCain’in ‘Rusya faktörü’
Peki ABD başkan adayları Rusya’ya nasıl bakıyor? Bugün iki devlet arasındaki ilişkilerin son 15-20 yılın en gergin döneminden geçtiği düşünülürse, seçim kampanyası sırasında konunun gündeme gelmesi doğaldı, öyle de oldu.
Rusya’ya karşı en sert eleştiriler McCain’den geldi. Genel olarak Bush’un dış politikasını sürdüreceği izlenimini veren Arizona senatörü, amacının “Rusya’nın izole edilmesi” olduğunu defalarca vurguladı. Bu yolda, neoconların ideologu Richard Perl’in yıllardır gündeme getirdiği “G-8 toplantılarına Rusya’nın katılmasının engellenmesi” fikrini savundu; topluluğun Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerle genişlemesinin daha doğru olacağını söyledi.
Ayrıca Birleşmiş Milletler’in işe yaramadığından yakınan McCain, “Rusya ve Çin’e kapıları kapalı olan, yüzü aşkın ülkenin üyesi olacağı bir demokratik devletler topluluğu” yaratmak niyetinde.
McCain, Rusya’ya yönelik sert açıklamalarından birinde de, “Acaba Kuzey Kafkasya’yı tanısak mı?” sorusuyla Çeçenistan, İnguşetya ve komşu cumhuriyetlerde ayrılıkçı güçleri destekleyebileceğinin sinyalini verdi.
Bush’un 2001’deki ilk görüşmelerinde “Putin’in gözlerine baktım ve ruhunu gördüm” diyerek Rus liderin demokrasiden yana olduğu yolundaki anlatımı da, McCain tarafından “Ben baktım; üç harf gördüm: KGB” esprisiyle ele alındı. (Hillary Clinton ise “Ben de baktım; hiçbir şey göremedim, ruhu yok” demiş ve Putin’den “Ciddi bir devlet adamının en azından beyni olmalı” cevabını almıştı.)
1987’de dönemin ABD Başkan Yardımcısı baba Bush’un Gorbaçov’a, “Seçim kampanyasında SSCB aleyhinde birçok şey söyleyeceğim. Anlarsınız, politika işte” dediği biliniyor. Liderlerin adayken farklı, başkanken farklı davrandıkları da.
Ama yine de McCain’in Rusya konusundaki demeçleri, başa gelmesi halinde ABD-RF ilişkilerinin daha da kötüleşmesi ve dünyada yeni bir soğuk savaş ortamının oluşması ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor.
Obama daha ılımlı
“Rusya ile diyalog güçlenmeli” diyen Obama ise nispeten daha yumuşak görünüyor. Ancak Demokrat adayın bu konuda fazla demeç vermediğini ve örneğin, Avrupa’ya füze sistemi kurulması gibi kritik sorunlarla ilgili olarak net tutum takınmaktan kaçındığını ekleyelim.
Bununla birlikte diyalog istemesi kuşkusuz olumlu bir faktör. Obama’nın yalnız Rusya ile değil, İran, Küba, Venezüella gibi “Bush’un belalıları” ile bile “koşulsuz görüşmeye hazır olduğunu” dile getirdiği biliniyor.
Gerçi Obama’nın “görünmeyen danışmanı”nın, yıllardır Moskova’ya oldukça oldukça eleştirel yaklaştığı bilinen Zbigniew Brzezinski, Rusya-Avrasya uzmanlarından birinin onun oğlu Mark Brzezinski, önde gelen siyasi danışmanının ise Clinton’un ilk dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olan ve 2001 yılında yazdığı Altı Kabus adlı kitabında Rusya’yı “ilk kabus” olarak tanımlayan Anthony Lake olduğu unutulmamalı.
Obama iktidara gelirse Rusya ile insan hakları ve Çeçenistan gibi konularda yaşanan sorunların artması ihtimali var. Ayrıca Irak, Avrupa’ya füze kalkanı, NATO’nun genişlemesi, Kosova, Ukrayna ve Gürcistan gibi sorunların nasıl aşılabileceğini öngörmek zor.
Bununla birlikte ikisi de genç, iyi konuşmacı ve hukukçu olan Obama ve Medvedev’in Amerikan-Rus ilişkilerini ileriye götürmeleri şansını daha fazla görenlerin sayısı az değil.
Hakan
Aksay/RR