Demokratik açılım, yıllarca
asimilasyona uğradıklarına inanan Çerkesleri umutlandırdı.
Geçen hafta İçişleri Bakanı ile biraraya gelen KAFFED
Başkanı Cihan Candemir, "Birçok insan, evlatlarından
okullarından geri kalmasınlar diye Çerkes kimliğini saklamak
zorunda kaldı. Yıllarca ben Çerkesim bile diyemedik"
şeklinde konuştu.
Başlangıçta açılımın etnik
bir kimliğe dayandırılmasıyla yanlış yapıldığını belirten
Candemir, yaşanan tıkanıklıkları ise açılımın toplum, Meclis
ve hükümetten oluşan 3 ayağının sağlam oturtulmamasına
bağladı. Candemir, "Bizim bölünme gibi bir talebimiz yok.
Sadece haklarımızı eşitçe kullanmak istiyoruz, ben
umutluyum" dedi.
ASLIHAN ALTAY KARATAŞ / ANKARA

Demokratik açılım
çalışmalarında Kürt kökenli vatandaşlar kadar ön planda
olamayan Çerkeslerin temsilcisi Kafkas Dernekleri
Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Cihan Candemir,
geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile görüştü ve
Çerkeslerin taleplerini iletti. Yeni Şafak'a Çerkes
toplumunun taleplerini anlatan Candemir, Türkiye'de
demokrasinin son yıllarda büyük gelişme kat ettiğini
söyleyerek, "Eskiden 'Çerkezim' bile diyemiyorduk. Biz
demokratik açılımın Barış Projesi haline gelmesini
bekliyoruz. Açılımın tam göbeğindeyiz, örnek olabiliriz"
dedi. İşte Çerkeslerin demokratik açılımdan beklentileri:
YILLARCA ÇERKES KİMLİĞİ
SAKLANDI
KAFFED'in faaliyetleri
neler?
Faaliyetlerimiz ağırlıklı
olarak kültürel kimliğimizi korumakla alakalı. Kültürümüzün
çok önemli bir parçası olan dilimiz hızla yok oluyor. Yazılı
bütün kültürel değerlerimiz, atasözlerimiz, masallarımız,
hikayelerimiz, 'kabze' dediğimiz yaşam normlarımızın hepsi
kendi dilimizle ifade edilen şeyler. Dolayısıyla dilimizin
korunması kültürümüzün korunmasıyla eşdeğer. Bunu yapabilmek
için bir Çerkes kimliğinin oluşması lazım. Türkiye'deki zor
koşullar içinde; hatta daha önceki dönemlerde ailelerin
baskılar nedeniyle 'aman çocuklarım aman okulda geri
kalmasın' veya 'bir askeri okula ya da devlet memurluğuna
girişi engellenmesin' diye birçok insan çocuklarından Çerkes
kimliğini dahi sakladı. Bugün sanat ve edebiyat çevresinde
çok önemli kişilerin Çerkes kimliği taşıdığını yeni yeni
görüyoruz. Böyle insanların saklama ihtiyacını
hissettikleri, korktukları, baskı altında oldukları bir
dönem geçmiş. Şimdi bu insanlara gelişen demokratik ortam
içinde kimliklerini hatırlatmak, tanıtmak çok daha önemli
hale geliyor.
BARIŞ PROJESİ OLMASINI
İSTİYORUZ
Çerkesler, demokratik
açılımdan ne bekliyor?
Bizim Türkiye'den herhangi
bir ayrılma talebimiz yok. Yani Türkiye'nin birliği,
bütünlüğü içinde herkese tanınacak kültürel haklar
çerçevesinde haklarımızı talep ediyoruz. Demokratik açılımın
Türkiye için bir 'Barış Projesi' haline gelmesini
bekliyoruz. Çünkü bugün Türkiye'de etnik veya dinsel
kimliklerin birbirlerine karşı önyargıları var. Süryani
vatandaşlarımızı bu ülkeden kaçırdık. Bir dönem Kürt
vatandaşlarımızın varlığını dahi kabul etmedik. 'İşte
Kürtler, karda yürürken Kart-Kurt sesi çıkaran dağlı
Türklerdir' dedi birtakım büyüklerimiz. Yani görmezlikten
gelindi. Bu kimliklerin içinde biz hiçbir etnik grupla
çatışması olmayan ve her etnik grupla rahatlıkla
bağdaşabilen bir yapı içinde çok önemli bir rol
oynayacağımızı düşünüyoruz. Bizim bir fanatizmimiz yok.
Bunun örnek olması gerektiğini düşünüyoruz.
ÇERKESCE SEÇMELİ DERS
OLABİLİR
Demokratik açılımı yürüten
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Hüseyin Çelik ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur
Öymen ile görüştünüz. Beklediğiniz ilgiyi gördünüz mü?
Evet, taleplerimizin haklı ve
doğru olduğu konusunda hiçbir olumsuz tepkiyle
karşılaşmadık.
Hükümetten talepleriniz
neler peki?
Tarih ve din kitaplarında
belirli kimlikleri aşağılayan, yok sayan veyahut onları
baskı altına alacak her türlü terminolojinin çıkartılması
gerektiğine inanıyoruz. İkincisi dilini kullanmak ve
yaşatmak isteyen grupların da bunu rahatlıkla
öğretebilecekleri imkanların sağlanması gerektiğine
inanıyoruz. Tabii bugün Türkiye'nin resmi dili Türkçe, bunu
kat'iyyen değişecek bir şey olarak görmüyoruz. Ama bunun
yanında diğer etnik ve kültürel dillerin de yaşatılması
'seçmeli ders' yoluyla olabilir. Devlet desteği olmadan da
bu dillerin yaşamayacağını düşünüyoruz.

ELİ YÜZÜ DÜZGÜN PROGRAM
ŞART
Dolayısıyla devletin bunları
yaşatmak için kol kanat germesi, televizyon kanalları
yoluyla destek olması gerekir. Dil öğrenimi önündeki
engelleri kaldırarak, öğrenim için olanaklar sağlayarak,
örneğin üniversitede kürsülerin açılması, hocaların
sağlanması... Bugün dil öğretmek için mevzuatta bir sürü
tıkanıklar var, bu tıkanıklıkların aşılması suretiyle bu
insanlara özgürlük sağlanmalı. Zaten bu özgürlük
sağlandıktan sonra insanlar ister kullanır, ister kullanmaz.
Örneğin TRT-Şeş açıldı, yer yerinden yıkılmadı. Boşnakça,
Arapça, Çerkesce, Gürcüce, Lazca yayınların yapılmamasını da
büyük bir eksiklik olarak addediyorum. Bugün yarım saatlik
suyuna tirit, abuk sabuk bir Çerkesce program var. Halbuki
içerikli günde bir saat program yapılsa bütün Kafkasya'daki
Adige, Abhaz nüfusu bu yayınları izleyecek. Gerçek anlamda
bir açılım Türkiye'ye güç katacak; ama mevcut şekliyle
değil.
DIŞLANMIŞLIK HİSSİ YAŞADIK
Talepleriniz doğrultusunda
somut adımların atılacağı yönünde bir izlenim edindiniz mi?
İyi niyetin olduğuna
inanıyoruz. Burada siyasi gerilimin tırmanmış olması önemli
bir handikap. DTP'nin kapatılması, yeni partinin kurulması,
seçim mahalline girilmesi, partiler arasındaki sert
söylemler, diyaloglar, açılımı biraz geri plana itti.
Demokratik açılım
çalışmaları yapılırken Çerkesler belki de akla en son gelen
topluluk oldu. Sizce bunun nedeni nedir?
Akla geldi mi gelmedi mi,
bilmiyoruz. Bunun da sebebini açıkçası çok bilemiyoruz.
Bizim çok bağıran, çağıran bir toplum olmayışımızdan
kaynaklanmış olabilir.
Açılımın ortak yararında buluşabilmeli
Açılıma önce "Kürt
açılımı" denilmişti. Çalışmalar yürütülürken Çerkesler adına
dışlanmışlık hissi yaşadınız mı?
Oldu tabii. Türkiye'deki
bütün toplumların bu açılımdan beklentileri var. Bunu sadece
bir etnik grubun adıyla, ona yönelik olarak sunduğunuz zaman
ciddi karşı tepkiler doğurdu. TBMM'de karşı tepkilerin
oluşmasının ana nedeni de bu oldu. Başlangıç son derece
yanlıştı. Bu ülkenin vatandaşıysak birbirimizi seveceğiz,
ortak asgari paydada bir kere birleşeceğiz. Açılımın 3 ayağı
var. Birincisi açılımdan faydalanacak Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşları. Bunun ortak yararlarına olduğuna inanmaları
lazım. Bununla beraber birbirlerinin kültürlerini
tanıyacakları, birbirlerine saygı gösterecekleri ve
hiçbirisinin dışlanmayacağı bir ortamın, bir atmosferin
yaratılacağına, bir Türkiye'nin oluşacağına herkesin
inanması lazım ki, toplum ayağı bu desteğini versin.
İkincisi hayata geçebilmesi için parlamentoda konsensusun
sağlanması lazım. Üçüncü ayağı ise hem toplumu hem
parlamentoyu bu ortak anlayışa getirecek hükümettir.

AÇILIMIN GÖBEĞİNDEYİZ
Bugün kadın hakları
bakımından, kadının ikinci sınıf vatandaş sayılıp söz hakkı
olmadığı, zorla evlendirildiği, töre cinayetlerine kurban
edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Çerkes toplumu olarak hiçbir
zaman böyle bir sorunumuz olmadı. Kadınlar her zaman için
toplumumuzun eşit ve saygın bireyleriydiler. Bu konuda örf
ve geleneklerimizin de güzel bir örnek teşkil ettiğini
düşünüyoruz. Yani biz açılımın tam göbeğindeyiz. Açılımı
sadece etnik, kültürel boyutuyla almıyoruz. Tüm insanların
gerek etnik kimliklerini gerek dini inançlarını eşit şekilde
yaşayabilecekleri ortamı savunuyoruz.
KİMLİĞİNİ SÖYLEMEK
BÖLÜCÜLÜK SAYILIRDI
Çerkes derneklerinin biraraya
gelip birleşik bir yapı oluşturmaları fikri 1979'larda
başladı. Ama o dönem tam terörün, sağ-sol çatışmalarının
yoğun olduğu bir dönemdi. 80 İhtilali'nde birçok dernek
kapandı. O dönem hakikaten dernek çatısı altında baskıyı her
zaman hisseden, kendisini suçlu gibi, takip ediliyormuş gibi
hisseden bir yapı içinde çalıştık. Çok yaşadık bunu.
Çerkesim dediğin zaman 'Vay sen de mi bölücülük yapıyorsun?'
deniyordu. 'Çerkesim' demek, kimliğini söylemek bölücülük
olarak anlaşılıyordu. AB'ye katılım süreciyle beraber
derneklerimiz birlikteliği gündeme getirdi, 2002 yılında
federasyona dönüştük. Şu anda Türkiye'nin değişik
yerlerindeki 57 dernek, federasyonumuza üyedir.
'Hain Çerkes' sözü kalksın
Kurtuluş Savaşı'nda
yaşanan "Çerkes Ethem olayı", toplumu psikolojik açıdan
olumsuz etkiledi mi sizce?
Tabii, olumsuz etkiledi.
Siyaseten birçok insanda kimlik bunalımı, bir travma
yarattı. Hepimiz tarih derslerinde çok rahatsız olduk. "Hain
Çerkes Ethem", sen de bir Çerkessin ve bir Çerkes hain diye
tanımlanıyor. Türkiye tarihinde bir tane Hain Çerkes var,
Hain Türk yok, Hain Laz yok; ama bir sürü hain var,
hiçbirisi bu kimlikle anılmıyor. Resmi tarih itibariyle
Çerkes Ethem hain ilan edilmiş. Türkiye'nin Cumhuriyet
tarihinde bir sürü hainler oldu, bunların hiçbirisi etnik
kimlikleriyle anılmadı. Bir sürü kahraman Çerkes de oldu.
Sporcu, sanatçı Çerkesler çıktı; ama hiçbirisi Çerkes
sanatçı, Çerkes güreşçi diye anılmadı. Bunun bir baskı aracı
olarak kullanılışını yaşadık. Birçok insan o korku yüzünden
hala kendi kimliklerini ifade ederken çekiniyor.
Tarih dersi kitaplarındaki
bu ifadenin çıkarılması için bir girişimde bulundunuz mu?
Bunların çıkartılması
gerekiyor tabii. Biz bunun mücadelesini verdik. Çerkes
Ethem'in Kurtuluş Savaşı'ndaki yararları, zararları,
terazinin kefesine koyduğunuzda tartışılmalıdır. Bazıları
için bir kahramandır. Bize göre Çerkes Ethem'in başarıları
olmasaydı, Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşması da mümkün
olmazdı. Daha başta boğulur giderdi, ayaklanmalar yüzünden.
Tabii sonraki dönemde onu dışlayan, yurtdışına kaçmasını
getiren bir süreç yaşandı. Tarih kitaplarında yazılanların
çoğu doğru değil.
Türkiye'de 5-6 milyon Çerkes nüfus yaşıyor
Türkiye'deki Çerkesler'in
sayısıyla ilgili olarak sağlıklı bir bilgi var mı acaba?
Etnik bazda sağlıklı bir
nüfus sayımı yapılmadı, bugüne kadar. 1917 yıllarında
Osmanlı'da yapılmış bir nüfus sayımı var. 17 milyonluk bir
Türkiye'de 1.7 milyonluk bir Çerkes kaydına rastlıyoruz,
yani yüzde 10 oranında. Onu bugüne getirdiğimizde tabii
yüzde 10'u muhafaza etmek zor. Çünkü bizim Çerkes insanımız
geç evlenir, az çocuk yapar. Bu çerçevede oran yüzde 5'e
düşmüşse bile 3.5 milyon Çerkes'in olması gerektiğini
düşünüyoruz. Tabii bunun yanında karma evlilikler sonucu
kendisini Çerkes olarak tanımlayan insanlar da var. Yani 5-6
milyona kadar çıkan genetik bir Çerkes nüfusunun olduğunu
düşünüyoruz. Ama bunun 3-3.5 milyonu köylerde veya kentlerde
yaşayan, 1 milyona yakını da dilini hala konuşabilen bir
nüfus.
Çerkesler hangi bölgelerde
yoğun?
Çerkes diasporanın en büyük
yoğunluğu Türkiye'de. Ayrıca Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa
ve ABD'de. Türkiye'deki Çerkesler, Karadeniz Bölgesi'nden
başlarsak Samsun, Sinop, Tokat, Çorum, Amasya. Güneye doğru
inersek Kayseri, Sivas, Kahramanmaraş'ı kapsayan ve
Reyhanlı'dan çıkıp Suriye üzerinden Amman'a kadar uzanan bir
hatta daha yoğun. Bu bahsettiğim 1. doğu hattı. İkinci yoğun
olarak, insanlarımızın bulunduğu hat yine, Sakarya-Düzce
bölgesinden başlayan güneye doğru inen İnegöl ve Eskişehir'i
de kapsayan, ondan sonra Bursa, Balıkesir, Edremit'e dönen
bir havza var. Biraz Ege Bölgesi ile de ilintili, Aydın,
İzmir, Söke civarında yerleşmiş hemşehrilerimiz var. Bunun
dışında çok daha az sayıda Çeçen ve Asetinler'in yerleştiği
Mardin civarındaki Kızıltepe-Çardak bölgesi var. Sarıkamış
bölgesinde lokal olarak yerleşmiş Asetinler var. Antalya
Elmalık Köyü, Ankara Hacı Muratlı, İkizce köyleri gibi
münferit yerlerde de var. Aslında araştırdığınızda Ankara
civarında bayağı yerleşmiş bir Çerkes nüfusu olduğunu ve
bunların da asimile olduğunu görüyorsunuz.
Genç
nesle kültürümüzü unutturdular
"Türkiye'deki Çerkeslerin
asimile oldukları" iddialarına katılıyor musunuz? Çerkesler
kimliklerin, kültürlerini koruyabildiler mi?
Dil ve kültür ne kadar yok
olduysa, asimilasyon da o kadar çok olmuştur. Bugün Çerkes
sayısını dahi net olarak bilmiyoruz. Ama dilini bilmeyen,
pratikte yaşamamış, farklı ortamlardaki insanları görüyoruz.
Sayısı milyonlarla ölçülebiliyor. Örneğin ben dili köyde
öğrendim. Köyde nüfus kalmadı, insanlar şehre gitti.
Şehirdeki çocukların, genç neslin hiçbirisi Çerkesce'yi,
kendi dillerini yani bilmiyor. Bunun adı asimilasyondur. Hem
de çok yoğun bir asimilasyon.
Demokratik açılımla
kazanılan haklar, asimilasyonun önünü keser mi?
Tabii ki, faydası olur. Bizim
hayal ettiğimiz bir şekilde devletin de bu konuya sahip
çıkması, "bu kültürleri yaşatmak" konusunda gayret etmesi
halinde, bu asimilasyon da yavaşlayacaktır. Ondan sonra
gönüllü, doğal asimilasyona dönüşür. Almanya'ya gitmiş bir
sürü Türk vatandaşı var. Bunların çocukları tamamen
Almanlaşmış, Almanca'dan başka dil bilmeyen yeni bir nesil
yetişmiş. Bunların Türkiye'ye sahip çıkanı var. Demokratik
ortamda olduğu zaman, bu gönüllü asimilasyona kimsenin de
diyeceği bir şey yok. Çünkü kişinin özgür iradesiyle seçtiği
bir şey. Türkiye'de çok önemli bir Kafkas dili "Ubıh" dili
yok oldu. Yok olmasının nedeni asimilasyoncu, zorlamacı
politikalardır. Ama bu politikalar bizi hiçbir zaman tek
ulus toplumuna götürmedi, bilakis Türkiye'yi bölünme
noktasına getirdi. Uygulamalarda yanlışlar yapıldı, bunu
herkes kabul ediyor.
Tıkanıklıklar deneyimdir
Açılımın sonuçlanacağından
umutlu musunuz?
Evet, şu anda bir tıkanıklık
olduğunu herkes kabul ediyor. Açılım bana göre bahsettiğim 3
ayağın sağlam oluşturulamaması nedeniyle tıkanmıştır. Ayrıca
seçim mahalline girildi, siyasi atmosfer son derece gergin.
İnsanlar bugün Ergenekon'la, seçime yönelik mesajlar,
kavgalarla tartışır hale geldi. Cumhurbaşkanının görev
süresi, Anayasa'daki eksiklikler tartışılıyor. Başladığımız
yerde dernek kuramazken, bugün daha kültürel açılımları
rahatça tartıştığımız bir ortama geldik. 1981'de İstanbul'da
dernek yöneticisiydim. Bir arkadaşım 'Çerkes Ulusal Sorunu'
diye bir kitap yazınca 1 yıl hapis yattı. Bugün biz onları
televizyonda rahat rahat tartışıyoruz. O günlerde çok iyi
hatırlıyorum, hiçbir gazete 'Kürt' sözcüğünü kullanamazdı.
Bu, bölücülük yapmak demekti, hapse girmek için yeterli
sebepti. Bugün TRT-Şeş'te Kürtçe yayın yapılıyor. Türkiye'de
son 20-25 yıl içinde çok önemli gelişmeler, değişimler oldu.
Ben umutluyum. Bugünkü tıkanıklık da bir deneyimdir.