|
Cihan Candemir
Kafkas Dernekleri
Federasyonu’nun 4. Olağan Genel
Kurulunun Değerli Kongre
Delegeleri ve Değerli
Misafirleri, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Genel Kurullar
kurumların yaşamlarında çok
önemli toplantılardır. Genel
Kurullarda geçmiş çalışma
döneminin muhasebesi çıkartılır,
kazanılan deneyimlerle yeni
koşullar değerlendirilir, ve bu
değerlendirmelerin ışığında
yeni çalışma dönemine ışık
tutacak kurumsal hedefler
belirlenir. Dolayısıyla her
genel kurulun topluma yeni
dinamikler katması gerekir.
Genel Kurullar iki yılda bir
araya geldiğimiz, geçmiş
toplantıda neler söylediğimizi
hatırlamadığımız, sadece mevcut
koşullar çerçevesinde
eleştirilerimizi yapıp, yeni
yöneticileri seçip dağılacağımız
toplantılar olmamalıdır. Genel
Kurul’a katılan herkesin
kurumlarına karşı görevleri
vardır. Birinci görev de kuruma
sahip çıkmaktır. Bu sahip çıkış
sadece sözle olmaz. Yapılanlarla
ilgilenerek, gerektiğinde
eleştiri, gerektiğinde takdir
etmek suretiyle katkıda
bulunarak ve maddi sorunlarında
destek olarak yapılır.
Geçmiş dönemin
bilançosuna baktığımda, yeterli
destek ve katkının olmamasına
rağmen, Kaffed’in geçmiş
dönemini başarılı bulduğumu
samimiyetle söylemeliyim.
Başarının sahibi elbette Yönetim
Kurulunda görev yapan
arkadaşlarımız, amatör ruhla
çalışan profesyonel
arkadaşlarımız ve başarılı
çalışmalar yapan
derneklerimizdir.
Benim için
başarılı olmanın en önemli
ölçüsü şudur: Kaffed iki yıl
öncesine nazaran Türkiye’deki
siyasi ve bürokratik kurumlar
nezdinde, Sivil Toplum Örgütleri
nezdinde tanınırlılığıyla,
güvelirliğiyle, daha itibarlı
bir konumdadır. Çerkes toplumu
yapılan çalışmalarla kabuğunu
kırmıştır. Kaffed, Çerkes
toplumunun ve Kafkasya’daki
sorunların referans kurumu
olmuştur. Bu itibar kazanımı,
Kafkasya’daki kardeş
Cumhuriyetlerimizi yönetenler
açısından ve diğer ülkelerdeki
kardeş kurumlarımız açısından da
geçerlidir. Önemli yabancı
ülkelerin temsilcileri, başta
Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği
olmak üzere Çerkes diyasporası
adına Kaffed’in söylemlerini ve
düşüncelerini önemsemektedir.
Geçmiş iki yıllık dönemde
Kaffed bu artı değerlerle
başarılıdır.
Ancak geçen iki
yıl içerisinde dünya ve Türkiye
öyle bir noktaya gelmiştir ki,
Kaffed’den beklentiler de kat be
kat artmıştır. Hızla değişen
dünya ve Türkiye koşullarında
geçmiş dönemin başarılarıyla
yetinmek ve durmak mümkün
değildir. Değişimle yarışmak,
sürekli kendinizi aşmak
şarttır. Çünki yapılması
gerekenler de geçmiştekilerden
farklıdır. Hele kısır
çekişmelerle vakit ve enerji
kaybetmek de mümkün değildir.
İşte bu anlayışla 4. Genel
Kurulumuzun hayırlı olmasını
diliyorum.
Bakın iki yıl
önceki genel kurulda o günün
şartları içinde neler
söylemişiz: Kelimesi kelimesine
aynen tekrarlıyorum:
“Kültürümüzün dilimizin
yaşatılması adına, Çerkes
toplumunun asimile olmadan, yok
olmadan onuru ile var olabilmesi
adına, Türkiye’de demokrasi ve
insan haklarının gelişmesi
adına, Kafkasya’daki
cumhuriyetlerimiz adına
yapılacak çok şey var. Ben şu
anda önümüzde yapılması gereken
bu kadar büyük işlerin
karşısında herhangi bir eziklik
duymadan mücadeleye hazır
olmamız gerektiğini
düşünüyorum.”
“Uzun vadede bir
plan çerçevesi içinde yapılması
gereken konuları üç ana başlık
altında toplamamız mümkündür.”
dedikten sonra Bunları:
1-
“Türkiye’deki
çalışmalar;
2-
Kafkasya ile
yapılacak çalışmalar;
3-
Çerkes
diyasporasının yaşadığı diğer
ülkelerle ve Avrupa Çerkesleri
ile yapılacak çalışmalardır.”
Şeklinde sıralamıştık. 2 yıl
önce Türkiye de yapmamız gereken
işleri şöyle tanımlamıştık:
“Türkiye de
yapılacak çalışmalar çok
boyutludur. Bunların başında
Türkiye’nin demokratikleşme
sürecine yönelik olan ve aynı
zamanda kültürümüzün ve
dilimizin yaşatılması için
yapılacak çalışmalar
gelmektedir.”
Bu sözleri
söylediğimiz sırada Türkiye’nin
gündeminde henüz “Demokratik
Açılım” paketinin adı bile
yoktu.
Kafkasya için de
söylediklerimize gelince, yine
iki yıl önce demiştik ki:
“Kafkasya ile ilişkilere
gelince, yapılacak çalışmaları,
kültürel ilişkilerin
güçlendirilmesi ile Abhazya ve
Osetya’nın bağımsızlık
mücadeleleri yönünde yapılacak
katkılar olarak ikiye ayırmak
durumundayız. Kafkasya’daki
Cumhuriyetlerle olan
ilişkilerimiz kültürel ve
ekonomik çalışmalarımızda çok
önemlidir. Bu ilişkileri en
geniş kapsamda kuran ve yürüten
yine en büyük kuruluşumuz
Kaffed’dir. Kültürel çalışmalar,
dilimizin yaşatılması için
yapılan çalışmalar,
gençlerimizin tatil amaçlı
Kafkasya’ya gönderilmesi,
üniversitelerde okumak için
gençlerimize olanak sağlanması,
dönmek isteyeyenlere yol
gösterilmesi gibi çok geniş
alanda yapılan çalışmalar yine
Federasyonumuzun faaliyet alanı
içindedir.. Dünya Çerkes Birliği
örgütümüzün de destekleri ile
bu faaliyetlerimizin düzeyini
yükseltmek, faaliyetlerimiz
süresince ulusal düzeyde hata
uluslar arası düzeyde diplomasi
yapmak ta gelecek dönemlerde
bizi bekleyen görevlerdir.”
Ve, devam
etmişiz: “Abhazya için ayrı bir
parantez açmamız gerekiyor.
Abhazya’nın bağımsızlık yolunda
yaptığı çalışmalara destek
vermemiz kaçınılmaz
görevimizdir. Bunun yanında
Abhazya ile yukarıda saydığımız
kültürel ve ekonomik işbirliği
faaliyetlerini yürütmemiz
gerekmektedir. Evet, Abhazya bu
gün de-facto bağımsızdır.
Ekonomik olarak kalkınması,
nüfusunu artırması, uluslar
arası arenada tanınması için
önümüzde yapılması gereken çok
iş var.”
“Federasyon
olarak, Abhazya’ya yönelik tüm
çalışmalarda bize düşen görevi
en iyi şekilde yapmaya çalıştık
ve bundan sonra da yapacağız.
Abhazya için yapacağımız her
katkı Güney Osetya için de
yapılmış olmaktadır. Asetin
kardeşlerimizin mücadelesini
Abhazların bağımsızlık
mücadelesinden ayrı tutmak
mümkün değildir. Tarih boyunca
kendi topraklarında azınlık
haline getirilen, Sovyet
döneminin siyasi oyunlarıyla
hakları elinden alınan, hatta
yok edilmek istenen
kardeşlerimizin haklı
mücadelelerinde katkıda bulunmak
tarihi sorumluluklarımız
arasındadır. Bu
sorumluluklarımızın idraki
içindeyiz.
Görevlerimizi
yılmadan, bıkmadan, ve küsmeden
yerine getirmek konusunda da
kararlıyız.”
İki yıl önce
söylediklerimizi tekrar
etmekteki amacım sizlere o
günlerle bu günün farkını
belirtmektir. İki yıl önce adı
ne olursa olsun “açılım” konusu
gündemde yoktu. İki yıl önce
daha 8 Ağustos savaşı da
olmamıştı. Abhazya ve Güney
Osetya’nın bağımsızlığının
tanınması hayalimizin ötesinde
söz konusu bile değildi. Kurum
olarak iki yıl önce
tanımladığımız ve üzerinde
çalıştığımız dil sorunları,
kültürümüzü, Khabzemizi yaşatmak
adına yapacağımız görevler aynen
duruyor. Şimdi bunlara yeni ve
büyük görevler eklenmiştir.
Bunlardan
birincisi Türkiye’deki “açılım”
sürecine katkıdır. Bu gün
Türkiye çok kritik bir eşiğe
gelmiştir. Türkiye bizim de
yürekten savunduğumuz bu
“Demokratik açılım” sürecini ya
akıl ile toplumsal uzlaşı yolu
ile aşacaktır. Ya da akılsızlık
ve kavga sonucu etnik ve dini
ayrışma noktasına gelecektir.
Türkiye bir değişim sürecindedir
ve Türkiye’yi zayıflatmak
isteyen düşmanları ellerini
ovuşturarak çalışmaktadır. Aklı
ve toplumsal barışı korumaya
azimli kişi ve kurumlara her
zamandan fazla ihtiyaç vardır.
Abhazya ve Güney
Osetya bir savaş geçirmiş ve
bağımsızlıkları artık üç ülke
tarafından tanınmıştır. Abhazya
ve Güney Osetya’nın
bağımsızlığının tanınması,
yaşatılması adına yapılması
gerekenlerin de boyutu
büyümüştür.
Sayın
katılımcılar, Türkiye’nin
geleceğini belirleyecek olacak
“açılım” tartışmaları üzerinde
Federasyonumuzun görüşlerini
sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnanıyoruz ki,
Türkiye ve dünyada meydana gelen
son gelişmeler, özellikle KAFFED
gibi belli bir halkı ve kültürü
temsil eden Sivil Toplum Örgütü
kurumlara da yeni ulusal
görevler yüklemektedir. Bu güne
kadar yoğun şekilde uğraştığımız
kültürel çalışmaların yanında
STÖ’lerin siyasal ve toplumsal
sorumlulukları da artmıştır.
KAFFED olarak Türkiye’nin
“Demokratik Açılım” sürecinde
bizlere çok önemli görevler
düşmektedir. Her ne kadar açılım
çalışmalarını yürüten hükümet
üyeleri çok farkında olmasalar
da, şu anda, Türkiye’de
ilkeleriyle çalışma
prensiplerini netleştirmiş pek
az kurum bulunmaktadır.
KAFFED’in kuruluş aşamasında
yıllar önce ilke olarak
belirlediği şu prensipleri
hatırlatmakta yarar görüyorum.
Lütfen sitemize girerek
“ilkelerimiz” bölümüne bakınız.
Yıllar öncesinden KAFFED olarak
demişiz ki:
“ Kaffed
dünyanın neresinde olursa olsun
toplumların tarihi
kültürleri ile yaşama hakkını
savunur. Soykırımı insanlık suçu
kabul eder.
Kaffed,
dil ve kültür çeşitliliğini
insanlık açısından bir zenginlik
olarak görür. Bu zenginliği yok
etmeye yönelik politik
asimilasyona karşıdır. Her kesin
hiç bir müdaheleye veya hiç bir
ayırımcılığa maruz kalmadan ve
serbestçe kendi kültürlerini
yaşama, kendi dinlerinde ibadet
etme ve kendi dillerini kullanma
hakkına sahip olduğunu savunur.
Bu doğrultuda uluslararası
sözleşmelerde tanımlanan
hakların tanınması ve
geliştirilmesi için çalışır.”
Yıllar önce
KAFFED’in ilke olarak
benimsediği prensipler, iki yıl
önce açık açık tariflediğimiz
çalışmalar ancak bu gün
“Demokratik Açılım” olarak ülke
gündemine gelebilmiştir.
Tartışmaların niteliği ise
ortadadır. Yürekten inanıyorum
ki, Türkiye’de gerçekleşecek
bir açılımın başarıya
ulaşmasında en büyük katkıyı
sağlayacak toplum bizim
toplumumuzdur. Bu konuda en
bilinçli kurum da KAFFED’dir.
Toplumumuz ve kurumumuz ülkede
barışın temel şartı olan hoş
görüyü ve toplumsal empatiyi
içselleştirebilmiş, çalışma
ilkelerine ve günlük
faaliyetlerine yansıtabilmiştir.
Hepimiz bu gerçeğin farkında
olmak ve gereğini yapmak
durumundayız.
Üzülerek ifade
ediyorum ki, Türkiye’nin bu
hayati projesi maalesef doğru
başlatılamamıştır. Halkımıza
doğru anlatılamamıştır.
Parlamentodaki tüm siyasi
partilerin ortak akıl ile
projeyi sahiplenmesi
sağlanamamıştır. Adı baştan
yanlış konularak, toplumun etnik
bir kesimi diğerlerinden
ayırılmıştır. “Kürt Açılımı”
diye başlatılan çalışma daha
sonra halktan gelen tepkiler
üzerine “Demokratik açılm” veya
“toplumsal barış projesi” gibi
adlarla anılır olmuştur, fakat
bu düzeltme kimseyi tatmin
etmemiştir. Tüm Türkiye’nin, tüm
vatandaşların etnik, dinsel ve
cinsel farklılıklarıyla,
ihtiyacı olan bu açılım sadece
bir etnik kesim için
yapılıyormuş gibi yola
çıkılmıştır. Böylece toplumsal
uzlaşı şartları başlangıçta yok
edilmiştir. Toplumsal uzlaşmanın
sağlanacağı parlamento çatısı
altında olması gereken yapıcı
diyalog yerine, üslupsuzluk,
hakaret ve kavga egemen
olmuştur. Bu konuda diyalog
aramayan, üslupsuzluk yapan tüm
tarafları ve kişileri oy veren
vatandaşlar olarak
eleştiriyoruz. Çünkü
Türkiye’mizin demokratikleşmeye
ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’nin demokratikleşmesinin
önünü tıkayan her türlü eylemi
ve söylemi kınıyoruz.
Yapılan
çalışmalardan anladığımız odur
ki, Hükümetimiz adına bu
projeyi yürütmekle görevli
olanlar da, değişik kurumlarla
görüşerek içi boş olarak açılan
paketi paketi doldurmaya
çalışmaktadır. Bu güne kadar
Sayın İçişleri Bakanının
görüştüğü kurumlara bakıyoruz,
bir de görüşülmeyen kurumlara
bakıyoruz. Bu güne kadar
yürütülen çalışmalardan,
hükümetin açılımı samimiyetle
isteyip istemediğinden, konuyu
çözmek yerine siyasi rant elde
etmek gibi amacı olup
olmadığından emin bile olamadık.
Bizi teredütte düşüren, bu güne
kadar Sayın İçişleri Bakanının
kurumumuzla ve benzer büyük
sivil toplum örgütleri ile
görüşmemiş olmasıdır. Demokratik
açılıma taraf olan, düşünceleri
ve desteği bu kadar net olan
kurumlarla görüşülmemiş olmasını
anlamak mümkün değildir.
Demokratik
açılıma taraf olan, terörden en
çok zarar gören Kürt
kardeşlerimize gelince, onlar
adına siyaseti yürütenlerin de
söylem ve eylemlerinde dikkatli
ve samimi olmaları gerektiğine
inanıyoruz. Türkiye’nin
birliğini ve bütünlüğünü
güçlendirmek konusunda samimi
isek, “kendimiz için ne
istiyorsak, herkes için istemek
durumundayız.” Bunun için de
söylem ve eylemlerimizle
birbirimize olan güvenimizi
sağlamak zorundayız. Unutmayalım
ki “şoven etnik milliyetçilik,
kendinden olmayan nefret
etmektir. Gerçek yurtseverlik
ise kendinden olmayanı da
sevmektir”.
Değerli
katılımcılar gelecek dönem
yapacağımız çalışmalarla ilgili
olarak aldığımız bazı kararları
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bunlardan birisi, önümüzdeki
dönemde değişen dünya ve Türkiye
koşullarını göz önünde tutarak,
Kaffed’in kısa ve uzun dönemli
hedeflerini en geniş katılım ile
belirlemektir. Bu konuda değişik
düşüncelerimiz oldu. Genel
kurulu iki günde yapıp bir günü
tartışmalara ayırmayı düşündük.
Ancak genel kurul ortamında
sistematik bir tartışma olanağı
bulunamıyor. Biz Cumartesi
gününü Başkanlar Kurulu
toplantısı sonrası açık kürsü
düzeni içinde katılımcıların
düşüncelerini dinlemeye ayırdık.
Yapılan eleştiri ve ortaya
konulan fikirlerden elbette
yararlanacağız. Ancak kararımız,
yeni dönemde düzenleyeceğimiz
toplantı, çalıştay ve
konferanslar ile “ortak akıl”ı
oluşturarak, sistematik bir
çalışma sonucu yenilenmiş
vizyonu ve hedefleri
belirlemektir. Bu toplantıların
ve değerlendirmelerin
toplumumuzun geleceğine yönelik
büyük yarar sağlayacağına
inanıyoruz.
Değerli kongre
katılımcıları, konuşmama son
vermeden önce kendi şahsım ile
ilgili düşüncelerimi de
paylaşmak istiyorum.
Biliyorsunuz geçen yıl başında
ben bu genel kurulda görevden
ayrılmak istediğimi
açıklamıştım. Bu düşüncemi
ortaya koyarken gerekçelerim
şunlardı:
Birincisi,
Başkanlık görevini yerine
getirdiğim süre içinde, temsil
görevimizi elimizden geldiğince
yaptık, maddi sorunları topluma
yansıtmadan bir şekilde çözdük.
Ancak bunun karşılığında, içinde
biraz güven olsa da, toplumsal
bir atalet oluştuğunu
gözlemledim. Bu toplumsal atalet
duyarsızlığa dönüşmeye başladı.
Dolayısıyla kısa vadede toplumu
yönetiyor gözükürken, uzun
vadede tehdit oluşturan
toplumsal ataletin kaynağı
durumuna geldiğimi gördüm.
Toplumumuzun yeniden dinamizm
kazanması gerekiyordu.Yeni bir
başkan arayış ve tartışmasının
toplumda yeni bir dinamizm
yaratacağını düşündüm.
İkinci olarak,
kurumları yöneten insanlar
fanidir ama kurumlar kalıcı
olmalıdır. Toplumlar ve kurumlar
ise yeni yüzler, yaratıcı
fikirler çıkartabildikleri
ölçüde kalıcı ve ölümsüz
olabilirler. Tam 40 yıldır
derneklerimizde bir şekilde
yönetici konumlarında bulundum.
Artık bizim de yeni yüzlere ve
fikirlere ihtiyacımız var.
Toplumsal dinamizmin önünü
tıkayan birisi haline gelmemek
için ayrılmamın doğru
olacağını düşündüm.
Üçüncü
neden olarak ta, ne kadar
prestijli, ne kadar onurlu
makam olursa olsun makam
ve koltukların da
bırakılabileceğine örnek olmak
istedim.
Tüm bunları
düşünerek Kaffed başkanlık
görevimden ayrılmak isteğimi
açıklamıştım. Bu kararımı
açıklarken de dostlarıma, bu
kararımın kurumu yüz üstü
bırakıp çekip gitmek anlamına
gelmeyeceğini de belirtmiştim.
Son üç haftaya kadar ümitle
bekledim, ancak hiç bir aday
çıkmadı. Tam aksine sorunların
yoğunlaştığı bu dönemde
üzerimdeki baskılar arttı. En
son Ankara derneğimizin yönetimi
ve delege arkadaşlar gelip
düşüncelerini ve taleplerini
ilettiler. Göreve devam etmem
konusundaki dilekleri ile
birlikte her türlü yardımı
vereceklerini beyan ettiler. Bu
kritik dönemde toplumumuzda
yönetim krizi oluşturmamak adına
bir dönem daha devam etmeyi
sorumluluk anlayışım gereği
kabul ettim. Ancak şartım şu
oldu, bununda bilinmesini
istiyorum: “Bu dönem için
gerçekten çalışacak bir yönetim
oluşturalım. Gelecek dönemi
teslim edeceğimiz insanlar olsun
seçeceklerimiz. Biz de tüm bilgi
deneyimlerimizi aktararak
gelecek dönem görevi artık
onlara devredelim. Yani bu dönem
benim son dönemim olsun.”. Bu
anlayışla yola çıktık ve yönetim
kadrolarımız mümkün mertebe
geniş tutmaya karar verdik.
Çalışacağını beyan eden
arkadaşlardan bir liste
oluşturduk. Bu dönemde
seçeceğiniz yedekler de yönetim
kurulunda aktif olarak
çalışacaklardır. Yani hedefimiz
24 kişilik geniş bir yönetim
kadrosu ile çalışmaktır. Ayrıca
tüm delegelerin de, bir sonraki
genel kurula kadar,
faaliyetlerimize aktif olarak
katılmaları, başarılı
olabilmemiz için şarttır. Bu
konuda desteklerinizi bekliyor,
Genel Kurulumuzun toplumumuza ve
Türkiye’ye hayırlı sonuçlar
vermesini diliyorum.
|