|
KARADZIUK
İLKAY KARADUMAN
Nalçik’e
giden öğrencilerin kılavuz hocası
Nasıl
anlatılır ki...
Sabah
çocukların ana dilleriyle bağır çağır oyunlar oynadıkları bir şehirde uyanmanın
keyfi. Anadilimde yaşlıların kendileriyle, birbiriyle dalga geçip,
eğlenebildikleri şehir! Nalçik! Oradaki yaşlıların söyleyiş şekliyle Nalşik!
Kaberdey'in başkenti.
Bir zamanlar
Nalşik suyu (Nalçik'kips!), atın nallarını çekip alabilecek kadar soğuk
olabiliyormuş. Nalşik adı buradan geliyor.
Biz on iki
kişi, on altı gün (30/07-16/08) Nalşik'teki Elbruz Sanatoryumu’nda kaldık. Orada
ilk bir kaç gün, "Türkiye'den gelen Çerkesler" ismiyle anıldık. Bu birkaç günün
sonunda grup ismimizi "bizimkiler" olarak değiştirdiler. Doğrusu biz de bu
duruma çok mutlu olduk.
Elbruz daha
çok, çocukların (3 -16 yaş) yaz tatilinde dinlendiği, öğretmenler gözetiminde
birçok etkinliklere katılıp, oyunlar oynadıkları, yakınındaki kaplıcaya hemşire
gözetiminde -belli zaman aralıklarıyla- gittikleri bir sanatoryum. Elbruz’da
çocuklarına refakat eden büyükler de vardı. Bu sayede tanıştım Zoya'yla (55
yaşlarında). Sayesinde bir daha hayran oldum dilime. Bizi her gün sanatoryumdan
çıkarken 'xoxux'le uğurladı. "Özledik sizi gurbetteki çocuklarımız" diyerek
karşıladı akşamları. Gruptaki çocuklara bakıp iç çekerek:
"A mığo mı di
sabiher xeme şınalem şi kodıjınu? (Ah bu bizim olan çocuklar yabancı topraklarda
yitecek mi?)" Bilmem bu soruya nasıl yanıt verilirdi?
Resepsiyon
görevlisi Zaline, "Bizimkiler’e alıştım. Çook, özleyeceğim, keşke gitmek olmasa
işin içinde" diyordu gözleri dolarak. "Dönseniz??! En azından seneye de
gelseniz?"
Yemekhanedeki
servis görevlisi Jane de aynı duyguları paylaşıyordu. Her öğünde bıkıp usanmadan
çocukların yemeği beğenip beğenmediğini, bir istekleri olup olmadığını sordu.
Her kalkışımızda sofradan, kapıya kadar uğurladı. "Bizimkiler" ise "wupso"
diyerek hoşnutluklarını belirtmeyi öğrenmişlerdi, Jane ve diğer görevlilere.
İçeriye biri girince ayağa kalkmayı da ihmal etmiyorlardı artık.
Ürdün’den
gelen kardeşlerimiz de konuğuydu Sanatorya Elbruz’un. Bir-iki gün sonra, arkadaş
oldular diasporadaki ve anavatandaki çocuklar. Elbruz'un bahçesinde gündüzleri
-gezilerden fırsat buldukça-voleybol, basketbol, futbolv.s. oynadılar.
Akşamları üç
yaştan 16 yaşa kadar olan çocukların Kabardinka ustalığıyla folklorumuzdan
sergiledikleri dansları izlediler “bizimkiler”. Dört yaşındaki Darine'nin
Kabardinka'nın bir dansçısıymışçasına oynadığı kafeyi izlerken,
“derneklerimizdeki folklor çalışmalarıyla bu ustalığı, zarafeti yakalamak mümkün
mü?” diye düşünmeden edemedim. "Bizimkiler" de ilerleyen zamanlarda bu düğünlere
katılarak arkadaşlıklarını pekiştirdiler. Ürdün’den gelen çocuklar arasında da
çok ustaca dans eden çocuklar vardı. Görünen o ki, dünyanın neresinde olursak
olalım biz Çerkesler, kültürümüzün en çok folkloruyla ilgiliyiz. Keşke duysak;
anadilimize de bu ilginin yarısını. Bu çocuklar ana dilleriyle de iletişim
kurarlardı o zaman birbirleriyle.
'Çegem
Psı kele'deyiz!
Burası
sularının, yüzlerce metre yukarılardan şarkılar söyleyerek indiği harikalar
diyarı. Çok yükseklerden şarkı söyleyerek inen bu sular, atladıkları akarsuyla
birleşip muhteşem bir koro oluşturuyorlar. İnsan ağzı açık, nereye bakacağını
şaşırıp, en sonunda hızla fotoğraf makinesine davranıyor. Ama nafile! Bu
görüntüler hangi objektife sığabilir ki!
Bırakıp
makineyi kamerayı, saatlerce hiç kımıldamadan izlemek istiyorum manzarayı. Ama
emanet çocukları hatırlayıp, kendime geliyorum.
Ayrılırken
son bir kez daha arkama bakıp, “ne harikasın nasıl anlatayım ki ben seni”
diyorum.
Şelaleleri
bir kaç km. geride bırakmış dönerken Çegem Reyonu’na yakın bir piknik alanında
Çegem Kültür Derneği Başkanı, yardımcıları ve “Çegem
Psı kele”
müzik topluluğu bizi düğünle karşıladı. Başkanın konuşması, düğün, yemek ve
müzik grubunun harika mini konseri vardı programda. Bir Çerkesin misafirini
nasıl ağırlayabileceğini çok iyi gösteren bu gruptan ayrılırken, bir daha bu
insanları görebilecek miyim hüznü vardı.
Sosrukuo
Tanrılardan
ateşi alıp insanlığa veren kahraman!
Sosruko’nun
insanlığa büyük hediyesini sunuş hali, üç katlı bir restoran olarak inşa edilmiş
Nalçik’te. En üst katının dört bir yanından Nalçik'in büyüleyici güzelliğini
izledik. Murat, Nartların at koşturdukları alanı gösterdi buradan bize.
Teleferikle
ayrılıp Sosruko’dan yapay gölün çevresinde dolaştık.
Mavi
Göl
Durgunluğu,
dinginliği ve eşsiz rengi!..
Nalçik’e bir
buçuk saat mesafede.
Çevresindeki
ağaçların, bitkilerin göle yansıması eşsiz bir tablo oluşturuyor. Bu gölü
besleyen bilinen bir kaynağın olmadığını söylediler bize. Kendisini hayran
izlerken hava güneşliydi, fakat çok kısa bir süre sonra yağmur yağmaya başladı.
Gölün durgunluğunu bozan yağmur, toprağın ve ağaçların muhteşem kokularını da
kaldırmıştı.
Bir
kamelyanın altındaki çok uzun bir masanın etrafına toplanıp izlerken bu
manzarayı, yemek yemeyi unuttuk!
Başka
sanatoryumlara davet edildik
İlk davet
‘Gökkuşağı Sanatoryum’dan geldi.
Bahçesine
girdiğimiz anda mızıka eşliğinde Gökkuşağı’nın yöneticileri ve Adıge faşe giymiş
gençler tarafından karşılandık. Karşılama düğününden sonra tiyatro salonuna
geçtik. Tiyatro sahnesini boydan boya kaplayan Adıge bayrağının gururuyla,
sanatoryumda kalan Adıge
çocukların
hazırladığı programı izledik. Çocukların performansına, rahatlığına diyecek
yoktu.
Baksen’deki
bir başka sanatoryumda da aynı ilgi ve incelikle ağırlandık.
Ortak
mesajları daima şuydu: ’Anavatanınızdan uzakta olsanız da, siz bizim
kardeşlerimizsiniz. Şu anda burada olmanızdan mutluyuz. Ve bir gün anavatanınıza
dönmek isterseniz bundan mutluluk duyarız.’
Akşamları
kendi sanatoryumumuzda hiç yalnız kalmadık. Gruptaki çocukların geri dönüş yapan
akrabaları sık sık ziyaretimize geldiler. Benim wunegoşlerim geldi. Hayatımda
ilk kez gördüğüm bu insanların inceliğini, ilgisini unutamam. Tüm grupla sohbet
ettiler isteklerini, ihtiyaçlarını sordular.
Akşamki
ziyaretçilerimizden biri de Şermet Lude idi. ”Şocencuk Ali Tiyatrosu”nun büyük
oyuncusu. Kendisi Türkiye’ye birkaç defa gelmiş, rol aldığı oyunları zevkle
izlemiştim. En son Kayseri Kafkas Kültür Şenliği’nde görüşmüştük. Nalçik’e
geleceğim, dediğimde telefonlarını yazdırmış aramamı söylemişti. Ve aradığım
anda da ziyaretimize geldi. Çocuklara çevirmemi istediği bir sürü şey anlattı.
Şrek’de birçok tipi seslendirdiğini öğrenen çocuklar sorular sordular. Lude
sesini Şrek’deki tiplerin sesine büründürerek çocukları neşelendirdi.
Lude sonraki
günlerde Fatime ile birlikte geldi ziyaretimize. Fatime de aynı tiyatro
grubundan. Ve o da Şrek’de birçok tip seslendirdi.
Fatimeyle bir
başka akşam yine görüşme fırsatı bulduk. Dumeniş Avledin, Nazmi Sabancı ile
birlikte Elbruz’a geldi. Sabancı Nazmi çocuklara o akşam Kafe Tamaris’te yemek
ısmarladı. Ben, Avledin ve Nazmi’nin konuğu olduğum için, o akşam yemeğinde
gruba Murat eşlik etti. Avledin, Nazmi, Fatime ve sonradan yemeğe katılan Lude
ile Nehuş Çerim sayesinde çok güzel bir akşam geçirdim. Sofranın thamadesi
Ürdün’den dönüp Nalçik’e yerleşmiş bir büyüğümüzdü. Adıge sofrasının xabzesini
bu değerli insanlarla paylaşmak çok güzeldi. Kendilerine kaldığımız sürece
ilgilerini eksik etmedikleri için tekrar teşekkür ediyorum.
Ve Kıp
Ailesi! Kuzenim Kıp Cahit ve eşi Sema kaldığımız süre içinde hemen her akşam
ayaküstü de olsa uğrayıp hal hatır sordular. Tüm grubu iki kez evlerinde misafir
ettiler. Gösterdikleri alakayı unutmayacağız.
Biz de
ziyaretlerde bulunduk
Kardenguş
Zaramuk!
Adıge kültür
ve edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı birçok ödül almış, doksan yaşındaki
yazar. Birçok tiyatro eserinde de imzası var. Kardenguş Zaramuk, hala masa
başında yazılarına devam ediyordu bizi kabul ettiğinde.
Gruptaki
çocukların tek tek sülale isimlerini öğrenerek tanıştı.
Ailelerinin
hal hatırlarını sorduktan sonra, "Gurur duyuyorum sizlerle anavatanınızı görmeye
geldiğiniz için.
Ve... Çok
üzgünüm bilmediğiniz için anadilinizi. Ana babalarınıza iletin selamımı ve tek
isteğimi; yok saymasınlar sizi öğretsinler anadilinizi."
Bu değerli
yazar ile tanışmamızı sağlayan Tabısh Murat’a minnettarız (kendisi geçen sene
Kafkas Federasyonu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelmiş, bizlere bir ay
anadilimizde kurs vermişti).
Adıge
Psale Gazetesi
Adıge Psale
Gazetesi’nden Neşepıce Zamire röportaj için sanatoryuma geldi. Haftanın beş günü
Kaberdeyce çıkan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hafıtsa Muhamed. Muhamed aynı
zamanda Kaberdey xase’nin de thamadesi.
Ziyaretimizde
bizi gazetenin misafir salonunda ağırladı. Sorularımızı yanıtladı, sorularını
iletti. Kitaplarını imzaladı. Bu ziyaretimizi de, 11 Ağustos’ta gazetede
yayınladı.
Dünya Çerkes
Birliği Başkanı Kasbolet, diasporadan anavatanı ziyarete gelenler için (Ürdün ve
Türkiye) kısa bir konuşma yaptı, dilek ve temennilerini iletti.
Oşhamaxoe
Gururlu,
mağrur dağ! Gittiğimizde dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçileri vardı.
Efsaneye göre
Nartlar bu dağın zirvesinden doldurdukları şifalı suyu en büyük kadehlerine
doldurup törenle içerlermiş. Sosruko’nun canı sıkılıp bu işe, şifalı suyu tüm
insanlığa armağan etmek istemiş. Ve kadehi Nartlar’ın elinden alıp, boca etmiş
Oşhamaxoe’nin zirvesinden. Böylece Sosruko ateşten sonra suyu da armağan etmiş
insanlığa!
Teleferikten
en yukarısını görmeye çalışırken, bulutları ve sisi çekip etrafına, saklanıverdi
bizden. Teleferiğin ikinci durağıyla ulaşabildiğimiz noktasından bir avuç kar
alıp, gökyüzüyle sohbete dalan Oşhamaxoe’ye bir daha baktım. O sırada kendisine
kaç adet kamera doğrultulmuştu kim bilir!
Dönüş
Döneceğimiz
günün bir öncesi, tüm çocuklarla bir değerlendirme toplantısı yaptım. Benim fark
edemediğim (kaldıkları yerle ilgili) bir rahatsızlıkları olmuşsa bunu Elbruz
yöneticilerine iletmem gerekirdi; seneye gelen çocukların aynı problemi
yaşamaması için. Çocuklardan yalnızca bir tanesi, et yemeklerinin fazlalığından
şikayetçiydi. Başka kimse hiçbir hoşnutsuzluk dile getirmedi.
Havaalanına
hareket için kalktığımız sabah tüm sanatoryumda hüzün vardı. Elbruz’da kalan
çocuklarla “bizimkilerin” vedası zordu. Büyüklerin gözleri dolu, adresler
alındı, telefonlar verildi. Havaalanına kadar bize -benim ismini bilebildiğim-
Nazmi Sabancı, Amir ve Alim eşlik etti. Uçağımızın kalkışına kadar alanda
yememiz için getirdikleri meyve poşetleriyle bekleyen wunekoşlerim Musabi ve
Muhamed’e ne kadar teşekkür etsem azdır. Havaalanında beklerken, Musabi’nin
anlattığı anekdotlarla ortalığın hüznü, yerini kahkahalara bıraktı.
Tabısh Murat
ve değerli ailesi! Kaldığımız sürece gösterdikleri ilgi ve sevgiyi unutamayız.
Sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Çocukların
havaalanında ki “hocam biz biletlerimizi yırtsak ve gitmesek” cümlesi Xeku’deki
günlerini sanırım özetler.
Uçağımız
İstanbul’a indiğinde Duman Anıl’ın, etrafına bakıp yüksek sesle düşünürmüşçesine
söylediği “şimdi burası daha yabancı geliyor bana” cümlesi hep aklımda.
Anıl ve Gülce
başta olmak üzere, katılan tüm çocuklar çok sevdiler anayurttaki kardeşlerimiz,
büyüklerimiz. Hem de başka yerlerden gelen o kadar çocuk içinden seçerek,
“Bizimkiler” diyecek kadar. ”Bizimkiler”: FIPSO!
“Bu 15 günlük
organizasyona emeği geçen Dünya Çerkes Birliği’ne, Kafkas Dernekleri
Federasyonu’na, İstanbul’dan bizi uğurlayan,
Orhan Özmen’e
ve Nuri Bey’e sonsuz
teşekkürlerimi iletiyorum. Fıpso!
|