2007 yaz kampının ardından...

 

 

 KARADZIUK İLKAY KARADUMAN
Nalçik’e giden öğrencilerin kılavuz hocası

Nasıl anlatılır ki...

Sabah çocukların ana dilleriyle bağır çağır oyunlar oynadıkları bir şehirde uyanmanın keyfi. Anadilimde yaşlıların kendileriyle, birbiriyle dalga geçip, eğlenebildikleri şehir! Nalçik! Oradaki yaşlıların söyleyiş şekliyle Nalşik! Kaberdey'in başkenti.

Bir zamanlar Nalşik suyu (Nalçik'kips!), atın nallarını çekip alabilecek kadar soğuk olabiliyormuş. Nalşik adı buradan geliyor.

Biz on iki kişi, on altı gün (30/07-16/08) Nalşik'teki Elbruz Sanatoryumu’nda kaldık. Orada ilk bir kaç gün, "Türkiye'den gelen Çerkesler" ismiyle anıldık. Bu birkaç günün sonunda grup ismimizi "bizimkiler" olarak değiştirdiler. Doğrusu biz de bu duruma çok mutlu olduk.

Elbruz daha çok, çocukların (3 -16 yaş) yaz tatilinde dinlendiği, öğretmenler gözetiminde birçok etkinliklere katılıp, oyunlar oynadıkları, yakınındaki kaplıcaya hemşire gözetiminde -belli zaman aralıklarıyla- gittikleri bir sanatoryum. Elbruz’da çocuklarına refakat eden büyükler de vardı. Bu sayede tanıştım Zoya'yla (55 yaşlarında). Sayesinde bir daha hayran oldum dilime. Bizi her gün sanatoryumdan çıkarken 'xoxux'le uğurladı. "Özledik sizi gurbetteki çocuklarımız" diyerek karşıladı akşamları. Gruptaki çocuklara bakıp iç çekerek:

"A mığo mı di sabiher xeme şınalem şi kodıjınu? (Ah bu bizim olan çocuklar yabancı topraklarda yitecek mi?)" Bilmem bu soruya nasıl yanıt verilirdi?

Resepsiyon görevlisi Zaline, "Bizimkiler’e alıştım. Çook, özleyeceğim, keşke gitmek olmasa işin içinde" diyordu gözleri dolarak. "Dönseniz??! En azından seneye de gelseniz?"

Yemekhanedeki servis görevlisi Jane de aynı duyguları paylaşıyordu. Her öğünde bıkıp usanmadan çocukların yemeği beğenip beğenmediğini, bir istekleri olup olmadığını sordu. Her kalkışımızda sofradan, kapıya kadar uğurladı. "Bizimkiler" ise "wupso" diyerek hoşnutluklarını belirtmeyi öğrenmişlerdi, Jane ve diğer görevlilere. İçeriye biri girince ayağa kalkmayı da ihmal etmiyorlardı artık.

Ürdün’den gelen kardeşlerimiz de konuğuydu Sanatorya Elbruz’un. Bir-iki gün sonra, arkadaş oldular diasporadaki ve anavatandaki çocuklar. Elbruz'un bahçesinde gündüzleri -gezilerden fırsat buldukça-voleybol, basketbol, futbolv.s. oynadılar.

Akşamları üç yaştan 16 yaşa kadar olan çocukların Kabardinka ustalığıyla folklorumuzdan sergiledikleri dansları izlediler “bizimkiler”. Dört yaşındaki Darine'nin Kabardinka'nın bir dansçısıymışçasına oynadığı kafeyi izlerken, “derneklerimizdeki folklor çalışmalarıyla bu ustalığı, zarafeti yakalamak mümkün mü?” diye düşünmeden edemedim. "Bizimkiler" de ilerleyen zamanlarda bu düğünlere katılarak arkadaşlıklarını pekiştirdiler. Ürdün’den gelen çocuklar arasında da çok ustaca dans eden çocuklar vardı. Görünen o ki, dünyanın neresinde olursak olalım biz Çerkesler, kültürümüzün en çok folkloruyla ilgiliyiz. Keşke duysak; anadilimize de bu ilginin yarısını. Bu çocuklar ana dilleriyle de iletişim kurarlardı o zaman birbirleriyle.

'Çegem Psı kele'deyiz!

Burası sularının, yüzlerce metre yukarılardan şarkılar söyleyerek indiği harikalar diyarı. Çok yükseklerden şarkı söyleyerek inen bu sular, atladıkları akarsuyla birleşip muhteşem bir koro oluşturuyorlar. İnsan ağzı açık, nereye bakacağını şaşırıp, en sonunda hızla fotoğraf makinesine davranıyor. Ama nafile! Bu görüntüler hangi objektife sığabilir ki!

Bırakıp makineyi kamerayı, saatlerce hiç kımıldamadan izlemek istiyorum manzarayı. Ama emanet çocukları hatırlayıp, kendime geliyorum.

Ayrılırken son bir kez daha arkama bakıp, “ne harikasın nasıl anlatayım ki ben seni” diyorum.

Şelaleleri bir kaç km. geride bırakmış dönerken Çegem Reyonu’na yakın bir piknik alanında Çegem Kültür Derneği Başkanı, yardımcıları ve “Çegem

Psı kele” müzik topluluğu bizi düğünle karşıladı. Başkanın konuşması, düğün, yemek ve müzik grubunun harika mini konseri vardı programda. Bir Çerkesin misafirini nasıl ağırlayabileceğini çok iyi gösteren bu gruptan ayrılırken, bir daha bu insanları görebilecek miyim hüznü vardı.

 

Sosrukuo

Tanrılardan ateşi alıp insanlığa veren kahraman!

Sosruko’nun insanlığa büyük hediyesini sunuş hali, üç katlı bir restoran olarak inşa edilmiş Nalçik’te. En üst katının dört bir yanından Nalçik'in büyüleyici güzelliğini izledik. Murat, Nartların at koşturdukları alanı gösterdi buradan bize.

Teleferikle ayrılıp Sosruko’dan yapay gölün çevresinde dolaştık.

 

Mavi Göl

Durgunluğu, dinginliği ve eşsiz rengi!..

Nalçik’e bir buçuk saat mesafede.

Çevresindeki ağaçların, bitkilerin göle yansıması eşsiz bir tablo oluşturuyor. Bu gölü besleyen bilinen bir kaynağın olmadığını söylediler bize. Kendisini hayran izlerken hava güneşliydi, fakat çok kısa bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. Gölün durgunluğunu bozan yağmur, toprağın ve ağaçların muhteşem kokularını da kaldırmıştı.

Bir kamelyanın altındaki çok uzun bir masanın etrafına toplanıp izlerken bu manzarayı, yemek yemeyi unuttuk!

 

Başka sanatoryumlara davet edildik

İlk davet ‘Gökkuşağı Sanatoryum’dan geldi.

Bahçesine girdiğimiz anda mızıka eşliğinde Gökkuşağı’nın yöneticileri ve Adıge faşe giymiş gençler tarafından karşılandık. Karşılama düğününden sonra tiyatro salonuna geçtik. Tiyatro sahnesini boydan boya kaplayan Adıge bayrağının gururuyla, sanatoryumda kalan Adıge

çocukların hazırladığı programı izledik. Çocukların performansına, rahatlığına diyecek yoktu.

Baksen’deki bir başka sanatoryumda da aynı ilgi ve incelikle ağırlandık.

Ortak mesajları daima şuydu: ’Anavatanınızdan uzakta olsanız da, siz bizim kardeşlerimizsiniz. Şu anda burada olmanızdan mutluyuz. Ve bir gün anavatanınıza dönmek isterseniz bundan mutluluk duyarız.’

Akşamları kendi sanatoryumumuzda hiç yalnız kalmadık. Gruptaki çocukların geri dönüş yapan akrabaları sık sık ziyaretimize geldiler. Benim wunegoşlerim geldi. Hayatımda ilk kez gördüğüm bu insanların inceliğini, ilgisini unutamam. Tüm grupla sohbet ettiler isteklerini, ihtiyaçlarını sordular.

Akşamki ziyaretçilerimizden biri de Şermet Lude idi. ”Şocencuk Ali Tiyatrosu”nun büyük oyuncusu. Kendisi Türkiye’ye birkaç defa gelmiş, rol aldığı oyunları zevkle izlemiştim. En son Kayseri Kafkas Kültür Şenliği’nde görüşmüştük. Nalçik’e geleceğim, dediğimde telefonlarını yazdırmış aramamı söylemişti. Ve aradığım anda da ziyaretimize geldi. Çocuklara çevirmemi istediği bir sürü şey anlattı. Şrek’de birçok tipi seslendirdiğini öğrenen çocuklar sorular sordular. Lude sesini Şrek’deki tiplerin sesine büründürerek çocukları neşelendirdi.

 Lude sonraki günlerde Fatime ile birlikte geldi ziyaretimize. Fatime de aynı tiyatro grubundan. Ve o da Şrek’de birçok tip seslendirdi.

Fatimeyle bir başka akşam yine görüşme fırsatı bulduk. Dumeniş Avledin, Nazmi Sabancı ile birlikte Elbruz’a geldi. Sabancı Nazmi çocuklara o akşam Kafe Tamaris’te yemek ısmarladı. Ben, Avledin ve Nazmi’nin konuğu olduğum için, o akşam yemeğinde gruba Murat eşlik etti. Avledin, Nazmi, Fatime ve sonradan yemeğe katılan Lude ile Nehuş Çerim sayesinde çok güzel bir akşam geçirdim. Sofranın thamadesi Ürdün’den dönüp Nalçik’e yerleşmiş bir büyüğümüzdü. Adıge sofrasının xabzesini bu değerli insanlarla paylaşmak çok güzeldi. Kendilerine kaldığımız sürece ilgilerini eksik etmedikleri için tekrar teşekkür ediyorum.

Ve Kıp Ailesi! Kuzenim Kıp Cahit ve eşi Sema kaldığımız süre içinde hemen her akşam ayaküstü de olsa uğrayıp hal hatır sordular. Tüm grubu iki kez evlerinde misafir ettiler. Gösterdikleri alakayı unutmayacağız.

Biz de ziyaretlerde bulunduk

Kardenguş Zaramuk!

Adıge kültür ve edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı birçok ödül almış, doksan yaşındaki yazar. Birçok tiyatro eserinde de imzası var. Kardenguş Zaramuk, hala masa başında yazılarına devam ediyordu bizi kabul ettiğinde.

Gruptaki çocukların tek tek sülale isimlerini öğrenerek tanıştı.

Ailelerinin hal hatırlarını sorduktan sonra, "Gurur duyuyorum sizlerle anavatanınızı görmeye geldiğiniz için.

Ve... Çok üzgünüm bilmediğiniz için anadilinizi. Ana babalarınıza iletin selamımı ve tek isteğimi; yok saymasınlar sizi öğretsinler anadilinizi."

Bu değerli yazar ile tanışmamızı sağlayan Tabısh Murat’a minnettarız (kendisi geçen sene Kafkas Federasyonu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelmiş, bizlere bir ay anadilimizde kurs vermişti).

 

Adıge Psale Gazetesi

Adıge Psale Gazetesi’nden Neşepıce Zamire röportaj için sanatoryuma geldi. Haftanın beş günü Kaberdeyce çıkan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hafıtsa Muhamed. Muhamed aynı zamanda Kaberdey xase’nin de thamadesi.

Ziyaretimizde bizi gazetenin misafir salonunda ağırladı. Sorularımızı yanıtladı, sorularını iletti. Kitaplarını imzaladı. Bu ziyaretimizi de, 11 Ağustos’ta gazetede yayınladı.

Dünya Çerkes Birliği Başkanı Kasbolet, diasporadan anavatanı ziyarete gelenler için (Ürdün ve Türkiye) kısa bir konuşma yaptı, dilek ve temennilerini iletti.

 

Oşhamaxoe

Gururlu, mağrur dağ! Gittiğimizde dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçileri vardı.

Efsaneye göre Nartlar bu dağın zirvesinden doldurdukları şifalı suyu en büyük kadehlerine doldurup törenle içerlermiş. Sosruko’nun canı sıkılıp bu işe, şifalı suyu tüm insanlığa armağan etmek istemiş. Ve kadehi Nartlar’ın elinden alıp, boca etmiş Oşhamaxoe’nin zirvesinden. Böylece Sosruko ateşten sonra suyu da armağan etmiş insanlığa!

Teleferikten en yukarısını görmeye çalışırken, bulutları ve sisi çekip etrafına, saklanıverdi bizden. Teleferiğin ikinci durağıyla ulaşabildiğimiz noktasından bir avuç kar alıp, gökyüzüyle sohbete dalan Oşhamaxoe’ye bir daha baktım. O sırada kendisine kaç adet kamera doğrultulmuştu kim bilir!

Dönüş

Döneceğimiz günün bir öncesi, tüm çocuklarla bir değerlendirme toplantısı yaptım. Benim fark edemediğim (kaldıkları yerle ilgili) bir rahatsızlıkları olmuşsa bunu Elbruz yöneticilerine iletmem gerekirdi; seneye gelen çocukların aynı problemi yaşamaması için. Çocuklardan yalnızca bir tanesi, et yemeklerinin fazlalığından şikayetçiydi. Başka kimse hiçbir hoşnutsuzluk dile getirmedi.

Havaalanına hareket için kalktığımız sabah tüm sanatoryumda hüzün vardı. Elbruz’da kalan çocuklarla “bizimkilerin” vedası zordu. Büyüklerin gözleri dolu, adresler alındı, telefonlar verildi. Havaalanına kadar bize -benim ismini bilebildiğim- Nazmi Sabancı, Amir ve Alim eşlik etti. Uçağımızın kalkışına kadar alanda yememiz için getirdikleri meyve poşetleriyle bekleyen wunekoşlerim Musabi ve Muhamed’e ne kadar teşekkür etsem azdır. Havaalanında beklerken, Musabi’nin anlattığı anekdotlarla ortalığın hüznü,  yerini kahkahalara bıraktı.

Tabısh Murat ve değerli ailesi! Kaldığımız sürece gösterdikleri ilgi ve sevgiyi unutamayız. Sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Çocukların havaalanında ki “hocam biz biletlerimizi yırtsak ve gitmesek” cümlesi Xeku’deki günlerini sanırım özetler.

Uçağımız İstanbul’a indiğinde Duman Anıl’ın, etrafına bakıp yüksek sesle düşünürmüşçesine söylediği “şimdi burası daha yabancı geliyor bana” cümlesi hep aklımda.

Anıl ve Gülce başta olmak üzere, katılan tüm çocuklar çok sevdiler anayurttaki kardeşlerimiz, büyüklerimiz. Hem de başka yerlerden gelen o kadar çocuk içinden seçerek, “Bizimkiler” diyecek kadar. ”Bizimkiler”: FIPSO!

“Bu 15 günlük organizasyona emeği geçen Dünya Çerkes Birliği’ne, Kafkas Dernekleri Federasyonu’na, İstanbul’dan bizi uğurlayan,

Orhan Özmen’e ve Nuri Bey’e sonsuz

 teşekkürlerimi iletiyorum. Fıpso!

 

 
 
 
 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

..
...