|
Kafkas
Dernekleri Federasyonu ve Türkiye Ekonomi Politikaları
Araştırma Vakfı (TEPAV)’ın ortaklaşa düzenlediği konferans,
bugün Ankara’da yapıldı. TEPAV Konferans Salonu’nda
gerçekleştirilen ve oturum başkanlığını Prof. Dr. Erol
Taymaz'ın yaptığı
konferansın konusu, “Kafkasya’da Neler Oluyor?” ve “Kafkasya
ve Türkiye için Politika Seçenekleri” idi.
Saat
10:00’da, TEPAV Direktörü Prof. Dr. Güven Sak ve KAFFED
Genel Başkanı Cihan Candemir’in açılış konuşmalarıyla
başlayan konferans, saat 13.30’da sona erdi.
Güven Sak
kısa konuşmasında, vakıflarının daha çok ekonomi ile ilgili
olduğunu, ancak Kafkasya’daki son gelişmelerin de Türkiye’yi
yakından ilgilendirdiğini, bu yüzden bir başlangıç
toplantısı yapma ihtiyacı ile bu konferansın düzenlendiğini,
devamını getirmek gerektiğini söyledi.
Cihan
Candemir ise konferansı açış konuşmasında Kafkasya’da neler
olduğuna kısaca değinerek, son gelişmeleri ve gelinen
noktayı doğru değerlendirmenin çok önemli olduğunu, doğru
tespitlerde bulunabilmek için de sürece tarihi gelişim
perspektifi ile bakmak gerektiğini söyledi. “Önceden soğuk
savaş vardı ve buna göre kuralları biliyor, öngörülerde
bulunabiliyorduk. Şimdi hiçbir kural kalmadı, her an her şey
olabiliyor” diyen Candemir, “Ne paylaşılmak isteniyor diye
düşündüğümüzde, yine ortada küçük devletlerin ve masum
halkın zarar gördüğünü görüyoruz” şeklinde konuştu. Kaf Fed
Genel Başkanı, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla
gelişen olaylar sırasında Türkiye’nin üzerine düşeni
yapmadığına da değinerek, bundan sonra gelişmeler hak ve
adalet çerçevesinde yaklaşması, günlük çıkarlar peşinde
koşmaması gerektiğini söyledi.
Konferansın
ilk konuşmacısı TEPAV Uluslararası Politika Araştırmaları
Ens. Direktörü Prof. Dr. Mustafa Aydın sunumunda, gelinen
noktayı genel olarak, karşılıklı suçlamaların yapıldığı tam
bir soğuk savaş ortamı olarak nitelendirdi. Gürcistan’ın
bölgede başlattığı savaşın kimseyi şaşırtmadığını, bölge
uzmanları ve araştırmacılar tarafından bunun beklendiğini
söyleyen Aydın, hatta Batı’nın bile Saakaşvili’yi burada
herhangi bir maceraya atılmaması yönünde uyardığını
belirtti.
Son
dönemlerde Rusya’nın önemsenmediğine işaret eden Aydın,
halbuki Kosova’nın tanınması olayından sonra, buna şiddetle
karşı çıkan Rusya’nın batı tarafından rahatlatılması
gerektiğini söyledi. Prof. Aydın, “Şimdi NATO gemileri
Karadeniz’de, G7’ler Rusya’ya tanıma kararını geri almasını
söyleyerek tepki gösterdiler. Ancak Batı bir bütün halinde
davranmıyor ve bir liderlik sorunu yaşanıyor. Batı’nın uzun
zamandır liderliğini yapan ABD’ye de bunu götüremediği belli
olan Bush yönetiminden dolayı eskisi kadar güveni yok”
şeklinde konuşan Prof. Aydın, “Rusya Federasyonu Dışişleri
Bakanı Lavrov, füze kalkanı projelerine askeri karşılık
verebileceklerini söylüyor. ‘Gürcistan’ın toprak
bütünlüğünden söz edilemez’ diyor. Ukrayna ve Moldova’ya
gözdağı veriliyor. ‘Bu savaş Kafkasya ile sınırlı kalmaz’
diyorlar” diyerek, bunların soğuk savaş belirtileri olduğunu
vurguladı. Mustafa Aydın, krizin neleri ortaya çıkardığına
da şu maddelerle değindi:
“* Kriz
Türkiye’yi zayıflatmıştır ve Türkiye’nin bölgeye yönelik
politikasının ne kadar yetersiz olduğunu göstermiştir,
* Dünyaya
ABD’nin ihtiyaç anında nasıl gelmeyeceğini göstermiştir,
* Rusya
Federasyonu önemlidir ve her zaman önemsenmelidir.”
Saakaşvili’nin G. Osetya’ya saldırmakla çok büyük bir hesap
hatası yaptığını itiraf ettiğini söyleyen Prof. Aydın, bu
konudaki yorumunu da, “Buna inanmıyorum. Bunun bir hata
olacağını önceden ABD söylemiş. Ayrılıkçı bölgeler sorununu
çözmek istiyordu. Abhazya en zor olanıydı. G. Osetya’ya
yöneldi, Rusya müdahale etmeseydi orada kalabilirdi”
sözleriyle yaptı. Ayrılıkçı bölgeler sorununun, Gamsagurdia
ve Şevardnadze’nin ardından Şaakaşvili’yi de koltuğundan
edeceğini söyleyerek devam eden Aydın, Abhazya’nın bugünden
sonra çok dikkatli adımlar atması gerektiğini belirtti ve
şunları söyledi: “Rusya’nın tanıma kararı hiçbir şey
değiştirmeyecektir. Abhazya ve G. Osetya’nın Rusya ile
ilişkileri iyiydi, aynen devam edecek. Ama Rusya ötesine
açılabilecek misiniz, bu çok önemli. Abhazlar ve Osetler
olarak sizleri uluslararası camianın da kabullenmesi
gerekiyor, bunun için Batı’ya açılmalı, ilişkilerinizi
geliştirmelisiniz. Rusya’nın maşası imajından kurtulmalı,
çok dikkatli bir diplomasi izlemelisiniz.”
Türkiye’nin
çok geç tepki verdiğine de değinen Aydın; “Daha önce
Demirel’in ortaya attığı Kafkasya Platformu projesini,
çatışmanın ardından, herkes birbirini boğazlarken tekrar
gündeme getirdi, ama anlamsız bulundu. ABD, ‘benim haberim
yoktu’ dedi, Rusya anlamsız buldu, Gürcistan ‘çatışma
halindeyim, olmaz’ dedi. Türkiye, ülkesinde yaşayan Abhazlar
konusunda da olayın dışında kaldı, ilişki kurmadı,
diasporayı kullanamadı” dedi.
Bir süredir
tartışılan Montrö anlaşması hakkında da görüşlerini söyleyen
Prof. Dr. Mustafa Aydın, anlaşmanın iyi bilinmediğini,
Montrö’ye göre gemilerin rahatça geçebileceğini söyledi.
İkinci
konuşmacı TOBB Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mitat
Çelikpala idi ve bölgesel ağırlıklı bir sunum yaptı.
Çelikpala, Abhazya ve Güney Osetya’nın ne düşündüğünün hiç
sorulmadığını, birer piyon gibi davranıldığını belirterek,
“Abhazya 15 yıldır tek başına yaşıyor, bir düzen kurmaya
çalışıyor. Osetler de benzer bir mücadele veriyor. Rusya’nın
tanıma kararı onları olduğu kadar diasporadaki Çerkesleri de
heyecanlandırdı, beklentileri, istekleri var. Bu noktadan
bakmalı olaya” dedi. Savaşın beklendiğini, asıl şaşırtıcı
olanın Medvedev’in tanıma kararı olduğunu söyleyen Çelikpala,
Acara sorununda Rusya’nın Saakaşvili’yi desteklediğini
hatırlatarak, “Artık oyun farklı. Saakaşvili’nin yaptığı,
kendisine ve Gürcü halkına en büyük kötülüktür” dedi.
Bölgede savaşın nasıl algılandığı konusuna da değinen Mitat
Çelikpala, “Akıl almaz bir sessizlik var. Azerbaycan’dan hiç
tepki yok, Ermenistan Devlet Başkanı 14 Ağustos’ta Pekin’den
döndü, Moskova’yı ve Tiflis’i telefonla aradı. Bu
sessizliğin arkasında Batı’ya karşı bir tepki seziyorum ben.
Batı’nın bu bölgeye yönelik politikalarının bir sonuç
yaratmadığı görüldü ve hayal kırıklığı yaşandı” dedi.
Türkiye’nin bölge politikasını da değerlendiren Mitat
Çelikpala, Sohum ve Tsinval’i de ziyaret etmek gerektiğini,
politik alanın sadece Gürcistan’la sınırlı kalmaması
gerektiğini söyledi. ABD’nin saygınlığı inişe geçmişken,
Rusya’nın dünyanın 5. büyük ekonomisi haline geldiğini
vurgulayan Çelikpala, Rusya’ya ne yaptırımda
bulunulabileceğine değinerek, “Rusya’yı cezalandırmak
isterken, Batı’nın oyununu zorlaştırırsınız. Batı 90’lardan
beri bölgede bir politika izliyor, temsilciler bulunduruyor,
ziyaretler yapıyor, raporlar çıkarıyor. Ama tek bir
harekatla bu politika çöktü. Çünkü harita doğru okunmamıştı,
ama gerçek haritayı Rusya biliyordu. Batı bölgeyle ilgili
politikasını yeniden tanımlamalı” dedi. Gürcistan’ın
bölgedeki iki ülkeyi kazanmak için hiç adım atmadığını,
görüşme çağrılarına uymadığını sözlerine ekleyen Doç.
Çelikpala, bugünden sonra dengelerin hızla değişeceğini,
Abhazya’nın dikkatli politika izlemesi gerekliliğini
söyleyerek, Türkiye’nin de Ermeni sorununa yöneleceğini,
çözüm için Rusya’ya ihtiyacı olduğunu, doğru bir politika
izlemesi gerektiğini vurguladı.
Konferansın
üçüncü konuşmacısı Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Dr.
Hasan Ali Karasar konuşmasında, Gürcistan’ın Türkiye için
haklı bir öneme sahip olduğundan yola çıkarken, ancak
Türkiye’nin geçmişte yaşanan Abhaz-Gürcü Savaşı ile de
ilgilenmediğini, son savaşta G. Osetya ile ilgili hiçbir
açıklamasının bulunmadığını söyleyerek eleştirdi. Acaristan
sorununda da Türkiye’nin tepki vermediğini hatırlatan
Karasar, “Acaristan’ın muhtariyetinin kaldırılması 1921
anlaşmasına aykırıdır” dedi. Saakaşvili’nin amacının G.
Osetya’yı almak olmadığını, böyle olsaydı 1.5 günde 2 bin
insanın öldürülmeyeceğini belirten Karasar, “Kışkırtmalar,
ajite edici hareketler bunu gerektirmiyordu” dedi.
Türkiye’nin politikalarına da değinen Hasan Ali Karasar,
Ahıska Türklerine de 95 yılından beri geri dönüş sözü veren
Türkiye’nin, Gürcistan’la şimdi bunun pazarlığını yapması
gerektiğini söyledi.
Son
konuşmacı Kaf Fed Genel Koordinatörü Cumhur Bal ise
konuşmasında Abhazya ve G. Osetya’nın tarihteki
statülerinden bahsederek, bir süre Gürcistan’a bağlı olarak
yaşamış bu halkların, yüzyıllardır bağımsız yaşadıklarını
anlattı. Daha sonra Gürcistan’ın G. Osetya’ya saldırmasına
kadar geçen sürece değinen Bal, diğer konuşmacılarla paralel
olarak Saakaşvili’nin yanlışları, Türkiye’nin politikası
üzerine yorumlarının sonunda, Türkiye diasporasının
beklentilerini maddeler halinde şöyle sıralandırdı:
1- RF'nun
26 Ağustos tarihinde Abhazya ve G.Osetya’nın bağımsızlığını
tanımasıyla birlikte başlayan yeni süreçte, bu
cumhuriyetlerimizi tanıyan ikinci devlet, 6 milyondan fazla
Çerkesin onurla, gururla yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti
Devleti olmalı. Bunun gururunu yaşamak hem bizlerin, hem de
devletimizin hakkıdır,
2-
Türkiye hiç beklemeden 13 yıldır Abhazya’ya uyguladığı
haksız ambargoyu kaldırmalı ve bu çerçevede,
*
1995
sonuna kadar olduğu gibi Trabzon-Sohum gemi seferlerini
hemen başlatmalı,
* Kısa
sürede hazırlıklar tamamlanarak karşılıklı olarak İstanbul-Sohum
uçak seferleri başlatılmalıdır.
3-
Sohum’da kısa vadede fahri konsolosluk, uzun vade de
büyükelçilik açılmalı, Türkiye’de karşılığının yapılabilmesi
için destek sağlanmalıdır,
4-
Bizlerin de vergileri ile alınan askeri malzemeler, artık
asla Gürcistan’a verilmemelidir,
5- Aynı
zamanda Türkiye vatandaşı olan, ancak şu anda Abhazya’da
yaşayan insanlarımızın durumu ile ilgilenilmelidir,
Türkiye’nin
Abhazya'ya hala çok sıkı bir
ambargo uyguladığını vurgulayan Cumhur Bal, Rusya’nın
ambargoyu çoktan kaldırmasına rağmen, Rusya’nın tutumu
nedeniyle Abhazya’ya ambargo koyan Türkiye’nin bunu
sürdürdüğünü, Türkiye’den Abhazya’ya giderken Rusya
üzerinden gitmek zorunda olunduğunu belirtti.
Konuşmacılara sorulan sorular ve cevaplarla konferans sona
erdi.


 |