"Kafkasya'da Neler Oluyor" Konferansı Ankara'da yapıldı

28.08.2008i

Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’ın ortaklaşa düzenlediği konferans, bugün Ankara’da yapıldı. TEPAV Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ve oturum başkanlığını Prof. Dr. Erol Taymaz'ın yaptığı konferansın konusu, “Kafkasya’da Neler Oluyor?” ve “Kafkasya ve Türkiye için Politika Seçenekleri” idi.

Saat 10:00’da, TEPAV Direktörü Prof. Dr. Güven Sak ve KAFFED Genel Başkanı Cihan Candemir’in açılış konuşmalarıyla başlayan konferans, saat 13.30’da sona erdi.

Güven Sak kısa konuşmasında, vakıflarının daha çok ekonomi ile ilgili olduğunu, ancak Kafkasya’daki son gelişmelerin de Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini, bu yüzden bir başlangıç toplantısı yapma ihtiyacı ile bu konferansın düzenlendiğini, devamını getirmek gerektiğini söyledi.

Cihan Candemir ise konferansı açış konuşmasında Kafkasya’da neler olduğuna kısaca değinerek, son gelişmeleri ve gelinen noktayı doğru değerlendirmenin çok önemli olduğunu, doğru tespitlerde bulunabilmek için de sürece tarihi gelişim perspektifi ile bakmak gerektiğini söyledi. “Önceden soğuk savaş vardı ve buna göre kuralları biliyor, öngörülerde bulunabiliyorduk. Şimdi hiçbir kural kalmadı, her an her şey olabiliyor” diyen Candemir,  “Ne paylaşılmak isteniyor diye düşündüğümüzde, yine ortada küçük devletlerin ve masum halkın zarar gördüğünü görüyoruz” şeklinde konuştu. Kaf Fed Genel Başkanı, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla gelişen olaylar sırasında Türkiye’nin üzerine düşeni yapmadığına da değinerek, bundan sonra gelişmeler hak ve adalet çerçevesinde yaklaşması, günlük çıkarlar peşinde koşmaması gerektiğini söyledi.

Konferansın ilk konuşmacısı TEPAV Uluslararası Politika Araştırmaları Ens. Direktörü Prof. Dr. Mustafa Aydın sunumunda, gelinen noktayı genel olarak, karşılıklı suçlamaların yapıldığı tam bir soğuk savaş ortamı olarak nitelendirdi. Gürcistan’ın bölgede başlattığı savaşın kimseyi şaşırtmadığını, bölge uzmanları ve araştırmacılar tarafından bunun beklendiğini söyleyen Aydın, hatta Batı’nın bile Saakaşvili’yi burada herhangi bir maceraya atılmaması yönünde uyardığını belirtti.

Son dönemlerde Rusya’nın önemsenmediğine işaret eden Aydın, halbuki Kosova’nın tanınması olayından sonra, buna şiddetle karşı çıkan Rusya’nın batı tarafından rahatlatılması gerektiğini söyledi. Prof. Aydın, “Şimdi NATO gemileri Karadeniz’de, G7’ler Rusya’ya tanıma kararını geri almasını söyleyerek tepki gösterdiler. Ancak Batı bir bütün halinde davranmıyor ve bir liderlik sorunu yaşanıyor. Batı’nın uzun zamandır liderliğini yapan ABD’ye de bunu götüremediği belli olan Bush yönetiminden dolayı eskisi kadar güveni yok” şeklinde konuşan Prof. Aydın, “Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov, füze kalkanı projelerine askeri karşılık verebileceklerini söylüyor. ‘Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden söz edilemez’ diyor. Ukrayna ve Moldova’ya gözdağı veriliyor. ‘Bu savaş Kafkasya ile sınırlı kalmaz’ diyorlar” diyerek, bunların soğuk savaş belirtileri olduğunu vurguladı. Mustafa Aydın, krizin neleri ortaya çıkardığına da şu maddelerle değindi:

“* Kriz Türkiye’yi zayıflatmıştır ve Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasının ne kadar yetersiz olduğunu göstermiştir,

* Dünyaya ABD’nin ihtiyaç anında nasıl gelmeyeceğini göstermiştir,

* Rusya Federasyonu önemlidir ve her zaman önemsenmelidir.”

Saakaşvili’nin G. Osetya’ya saldırmakla çok büyük bir hesap hatası yaptığını itiraf ettiğini söyleyen Prof. Aydın, bu konudaki yorumunu da, “Buna inanmıyorum. Bunun bir hata olacağını önceden ABD söylemiş. Ayrılıkçı bölgeler sorununu çözmek istiyordu. Abhazya en zor olanıydı. G. Osetya’ya yöneldi, Rusya müdahale etmeseydi orada kalabilirdi” sözleriyle yaptı. Ayrılıkçı bölgeler sorununun, Gamsagurdia ve Şevardnadze’nin ardından Şaakaşvili’yi de koltuğundan edeceğini söyleyerek devam eden Aydın, Abhazya’nın bugünden sonra çok dikkatli adımlar atması gerektiğini belirtti ve şunları söyledi: “Rusya’nın tanıma kararı hiçbir şey değiştirmeyecektir. Abhazya ve G. Osetya’nın Rusya ile ilişkileri iyiydi, aynen devam edecek. Ama Rusya ötesine açılabilecek misiniz, bu çok önemli. Abhazlar ve Osetler olarak sizleri uluslararası camianın da kabullenmesi gerekiyor, bunun için Batı’ya açılmalı, ilişkilerinizi geliştirmelisiniz. Rusya’nın maşası imajından kurtulmalı, çok dikkatli bir diplomasi izlemelisiniz.”

Türkiye’nin çok geç tepki verdiğine de değinen Aydın; “Daha önce Demirel’in ortaya attığı Kafkasya Platformu projesini, çatışmanın ardından, herkes birbirini boğazlarken tekrar gündeme getirdi, ama anlamsız bulundu. ABD, ‘benim haberim yoktu’ dedi, Rusya anlamsız buldu, Gürcistan ‘çatışma halindeyim, olmaz’ dedi. Türkiye, ülkesinde yaşayan Abhazlar konusunda da olayın dışında kaldı, ilişki kurmadı, diasporayı kullanamadı” dedi.

Bir süredir tartışılan Montrö anlaşması hakkında da görüşlerini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Aydın, anlaşmanın iyi bilinmediğini, Montrö’ye göre gemilerin rahatça geçebileceğini söyledi.

İkinci konuşmacı TOBB Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mitat Çelikpala idi ve bölgesel ağırlıklı bir sunum yaptı. Çelikpala, Abhazya ve Güney Osetya’nın ne düşündüğünün hiç sorulmadığını, birer piyon gibi davranıldığını belirterek, “Abhazya 15 yıldır tek başına yaşıyor, bir düzen kurmaya çalışıyor. Osetler de benzer bir mücadele veriyor. Rusya’nın tanıma kararı onları olduğu kadar diasporadaki Çerkesleri de heyecanlandırdı, beklentileri, istekleri var. Bu noktadan bakmalı olaya” dedi. Savaşın beklendiğini, asıl şaşırtıcı olanın Medvedev’in tanıma kararı olduğunu söyleyen Çelikpala, Acara sorununda Rusya’nın Saakaşvili’yi desteklediğini hatırlatarak, “Artık oyun farklı. Saakaşvili’nin yaptığı, kendisine ve Gürcü halkına en büyük kötülüktür” dedi. Bölgede savaşın nasıl algılandığı konusuna da değinen Mitat Çelikpala, “Akıl almaz bir sessizlik var. Azerbaycan’dan hiç tepki yok, Ermenistan Devlet Başkanı 14 Ağustos’ta Pekin’den döndü, Moskova’yı ve Tiflis’i telefonla aradı. Bu sessizliğin arkasında Batı’ya karşı bir tepki seziyorum ben. Batı’nın bu bölgeye yönelik politikalarının bir sonuç yaratmadığı görüldü ve hayal kırıklığı yaşandı” dedi. Türkiye’nin bölge politikasını da değerlendiren Mitat Çelikpala, Sohum ve Tsinval’i de ziyaret etmek gerektiğini, politik alanın sadece Gürcistan’la sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. ABD’nin saygınlığı inişe geçmişken, Rusya’nın dünyanın 5. büyük ekonomisi haline geldiğini vurgulayan Çelikpala, Rusya’ya ne yaptırımda bulunulabileceğine değinerek, “Rusya’yı cezalandırmak isterken, Batı’nın oyununu zorlaştırırsınız. Batı 90’lardan beri bölgede bir politika izliyor, temsilciler bulunduruyor, ziyaretler yapıyor, raporlar çıkarıyor. Ama tek bir harekatla bu politika çöktü. Çünkü harita doğru okunmamıştı, ama gerçek haritayı Rusya biliyordu. Batı bölgeyle ilgili politikasını yeniden tanımlamalı” dedi. Gürcistan’ın bölgedeki iki ülkeyi kazanmak için hiç adım atmadığını, görüşme çağrılarına uymadığını sözlerine ekleyen Doç. Çelikpala, bugünden sonra dengelerin hızla değişeceğini, Abhazya’nın dikkatli politika izlemesi gerekliliğini söyleyerek, Türkiye’nin de Ermeni sorununa yöneleceğini, çözüm için Rusya’ya ihtiyacı olduğunu, doğru bir politika izlemesi gerektiğini vurguladı.

Konferansın üçüncü konuşmacısı Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hasan Ali Karasar konuşmasında, Gürcistan’ın Türkiye için haklı bir öneme sahip olduğundan yola çıkarken, ancak Türkiye’nin geçmişte yaşanan Abhaz-Gürcü Savaşı ile de ilgilenmediğini, son savaşta G. Osetya ile ilgili hiçbir açıklamasının bulunmadığını söyleyerek eleştirdi. Acaristan sorununda da Türkiye’nin tepki vermediğini hatırlatan Karasar, “Acaristan’ın muhtariyetinin kaldırılması 1921 anlaşmasına aykırıdır” dedi. Saakaşvili’nin amacının G. Osetya’yı almak olmadığını, böyle olsaydı 1.5 günde 2 bin insanın öldürülmeyeceğini belirten Karasar, “Kışkırtmalar, ajite edici hareketler bunu gerektirmiyordu” dedi. Türkiye’nin politikalarına da değinen Hasan Ali Karasar, Ahıska Türklerine de 95 yılından beri geri dönüş sözü veren Türkiye’nin, Gürcistan’la şimdi bunun pazarlığını yapması gerektiğini söyledi.

Son konuşmacı Kaf Fed Genel Koordinatörü Cumhur Bal ise konuşmasında Abhazya ve G. Osetya’nın tarihteki statülerinden bahsederek, bir süre Gürcistan’a bağlı olarak yaşamış bu halkların, yüzyıllardır bağımsız yaşadıklarını anlattı. Daha sonra Gürcistan’ın G. Osetya’ya saldırmasına kadar geçen sürece değinen Bal, diğer konuşmacılarla paralel olarak Saakaşvili’nin yanlışları, Türkiye’nin politikası üzerine yorumlarının sonunda, Türkiye diasporasının beklentilerini maddeler halinde şöyle sıralandırdı:

1-    RF'nun 26 Ağustos tarihinde Abhazya ve G.Osetya’nın bağımsızlığını tanımasıyla birlikte başlayan yeni süreçte, bu cumhuriyetlerimizi tanıyan ikinci devlet, 6 milyondan fazla Çerkesin onurla, gururla yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmalı. Bunun gururunu yaşamak hem bizlerin, hem de devletimizin hakkıdır,

2-    Türkiye hiç beklemeden 13 yıldır Abhazya’ya uyguladığı haksız ambargoyu kaldırmalı ve bu çerçevede,

* 1995 sonuna kadar olduğu gibi Trabzon-Sohum gemi seferlerini hemen başlatmalı,

* Kısa sürede hazırlıklar tamamlanarak karşılıklı olarak İstanbul-Sohum uçak seferleri başlatılmalıdır.

3-    Sohum’da kısa vadede fahri konsolosluk, uzun vade de büyükelçilik açılmalı, Türkiye’de karşılığının yapılabilmesi için destek sağlanmalıdır,

4-    Bizlerin de vergileri ile alınan askeri malzemeler, artık asla Gürcistan’a verilmemelidir,

5- Aynı zamanda Türkiye vatandaşı olan, ancak şu anda Abhazya’da yaşayan insanlarımızın durumu ile ilgilenilmelidir,

Türkiye’nin Abhazya'ya hala çok sıkı bir ambargo uyguladığını vurgulayan Cumhur Bal, Rusya’nın ambargoyu çoktan kaldırmasına rağmen, Rusya’nın tutumu nedeniyle Abhazya’ya ambargo koyan Türkiye’nin bunu sürdürdüğünü, Türkiye’den Abhazya’ya giderken Rusya üzerinden gitmek zorunda olunduğunu belirtti.

Konuşmacılara sorulan sorular ve cevaplarla konferans sona erdi.

 

 
 

 

..
...