|
Gürcistan'ın,17.08.2009
günü öğlen saatlerinde, Sinop'un 96 mil açığında, Türk
Münhasır Ekonomik Bölgesinin hemen sınırında seyretmekte
olan M/T Buket adlı tankeri kaçırarak,
Poti
Limanına çekerek el koyması ve arkasından gemiyi satışa
çıkardığı haberini duyurması;
20 Ağustos tarihinde de,
Sohum'dan İstanbul'a
hurda demir getiren bir yük gemisine de uluslararası sularda
el koyarak
Poti limanına
çekmesi üzerine CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
Başbakan R. Tayyip Erdoğan tarafından cevaplanması istemiyle
TBMM'ye verdiği soru önergesi ekteki gibidir.

TBMM Başkanlığına
21.08.2009
Aşağıdaki sorularımın
Başbakan Sn.R.Tayyip Erdoğan
tarafından
yazılı
olarak cevaplandırılmasını Anayasa'nın 98 ve İçtüzüğün 96.
maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla
Kart
CHP Konya Milletvekili
İlgi:
Başbakan'a yöneltilen 07.05.2009 tarih-7/7877 sayılı yazılı
soru önergemiz.
İlgi önergemiz ile;
Kafkasya'da meydana gelen çatışmalar sonucunda, Bağımsız
Devletler Topluluğu'nun (BDT), Gürcistan'ın talebiyle
Abhazya'ya ambargo uygulamaya başladığı; Türkiye'nin de bu
karara İştirak ederek Trabzon ile Abhazya'nın başkenti
Sohum
arasındaki gemi seferlerini iptal ettiği, bu ambargo
sonucunda Türkiye'de yaşayan ve sayıları 500 binin üzerinde
olan
Abhaz ile
sayılan 4 milyonu aşan
Kuzey Kafkasyalı'nın
akrabalarıyla olan ilişkilerinin büyük ölçüde kesildiği ve
engellendiği; Abhazya'ya gitmek isteyenlerin ancak Rusya
Federasyonu'ndan vize almak suretiyle gidebildikleri, bu
durumun ise hem zaman kaybı ve hem de maddi-manevi anlamda
mağduriyetler yarattığı;
Rusya Federasyonunun ve ambargonun tarafı olan birçok BDT
ülkesinin ambargoyu kaldırdığı, hal böyle olmasına rağmen,
Türkiye'nin taraf olmadığı bir ihtilaftan dolayı Abhazya'ya
fiilen uygulamakta olduğu ambargoyu neden uygulamaya devam
ettiği;
Türkiye'nin Abhazya'nın bağımsızlığını tanımayarak,
Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü tanımaya devam edebileceği,
bu takdirin siyasi sorumluluğunun Hükümet'e ait olduğu,
Hükümet politikası ve sorumluluğu altında verilen bu kararın
ayrıca irdelenmesi gerektiği; ancak,
bu durumun, Abhazların ve Kuzey Kafkasyalıların, temel insan
haklarının başında gelen yerleşme ve seyahat hürriyeti
özgürlüğü ile aile bütünlüklerinin korunması sorumluluğunu
ortadan kaldıramayacağı;
Hükümet'in bu haksız ve dayanaksız ambargoyu sürdürmesi
halinde sayıları
milyonları bulan
bu kişilerin, AİHM dahil olmak üzere tüm yargı yollarına
başvuracakları, böyle bir tablonun ise Türkiye
Cumhuriyeti’nin saygınlığını, etkinliğini zedeleyeceği dile
getirilmiş;
Milyonlarca Abhaz ve Kuzey Kafkasyalının, seyahat özgürlüğü
ve aile bütünlüğünü ihlal eden politika ve uygulamalara son
verilmesi gereği ve bu yolda alınması gereken önlemler dile
getirilmiştir.
Hükümet bu önergeye süresi içinde cevap vermediğinden,
önerge gelen kağıtlar listesinde yayımlanmıştır.
Hükümet önergeye cevap vermeyerek
bir anlamda
konuya olan ilgisizliğini ve duyarsızlığını göstermiş
ve bir anlamda da verebileceği bir cevabın bulunmadığını
kabul etmiştir.
Ancak, tüm bu gelişmeler Hükümet'in siyasi ve hukuki
sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Bu konu tarafımızdan
takip edilecek ve gündemde tutulacaktır.
Yukarıda sözü edilen süreç yaşanırken, bu kez 17.08.2009
günü öğlen saatlerinde, Gürcistan'ın, Sinop'un 96 mil
açığında, Türk Münhasır Ekonomik Bölgesinin hemen sınırında
seyretmekte olan M/T Buket adlı tankeri kaçırarak,
Poti
Limanına çektiği ortaya çıkmıştır. Tüpraş'tan aldığı 2800
ton hafif yakıtı
Abhazya'nm Sohum
limanına götürmekte olan gemiye Gürcistan el koymuştur.
Gemi işletmecisi tarafından yapılan açıklamaya göre; Panama
Bayraklı olan, 15 personelinin tamamı Türk olan gemide
ayrıca 2 stajyer bulunmakta olup, geminin yükü
değerli yük
olarak kabul edilmektedir.
Gürcü makamlarının, gemi Abhazya'ya gittiği için el
koydukları öğrenilmiştir.
Geminin kaçırıldığı andan itibaren A1S cihazının
kapatıldığı, bunun denizcilik kurallarına göre suç teşkil
ettiği ifade edilmektedir. Gemi ve yükün açık artırma
suretiyle satışının planlandığı öğrenilmiştir.
Türk personel tutuklanmış ya da gözaltına alınmıştır.
Tekrar ve önemle ifade ediyoruz;
Türkiye, Abhazya'nın bağımsızlığını tanımayabilir.
Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü tanımaya devam edebilir.
Hükümet etme politikası ve sorumluluğu içinde verilen bu
kararın, Türkiye'nin
milli çıkarlarıyla
ne ölçüde bağdaştığının tartışması ve eleştirisi ayrıca
yapılacaktır.
Ancak, Hükümetin bu tercihi ve kararı, Gürcistan'ın her
anlamda yaptığı ihlâllere göz yumulmasını ya da iştirak
edilmesini gerektirmez.
Evrensel insan haklarının başında gelen yerleşme ve seyahat
özgürlüğüyle, aile bütünlüğünü ihlâl eden bu tür eylemlere
Türkiye seyirci kalamaz.
Bu tür bir ihlalin yapılmasına fırsat verilmeden, saygın bir
devlet olma sorumluluğuyla Türkiye Cumhuriyeti,
yurttaşlarının bu insani ve temci haklarını mutlaka
güvenceye almalıdır.
Öte yandan,
yine Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının
ticaret özgürlüğünü
engellemeye yönelik olan ve fiili durum yaratan ihlallere
de, Türkiye'nin seyirci ve sessiz kalması hiçbir şekilde
kabul edilemez.
Gürcistan'ın;
fiilen Türkiye'nin kontrolünde ve Sinop yakınlarında
bulunan, Türk Arama Kurtarma Bölgesinin hemen dışında, Rus
Arama Kurtarma Bölgesinde bu gemiye el koymuş olmasının,
uluslararası hukuktaki adı
gemi korsanlığıdır.
Uluslararası sularda seyretmekte olan bir gemiye el koymanın
başka bir açıklaması olamaz.
Gürcistan'ın karasuları ve ayrıcalıklı ekonomik bölge
sınırları dışında kalan, uluslararası sularda bulunan bir
gemiye bu suretle el konulması;
diğer tüm ihlaller bir tarafa Türkiye'nin
Egemenlik
hakkının ihlali niteliğindedir.
Tüm bu süreçler yaşanırken 20 Ağustos tarihinde de,
Sohum'dan İstanbul'a
hurda demir getiren bir yük gemisine de uluslararası sularda
el konulduğu ve geminin
Poti limanına
çekildiği haberi ajanslara ulaşmıştır.
Görüldüğü gibi;
Türkiye Cumhuriyeti yönetimi adına talihsiz ve maalesef
acz anlamına
gelen bir tablo söz konusudur. Yurttaşlarının temel
anayasal haklarını koruyamayan,
ticaret serbestisine yapılan saldırıları önleyemeyen,
yurttaşlarının
tutuklanmasına seyirci kalan
ve girişimde bulunmayan bir yönetimin görevini yaptığından
söz edilemez.
Olay ve süreç, Türkiye'nin egemenlik haklarının İhlâli
boyutlarına ulaşmış olmakla, iş bu önergenin
doğrudan Başbakanlık Makamına
sunulması zorunluluğu doğmuştur.
Buna göre;
1-
Sayıları 4 milyonu aşan Abhaz ve Kuzey Kafkasyalı'nın
seyahat özgürlüğünün ve aile bütünlüğünün
ihlâli pahasına sürdürülen ve fiili hale gelen ambargo neden
kaldı olmamaktadır?
Bu konuyu irdeleyen ilgi önergemize
neden cevap verilmemiştir?
Önergeye cevap verilmemesi bir anlamda duyarsızlık ve bir
anlamda da önergede ileri sürülen eleştiri ve
değerlendirmelerin kabul edildiği anlamına gelmez mi? Böyle
bir durum Türkiye Cumhuriyeti'nin
saygınlığı ve sorumluluğuyla
bağdaşır mı?
2- Uluslararası sularda, seyretmekte olan, Gürcistan'ın
karasuları ve ayrıcalıklı ekonomik bölge sınırları dışında
kalan gemiler ve Türk personele Gürcistan'ın el koyması,
personeli tutuklaması, el konulan gemi ve yükler ile ilgili
olarak kendi mevzuatı çerçevesinde satış sürecini başlatmış
olması;
Türkiye'nin egemenlik haklarına saldırı
anlamına gelmez mi?
Türkiye bu ihlâl ve saldırılara
neden seyirci kalmaktadır?
Gemi ve yükün iadesi,
personelin derhal
serbest bırakılması
ve Gürcistan'ın uyarılması dahil olmak üzere, gerekli
yasal ve diplomatik girişimler
neden yapılmamaktadır?
|