Analiz...

15.02.2008

 

YALANIN DAYANAĞI OLMAZ

Geçen yıl eylül ayında Moskova’da Kabardey-Balkar’ın-Karaçay-Çerkes’in, Adıgey’in Rusya’ya katılışının 450. yılı kutlamaları yapıldı.

Ben de bu kutlamalara katıldım ve üç cumhuriyetin de kültürel gelişimini gözle görülür bir biçimde fark ettim, halkların aile gibi bir arada olduğunu ve birbirine destek olduğunu hissettim.

 Bu günlerde ben; defalarca halkımızın durumunu, tarihini gücünü, imkanlarını ve geleceğini düşündüm uzun uzun.

Şuna hiç şüphe yok: Büyük halklarla küçük halklara eşit davranmak lazım.

Onlar arasında ayrım yapmanın bir anlamı yok.

Dikkate değer bir şey; bu kutlamalar için her üç cumhuriyete de yardım edilmiş ve destek verilmiş olmasıdır.

Son tahlilde Adıgeylerin, Kabardeylerin ve Çerkeslerin bir halk; Balkarların ve Karaçayların da bir halk olduğu gerçeğini Moskova’nın da artık kabul etmek durumunda kaldığını söyleyebiliriz.

Sovyetler Birliği döneminde bu tür bir söz söylemek partiden atılma (ve dolayısıyla işinden atılma) nedeni idi.

Aynı şekilde Adıgelerin kendi rızaları ile Rusya’ya katıldıkları söyleminde bir çarpıtma ve kasıt olduğu ve bunun doğru olmadığı gerçeği de ortaya çıktı.

Gerçek nedir?

Rusya ve Kabardey 1557 yılında bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar.

Oysa “kendi rızası ile Rusya’ya katıldı” tanımını inatla ve ısrarla kullanmalarının nedeni, bütün halkları kardeş gösterme, aralarında barış ve huzur dolu bir yaşam olduğunu gösterme işgüzarlığı ve tabii buna bağlı olarak da idarecilerin tarihte yaşanmış başka gerçekleri örtme çabasıdır.

Bu politikanın dayanağı“halkları birbirine daha çok yaklaştırmak kaynaştırmak” düşüncesiydi.

Böyle olunca haksızlığa uğramış halkların tarihini de gizlemek ve onların tepkisiz ve sessiz sakin fakat geçmişlerinden de bihaber yaşamalarını sağlamak gerekiyordu.

Çoğu kimse bu politikanın Sovyetlerin yıkılması ile son bulduğunu bilir.

Rusya’ya kendi rızası ile katılan halklar geri çekildiler (örneğin Gürcüler) ve bu yeni dönem daha önceleri gizlenen ve bahsedilmesi yasaklanan meseleleri gün yüzüne çıkardı.

Rus Kafkas savaşlarının halkımıza getirdiği yıkım bu dönemde ortaya çıkan gerçeklerden bir tanesidir. Halkımızın pek çok insanının Rus Çarının emri ila acımasızca öldürüldüğü, pek çok köyün ateşe verilerek yakıldığı, yüz binlerce soydaşımızın ata yurtlarından zulüm ve baskı ile sürüldüğü ve daha buna benzer pek çok yıkım, bu dönemde ortaya çıkan gerçeklerdir.

“İnsanlar bütün bu acı olayları niçin bilsinler” diyenler de var.

Bu kimseler tarihsel gerçekler olduğu gibi anlatılırsa bunun halklar arasında düşmanlık doğuracağını zannediyorlar.

Peki, yalan niçin daha iyi olsun hakikatten?

Örneği Rusya ile Almanya’nın arasının bozulacağından korkarak 2. Dünya Savaşı’nda yaşananları gizlemek akıllılık mıdır sizce?

“Yalanın dayanağı yoktur” demişler. Bunun getireceği sonuçlar da iyi değil doğal olarak.

 “Üzülerek söylemek gerekirse Rus entelektüellerin Rus Kafkas savaşları konusunda doğru bilgi vermediklerine şahit oluyoruz.”

Bunu bir dönem Yeltsin’in yardımcısı olarak görev almış şimdilerde ise “gerçekçi birlik” siyasi örgütlenmesinin başında bulunan Yuri Petrov söylemektedir.

Petrov, bir dönem vatanını savunan Kafkasya insanının kahraman, yurtsever ve cesur savaşçılar olarak değil, aksine hırsız çapulcu haydutlar olarak gösterildiğini belirterek, Puşkin Lermontov ve benzerlerinin de bu çarpıtmaya hizmet ettiklerini ifade ediyor.

Aynı şekilde Rus Kafkas savaşlarından bahsederken Kafkasyalıları Hırsız cani çapulcular olarak gösteren birçok örnek verebiliriz, peki bu tür tanımlamalar neye yarıyor?

Halkları birbirine kötü göstermek ve düşman etmekten başka ne amacı olabilir böylesi bir tavrın?

Sırf bu nedenle bile, bizler tarihi gerçekleri olduğu gibi söylemeye, halkımızın yaşadığı felaketi doğru biçimde tanımlamaya halkların arasında tarihi gerçekleri göz ardı etmeden barışı ve işbirliğini tesis etmeye çaba göstermeliyiz.

Rusya’nın Kafkasya’da yürüttüğü politika da bu düşünce üzerine kurulmuş olmalıdır, fakat şimdilik böyle bir politika var gibi görünmemektedir.

Rusya henüz halklar arası ilişkileri ve politikaları tarihi gerçekler üzerine bina etmeye hazır değildir. Bu durum en çok da Adıgeler söz konusu olduğunda belirgin bir biçimde görülür.

Niçin özellikle Adıgeler?

Çünkü Rusya’nın Kafkasya’yı istilası sırasında zulüm ve baskı ile yurdundan sürülmüş tek halk Adıgelerdir. Diğer halklar kayıplarına rağmen bir şekilde yurtlarında kaldılar,fakat Adıgelerin  uğradığı haksızlık ve zulmün bir benzerini yeryüzünde gören halk çok azdır.Türkler ve Ermeniler arasındaki benzer bir meseleden   bu gün bütün dünya haberdardır,fakat Adıgelerin yaşadığı felaketi bilen ve gündeme getiren çok az insan vardır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi SSCB döneminde böyle bir meseleden bahsetmek dönemin idareciler tarafından yanlış yolda olmak ve sisteme düşman olmak olarak kabul ediliyordu.

Bu felaketi kısaca hatırlayacak olursak; Adıgelerin Kafkasya’da yaşayan en kalabalık ve en güçlü halklardan birisi olduğunu görürüz. Bugün Stavropol Krasnodar bölgelerinde kalan topraklarda yerleşik olan Adıgelerin yaşantısından, güzel geleneklerinden pek çok gezgin hayranlıkla bahseder o dönemde.

Dünyanın cenneti olan bu bölgede yaşayan dedelerimize ne yazık ki komşu halklar huzur vermediler (Ruslar, Türkler ve diğerleri)

Halkımızın kırılıp sağ kalanların da anayurdundan sürülmesine neden olan Rus-Kafkas savaşları yüz yıldan fazla sürdü. Adıge boylarından bir kısmı bu savaşlarda ve sonrasındaki sürgünde tümüyle yok oldu, topraklarımız Rusya’nın eline geçti.

Halkımızın yaşadıkları bununla da bitmiş değil, bu gün bile Rusya tarihi gerçekleri olduğu gibi ifade etmekten ve halkımızın uğradığı haksızlığı kabul ederek bu haksızlığı telafi etmekten ısrarla kaçınıyor.

Tıpkı SSCB yöneticileri gibi, bu günün yöneticileri de halkımızın nasılsa Rusya içerisinde eriyip gideceğini o nedenle bu tür bir rehabilitasyona gerek olmadığını düşünüyor.

Gelişmiş birçok ülkede de halklar arasındaki ilişkilerin gerildiğini izliyor görüyoruz.

Bu olumsuzluğa elbette yasal ve adil çözümler aranmalıdır ve aranacaktır.

Rusya idarecileri de bu alanda halklar arasındaki eşit ve adil işbirliği ve gelişme imkanlarını sağlayan politikalar geliştirmiş olsalar tüm dünyaya güzel örnek teşkil edeceklerdi.

Ben burada kendi halkımı diğerlerinden öne çıkartmak çabasında değilim, bu tür bir düşünceden de yana değilim, fakat ülke idarecilerinin küçük halkları göz önünde bulundurmadan politikalar üretmeleri ve bizleri yok saymaları açıkçası ağırıma gidiyor.

Anlaşılacağı üzere sürekli geçmişe bakarak yaşayamayız, geleceğimizin nasıl olacağı konusunda kafa yormak, bu nedenle de tarihi doğru bilmek durumundayız.

Gelecek zamanı halkımızın yararına kılabilmek için neler yapılmalıdır?

Bu soru sürekli kafamda, bulduğum cevapları da kısaca aşağıda sıralıyorum:

Birinci olarak; diasporadaki Adıgeleri yeniden bir araya getirmek zorundayız eski SSCB ve bu günkü RF içerisindekileri de diğer ülkelerdekileri de.

İkinci olarak; Rusya ve Türkiye ekonomileri dünyanın önde gelen gelişmiş ekonomilerine entegre olabilecek düzeyde gelişmelidir.

Üçüncü olarak; ülkemizde huzur ve barışı temin etmek, halklar arasındaki kardeşliği inşa etmektir. 

Adıgeler her şeyin üstünde tuttukları geleneklerini yaşatmak ve gelenekleri ile yaşamak istedikleri için bunca felakete maruz kaldılar. Fakat öte yandan Adıgelerin bu güne kadar ayakta kalabilmesini de aynı geleneklere borçlu olduklarını söyleyebilirim.

Rusya er ya da geç ülkenin idari yapısını yeniden düzenlemek durumunda kalacaktır, çünkü bu günkü yapı Sovyetler döneminde politik organizasyon ile parti örgütlerinin iyi çalışabilmesi göz önünde bulundurularak oluşturulmuştur.

Bu gün ise, ülke Pazar ekonomisine göre yeniden yapılandırılmaktadır.

Korkarım ki bu yeni yapılanma bölgemize ulaştığında küçük haklarımızı değişik büyük yapıların içerisinde bırakarak tamamen birbirinden kopartabilecektir

Bu, başka bölgelere entegrasyon Kabardey-Balkar’ı, Karaçay-Çerkes’i ve Adıgey’i bekleyen tehlikedir ve tarafımızdan kabul edilmesi mümkün olmayan bir şeydir.

O nedenle üç cumhuriyetin devlet başkanları bu meseleyi ciddi biçimde ele alarak akıllı çözümler üretebilmeli ve hiçbir şekilde üç cumhuriyetin birbirinden ayrılmasına müsaade edilmemelidir.

Bu mesele üç cumhuriyetin başkanları ile çözülebilecek bir sorun değildir.

Rusya’nın da halkların taleplerini karşılayan akıllı bir Kafkasya politikasına ihtiyacı vardır, aksi halde korkuyla veya baskıyla küçük hakları bir arada ve sistem içerisinde tutması mümkün değildir.

Tarih bunun şahididir ve Sovyetler’i oluşturan halklar bu söylediğim nedenle “dağılmışlardır”.

Rusya’nın da aynı akıbete uğraması işten bile değildir eğer bu sorunu akıl ile çözmezlerse.

Kim çözmeli? 

Buna gücü yetecek olanlar.

Fakat ne görüyoruz?

Halklar politikası konusunda çalışanlar, bu konuda proje üretenler bu işi asla çözmeyecek kişilerden oluşuyor.

Niçin böyle oluyor?

Ülkenin gelişmesini halkların kaynaşmasını istemeyen bir kesimin “bulanık suda daha fazla balık” avlama sevdasından kaynaklanıyor bu durum.

Üzülerek söylemeliyim ki bu kafadakilerin sayısı az değil.

Bir tek örnek verelim; 2014 kış olimpiyatlarının özellikle Soçi’de yapılmasına niçin gerek görüldü?

Oşx’emahue’nin kış sporları için hem tesis hem tanınmışlık hem imkan bakımından çok daha uygun olduğunu herkes biliyor.

Eğer Oşx’emahue seçilmiş olsaydı bunun sayesinde üç cumhuriyetin de ekonomileri gelişecek, yatırımlar artacak, ilişkileri sağlamlaşacaktı.

Tüm dünya bölgemizi ve halklarımızı tanıyacak, bu vesile ile diasporadaki soydaşlarımız yurtlarını görme ve yakından tanıma imkanı bulacaklardı.

Fakat “bir kısım görevliler”in istedikleri çok daha başka bir şey (anlaşılması çok da zor değil), onlar kendi kazançlarına bakıyorlar, küçük halkların “fazlaca gelişmemesine” özellikle gayret ediyorlar, varsın devlet zarara uğrasın bu işten, onlar için önemli değil.

Yine bu “bir kısım görevliler” diasporadaki soydaşlarımızın dönmesinden korkuyorlar ve buna özellikle engel oluyorlar. “Büyük Çerkesya”yı kuracaklar ve diğer halkları bölgeden atacaklar” diyerek yalan söylüyor, görevlerini ve yapılması gerekenleri özellikle aksatıyorlar.

Bütün bunlar Rusya’nın bir halklar politikası olmamasından kaynaklanıyor.

Ne yapmak gerek?

Kuzey Kafkasya’daki halklar politikası projesi; bu bölgedeki hakların temsilcilerinin ve Moskova’dan bu alanda bilim adamlarının katılımı ile halkların kendisi tarafından hazırlanmalıdır. Bizim bu projeyi yapabilecek insanlarımız mevcuttur.

Kafkasya’nın tarihi büyük acılarla doludur, eğer geçmişten ders alarak geleceği yaratacaksak tarihimizi okumalı okutmalıyız.

Karaçay-Balkarlar ve bizler ayrılmak/ayrışmak yerine daha sıkı kenetlenmek, her zaman birbirimize güç ve destek vererek işbirliği içerisinde olmak zorundayız.

Halkların işbirliğini ve barışını sağlamak sadece devletin görevi değildir, bu konuda hepimize görevler düştüğünü bilmek ve üzerimize düşeni yapmak durumundayız.

Bu yazının başında değindiğim Moskova’daki kutlamalar gibi halkları bir araya getiren etkinlikler önemli ve yararlıdır, bunun düzenlenmesinde önayak olan devlet başkanı Qanoque bana göre ileriye bakabilen bir devlet adamıdır. Fakat anlayamadığım şey doksanlı yıllardan bu yana idareci sıfatı ile görevler almış, Duma’da ve federal Sovyet de yer almış kimi kişilerin başkana muhalif olmalarıdır.

Zaman çabuk akıyor, değişim çabuk yayılıyor ve halklarımız bundan kaçınamayacaklar (zaten kaçınmaları da gerekmiyor) sadece güzel geleneklerimizi muhafaza ederek (Japonlar gibi) geçmişimizden dersler çıkartıp geleceğimize umutla bakalım.

İvan Petr
Rusya Bilimler Akademisi KBC Bilim Merkezi Başkanı.
Rusya’nın Saygın Bilim Adamı- Teknik Bilimler Doktoru.

Kaynak:
Adıge Psalhe Gazetesi
29 Ocak 2008.
Çev: Ergun Yıldız

 

 

 

 

BU KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ

 

 

..
...