|
Гъауызи гъахъуж.
Ğavızi ğakhuj.
Acıtta iyileştir.
Сымаджэмк1э къауыцыри гъурщ.
Sımacemke kavıtsıri ğurş.
Hasta için kav tüyü de serttir.
Щхьар мыузу боз йoмышэк1.
Şıhar mıvuzu boz yomışek.
Baş ağrımadan sargı sarma.
Уызыр фэм йoуэри гуэуэр гум йуэ.
Vızır fem yoveri guaver gum yove.
Hastalık yüze, acı söz kalbe vurur.
Зи дзэ мыузым уз хуомы1уатэ.
Zi dze mıvuza vuz xomıuate.
Dişi ağrımayana hastalıktan bahsetme.
Ажэл мухъмэ 1эзэгъуэ зимы1э щы1экъым.
Ajal mukhme azağue zimıa şıakım.
Ecelden başka çaresi olmayan yoktur.
Дунейм и ф1ыгъэр узынщагъэщ.
Duneym yi fığar vızınşağaş.
Dünyada en iyi şey sağlıktır.
Ул1эу уыпсоу нахърэ, утхъау уырел1э.
Vılev vıpsov nakhre, vıtkhav vırele.
Zorluk içinde yaşayacağına varlık içinde öl.
Уызыр бжэмк1э къуохьари, мастэнэмк1э йок1ыж.
Vızır bjemke kohari , mastenemke yokij.
Hastalık kapıdan girer, iğne deliğinden çıkar.
Ömrü savaşlarda geçen Adıge milletinin eskiden okumuş
doktorları, tıpla ilgilenen okulları olmadı. Ama kırık,
yaralanmalarda, bulaşıcı hastalıklarda, çiçek, yanık gibi ve
benzer rahatsızlıklarda maharetli, tedavi eden, otlardan
ilaçlar yapan hastalıkları iyileştiren azeleri (ortopedi,
intaniye doktorları gibi) vardı.
Şu da bir gerçek, ben bu işten anlıyorum diye dolaşan herkes
aynı derecede usta değildi. Doğuştan kabiliyetli, maharetli
hastaları iyi edenler olduğu gibi beceriksizleri de vardı.
Bilhassa kırık üzerine çok ünlü ustalar (aze) vardı.
Bunlardan erkek kadın her köyde, bazı bölgelerde bir iki
tane bulunurdu.
Kırık olduğu zaman bu azeler hemen hastayla buluşturulurdu.
Kırık yerler kol ve bacaklarda ise iş kolay oluyordu.
Elleriyle kırılan kemikler eski haline getirilir, kendi
yöntemleriyle sabunla, yumurta sıvısı ile sertleştirilmiş
bezler sarılırdı. Kırılan kemik zor bir yerde olup, bir
kişiyle eski haline getirilemiyorsa gençlerden iki kişi
getirilir, uygun şekilde karşılıklı çekilerek azenin
kontrolünde yerine getirilir sonra sarılırdı. Herhalde bunun
için dediler ğavızi ğakhuj ! *acıtta iyileştir !*. Vücut
içinde kalan kurşunlar çıkarılırken (kendilerinin
yaptıkları özel ağaçtan ve demirden çubuklarla) azenin onu
çıkarttığında yaralının çektiği acı az değildi ancak başka
çaresinin olmadığı da bilindiği için tahammül ediliyordu. O
zamanlar uyuşturmak (zığavıdıraşkhue) için kullanılan bir
ilaçta yoktu. Herkes bu acıyı dayanabildiği kadar çekiyordu.
Yaralanmalarda çok acı çekecek olanların dişlerinin arasına
yumuşak bir şey koyarlardı, dişlerini sıktığında dilini
ısırmaması ve dişlerine zarar vermemesi için. Kemikler yerli
yerine gelince yumurta suyunda kaynatılan bezlerle
sarılırdı. Bu günkü alçı vazifesini yapmış olurdu. Aynı
zamanda alçıdan daha yumuşak ve hafif olurdu.
Kırığı olan hastalarda bazen parçalanmış kemiklerde olurdu.
O zaman daha uz azeler çağrılırdı. Onlar her çeşit kırığı
yerli yerine getirebiliyordu. Tamamen kopmuş kemikleri yerli
yerine getirdikten sonra özel olarak oynamaması için kalıp
içine alınırdı. Bunlardan başka kırığı olan hastanın yatak
içinde rahat etmesi ve kendi kendine dönebilmesi için, içine
darı (xu) doldurulmuş özel döşek yapılırdı. Bu döşek içinde
hasta başkasının yardımı olmadan istediği tarafa
dönebilirdi.
Eğer kırılan yer adamın kaburga kemikleri (dzajenal’e) ise
böyle durumlarda içten müdahale edilemediği için daha zor
oluyordu, ama Adıgelerin azeleri onunda kolayını
bulmuşlardı. Kaburga kemiği kırılana çokça hagulıfe veya
hantkhups (çorba) içirirlerdi. Karnı şişip yukarıya, kaburga
kemiklerine içten baskı yaparak yerine getirmesi için. Daha
sonra üstten bilinen sargılar yapılarak hasta
iyileştirilirdi. Hastada hantkhups nıbe (çorba karınlı)
olmaktan kurtulurdu.
O zamanlarda yaralanmaları, kesikleri iyileştirmek daha
zordu bu gibi tedavileri yapan azeler daha azdı (zaten iç
organlarla ilgili hastalıklara müdahalelerden
bahsetmiyoruz). Bu günle karşılaştırıldığında o zaman
tedavileri kolaylaştıran geliştirilmiş ilaçlar da yoktu.
Savaşta yaralanan insanlardan kurşun çıkartma işi çok
uğraştırıyordu. Tüfeğin olmadığı dönemlerde oku (şabzeşe),
tüfek icat edildikten sora kurşunu (şe) çıkarmak çok zordu.
Mermiler ne kadar derinlikte olursa olsun kendilerinin
yaptıkları (ağaç ve demirden) aletlerle mermiyi arayıp bulup
çıkarırlardı. Bu operasyon yapılırken uyuşturmada yoktu.
Ruslar yaralıyı içki ile sarhoş ederler ondan sonra müdahale
ederlerdi, bizde oda yoktu. Kurşun çıkarmanın verdiği
ağrılardan olmalı özel olarak kurşun çıkarma türkülerinin
bestelenmesi.
Yaralara genel olarak otlarla müdahale edilirdi. Savaşlarda
etinden ciddi yara alan savaşçı yolu da uzaksa yaranın
üstüne bir miktar barut döker ateşlerdi. Yanan barut yaranın
görünen kısımlarını pişireceğinden gideceği yere kadar etin
çürümesini bakteri üremesini engellemiş olurdu. Yalnız o
kadar acıya dayanmak için kişide güçlü bir irade olması
gerekirdi.
Yaraları iyileştiren azelere halk çok değer verir, onlara
ayrı bir saygı gösterirdi. Azeye ücret olarak gınşıhalek
*гынщыхьалъэк1* , xuşha vase *хущхьауасэ* ücret verilirdi.
Hasta sahibi azeyi getirince ücretin bir kısmı peşin verir,
bir kısmını da hastanın iyileşmesi sonunda verirdi. Hepsinin
verilmemesinin nedeni: eğer hasta iyileşmezse kalan para
verilmez, iyileşirse kalan parada azeye ödenirdi.
Hastaların tedavisinde şu ücret ödenecek diye belirlenmiş
bir rakam yoktu ancak hasta iyileşirse, sahipleri tarafından
fazlasıyla memnum edilirdi.
Deri yüzeyinde olan hastalıklardan gueref-yara, bdzane, şın-irin
in her çeşidi, dzemixe-demra, faşxe, şıfe kitetetxem-deri
üzerinde akıntılı yaralar, fadce gibi hastalıklardan çok
iyi anlayan tedavi eden azeler vardı. Tedavilerde
kullandıkları ilaçların hepsi otlardı. O dönemlerde şın’ı
dudağıyla emerek boşaltan insanlarda olurdu.
Eski dönemlerde kadınlar için çocuk doğurmak ve büyütmek
büyük bir işti. Adıgelerde çok gerilere gittiğimizde doğum
için ayrılmış özel yerler yoktu her bayana kendi evinde
doğum yaptırılırdı. Ancak her köyde doğum (fızğalxue)
yaptıracak kadınlar olurdu. Bu işi hem çocuk hem de anne
için tertemiz bir ortam içinde yapan kadınlar vardı, bazen
tek tükte olsa az becerikli kadınlarda rastlanırdı. Kadına
doğum yaptırıp çocuğun göbek bağın kesen ebe ikinci anne
kabul edilirdi.
Adıgelerin çok anlamadıkları ve çoğu insanlarında öldüğü iç
hastalıklardı. Apandisit, bağırsak düğümlenmesi, bağırsak
tıkanması, bağırsak kopması, mide hastalıkları, gibi
hastalıkların hepsi iç hastalıklardı nıbe vız (karın ağrısı)
diye adlandırılırdı. O hastalıklardan az çok anlayan kişiler
de İslam dininden sonra, hocaların muskaları (duve-duveps)
ortaya çıkınca, kayboldu gitti- (harakuake dahajaş).Bu gün
çok basit anlaşılıp tedavi edilen iç hastalıkları eski
yıllarda on binlerce adamı canından etti. O yıllarda
hastalıklardan ölenlerin hepsinin hastalığının adı tekti
nıbe vızım yıhaş (karın ağrısı götürdü) denirdi.
Hastalıkların adı “nıbe vız”dı.
O zamanlarda bu hastalıklardan anlayan hiç kimse yoktu demek
yanlış olur. Geçmiş yıllarda azda olsa vardı. Ancak
anlamayan kişilerde ben tedavi ederim diyerek çoğu insanları
canından eden azemukh ler (anlamayan azeler) vardı.
Hastalığın adını bile bilmeden o hastalıkları yapan siyah
cinler, bu hastalıkların hepsi şeytan işi diyerek çoğu
hastaları kandırırlardı. Sonunda da her zaman kendileri için
bir çıkış yolu bulurlardı.
Mesela adam herhangi bir hastalıktan hastalanır: bağırsak
düğümlenmesi veya tıkanmasına yakalansa, derhal gidin
molayı (hoca) çağırın derlerdi. Hoca için bütün hastalıklar
aynı idi, tedavide tekti. Hoca muskayı yazar, muska suyunu (duveps)
hastaya içirir muskayı da boynuna asarlardı. Duveps (şakar)
gibisi bulunur mu hastalık için? İçi yanan hastaya içirilen
o suda (duveps-şakar) belki yardımcı oluyordu, kör bağırsak
veya düğümlenmiş bağırsağın patlamasına. Bağırsak patlayınca
hastada bir an önce giderdi! Zaten ondan kurtulan yoktu
büyük küçük hepsi toprağı tırnağıyla kazıyarak hayatı son
bulurdu. Sonuç “nıbe vızım yihaş” (karın ağrısı götürdü).
Burada bir gerçekten bahsedecek olursak muska tedavi
etmiyordu ancak o gün için hastayı iyileştirecek bir çare de
yoktu. Bu hastalığın karın yarılarak tedavisi başlayalı çok
olmadı.
Hastayı tedaviye kalkışan anlamayan cinciler hastanın
başında dövüşen iki cinden bahsederlerdi. Biri beyaz cin,
diğeri siyah cin. Eğer hasta iyileşirse beyaz cin galip
gelmiştir maharet i kendinde bilir. Eğer hasta iyileşmeyip
ölmüşse siyah cin galip gelmiştir, o zaman suç hastada.
Böylece her iki durumda da kendine bir çıkış yolu bulurdu.
Cinci kendine verilen ala tavukla siyah tavuğu çoktan
götürmüştür. Hasta iyileşirse sonradan yine davet
edilecektir.
İç hastalık olmadan bulaşıcı hastalıkları da tedavi etme
yoları onlarla ilgili otlarla tedavi yolları bulmuşlardı.
1711’li yıllarda Adıge topraklarının içlerine kadar gelen
lort, gezgin, diplomat Fransız Abri dö la Mort insanların
yüzlerinin tertemiz çiçek, çıban gibi hastalıklardan hiç
zarar görmediklerini hayretle ifade etmektedir. Abri sormuş
bunun nedenlerini. Adıgeler bunlardan kendilerini
koruyabildiklerini, yaptıkları bazı tedavilerin olduğunu
anlatınca, diplomat yalvarır mümkünse bu tedavinin nasıl
yapıldığının kendisine gösterilmesi için. Yapılan
soruşturmada Degliyad köyünde küçük bir çocuğa aşı (ferek)
yapılacağını öğreniyorlar ve izlemeye o köye gidiyorlar.
Küçük kız 4-5 yaşlarında idi. Önce çocuğa ishal edecek
xuşkhue-ilaç verip bağırsaklarını boşaltırlar. Bu küçük kızı
tedavi etmek için o anda hastalıklı olan 3 yaşındaki başka
bir çocuğun yanına götürürler. Tedaviyi yürütecek kadın
birbirine bağlanmış üç tane iğne alır, kız çocuğun sol göğüs
altı, göbeğe yakın yere, sağ avucunun içine ve sol topuğuna
iğneyi sokarak kanatır. Sonra kadın aynı iğnelerle
hastalıklı olan çocuğun yarasını delerek oradan iğnelerle
aldığı sıvıları diğer çocuğun kanattığı yarlerine sürer,
bulaştırır. Kısaca kendi metotlarına göre aşı yapmış olur.
Bundan sonra aşı olan çocuğu o anda kesilmiş bir kuzunun
postuna sıkıca sarar. Çocuğun annesi de aşı yapan kadının
dediklerini dikkatli dinledikten sonra çocuğunu alır evine
götürür.
Küçük kızın beslenmesine ve yaşama şartlarına dikkat
edildiğinde bir hafta içinde iyileşecektir. Vücudunda
çıkacak yaraları kaşımaması gerekiyor. Yarayı kaşıyamaması
için çocuğa uzun kollu gömlek (sozereş yi cane)
giydirilirdi.
Adıgeler ferek (çiçek) ve feğazenin (sarılık) isimlerini
söylemezlerdi. Ferek için sozereş, feğaze olana da haşe yiaş-misafiri
var derlerdi. İsimlerini söylememeleri bir inançtan
kaynaklanıyordu. İsmi söylenen gelir anlayışıyla. İsmini
söylersek hastalıkta gelir inancı olduğundan, hatalıkların
adları o anda söylenmezdi. Ferek veya feğaze olan hastaların
yattığı odada ateş yakılmaz, çamaşır yıkanmaz kapı
kilitlenmezdi. Kapının kilitlenmemesinin sebebi de
misafirinin (hastalığı) istediği zaman çıkıp gitmesi
içindir.
Hastalığı geçinceye kadar her akşam mısır çöreği (halame)
yapılır mahalledeki arkadaşlarına, evlere dağıtılırdı.
Hastalık tam iyileşmeye başlayınca üzerinde üç parmak izi
olan halame (вэрывэж- созэрэш и 1эпищ- cozereş yi apiş
dedikleri), dağıtılmaya başlanırdı. Mısır çöreği her eve
verilirken üzerinde üç parmak izi olan çörekten de birer
tane verilirdi. Bunun anlamı artık çocuğun hastalığı geçti
diğer çocuklara bulaşma tehlikesi kalmadı demektir. Çörek
üzerine baş parmak, işaret parmağı ve orta parmak birlikte
basılırdı. Cozereş yi apiş-sozereş in üç parmağı demektir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Fransız Abri dö la
Motre bu tedavi şeklini 1711 yılında görüyor. Oysa bu
hastalıkların aşıları 1796 yılında yapılmaya başlanıyor. İlk
defa bu aşıları bulan adamda İngiliz doktor Cenner A.dır.
1711’li yıllarda Adıge bayanlarının yaptığı basit aşılama
yöntemiyle hastalık mikrobunu başkasına taşıyarak diğerinin
vücuduna bir bağışıklık kazandırıp hastalığı iz bırakmadan
çok hafif atlatıyor yada hiç yakalanmıyordu. O dönemlerde
başka insanların yüzlerinde çirkin izler kalıyor, hatta
hastalıktan gözlerini bile kaybedenler oluyordu.
O yıllarda Adıge bayanlarının yaptıkları bu tedaviyi takdir
etmemek elde değildir. Sağlık açısından insanlar için çok
önemli bir şeydi. İnsanlar yüzlerinde o çirkin izleri
taşırken Adıge halkının yüzleri tertemizdi. Fransız gezgin
insanların yüzlerinde hiçbir iz görmeyince dikkatini
çekiyor. Belli ki kendi ülkesinde o hastalıkların izlerini
yüzlerinde taşıyan insanlarla sıkça karşılaşıyordu.
Avrupa’da hastalıklarla ilgili ilaçlar bulunur bulunmaz
Adıgelerin eline geçmiyordu, başka ülkelerde olduğu gibi,
yine çoğu kez kendi bildikleri yöntemlerle tedavi
ediyorlardı. Tabi her zamanda ellerindeki imkanlar yeterli
olmuyordu. İnsanları bayıltma teknikleri olmadığı için
kurşun çıkarmalarda o büyük acıya dayanamayıp bazen kurşun
çıkartıldığında, hastanın nasıl olduğunu bilmedikleri
(şok-koma) bir şekilde öldüğünü görüyorlardı. Arkasından
sadece her şeyde bitmişti iyileşecekti (psori yavxat
khujunut) sözü kalıyordu.
Okuma yazması olmayan diğer milletler gibi Adıgelerde çok
zor durumlarla karşılaştılar. Olmayacak (gerçek dışı) çok
şeylere inanıyorlardı. Halkın cehaletinden istifade eden
yalancı, beceriksiz azelerle din adamları da alet oluyordu.
İki yüzlü azelerle, din adamları o karanlık dönemlerin sahte
doktorlar olup işin ticaretini yapıyorlardı.
Adıgelerin içinde otlardan çok iyi anlayan çeşitli
hastalıkları tedavi eden insanlar vardı. Günümüzde de Adıge,
Abaza köylerinde doktorların iyileştiremedikleri bazı
hastalıkları tedavi eden insanlar bulunmaktadır.
Yaşlıların anlattıklarına göre, üzerinde et parçası kalmış
kemik parçası, şu anda bilemediğimiz bir ot üzerine
düştüğünde, üzerinden uzun zaman geçtiği halde etin
bozulmayıp yenilendiği görülürmüş. Anlatıldığına göre o ot
dağların üst kısımlarında yükseklerde ve çok az olarak
yetişirdi. Biz otu bilen birini bulamadık, nasıl bir ot
olduğunu öğrenemedik. Belki, kim bilir o otun adına
“Adıgeler lışe vıdz” (yeni et otu) derlerdi.
Halk arasında iç hastalıkların dışında kırık, deri
hastalıkları, çocuk hastalıkları, doğum işler gibi sağlık
işlerini başarılı bir şekilde yapan gerçek azeler vardı.
Bunlar kadın ve erkeklerden olabiliyorlardı. Ancak
Sovyetler birliğinin ilk dönemlerinde bunlara baskı
yapıldığı için yavaş, yavaş kayboldu yeni dünyada bunlardan
istifade edilerek ellerindeki maharet, kafalarındaki
bilgilerden istifade edilemedi ve geliştirilemedi.
Bildiklerinin çoğu gerilerde kaldı, bilinmez oldu.
Habez rayonundan doktor aze, (göz hastanesinin üst
yöneticilerinden) Karaçay Çerkesk’ten ünlü Yesen Cafer,
çalışmalarının sonucunda Adıge ve Abaza köylerinde
bilenlerden de istifade ederek yıllarca çalışıp
hastalıklarda kullanılan otların isimlerini bir kitapta
toplayıp üç dilde hazırladılar. Ne yazık ki bu güne kadar bu
eser piyasaya çıkmamıştır. Şimdide onların basılması o
kişilerin maddi gücüne bağlı kalıyor, imkanları da yetersiz
oluyor.
Adıgelerin bildikleri, anladıkları hastalıklar:
Yemıne (çuma), talo (kolera), sermeliç (sibirskaya yazva),
haşharıue (kuduz), uey (yaşura), ferek (çiçek), feğaze
(sarılık), hakupe (vetryanka), şın, gueref, bdzane (formı
narıvov), gueref şıhabj (furunkulez), kitet (ekzama), faşxe
(çesotka), kui-kel (parşa), dzemıxe (lişay), fadce vız (tip
prokazı), nıbe vızxer –karın ağrıları, jevız (tüberküloz),
temakıdze- anjin, pıux sıux-grip, plırjer (opz), ne vızxer-göz
hastalıkları, gu vızxer (bolezni serdtsa), jenıpe kik (gemorroy),
nıbaje-ishal, nıbajemıjakue-dizanteri, markue vız-bağırsak
solucanı, tehağue (sıtma), degu-sağır, bzague-ahraz, hafiz (slepota),
xuabe vız-tifo, ve başkaları da.
Bu hastalıklara bir şeyler yapıyorlardı ancak hiçbir şey
yapamadıkları iç hastalılardı. Bu hastalıklarla uğraşıp
tedavi yolları geliştiren o azeler çok insanı sağlığına
kavuşturmuş hastalıklı yaşamaktan kurtarmıştır. Tahsilleri
olmadan o tedavileri yapan o insanları takdir etmek gerekir.
Adıge
Xabzeleri
Çeviren:
Atalık Rafet
kafkasfederasyonu.org
|