|
Ve sia
zıaje, ve sije, zıvбыд.
Hey elim yavaş ol, ey ağzım kendini tut.
Уэ си1э
зы1эжьэ, уэ сижьэ зыубыд.
Zıxuemışıa
pıştırafe.
Çok aceleci davrananlar için söylenir.
Зыхуэмышы1э
пщтырафэ.
Guğeh
şışıar abı tekuenıraş.
Zorluğun var oluşu başarmak içindir.
Гугъехь
щ1ыщы1эр абы тек1уэныращ.
Nasıp ziam
şıanığa yiaş.
Nasibi olanın yaşama azmi vardır.
Насып зи1эм
щы1эныгъа и1эщ.
Daue
yimış’e keş’eri, dave vıdın zıxешэр.
Dinleyen bilmediğini öğrenir, münakaşacı
ortalığı karıştırır.
Да1уэ
имыщ1э къеш1эри, дауэ уыдын зэхешэ.
Tsıxur
zığaş’eraş’er akılşi, tsıxum yi akıleğur edebş.
İnsanı güzelleştiren akıldır, insanın
arkadaşı da edebidir.
Ц1ыхур
зыгъащ1эращ1эр aкъылщи, ц1ыхум и акъылэгъур 1эдэбщ,
Guzafer
kanari, zızışıar kuaş.
Acele eden kaldı, sabreden gitti.
Гъузавэр
къанэри, зызыщы1эр к1уащ.
İnsan ömrü
uzun veya kısa olsa da yaşadığı sürece kolaylıklar,
zorluklar, iyilikler ve kötülüklerle karşılaşmaktadır. Ölüm,
kalım arasında yaşadığı zamanlarda az değildir. İşte insanı
bütün bu sıkıntılardan çıkaran insandaki yaşama azmi ve
becerisidir. Yaşama azmi olan insanlar güçlüdür. Bu tip
insanların etrafındaki kişilere de çok faydaları olur.
Onlara zor durumlarında yardımcı olular.
Yaşama azmi
olmayan insanların hayatta mücadele şansları da az olur,
düzenlide bir yaşantıları olmaz. Onun için Adıgeler
çocuklarına var olma, yaşama azmi verebilmek, hayat
şartlarının zorluklarıyla yılmadan mücadele edebilmek için
eğitime çok küçük yaşlarda başlarlardı.
Eğer bu
azim Adıgelerde olmasaydı tarihten silinen bazı milletler
gibi Adıgelerde tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolur
giderdi.
Adamın biri
bilge kişiye sormuş : “Çocuğu ne zaman eğitmeye
başlayayım?”-diye.
Bilgede:
adama sormuş “çocuğun yaşı nerelerde?”
“üç ay”
demiş.
“Öyleyse
geç kaldın” diye cevap vermiş bilge kişi.
Eski
zamanlarda Adıgeler çocuğu eğitmeye beşikte yatarken
başlarlarmış. Bu konularla ilgili Adıgeler üzerinde bıkmadan
yorulmadan araştırma yapan İtalyan Genuvez (geograf,
etnograf) bizlere büyük eser bırakmıştır.
Onların
kadınları çocuklarını varze üzerinde dünyaya getirirler,
oralarda bulunan soğuklara da bakmadan her zaman suya
götürüp banyo ettirirlerdi.
İşin aslı
bir Adıge başından sinek kovabilecek dururumda ise hayatla
mücadele başlamıştır. Artık onun Adıge yaşam tarzını alması
için, önünde ince uzun yokuş bir yol vardır.
Kafkaslarda
da eski zamanlarda fabrika, kooperatif gibi iş yerleri ve
kalabalıkların bir arada olduğu gruplarda olmadı. O tip
çalışmalar diğer devletlerde olduğu gibi oralarda da daha
sonraları görülmüştür. Adıgelerde kendi aralarında şehaxu
dedikleri yardımlaşmalar olurdu. İnsanlar kendileri
çiftçilik, hayvancılık yaparak geçimlerini kazanırlardı.
Aralarında olan sanatkarlarda (marangoz, demirci, kuyumcu)
önce kendi işlerini yaparlardı. Bu sanatları da yedek
işleri olurdu. Yani sanatkarlarda geçimlerini esas olarak
toprak ve hayvancılıktan kazanırlardı.
Ücretle
çalışan işçi yoktu. Dolayısıyla emeklilikte yoktu. İnsanlar
daha önce yaptıkları işleri yapamaz olunca o işleri tamamen
bırakırlar, evde bahçede ufak tefek işlerle oyalanırlardı.
Gençlerin hayata hazırlanmasında tecrübeleriyle xabzeleriyle
yardımcı olurlar eğitirlerdi. Yanlış olanları düzeltir
gençleri iyiye doğru yönlendirirlerdi. Yaşlanıpta tek başına
kalan ihtiyarların bakımını tüm işlerini mahalleli yapar,
her ihtiyaçlarını karşılarlardı.
Adıgelerde
devleti yöneten ayrıca kanun ve kuralları, memurları,
polisleri olmadı kendilerini yönetmede dayandıkları
kuralların tümü xabzeleri idi.
Bu
geldiğimiz yerden geriye doğru baktığımızda Adıgelerin o
hayat felsefeleri, yaşama tarzları, yaşama azmini xabzelerle
nasıl sağladıklarına hayret etmemek elde değil. Adıgelerin
en son 100 yıl süren savaşlarda gösterdikleri olağan üstü
mücadele, yok olmadan kalabilme insanlarına çok küçük
yaşlardan verdikleri (şıanığa) var olma, yaşama azmidir. O
uzun savaşlarda Adıgelerin içlerinde taşıdıkları vatan
sevgisi, yaşama azmi, var olma duygusunu mukayese edeceğimiz
bir örneğini bu dünyada bulmak çok zor. Acımasız savaşların
içinde o kadar can kaybı olduğu halde azda olsa neslini yok
etmeden, savaş şartlarında doğan çocukların nasıl
büyütüldüğü, küçükte olsa o toprakları nasıl koruyabildiği,
dilini, xabzelerini yitirmeden bu günlere nasıl gelebildiği
herkesin ilgisini çekmiştir -hayret edilecek bir durumdur.
Adıgelerin
bu gün üzerinde oturdukları yerler atalarımızın her şeye
rağmen, xekun ellerinden çıkmaması, için yaptıkları olağan
üstü gayretlerin bir hatırasıdır. Onu korumak bizlere daha
ilerilere taşımakta gelecek nesillerin görevidir.
Adıgelerin
yaşam felsefeleri, azimleri, var olma mücadeleleri,
mertlikleri üzerine yazı yazan araştırmacıların sayısı çok
fazladır. Adıge literatürü üzerinde örnek çalışmaları olan
Adıge yazar Han Ceriy, bu araştırmacıların söyledikleri
takdir edici sözleri ve diğerler araştırmalarını içine alan
güzel paha biçilmez eseri “zapiski o çerkesiy” de şöyle
diyor:
“Adıgeler
vücüt yapıları olarak çok sağlamdırlar, dedikleri gibi
savaşın içinde doğarlar, savaşta bile iyilik ve takdirle
anılan insanlardır. Savaş içinde büyüyenler, hayret edilecek
şekilde bütün zorluklara da alışıyorlar, tüm zorluklara
göğüs geriyorlardı. Açlık, fırtına, sıcak, soğuk, hastalık,
yorulmak, susamak, gibi durumlar onlar için sorun değil,
öyle çok şeylerin savaşta arkadaşları gibi olduğunu iyi
biliyor ona göre yaşıyorlardı.”
Adıgeler
savaş şartlarına ayak uydururken yaşamlarına da devam
ediyordu. Şimdiki gibi çocuk büyütme yerleri, eğitim
verilecek okul yüzü görmeyen çocuklar evde, bahçede,
tarlada, hayatın gerçeklerini çabukça öğreniyorlardı. Kendi
paylarına düşen işi yapıp iyiyi ve kötüyü çabuk
öğreniyorlardı.
Erkek
çocukları çiftçilik ve hayvancılık işlerine, kız çocukları
da evde annelerine yardımcı olurlardı. Bilhassa erkek
çocukları yaptıkları işlerde yorulmak nedir bilmezler,
kedilerine şu işi yapamadı dedirtmezlerdi. Çok çalışmak
fazla ayakta kalmak onlar için sorun değildir. Gençlerde
aynı şekilde kendilerine karşı güvensizliğin oluşmaması için
ne gerekiyorsa yaparlardı. O günün şartlarında Adıge gencine
yapması için verilen bir görev, kesinlikle yerine
getirilmesiyle son bulurdu. Yapamam bilmem yoktu. Her genç
büyüklerine karşı bu güveni kazanırdı. Bu güveni kazanmamış
bir gencin geleceği söz konusu değildi. Bunlar için kişide
büyük yaşama azmi, varolma duygusu (şıanığa) olması
gerekiyordu. İşte bu duyguları gençler küçük yaşlarda adeta
ömürlerinin içine yaşantılarına mayalıyorlardı, bir daha hiç
ayrılmayacak unutulmayacak gibi.
Böylece
küçük yaşlarda o güzel duyguları ömür boyu kendine rehber
olacak utanmadan namusu ile başı dik olarak yaşayacaktır.
Adıgelerde
çocuk oyunları, hayır işleri, düğünler ve dualarda
yapılırken her birinde de hayatta kalma varolma mücadelesi
ile ilgili, oynayan çocuklara ve başkalarına bir şeyler
veriyordu. Onların hepsi, kişinin savaşlarda karşılaşacağı
çeşitli güçlükleri yenebilmesi için hazırlanıyordu.
Çocuklar, gençler ve başkaları günlük yaşantılarında
yaptıkları eğlence türündeki yarışmalar kişileri için sanki
savaşa hazırlıktı. Mesela at üstünde - atlı olarak yapılan
mücadelede (şıbığarıve), sadece eğlence olarak değil göğüs,
göğse vuruşmada kazanabilmek için at üstündekini yere
düşürebilmek veya atını geriye doğru kaçırmak, atı
devirebilmek gerekiyordu. Yaya ile atlı (Şurılec)
mücadelesine Bjeduğler sırık dövüşü (kurağzave-kurağave)
derler. Bu iki oyundan da daha ağırdı at üstünde iken atla
eve girmek. Atla eve girmek isteyenlerin karşısına yaya
olarak ellerinde sopalarla karşılarına dikilirler, bunların
aynı zamanda ata değdirmeden üstündekilerine vurma hakları
vardı. Ata sopasını değdiren yada atın geminden tutan
kişinin kafasına şimşek çakar gibi atlının kamçısı şaplardı.
Bu oyunda başarılı cesaretli olan delikanlıların atlarıyla
savaşta hiç geri durmayacaklarına (şışhamığaze) inanılırdı
öylede olurlardı. O gençlerin atları savaşlarda geri
durmazdı.
Kız
çocuklarına da o zor yaşam şartlarında yapması gereken her
şey öğretilirdi. Ondan dolayı şöyle bir söz söylerlerdi: Kız
yetiştirdiğin gibi, gelin yetiştirildiği gibidir (pkhur
zerıbğaseş, nıser zerısaş). Kadın için doğurmak ve çocuk
yetiştirmek ona yetiyordu zaten ancak bunun yanında yapması
gereken bir yığın iş vardı. Bundan başka ev halkının
giyimiyle iğnesinin ucuyla uğraşmak, evin erkeğinin
getirdiklerini yerli yerinde düzenli kullanmak, atın
üzerinde olan malzemelerden kullanılan süsleri yapmak,
mutfak işleri (leğupıampe) , hayvanlardan elde edilen sütle
ilgili işler (ğaş zehanır), çocuklara xabzeleri (xabzemre-bzıpkhamra)
öğretmek, anadillerini öğretmek (anadelxubzer ya urılhan),
ve daha niceleri.
Adıge
varolma ile, aile içinde fertlerin birbirlerine karşı
duruşları iç içe idi. Yeni evlenen damat gündüz büyüklerini
göreceği şekilde evine girmek, büyüklerinin yanında
çocuklarını sevmek, alıp kollarına oturtmak ayıptı. Sofrada
ne kadar bol yemek olursa olsun kendini aç gözlü
göstermemek, sofraya otururken kemerini sıkıp oturmak,
evinde biraz kapıştırıp sonra grup yemeklerine gitmek (şimdi
çok yemek için kendilerini acıktırıp gidiyorlar), yemeklere
imrenmemek, fadede çok dikkatli olmak, en az kullanmak, uzak
durmak, haram olduğunu bilmek, başkalarını rahatsız edecek
söz ve davranışlardan kaçınmak; olanları ayıplamamak, hoş
görülü neşeli olmak. Bunlar ve benzerleri Adıgenin ileriye
dönük var olma düşüncelerinin birer unsurlarıdır.
Günümüzde
de güzel adet ve geleneklerimizin bilinmesinin kimseye
zararı olmayacak bilakis faydası olacaktır. Xabzelerin
öğrenilmesi öğretilmesinde bilemediğimiz çok faydalar
vardır. Bunu isteyen anne ve baba önce evde kendileri
birbirlerine karşı saygılı olacaktır. Ev içinde çocuklara
örnek olacak şekilde yaşayacaklardır. Günümüzde başı boş
sorumsuz gezen çocukların yetişmesinin temel nedeni aile
içindeki düzensiz yaşamlardır. Halk arasında azda olsa örnek
diyebileceğimiz çocuklarda yetişmektedir. O çocukların
takdir ettiğimiz davranışları aileden almaktadırlar, çocuğun
insan olarak yetişmesinde lazım olacak her şeyin temeli
ailede başlamaktadır, bunu unutmayalım.
Adıge
olarak nerede yaşarsak yaşayalım bulunduğumuz şartlar ne
olursa olsun çocuklarımıza xabzeleri öğretelim. Günümüzde
büyük şehirlerde kötü alışkanlıklar kazanarak elden çıkan,
sahipsiz kalmış çocuklarla dolu. Bu durum küçük şehirlere de
yayılır çok yakınlarımıza gelir. Evlerinde Adige xabzeleri
alan çocukların toplum içerisinde, kötü davranışlara karşı
koyabilmeleri daha kolay olacaktır.
Çocuklarımızın beyni boş bir kap gibidir, doldurulmaya
hazır, öğrenmeye her yönleriyle açıktır siz o boş kabı iyi,
güzel şeylerle doldurursanız kötülerin koyacakları yerleri
kalmaz. Sizden önce birileri çocuklarınızın beynini boş ve
kötü şeylerle doldurursa bu sefer iyi ve güzel şeylerinizi
koyacak yeri siz bulamazsınız.
Öğretmek
istediğiniz güzel şeyler Adıge xabzelerinde vardır, önemli
olan var olan güzelliklerle, iyiliklerle onların
beyinlerini, bilerek bizim doldurmamız. Hatırlayın, öğrenin
çocuklarınıza da öğretin, onları kötü alışkanlıklardan uzak
tutun. Hiç kimse çocuğunuzu sizin kadar sevemez.
Önemli
olduğu için tekrardan, bir xabzeden bahsetmek istiyorum.
Adıgelerde tek başına kalmış kimsesiz yaşlılara ölünceye
kadar, hiçbir şeylerini eksik etmeden her ihtiyaçlarını
karşılayarak, bakımını komşuları üslenirler ( bu gün
yaşadığımız dünyada kaç evlat, yaşlı anne babasına,
Adıgelerin yaşlı komşularına baktığı gibi bakar?). Mağdur
edilmez, muhtaç durumda bırakılmaz. Bu örnek davranış başka
kaç millette vardır acaba?
Зэдэшхэ
1эф1щи, зэкъуэтыр лъэщщ.
Zedeşxe
afşi zekuetır leşs…
Birlikte yemekte tat, birlikte olmakta
güç vardır.
Adıge
Xabzeleri
Çeviren:
Atalık Rafet
kafkasfederasyonu.org
|