|
“İnsanları yurtlarından söküp atabilirsiniz;
fakat yurtlarını kalplerinden asla...”
İnsanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası,
hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında,
destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas ve
safir renkli düşler, mutluluklar ülkesi; Çerkes halklarının
kutsal anayurdu. Doğudan batıya, kuzeyden güneye binlerce
yıldır toplumların, uygarlıkların gelip geçtiği, tarihi
kavimler kapısı, sevgili KAFDAĞI!..
Tarihte eşi benzeri görülmemiş barbar bir jenosit ve
sürgünle bu kutsal ata topraklarından koparılan, ikinci
vatan saydıkları kırktan fazla ülkede dağınık bir şekilde
yaşayan, evrensel barışın, dostluğun, kardeşliğin, insanlığa
ne denli gerekli olduğunu, 21 yüzyıla da taşıyan Çerkes
halkları; şimdilerde uğradıkları soykırımın, sürgünün 142.
yılını, tüm ulusları, toplumları ve dinleri barışa ve
kardeşliğe çağırarak, dünyada süregelen savaşların,
yıkımların durmasını, gözyaşının ve akan kanın dinmesini
umut ederek anmaktadır.
Bu ulusal yas gününde sürülmenin, parçalanmanın sonucu
olarak Çerkes halkları, ulusal kimliğini oluşturan en önemli
unsur olan anadilini kaybetmek üzere olduğu acı gerçeğiyle
de karşı karşıyadır.
Bilindiği üzere;
- Dil, toplumların etnik konsomasyonlarında,
uluslaşmalarında, var oluşlarını sürdürme çabasında en büyük
güçtür.
- Dil, halkların, ulusların gömleğidir, giysisidir,
zırhıdır. Çıplak kalan insan vücudu nasıl önce üşüyüp,
hastalanıp sonra da ölür ise, dilini kaybeden ulus da ölür.
- Atalarımız bu tehlikeyi, Adıgecede, Abazacada...
"Dilsiz ulus ölüdür" özdeyişi ile dile getirmişlerdir.
Halkımız, sürgünün 142. yılında anadilini, kimliğini, ulusal
kültürünü yaşatmak zorundadır. 21 Mayıs’ın her yıldönümü bu
anlamda, yeniden canlanma, ulusal değerlerine yeniden sahip
çıkma anlamında anılmalıdır.
Anayurtları Kafkasya kadar dünyada tanınmayan, Kafkasya'nın
otokton (yerli) halkları, batı ülkelerinde Caucausian,
Circassian; Arap ülkelerinde Serkeş, Şerakise, Türkiye'de
ise “ÇERKES” adıyla bilinmektedirler. Kafkasya'yı, MÖ. 5
binli yıllara dayanan eski tarih ve uygarlıkları ile Abaza,
Adıge, Asetin, Çeçen, Dağıstan halkları ile yüzyıllardır
Kafkasya'da yaşayan Karaçay ve Balkar halkları
oluşturmaktadır. “Kafkasyalılık”, “Kuzey Kafkasyalılık” ve
“Kafkaslılık” birleştirici isim olmuştur. Artık milliyet,
boy, kabile, sülale, aile gibi birçok farklı alt kimliği
koruyup, yaşatıyor olmalarına karşın, “Kafkaslılık” üst
kimliği her zaman güçlü bir birleştirici aidiyet duygusudur
bu halk için..
Kafkasya, Kuzey ve Güney Kafkasya olarak coğrafi iki ana
bölüme ayrılır. Güney Kafkasya'ya genel olarak
Transkafkasya, Kafkas ötesi, Kafkas ardı denilmektedir. Oysa
Kafkasya denilince akla, öncelikle Kuzey Kafkasya ana
coğrafyası gelmektedir. Tarihsel olarak Kafkas uygarlığının
beşiği burasıdır.
Güney'de yaşayan ve Kafkas uygarlığı ve kültür dokusunun bir
parçasını oluşturan otokton halklar da, kendilerini
Transkafkasyalı olarak tanımlamazlar. Kafkasyalılık, onlar
için de belirleyici bir kavramdır.
Kafkasya, güzel coğrafyası, verimli toprakları ve jeopolitik
konumu ile tarih boyunca çeşitli halkların ve devletlerin
ilgisini çekmiş, iştahlarını kabartmış, saldırılarına hedef
olmuştur. Kafkaslılar, yüzyıllarca vatanlarını savunmak için
sürekli savaşmak zorunda kalmışlardır. Kafkas tarihi,
neredeyse bir “Savaşlar Tarihi”dir. Bu savaşlar, Kafkasya'da
kalıcı bir devlet yapısının kurulmasını engellemiş, devlet
geleneği prenslikler düzeyinde kalmıştır. Nüfus hareketleri,
büyük kentlerin kurulmasını önlemiş, maden kültürünü yaratıp
Anadolu'ya ve batıya taşımış, yazısı ve düzenli bir ordusu
bulunan halklar iken, savaşlar ve işgaller sonucu modern
toplumun bu tür ana kurumlarından yoksun kalmışlardır.
Sürgün...
Kafkas halklarının anavatanlarını terk etmelerinin adını
doğru koyabilmek bakımından şu üç kavramın anlamını iyi
kavramak gerekiyor.
- GÖÇ:
İşgal ya da başkaca zorlayıcı nedenlerle topraklarında
eskisi gibi rahat yaşama olanağı kalmayan bir halkın veya
halkların başka yörelere veya ülkelere kendi kararlarıyla
gitmeleri olayıdır.
- SÜRGÜN:
İşgal edilen ülkedeki insanların tümüyle ve zorla
topraklarından çıkartılması ve başka yerlere gönderilmesi ve
yerlerine başka halkların yerleştirilmesi olayıdır.
- SOYKIRIM (Jenosit):
İşgal edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve
bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmek ve
yerlerine işgalcileri veya yandaşlarını yerleştirmek
olayıdır.
İlk çağlardan beri uygarlık tarihinin ağırlık merkezlerinden
biri olan Akdeniz havzasının siyasi ve ekonomik hayatında,
Kırım ve Kafkasya'nın çok ayrı bir yeri bulunmaktaydı. Çar
I.Petro'nun, "Mümkün olduğu kadar Hindistan ve İstanbul’a
yakın olmak gerekir. Zira, buralara hükmeden dünyaya
hükmeder" düşüncesini ortaya attığı 1722'den beri
yönetime gelen tüm Çarlar, bu amacı gerçekleştirmek için en
büyük engel olarak da Kuzey Kafkasya'yı ve halklarını göre
gelmişlerdir.
Doğuya giden İpekyolu, stratejik geçitler ve kavşaklar batı
için ne kadar önemli ise, sıcak denizlere inmek isteyen Rus
Çarlığı için de aynı derecede önemliydi. Dolayısıyla,
yüzyıllarca savaş ve saldırılara maruz kalmış Kafkas
halkları için savaşların en kötüsü; en yıkıcısı 16. yy.'da
başlayıp 19. yy. boyunca süren ve sonuçları bakımından bir
soykırım (jenosit) niteliğinde olan Kafkas-Rus
Savaşları'dır. Modern silahlarla donanmış, sayıca üstün
çarın ordusu ile; tüm dünya tarafından yalnız bırakılmış,
silah ve cephanesi olmayan, sayıca az Kafkas halkları
arasında süren bu savaş, neredeyse eli silah tutan herkesin
şehit olması sonucu büyük bir facia ile sonuçlanmıştır.
Bu savaş sonrası Çerkesler, çar tarafından % 80’leri aşan
bir oranda sürgüne tabi tutulmuş ve anayurtlarını terk etmek
zorunda bırakılmıştır. Sonuçları itibariyle günümüz Çerkes
toplumunun konumunu belirleyen bu sürgün olayına kimileri
“Göç”, kimileri “Büyük Göç”, kimileri “Zorunlu Göç”,
kimileri “Tehcir” demişlerdir. Feodal yapıda gerçekleşen
değişiklikler yanında Ruslar tarafından geliştirilen ve
Ortodoks kilisesinin de içinde bulunduğu idare tarzına bağlı
olarak, eski yaşam koşullarının kalmayışı sonucu kendi
iradeleriyle anavatanlarını terk edenlerin sayısı da bir
hayli olmakla beraber, büyük bir çoğunluğu resmen
topraklarından sürülmüştür. Çerkesler’in tümüyle
anayurtlarını terk etmelerinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun
yeni asker ihtiyacı ve Müslüman nüfusu artırmak gibi
nedenlerle geliştirdiği politikalar da önemli oranda etkili
olmuştur. Ancak, Çerkesler’in anayurtlarından koparılmasının
ana nedeni, çarlık Rusya'sının 21 Mayıs 1864’den sonra
uyguladığı insanlık dışı sömürgeleştirme ve sürgün
politikasıdır.
Bu sürgün, 1859’dan sonraki savaşlarda uygulanan şekliyle ve
Batı Kafkas Cephesi'nin düşmesi ile Çerkes halkına çarlık
tarafından uygulanmış tam bir soykırım ve toplu bir
katliamdır. Savaş sırasında uygulanan yöntemlerin bir
katliam olduğunu bizzat Rus tarihçileri ve edebiyatçıları da
yazmaktadırlar:
Kont Lev Tolstoy:
“Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti.
Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin ikişer
üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi
ki, bunları hiç bir rapor görevlisi aktarmaya cesaret
edemezdi...”
Rus Tarihçi Sulujiyen:
"Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik.
Silahlarını alabilmek için yarısını kırmak gerekti. Kanlı
savaşta çoğu analar elimize geçmesin diye kendi çocuklarını
öldürüyorlardı. Bir çok kabile bu yüzden yok oldu...”
Rus Tarihçi Yd. Felisin:
"Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü
ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara
çiğnettik ve sonuçta bir harabeye dönüştü..."
Rus I. Dzarov:
“Osmanlı’ya göç etmek için yola çıkanların yarısı bile oraya
ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok
azdır...”
Ünlü Rus Yazarı Puşkin:
"Çerkesler bizden nefret ediyor. Çünkü onları özgür
yaylalarından attık, köylerini yaktık ve kabileleri toptan
yok ettik. Onlar eskiden Hıristiyan’dı, yeniden İncil ile
tanıştırmak lazım..."
Fransız gazeteci A. Fonvill:
“Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300
kişi alıyorlardı. Yanlarına aldıkları biraz su ve ekmek 5-6
günü aşınca tükeniyor, açlıktan salgın hastalıklara
yakalanıyorlar, yolda ölüyor ve denize atılıyorlardı. 600
kişiyle yola çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ
kalabilmişti...”
Bu sürgün insanlık tarihinin gördüğü en büyük trajedilerden
biridir. Yüz binlerce Kafkaslı vatanlarını savunurken;
savaşlarda, sürgünde, sürgün yollarında, sürgün sonrası yeni
yabanıl topraklarda yaşamlarını yitirmişlerdir. Bu sürgünde
Çerkes halkı vatanından sökülüp atılmış, bölünmüş,
parçalanmış ve yok oluşun eşiğine itilmiştir.
21 Mayıs 1864...
Çarlık Rusyası, 300 bine yakın asker ve modern silahlarla
saldırmasına karşın 1856 yılına kadar Kafkasya'ya tam hakim
olamadı. Özellikle Batı Kafkasya'da direnişler son dönemde
çok çetin geçiyordu. 1856'da Paris Konferansı'nda Osmanlı ve
Avrupalı müttefikler tarafından Kafkaslılar yalnız
bırakıldı. Paris Konferansı sonuçlarına göre Rusya,
Kafkasya'da ne isterse yapabilecekti. 1859'da Şamil'in de
teslim olmasıyla Doğu Kafkasya'da savaş hemen hemen bitmiş,
Rusya bütün gücüyle Batı Kafkasya'ya saldırmaya başlamıştı.
1860-1864 yılları arasında (ki bu savaşlarda bütün Kafkas
boyları yer almışlardı) Batı Kafkas Cephesi yeniden kurulmuş
ve çok çetin çarpışmalar olmuştu. Çarlık acımasız bir vahşet
uyguluyordu. Köyler yakılıyor, ekinler yok ediliyor, mallar
yağmalanıyordu. Halkın direncini kırmak için çar orduları
halkı sürgüne tabi tutuyor, geri dönüş umutlarını kırmak
için, gözleri önünde köylerini yakıyordu. Boşaltılan
topraklara Kazak ve Rus köylüleri yerleştiriliyordu.
Bir yandan süregelen savaş, bir yandan sürgünler ve
soykırım, 1864 baharına kadar devam etti. 1864 Mayıs ayında
her boydan Kafkas savaşçıları, Soçi yakınlarında Aybgo Suyu
yakınlarında yeni bir cephe açtılar. 7-11 Mayıs tarihleri
arasında Ruslar’a büyük kayıplar verdirdiler. Bunun üzerine
Kafkasya'daki Rus birlikleri dört koldan bu son cepheye
saldırdılar. Çerkes güçleri ağır top ateşi altında günlerce
dayandılar... Hepsi şehit olana kadar...
Ve 1864 yılının Mayıs ayının 21. günü Rus orduları Soçi
yakınlarında Kbaada çayırlarında (şimdiki adıyla Krasnaya
Polyana) büyük bir zafer şöleni ve resmigeçit yaparak,
Kafkasya'nın düşüşünü kutladılar. General Yevdokimov,
Kafkasya sorununun bittiğini Çar'a müjdeliyor, dağların
yüksek noktalarında direnişi sürdüren küçük grupların da
takip edilerek yok edileceğini bildiriyordu.
Yevdokimov'a göre kesin çözüm, Çerkesler'in topraklarından
sürülerek denizin öteki yakasına kovulmalarıydı. Kuban
ötesinde kalan ve boyun eğen halk bile onun gözünde zararlı
ve tehlikeliydi. Onların da sürülmeleri gerekiyordu.
Ve böylece... 1864 yılı, sürgünün en yoğun olduğu yıl olarak
tarihe geçti. Lapinski'ye göre, 10 Temmuz 1864'e kadar 200
binden fazla Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı.
Tarihçilere göre, Çar ve komutanlarının emriyle 19. yy.'da
Osmanlı topraklarına 1.600.000 civarında Çerkes sürgün
edildi.
İşte 21 Mayıs 1864, Çerkes halkının belleğine böyle kazındı.
Çar ve orduları için zafer, Çerkesler için acının, hüznün,
sürülüşün, bölünmüşlüğün ve ölümün günü...
21 Mayıs’lar, her şeye rağmen Çerkes halkının yaşama
direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır,
diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya'nın yeniden var
olma mücadelesidir.
21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları,
savaşları insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak
istediğimiz gündür.
21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde
ulusal-kültürel kimliğimizi yaşama ve yaşatma isteği ile
geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir.
|