Miyazawa Eiji:

“Adığelerle birlikte olduğumda kendimi Adığe hissediyorum.”

16.01.2010

 

Psıne Dergisi 8. Sayı
Söyleşiyi Yapan : Haşepıge Zamireş / Nalçık
Adığeceden Çeviren : Muvaffak Temel
www.kafkasfederasyonu.org

Ondan sonra Adığelerle ilgili çok şey duydum. Köylüler bana Türkiye’ye nasıl sürgün edildiklerini, çektikleri eziyetleri, birçok ülkede dağınık halde yaşadıklarını, ata yurtlarının özlemi içinde azınlık hayatı sürdürdüklerini anlattılar.

Adığelere ilişkin haberler, giysileri, silahları, at binişleri, gelenekleri ile anavatanın sınırlarını aşarak uzaklara yayıldı. Bu, eskiden beri böyle süregeldi.  Klaprot Genrih-Yulius, De Bess Jan-Şarl, Spencer Edmond, Gerber Yioyann, Pallas Pert-Simon gibi yazarlar, değişik zamanlarda Çerkeslerin arasında yaşayarak Tanrının Çerkeslere akıl ve sert mizaç bahşetmesini ve onların komşu halklara örnek olmalarını konu alan yazılar yazdılar. Bitsen Nikolas, Ommar de Gel, Teby de Marini gibiler de gelenek ve giyim-kuşam konularında Kaberdeylerin herkesten daha önde olduklarını, adiye kadınlarının dünyanın en güzelleri arasında yer aldıklarını söylediler.

Bu günlerde Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’nde bulunan Japon bilim adamı Miyazawa Eiji’nin geliş amacına baktığımızda, bulunduğumuz dönemde de bu tür bakış açılarının değişmediğinin örneklerini görebiliriz.  Adığelerle olan ilişkisi hakkında söyleşi yapmaya gittiğimde Japon gencinin Çerkesçe bilmesi beni çok şaşırttı. (hem okuma hem de yazma biliyor) Ancak, anadilimizi Japonca, İngilizce ve Türkçe kadar akıcı kullanamadığından, 1992 yılında Türkiye’den dönerek Kabardey Balkar’da yaşamaya başlayan Ferruh Şık bize tercümanlık yaptı.

- Eiji, öncelikle, kendini bize tanıtır mısın?  

- Ben Nagane’de doğdum, Japonum. Tokyo’da bulunan Kraliyet Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nin İngilizce Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra mesleğimi başka yerlerde ilerlettim. Doktoramı, Londra’da sosyal antropoloji alanında 2004’de tamamlamadım. (bunları bize Çerkesce anlattı)

- Bu çalışmanı Adığeler üzerine yapma fikri nereden çıktı? Bu işi nasıl kotardın?

Bir toplum seçerek antropoloji alanında derinlemesine araştırma yapmam gerektiğinden, Türklerin kökenini, geçmişini ve yaşantısını incelemek amacıyla 1994 yılında Türkiye’ye gittim. Ben ve eşim Kayseri’deki üniversitenin Japonca Bölümü’ne davet edildik ve iki yıl süreyle orada çalıştık.

 …Adığelerle ilgili çalışmalarım ilginç bir şekilde başladı. Bir tatil günü balık tutmak amacıyla Pınarbaşı ilçesine gitmiştim. Orada, Örenşehir (Kundatey) köyünden Şeraffettin Siğum ile tanıştım. Adığe genci beni evlerine davet etti ve birbirimizi daha yakından tanıma imkanı bulduk. Arkadaşları yanımıza gelince kendi aralarında ilginç bir lisanla konuşmaya başladılar. Ben o sırada Türkçeyi iyi öğrendiğimden, konuşulanın farklı bir dil olduğunu anladım. Ondan sonra Adığelerle ilgili çok şey duydum. Köylüler bana Türkiye’ye nasıl sürgün edildiklerini, çektikleri eziyetleri, birçok ülkede dağınık halde yaşadıklarını, ata yurtlarının özlemi içinde azınlık hayatı sürdürdüklerini anlattılar. O sırada, çalışmalarımı bu ilginç halk üzerine yönlendirmeye karar verdim.

Adıgelerın durumlarını ve yaşamlarını araştırmaya başlayınca, bu toplumun sahip olduğu manevi güçü ve akılcılığı hayretle gördüm.

- Eiji, çalışmalarında karşılaştığın hususlara daha ayrıntılı olarak değinir misin?

- Çalışmamda azınlık olarak yaşayan Adığeleri ele aldım. Onların yaşamlarını ve geleneklerini Türkiye'de faaliyet gösteren Adığe derneklerinde öğrendim. Dillerini öğrenerek, yaşam felsefelerini anlamaya çalışarak ve çalışmalarımda kullanabileceğim belgeleri toplayarak aralarında iki yıl yaşadım.

Ankara, İstanbul ve Kayseri’de yaşayanlarla ve köylerdeki yaşlılarla görüştüm, kendilerinin bildiklerini, atalarından duyduklarını anlattırdım.

Çalışmalarımda, Adığelerin etkinliklerine bağlı törenlerini, akraba-dost ilişkilerini ve benzeri hususları derinlemesine analiz ettim. Adığelerde çok ilginç şeyler gördüm. Gurur verici birçok iyi işler başardıklarında bile, kendileriyle övünen bir toplum olmadıklarını konuşma tarzlarından anlarsınız. Sert mizaçlı bu yiğit insanlara yönelik öğrenmem gereken daha çok şey olduğunu her zaman söylerim. 

Adığelerın durumlarını ve yaşamlarını araştırmaya başlayınca, bu toplumun sahip olduğu manevi gücü ve akılcılığı hayretle gördüm. Azınlık hayatı yaşamalarına rağmen, kendi dünyalarını yaratabilmiş olmaları buna bir kanıttır. Birkaç defa içinde bulunduğum, her yıl yapılmakta olan Adığe festivali etkinlikleri bile bunu görmek için yeterlidir. Soykırım savaşı uygulanarak yurdunu terketmek zorunda bırakılan halktan Türkiye’ye gelenler, morallerini bozmadan 150 yıldır dillerini ve geleneklerini korumayı başarabildiler. Bunu nasıl yapabildiklerini, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını da dikkate alarak araştırdım.

-  Adığelerin gelenekleri ve yaşam tarzları, değişik zamanlarda birçok ülkeden gelen gezginler, bilim insanları ve araştırmacılar tarafından yazılmıştır. Onları nasıl değerlendiriyorsun? Adığelerle Japonlar arasında bir benzerlik görüyor musun?

- Adığelerle birlikte çalışırken hiçbir zorluk çekmedim. Çünkü, düşünce olarak da, ahlak olarak da birçok bakımdan Japonlarla benzeştiklerini düşünüyorum. Halklarımızın geleneklerinin bazıları örtüşüyor. Örneğin, bir grup insan bir arada otururken yaşlı-genç ayırımına dikkat edilmesi gereği benim için yeni değildir. Bu yanımla ben bir “Adığe genci”yim. (gülüyor)

Japonlarla Adığeler birçok bakımdan benzeşseler de, Adığe geleneklerinin çok daha katı olduğunu gördüm. Kendi yerlerini ve değerlerini bilerek gelenek ve göreneklerini yaşayan, büyüklerine çok değer veren halklarımız bu yönleriyle birbirine yakın durmaktadır.

Eiji Miyazawa ve Haşepıge Zamireş

- Nalçık’a geliş amacın, 2004 yılında tamamladığın çalışmanı daha da yaygınlaştırmak olsa gerek…

 - Kuşkusuz. Çünkü, Kabardey’e gelmeden çalışmalarım bitmiş sayılmazdı. Bu benim ilk çalışmam. Şu anda bildiğim Adığeceyi daha da geliştirirsem, Rusca’yı da öğrenirsem ancak o zaman anlamlı araştırmalar yapabileceğim. Bunlar olmadan işim bitmeyecektir. Bu konudaki çalışmalarım aylar alacak…

- Eiji, araştırmalarını bir kitap halinde görebilecek miyiz?

- İlk amacım budur. Doktora tezimi azınlık olarak yaşayan Adığelere ayırmıştım. Bundan sonra da, ata yurdunda kalanlar hakkında yazmayı arzu ediyorum. Alınyazısı yabancı bir ülke olan insanların önsezilerini ve yaşam tarzlarını öğrenerek aralarında iki yılımı geçirdim. Şimdi de büyük bir milletin düşünce biçimini, yaşam tarzını buna katmak istiyorum. Daha sonra da hepsini bir kitapta toplayacağım.

-  Eiji, Rusya’ya bu ilk gelişin mi? Nalçık sende nasıl bir izlenim yarattı?

-  Rusya’ya ilk gelişim. Nalçık’ta bulunup da onu beğenmeyen olmamıştır. Yabancı bir ülkeye giderken ister-istemez endişeleniyorsun. Ancak, burada yaşayan insanların samimiyeti, temiz yüreği, temiz ruhu endişelerimi yok etti.  Sokaklarında yüzü aydınlık dolaşan insanların sayesinde, bilmediğin bu şehirde yalnız kalsan bile, aradığını bulmakta hiç zorluk çekmiyorsun. Arazinin zenginliği, yeşilliğin bolluğu müthiş. İlgimi çok çekenlerden birisi de cep telefonlarının değişik Adığe müzikleriyle çalıyor olması. Bu benim için yeni bir şeydi.

Çalışmalarımı kolaylaştıran, aradığım belgeleri bulmamda yardımcı olan ve konuları açıklığa kavuşturan Kabartay Balkar’ın bilimadamı Tay Hazeşe ile Kodzoko Anatole’ye teşekkür ediyorum.

 

 
 

 

 

..
...