|
Psıne Dergisi 8. Sayı
Söyleşiyi Yapan : Haşepıge Zamireş / Nalçık
Adığeceden Çeviren : Muvaffak Temel
www.kafkasfederasyonu.org
Ondan sonra
Adığelerle ilgili çok şey duydum. Köylüler bana Türkiye’ye
nasıl sürgün edildiklerini, çektikleri eziyetleri, birçok
ülkede dağınık halde yaşadıklarını, ata yurtlarının özlemi
içinde azınlık hayatı sürdürdüklerini anlattılar.
Adığelere
ilişkin haberler, giysileri, silahları, at binişleri,
gelenekleri ile anavatanın sınırlarını aşarak uzaklara
yayıldı. Bu, eskiden beri böyle süregeldi. Klaprot Genrih-Yulius,
De Bess Jan-Şarl, Spencer Edmond, Gerber Yioyann, Pallas
Pert-Simon gibi yazarlar, değişik zamanlarda Çerkeslerin
arasında yaşayarak Tanrının Çerkeslere akıl ve sert mizaç
bahşetmesini ve onların komşu halklara örnek olmalarını konu
alan yazılar yazdılar. Bitsen Nikolas, Ommar de Gel, Teby de
Marini gibiler de gelenek ve giyim-kuşam konularında
Kaberdeylerin herkesten daha önde olduklarını, adiye
kadınlarının dünyanın en güzelleri arasında yer aldıklarını
söylediler.
Bu günlerde Kabartay-Balkar
Cumhuriyeti’nde bulunan Japon bilim adamı Miyazawa Eiji’nin
geliş amacına baktığımızda, bulunduğumuz dönemde de bu tür
bakış açılarının değişmediğinin örneklerini görebiliriz.
Adığelerle olan ilişkisi hakkında söyleşi yapmaya gittiğimde
Japon gencinin Çerkesçe bilmesi beni çok şaşırttı. (hem
okuma hem de yazma biliyor) Ancak, anadilimizi Japonca,
İngilizce ve Türkçe kadar akıcı kullanamadığından, 1992
yılında Türkiye’den dönerek Kabardey Balkar’da yaşamaya
başlayan Ferruh Şık bize tercümanlık yaptı.
- Eiji,
öncelikle, kendini bize tanıtır mısın?
- Ben Nagane’de doğdum, Japonum.
Tokyo’da bulunan Kraliyet Üniversitesi Filoloji
Fakültesi’nin İngilizce Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra
mesleğimi başka yerlerde ilerlettim. Doktoramı, Londra’da
sosyal antropoloji alanında 2004’de tamamlamadım. (bunları
bize Çerkesce anlattı)
- Bu
çalışmanı Adığeler üzerine yapma fikri nereden çıktı? Bu işi
nasıl kotardın?
- Bir toplum seçerek
antropoloji alanında derinlemesine araştırma yapmam
gerektiğinden, Türklerin kökenini, geçmişini ve yaşantısını
incelemek amacıyla 1994 yılında Türkiye’ye gittim. Ben ve
eşim Kayseri’deki üniversitenin Japonca Bölümü’ne davet
edildik ve iki yıl süreyle orada çalıştık.
…Adığelerle ilgili çalışmalarım
ilginç bir şekilde başladı. Bir tatil günü balık tutmak
amacıyla Pınarbaşı ilçesine gitmiştim. Orada, Örenşehir (Kundatey)
köyünden Şeraffettin Siğum ile tanıştım. Adığe genci beni
evlerine davet etti ve birbirimizi daha yakından tanıma
imkanı bulduk. Arkadaşları yanımıza gelince kendi aralarında
ilginç bir lisanla konuşmaya başladılar. Ben o sırada
Türkçeyi iyi öğrendiğimden, konuşulanın farklı bir dil
olduğunu anladım. Ondan sonra Adığelerle ilgili çok şey
duydum. Köylüler bana Türkiye’ye nasıl sürgün edildiklerini,
çektikleri eziyetleri, birçok ülkede dağınık halde
yaşadıklarını, ata yurtlarının özlemi içinde azınlık hayatı
sürdürdüklerini anlattılar. O sırada, çalışmalarımı bu
ilginç halk üzerine yönlendirmeye karar verdim.
Adıgelerın durumlarını ve yaşamlarını araştırmaya
başlayınca, bu toplumun sahip olduğu manevi güçü ve
akılcılığı hayretle gördüm.
- Eiji, çalışmalarında
karşılaştığın hususlara daha ayrıntılı olarak değinir misin?
- Çalışmamda azınlık olarak
yaşayan Adığeleri ele aldım. Onların yaşamlarını ve
geleneklerini Türkiye'de faaliyet gösteren Adığe
derneklerinde öğrendim. Dillerini öğrenerek, yaşam
felsefelerini anlamaya çalışarak ve çalışmalarımda
kullanabileceğim belgeleri toplayarak aralarında iki yıl
yaşadım.
Ankara, İstanbul ve Kayseri’de
yaşayanlarla ve köylerdeki yaşlılarla görüştüm, kendilerinin
bildiklerini, atalarından duyduklarını anlattırdım.
Çalışmalarımda, Adığelerin
etkinliklerine bağlı törenlerini, akraba-dost ilişkilerini
ve benzeri hususları derinlemesine analiz ettim. Adığelerde
çok ilginç şeyler gördüm. Gurur verici birçok iyi işler
başardıklarında bile, kendileriyle övünen bir toplum
olmadıklarını konuşma tarzlarından anlarsınız. Sert mizaçlı
bu yiğit insanlara yönelik öğrenmem gereken daha çok şey
olduğunu her zaman söylerim.
Adığelerın durumlarını ve
yaşamlarını araştırmaya başlayınca, bu toplumun sahip olduğu
manevi gücü ve akılcılığı hayretle gördüm. Azınlık hayatı
yaşamalarına rağmen, kendi dünyalarını yaratabilmiş olmaları
buna bir kanıttır. Birkaç defa içinde bulunduğum, her yıl
yapılmakta olan Adığe festivali etkinlikleri bile bunu
görmek için yeterlidir. Soykırım savaşı uygulanarak yurdunu
terketmek zorunda bırakılan halktan Türkiye’ye gelenler,
morallerini bozmadan 150 yıldır dillerini ve geleneklerini
korumayı başarabildiler. Bunu nasıl yapabildiklerini,
ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını da dikkate alarak
araştırdım.
- Adığelerin gelenekleri ve
yaşam tarzları, değişik zamanlarda birçok ülkeden gelen
gezginler, bilim insanları ve araştırmacılar tarafından
yazılmıştır. Onları nasıl değerlendiriyorsun? Adığelerle
Japonlar arasında bir benzerlik görüyor musun?
- Adığelerle birlikte çalışırken
hiçbir zorluk çekmedim. Çünkü, düşünce olarak da, ahlak
olarak da birçok bakımdan Japonlarla benzeştiklerini
düşünüyorum. Halklarımızın geleneklerinin bazıları
örtüşüyor. Örneğin, bir grup insan bir arada otururken
yaşlı-genç ayırımına dikkat edilmesi gereği benim için yeni
değildir. Bu yanımla ben bir “Adığe genci”yim. (gülüyor)
Japonlarla Adığeler birçok
bakımdan benzeşseler de, Adığe geleneklerinin çok daha katı
olduğunu gördüm. Kendi yerlerini ve değerlerini bilerek
gelenek ve göreneklerini yaşayan, büyüklerine çok değer
veren halklarımız bu yönleriyle birbirine yakın durmaktadır.

Eiji Miyazawa ve
Haşepıge Zamireş
- Nalçık’a
geliş amacın, 2004 yılında tamamladığın çalışmanı daha da
yaygınlaştırmak olsa gerek…
- Kuşkusuz. Çünkü, Kabardey’e
gelmeden çalışmalarım bitmiş sayılmazdı. Bu benim ilk
çalışmam. Şu anda bildiğim Adığeceyi daha da geliştirirsem,
Rusca’yı da öğrenirsem ancak o zaman anlamlı araştırmalar
yapabileceğim. Bunlar olmadan işim bitmeyecektir. Bu
konudaki çalışmalarım aylar alacak…
- Eiji,
araştırmalarını bir kitap halinde görebilecek miyiz?
- İlk amacım budur. Doktora
tezimi azınlık olarak yaşayan Adığelere ayırmıştım. Bundan
sonra da, ata yurdunda kalanlar hakkında yazmayı arzu
ediyorum. Alınyazısı yabancı bir ülke olan insanların
önsezilerini ve yaşam tarzlarını öğrenerek aralarında iki
yılımı geçirdim. Şimdi de büyük bir milletin düşünce
biçimini, yaşam tarzını buna katmak istiyorum. Daha sonra da
hepsini bir kitapta toplayacağım.
-
Eiji, Rusya’ya bu ilk
gelişin mi? Nalçık sende nasıl bir izlenim yarattı?
- Rusya’ya ilk gelişim.
Nalçık’ta bulunup da onu beğenmeyen olmamıştır. Yabancı bir
ülkeye giderken ister-istemez endişeleniyorsun. Ancak,
burada yaşayan insanların samimiyeti, temiz yüreği, temiz
ruhu endişelerimi yok etti. Sokaklarında yüzü aydınlık
dolaşan insanların sayesinde, bilmediğin bu şehirde yalnız
kalsan bile, aradığını bulmakta hiç zorluk çekmiyorsun.
Arazinin zenginliği, yeşilliğin bolluğu müthiş. İlgimi çok
çekenlerden birisi de cep telefonlarının değişik Adığe
müzikleriyle çalıyor olması. Bu benim için yeni bir şeydi.
Çalışmalarımı kolaylaştıran,
aradığım belgeleri bulmamda yardımcı olan ve konuları
açıklığa kavuşturan Kabartay Balkar’ın bilimadamı Tay Hazeşe
ile Kodzoko Anatole’ye teşekkür ediyorum.
|