|
Psıne
Dergisi
No: 1–2008
Meremkul Larise
Çeviri Atalık Rafet
kafkasfederasyonu.org

Mastafe Slave / Мастафэ
Слауэ
En çok
gülünecek durum, hayatı boyunca güldüğü bir anı olmamasıdır,
öyle sanıyorum. Böyle biri var mı? Çocukta mı olmadı? Hiç
şüphe yok ki o çocukken de, büyümüşte küçülmüş misali küçük
dede gibiydi. Zor değil mi bu durum – her şeyi ciddiye
alarak, rahat olmadan hayatın tüm yorgunluklarını kalbinde
hissederek yaşamak.
Ne
yapabilirsin Mastafe Slave işte böyle biri. Slave ile tek
bir çizgi üzerinde yürüyerek konuşmak mümkün değil. Bir
insan çok değişik şeylerle meşgul olunca onunla sohbet
etmekte tek konu üzerinde olmuyor. Konular sıkça değişiyor,
birini bırakıp diğerine geçiyorsun. Akarsuyun istediği yöne
yol aldığı gibi.
Giriş
—Benim
yapmadığım bir iş kalmadı- şoförlük mü dersin, fabrikada
çıraklık işlerimi… Bir zamanlar kapımızda diyebileceğimiz
yakınımızda, Kotovski Lazar Navmoviç dedikleri bir Yahudi
yaşıyordu. Kotovski çok ünlü bir terzi idi. Şehirde onun
gibi güzel elbise diken başka bir terzi yoktu. Bir gün
Kotovski'ye doğru yavaş yavaş yürüyerek, onun çalıştığı iş
yerine girdim, "bana sanatını öğretir misin?" dedim. Bana
doğru döndü hayret ederek baktı… Kovmadı. Yanında belli bir
süre çalışmama izin verdi, kabiliyetimi beğenmiş olacak ki
sanatını öğretmek üzere beni yanına kabul etti. Aradan çok
yıllar geçmişti tanıdığım biri bana yalvardı, "ustana söyle
de kızıma da o sanatı öğretsin" diye. "Her gün azar
işiterek, kızına bağırarak, ama sanatını da tam öğretmesini
istiyorsan konuşayım" deyince hiç düşünmeden tamam dedi.
"Ben o büyük ustaya saygı duyuyorum, hayatım boyunca da
saygıyla anarım" dedi.
Bana
hayatımın yolunu gösterdi ustam Kotovski Lazar Navmoviç.
Onun yanında yalnız terzilik değil, yaşamanın ne olduğunu,
insanların nasıl olduğunu, dünyanın gidişatını hepsini
öğrendim. Orada yaptığımız çalışmalar klasik üzerine idi,
ben sonradan zamanla Adıge elbiselerine, kültürüne yönelik
çalışmalar yapmaya başladım. Şehirde klasik çalışan başka
terzilerde vardı ancak Adıge elbiselerini diken yoktu.
Düşündüm, taşındım, bu dalda kendimi yetiştirirsem o boşluğu
ilk önce ben doldururum dedim. Büyük sorumluluk almıyor
musun acaba diyebilirsin. İşin içinde olunca fark ediliyor
çok şey istemiyor, kim ne yapabiliyorsa ona bak sende yap.
İstedikten sonra yapılamayacak bir şey yok.
Geçmişin temeli
—Milletin
dayandığı bir temelinin olmaması mümkün değil. İşte
Amerikalılar, kendimizi benzetmeye çalışıyor, örnek olarak
karşımıza koyuyoruz. Ancak onların geçmişten gelen bir
temelleri(taban) yok. Değişik dünya milletlerinin
geleneklerini kendilerine alarak, yeryüzünün birçok
yerlerine 200 senedir el koydular. O toprakların kültürü
esas olarak Hintlilere aitti, fakat kökünü kuruttular…
Allaha şükür
bizim geçmişten gelen bir temelimiz var ve yaşıyor. Ancak o
temel dedikleri toprak yüzünde olmayıp çok derinlerde saklı.
Ne yapmak gerekir? Yapılacak olan, o saklı olan temeli kazıp
ortaya çıkarmaktır. Bu iş insanların düşündükleri gibi zorda
değil. Beni ele alırsan, Adıge nakışlarını ve dışe yideyi(elbise
süsü),
öğrenmek için önce onları yapabilen
sanatkârları aradım. Milletimize ait kültürel değerlerin
emekçilerini bulmak için çok yer gezdim. Yaptığım bu iş zor
değil, birde bulduğun o eski sanatları yapmasını öğrenirsen
yorulmak şurada dursun, insanın yorgunluğu kalmıyor,
mutlulukta veriyor. Çok tabii değil mi birazda yorulmak…
İnsan kendine, milletine ait böyle güzel değerleri bulup
ortaya çıkardığında katlandığın tüm yorgunlukları
unutuyorsun. İnsan kendi malına, kendisine ait olan şeylere
sahip çıkıyor, onları koruyor. Unutmayalım insan için
soyunun kültürü de aynen öyle, kendi öz malı gibidir. Öyle
düşünülmesi gerekir.

Vatan
—Biz
cennette yaşıyoruz. Ben çok devletler gezdim oralarda
kaldım. Avrupa’nın güzel kentlerini gördüm, caddelerinde
dolaştım. Şehirlerinde akşamlara kadar geziyorsun, evine
ayakkabın tozlanmadan geliyorsun. Doğuda olan devletlerde,
soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde de bulundum. Oralarda da
iyi ve güzel olan çok şeyler gördüm. Bazı ülkelerde rahatlık
yönünden yaşamayı düşünürsen, belki olur diyebilirsin. Ancak
oralarda kiminle birlikte yaşayacaksın? Ben hiçbir yerde
yaşayamam. Yabancı düşünce ve kültürle bir olmak, birlikte
yaşamak zordur. Си унэжь – пхъажь маф1э. Дынебэ дыкъебэми,
дытхьаусыхэми – уи лъахэм нахъыф1 щы1экъым (Si vınej – pkhaj
mafe. Dınebe dıkebemi, dıthavsıxemi – Vi l’axem nakhıf
şıakım). Evim ocağım. Biraz aksasak ta, şikâyetçi olsak ta –
Vatanın gibisi yok.
Dil canın görüntüsüdür
—Hangi dili
konuşuyoruz? Dilimizde var olan en değerli söz sevgi: Sevgi
kalbinde olarak dünyaya bakarsan - yaşıyorsun. Sevgi yok
olmaya mı başladı, artık yaşamıyorsun demektir. Bu
sözlerimle şunu anlatmak istiyorum. Gökyüzü, yeryüzü,
insanlar, hayvanlar, hepsinde sevgi yoksa ölüdür. Ürdün
Kralı Hüseyin’in oğlu Ali'nin isteği üzerine, Adıge elbisesi
dikmek için Ürdün’de 6 ay kadar bulundum. Bir Adıge bayanın
evinde misafir olarak kaldım. Bısım pekte cesaret edemeyerek
bana bir soru yöneltti: Kafkasya ya geri dönersek orada ev
alıp herhangi bir iş yapabilir miyiz, bu konu ile ilgili
görüşleriniz nedir? Bana bu soruyu soran bayanın iki oğlu da
Kaberdeyde okuyordu. Kafkasya ile ilgili anlatılanlar,
gördüğün resimler, filimler hepsi içtiğin çay gibi dedim,
gel kendi gözlerinle gör. Onların duydukları ne? Bizleri:
fakirler, yankesiciler çok, korkulacak yer diye anlatmışlar.
O bayan 6–7 yıl sonra Kafkasya ya geldi. Bu sefer ben ona
sordum nasıl buldun buraları? O kadar güzel şeylerle
karşılaştım ki, senin anlattıkların bana az geliyor.

1964 yılında
ilk defa televizyon aldığımızı hatırlıyorum. Yalnız
akşamları seyredilen birkaç program gösteriyordu. Zavallı
dedem 104 yıl yaşamıştı, onu da evimize getirdik bizde
kalıyordu. Gözleri de çok iyi görmüyordu ancak televizyona
folklor ekipleri çıktığında hemen bizlere seslenirdi. Hey
gelin bakın küçükler(karabeler-ayçiçeği) sahneye çıktı.
Sevinerek gördünüz mü diye haykırıyor, gençleşiyordu,
heyecanlanıyordu, sanki kalbi yerinden fırlamıştı.
Sanat nerden geliyor, nereye gidiyor?
—Bakışımız,
değerlerimiz değişiyor, kısaca hayat değişiyor. Önceden
okuduğun kitabı bu gün yeniden okuduğunda aynı anlamları
çıkartıyor musun? İşte hayat bu. Bende başka gözle bakıyorum
dünyaya, hayata, insanlığıma, sanatıma… 100 yıl yaşasan da
bir bitkinin içinde saklı olan sırları, güzelliğini tam
olarak anlayamazsın. Benimde bu güne dek aradığım bu
değimli… Baksana işte bir dal kuşburnu, üç yaprak, işte koca
dikenli dal. Dikenleri batarak yol kenarlarında duran, bu
bitkinin güzelliğine bak! Şimdi bu kitaba bak, burada Adıge
nakışlarını topladım. Bu kitap 50 yıl önce piyasaya çıktı.
Eski elbiselerdeki yapılmış o güzel nakışları nerelerden
alıyorlardı acaba? Yapılan o nakışların bir birine benzeyen
iki tanesini bulamazsın. İşte bu bitkiler, canlılar, oyunlar
insanları düşündürüyor onlara fikir veriyordu.
Kumaş
üzerinde olsun, demir üzerinde olsun Adıge nakışları
değişmez. Ancak biz onlarla ilgilenmeyerek unutuyoruz,
kaybediyoruz. Kime sorarsan sor bu Kafkas sanatıdır
diyecektir. Geçmiş yılların birinde Osetin’de bana bir müze
gezdirmişlerdi. Orada bizim diyerek bana gösterdikleri
süsleme sanatları Tamamen Adıge nakışları idi. Melbakhua
Timbonun Nalçik’te 1960 yılında yönetici olduğu dönemde,
Osetinler müze açmak için çalışmalar yürütüyorlardı.
Müzemizi açarak onlara örnekler verdiler, şimdi sen onlara,
o verilenler için bizim değil dedirtebilirimsin? Onlar her
zaman beyaz elbise kullandılar, mor elbise kullananlar
Adıgelerdir. Şimdi beyaz elbiselerinde kolları, yakaları
mor, düğmeleri beyaz olarak gösteriyorlar. 1957 yılında
basılan bizim müzede var olan Adıge kitabında onların hepsi
var. Bizim müzeden aldıkları da belli. Yalnız o değil bizim
diye sakladıkları kılıç, bitki tozlarının konduğu kaplarda
Adıgeler ait olan eski sanat eserleridir.
Üzüntümüz
—Sanatkâr
olarak çalışanlara güvenmek kendini aldatmaktır diyorlar.
Bunu bende duydum, çoktan beri biliyorum, bazen de inandığım
oluyor tartışıyorum. Rahmetlik olan devlet başkanımızın
zamanında, onun işlerini takip eden Kuşmezokua, benden
Kaberdey –Balkar’ın armasını işlememi istemişti. O dönemde
Rusya’nın işlemeli amblemini Juvkov getirip bizim tarafa
hediye etmişti. Bizimkilerde Kaberdey'in amblemini vermek
istediler ancak var olanı da pek beğenmiyorlardı. Sende
bizim amblemimizi böyle yapabilir misin diye bana
danıştılar. Bu bana gösterdiğiniz makine ile işlenmiş, ben
bundan daha iyisini elle işleyerek yaparım. Yap öyleyse
dediler. Ancak pahalıya mal olur, çünkü altın iplik pahalı,
yapmak içinde ben en az bir yıl uğraşırım dedim. Sen yap
sonra konuşuruz diyerek beni işlemeye başlattılar. Önden hiç
para ödemedikleri gibi amblemi işleyip bitirdiğimde
almadılar bende kaldı. Ne soran oldu ne isteyen oldu.
Anlaşmamızı yerine getirmediler, zaman geçti devlet
başkanımız rahmetlik oldu, Kuşmezokuayı da işinden
uzaklaştırdılar. Eski borçlar, şimdi yönetime gelenlerin
neyine? Nasıl oldu böyle bende anlayamadım. Cumhuriyetimizin
amblemi böyle olumsuz bir olayla karşılaşmamalıydı.
İşlediğim amblemde benim işyerimde o günün anısı olarak
kaldı…
—Evet,
geçmiş geçmişte kalır, geri dönmez hiç aklına getirmesen de
daha iyi. Beni üzen olayları bu gün sizinle paylaştım.
Tekrar geçmişin temelleri ile ilgili olarak
—El
sanatlarımızın yapılış şekillerinin inceliklerini öğrenmek
için, gezdiğim uzak yerleşim birimlerindeki bulduğum, elleri
maharetli olan insanların çoğu, artık yaşamıyor. Kalanlarda
yavaş, yavaş sıraları geldikçe, bildikleri sanatlarının
incelikleriyle birlikte kara toprağa giriyorlar. Bu duruma
hiçbir şey yapamazsın. Ancak bu kıymetli sanatlara-kültürel
değerlere iyi gözle bakmayanlara ne demeli.
—Hiçbir şey
bırakmadılar Adıgeler. Mesela Adıge seşxue(kılıç). Germantov
şöyle diyordu: «Çerkes’in kılıcını al çocuk gibi olur».
Erkekliğin sembolü olarak kullandılar onu. Adıge elbisesini
giyeni asrın gerisinde kalmış olarak kabul edip yerine
fantezileri getirdiler. Adıge tseyi tamamen unuttular.
Hayret edilecek bir durum «Çerkesk» deyince onu anlaman zor?
Aynı giysiyi Kazaklar yakıştırarak giydiler adına da «kubanka»
dediler. Gürcülerde kapışarak
«Gurizinke»
adıyla giyiyorlar. Adıgelerde dikmesini bile unuttular.

Filozofça
—Çok değişik
dillerde söylenir, insanoğlunun üç amacı vardır: ağaç
dikmek, ev kurmak… Dahası? Evlat yetiştirmek? Yuva kurmak
öyle rastgele oturacak yer yapmak işi değil. Esas olan insan
olarak canının rahat edeceği, huzurlu olarak kalabileceği
bir yerinin olmasıdır. Öyle bir yerin yoksa sende yok olmuş
gibisin. Ağacı diktiğinde dalında yetişen meyvesini görürsen
evlat dedikleri de işte o. Öyleyse üçüncü olarak insanı ne
için yaratmış? Yılan öldürmeye. Bu sözü bir bakışta anlamak
zordur. Yılan kapına gelmişse çoluk çocuğa zarar vermemesi
için öldürmek gerekir. Ancak derinliğine düşündüğün zaman,
esas yılan olan insanın kendi içindeki kötülükler ve kirli
olan düşüncelerdir.
Olanaklarım elverse…
—Seni
anlayan olmadan, sanatına gereken değer gösterilmeden nasıl
yaşarsın. Bu sözleri bana çok kere söylüyorlar: bu zor
işlerle uğraşmadan, kendine başı, sonu belli bir iş bulup
sabah işine gidip çalışıp akşamda evine gelsen olmaz mı
diyorlar? Tabi iyi olur. Çocuklarımı besleyecek bir iş yerim
olsa… Beriki sanatım olan –nakışlar, hasırlar, demirle
yaptığım işler, eğer ve takımlarını da hobi olarak yapardım.
Yani işim olsa bu yaptıklarımı temelli bırakacağımı mı
sanıyorsun? Geçeği söylersek o masal gibi anlattıklarımız
bazen canım sıkıldığında aklıma gelmiyor değil. Ancak ben
yürüyeceğim yolu belirleyeli çok oldu. Başka bir yolda da
yürüyebileceğimi sanmıyorum.

Özlemi olmayan var mı?
—O çok kısa.
Bahçesinde iş yerim, yanında müstakil evim olan bir yerim
olsa, çok rahat çalışırdım.
Sen ondan ne anlarsın
—Bu
yaptıkların erkeklerin yaptığı iş mi diyorsun? Doktorluk
erkek mesleğimi yoksa kadın mesleğimi? Terzilik? Aşçılık? Bu
mesleklerde bayanlar ömür boyu erkeklere yetişemez.
Bayanların meslekleri çamaşır yıkamak, bulaşık yıkamaktı,
onun içinde erkekler sizlere makine icat ettiler. Kısaca son
söz olarak söylersek, sanatı erkek kadın diye
sınıflandırarak değerlendirmiyorlar. On kişiye eşit olarak
yeteri kadar un ve zaman ver hamur yoğursunlar, ikisinin
yoğurduğu hamur birbirine benzemeyecektir. Çünkü onların her
birinin o işe kattığı can aynı değildir.
Yapılan bir
eserin tatlılığı, güzelliği, içine katılan buluşları,
yaratıcılıkları ancak onlara sanatkârların kattığı canları
ile ölçebilirsin.
PSINE –
ПСЫНЭ
|