TOPRAĞI YEŞERİYOR MU?

27.10.2010

 

BĞAJNOKO BARESBİY

Adıgece’den Çeviren :MUVAFFAK TEMEL
 

İçinde balta dolu bir kağnı arabası büyük bir ormanın içinden geçmekteydi. O kadar çok baltayı görünce, ağaçlar büyük bir telaşa kapıldı. "Sonumuz geldi" diyerek yapraklarını titretip, dallarını sallayarak ağlaşmaya başladılar. Bu şekilde sızlanarak bir süre bekleştikten sonra, ağaçlardan birisi öne çıkıp "Tanrı aşkına, biraz susun da beni dinleyin!" deyince orman bir anda sessizliğe büründü:

- Su başındaki koca meşe ağacını biliyor musunuz?

- Biliyoruz, Tanrıyapısını bilmeyen, görmeyen mi var? -dediler, ağaçlar hep bir ağızdan.

- İşte o bin yaşındadır, bilgedir, güngörmüştür, kendisine bir soralım, bakalım ne diyecek.

- Uygun olur, - diyerek, meşe ağacının yanına gidip durumu anlattılar: "Halimiz kötü, ağızları bilenmiş keskin baltalar bizi kesmek için buraya geldi, mahvolduk". Meşe ağacı bunu duyunca dallarını hafifçe salladı ve telaş içindeki ormana sordu:

- O bahsettiğiniz şeylerin arasında bizden birileri var mı?

- Vallahi bir şey anlamadık bizden biri, sizden biri dediği de ne? Bunamış olmalı, - diyerek ağaçlar birbirlerine baktılar.

- Haydi gidelim, ondan bize hayır yok, - diye bağırdı bazıları da. Ancak, içlerindeki akıllı bir ağaç, ormanı susturarak meşe ağacına yanıt verdi:

- Hayır thamade, aralarında bizden kimse yok, sadece balta başı var. Hiçbirisinde balta sapı yok, tamamen çıplak durumdalar.

- O zaman niye sızlanıyorsunuz? - gülümseyerek yanıt verdi Tanrıyapısı. Çıplak olduklarına, aralarında bizden kimse bulunmadığına göre, korkulacak bir şey yok. Sapı olmayınca balta tek başına ne yapabilir ki?

- Vallahi doğru söylüyor, çok teşekkür ederiz, Tanrı seni başımızdan eksik etmesin. - dedi ağaçlar.

- Durun acele etmeyin. - diye seslendi meşe ağacı yavaşça. - Baltalar çıplak ise de, bizden birileri onlarla birlikte olursa, güç kazanırlar. İşte o zaman ocağımız söndü demektir.

- Olur mu öyle şey, onlarla nasıl birlikte oluruz, sonumuzu getirecek olanlara nasıl hizmet ederiz?

- Hizmet etmeyin, küçük düşmeyin, kendinizi koruyun, kendi değerinizi bilin. Baltalar her zaman var olmaya devam edecek, buradan da geçecekler. Sizlere iki vasiyetim var, bunları hiçbir zaman unutmayın:

Birincisi, aranıza katılanın da kattıklarının da ne olduğunu iyi öğrenin. Ormana zarar verecek şeyleri içinizde barındırmayın.

İkincisi, her gün kendinizi yoklayın: iyi yanınızın kıymetini bilin, kötü yanınızı da saklamayın.

*****

Bu hikayenin ana fikrini biliyorsunuz. Ancak, çevremize baktığımızda gördüğümüz şey nedir?

Adığe halkı olarak sayımız az, başka ülkelere niye göç ettiler, diye sorduğumuzda, yanıt hazırdı: "Açgözlülük nedeniyle, topraklarını ve mallarını sattılar, ceplerini doldurarak çekip gittiler, cennete gittiklerini zannederek. Öyleyse, cehenneme kadar yolları var, hiç ihtiyacımız yok onlara” diyerek, - gidenlerden vazgeçtik.

“Halkımız ne kadar sıkıntı yaşadı ve haksızlığa uğradıysa, bunun nedeni prens ve soylularla din adamlarıdır” diye haberler yayılınca, “Bunu yanlarında bırakırsak Allah’ı inkar edelim” diyerek, saldırıp köklerini kuruttuk.

Bize içki ve sigara uzattıklarında, iki elimizle alıp yanımızdan hiç eksik etmedik.

“Gelenekleriniz iyi değil, hayatın gerçekleriyle uyuşmuyor” denince, “öyleyse bize gerekli değil” diyerek elimizden düşürdük. Düşürdüğünü geri almak kolay değildir.

“Adığe dili güçlü değil” dediklerinde hiç tereddüt etmeden hemen inandık. Bize gösterdikleri yabancı dili kaptık, kendi dilimizi terkettik.

Azınlık gruplar aramıza girmeye başlayınca, iyi - kötü ayırımı yapmadan herkesi başköşeye oturttuk. Onlara hizmet ettik, verdikleriyle yetindik, "tamamen kovmuyorlar" diyerek kendimizi rahatlattık.

“Kendi soyundan bir kızla evlenme, kirli gömlekle gezersin” dediklerini duyunca çoğumuz buna inanarak benimsedik.

“Alınteriyle kazanarak yaşamak deliliktir, yoksul ve itibarsız yaşarsın, anlayışı yayılınca "Zamana uyan iyi adamdır" diyerek, kenti de, köyü de, toplumu da dağıttık.

“Diğer milletlerin kötü alışkanlıklarını biz de edinirsek, toplumu da, Allahı da, kitabı da karşına alırsın” dediklerinde, " Dünyanın halinden bize ne" diyerek duymamazlıktan geldik.

“Peki, suçu olmadığı halde birisi haksızlığa uğrarsa ne yapmalı? Görmemezlikten gel, hayır mı diyorsun - sen de haksızlık yap.” Duyduğumuz buydu. Vazgeçilmez diyerek, ne işe yaradığını bile sorgulamadığımız şeyleri benimsedik. "Biraz atıştır" denince, saldırmayı anlayan kendini bilmezler var aramızda.

Hep böyle şeyler oldu. Son zamanlarda, aramıza ne kadar balta saldılarsa, içimizde temel bulamayanı, kök salmayanı olmadı: fena insanlar, kötü işler, yanlış eğitimler çıktı ortaya.

Sapı olmayan fazla balta bırakmadık. Kazanoko Jabağı gibilerin vasiyetlerini yerine getirmedik. Baltaya sap olmaya can atanlarımız çoğaldı, baltalar artık yetmez oldu.

Aramızdan, "Ben ağacım, ağacı yok edene hizmet etmeyeceğim" diyen birileri çıkınca ne yapıyoruz peki? Onlarla da başetmeyi biliyoruz. Hemen toplanıp kınıyoruz: "Ayıp değil mi? Balta olmasaydı şimdi ölmüş olurduk." diyoruz. Utandıramazsak korkutuyoruz. Korkutamazsak yok ediyoruz.Toprağı artık yeşeremiyor.

Bir zamanlar orman olduğumuz doğru mu acaba?

Kaynak: Psıne Dergisi, 7. Sayı, Sayfa 36

www.kafkasfederasyonu.org

 

 
 

 

 

..
...