Gerçekçi Oldular, İmkansızı İstediler:

Kırkıncı Yılında Çerkes’68 Kuşağına Bakmak

 

Nart Dergisi, Sayı:61-62 S: 19-26
Dr. Ömer Aytek Kurmel

kafkasfederasyonu.org

Mayıs 2008.”Yarım kalmış devrim” de denen 68 gençlik hareketinin kırkıncı yıldönümü.‘68 özelde, batıda altmışlı yıllarda dalga dalga gelişen başkaldırının doruğa vardığı yıldı. Genelde ise dünyanın içinden geçtiği fırtınalı bir dönemdi. Dünya ve Türkiye ‘68’i kadar ses getirici olmasa da, Çerkes diasporasının da bir 68 kuşağı vardı. Kafkas kültür derneklerini ve düşün hayatımızı dönüşü olmayacak şekilde ileriye taşıyan bu kuşaktı. Bu yazının amacı arka planında dünya ve Türkiye ‘68’i olan Çerkes ‘68’ini kırkıncı yıldönümünde anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır.

68 özgündü; 1848, 1871, 1917’de olanlardan hiçbirine uymuyordu. Zaten, küresel bir dalga olmakla birlikte farklı ekonomik, kültürel, siyasi birikimlere sahip ülkelerde farklı dinamiklerle yaşandı. Fransa’daki gibi kimi zaman işçi kitleleriyle de desteklenmesine ve İtalya’daki gibi işçi karakteri kazanmasına rağmen, özünde bir öğrenci hareketi olarak kalan batı ‘68’inin bir çırpıda geçip gitmesine karşılık, halk yığınlarıyla buluşan üçüncü dünya ‘68’inin mirası, sonraki on yıllar boyunca da hissedildi.

Batı ‘68’i... Paris’te öğrenci ve işçi ayaklanmaları ile “barikatlar gecesi”, anarşizm, yeni dalga, feminizm, hippilik, Marcusecılık, var oluşçuluk, underground hareketi, kırsal yaşam hareketi, cinsel devrim, medeni haklar hareketi, Malcolm X, Kara Panterler, Küba Devrimi, Fokoculuk, Che ve “ölüm nereden gelirse gelsin”, Vietnam Savaşı, Mao ve Kültür Devrimi, Üçüncü Dünyacılık popüler imgeleri ile bezenmiş, 1965’den 1970’e uzanan bir başkaldırı süreci. Ve elbette doğu blokunda “Prag Baharı”.

Kapitalist sistem 1945’den sonra istikrarlı bir büyüme trendine girdi. Galiplerarası rekabet yeniden paylaşımla çözüldü, Avrupa’daki metropollerde sosyal devlet ve Keynesçi ekonomik müdahale politikaları uygulamaya kondu. Marshall Planı ve Truman Doktrini çerçevesinde, ayakları üzerine kaldırılmaya çalışılan Avrupa’ya sermaye aktı. Ne var ki bu istikrar koşullarına karşın, kapitalist sistemin doğasında saklı çelişkiler, bir süre sonra emek-sermaye mücadelesi, metropollerarası çelişmeler ve metropol-çevre savaşımı biçiminde yeniden doğdu. 1945-1960 sürecinde özellikle Vietnam, Cezayir ve Küba’daki gelişmeler batıyı etkileyecek krizin habercisi idi.

Avrupa’da her devrim gibi 68 olaylarının da başladığı ülke olan Fransa’da, Komünist Parti (KP) İkinci Dünya Savaşı’ndan itibarını artırarak çıktı. Nazi işgaline karşı direnişin örgütleyicisi ve başlıca militan gücü olarak, düşmanın yenilmesinde önemli rol oynamıştı. Hemen hemen bütün burjuva hükümetlerinde yer aldı ve işçi sınıfından koparak orta tabakalarla birleşti. İzlediği parlamentoculuğun gereği olarak radikal gençliğin ve işçi sınıfının düzen dışı taleplerine sırt çevirdi. Bu parlamentocu savunma çizgisi Stalinci FKP ve diğer KP’ler üzerinden Sovyetler Birliği’ne, ilerici gençlik ve işçi unsurları nezdinde puan kaybettirdi. Gerçekte Sovyetler’e duyulan hayal kırıklığı 1917’nin hemen ertesinde Mart 1921’de, Çeka’nın Kronstadt denizcilerine ateş açması ve NEP ile başlamıştı. Buna rağmen devrimin adının bile kalmadığı 1930’larda dahi Avrupalı aydınlar,“sosyalist anavatan”dan umutlarını kesmemişlerdi. Yanılsama 1956 Macar ihtilaliyle bitti. Pek çok Avrupalı aydın komünist partilerden istifa etti. Bu atmosferde, yeni sol arayışları içinde 1960’lı yıllara girildi. Bürokratik, devletçi Sovyet sosyalizmi karşısında kitle inisiyatifini vurguladığına inanılan Maoculuk ve Çin Kültür Devrimi, kısa sürede batılı 68 kuşağı için umut oldu.

Savaş sonrasının yaygın inanışlarından birisi, devrimin sadece üçüncü dünya için geçerli olacağı idi.

Kapitalizm yaralarını sarmıştı ve kendi yurdunda yıkılması olanaksızdı. Devrimler ancak azgelişmiş ülkelerde yaşanabilirdi, çünkü yoksulluktan beslenirdi. Oysa kapitalizm, hiç olmadığı kadar refah ve istikrar içindeydi. Bu yanılsamayı yıkan, 68 hareketi oldu. 68, refah toplumunun her alanına karşı çıkan bir patlamanın adıydı. Gençliğe, çift kutuplu dünya sisteminin yarattığı hareketsizlik ve hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği duygusu egemendi. Üniversite gençliği, sanayi toplumunun kendisini bekleyen tekdüzeliği içinde, makinenin herhangi bir dişlisi olarak duyarsızlaşacağı gerçeğine isyan ediyordu. En güncel ve en acil mesele Vietnam Savaşı idi. Ho Şi Minh çizgisinde yürütülen bu halk savaşı, metropollerde ayaklanan gençlere devrimin mümkün ve gerekli olduğunu hissettiriyordu.

Batı 68’i özgürlükçü ve anti-otoriter idi. Klasik solu eleştirme aşamasına gelmişti. Bireysel tercihlere daha çok saygı gösterilmesini talep eden, liberal bir başkaldırıydı. Buna karşılık, Türkiye 68’i Marksizm ile yeni yeni tanışıyor ve Stalincilik üzerinden Maoculuğa uzanacak Ortodoks eğilimler giderek güçleniyordu.

Türkiye 68’i, birinci TİP ve parlamenter muhalefet, Sosyalist Devrim/Milli Demokratik Devrim tartışmaları, FKF ve Dev-Genç, Kemalizm, gençlik-ordu ittifakı, darbecilik, DİSK ve sınıf sendikacılığı, grevler, 15-16 Haziran ayaklanması, Gezmiş ve Çayan, üniversite işgalleri ve boykotlar, doğu mitingleri ve köylü eylemleri konjonktüründe şekillendi.

Türkiye 68 kuşağı, son analizde kentli orta sınıfların çocuklarıydı. Yani Kemalizm’in sınıfsal tabanına tekabül ediyordu. Bu tabaka 1950’deki iktidar değişikliğinin ardından sosyo-ekonomik statü kaybına uğrayarak cumhuriyet tarihinde ilk defa muhalif konuma geçti.İleride’68 kuşağı olacak anılacak bu nesil doğal olarak Demokrat Parti iktidarına muhalefet ortamında yetişti.

Gençlik hareketi 1960 öncesinde iktidara muhalif bir çizgi izliyor, hükümete karşı devlete sahip çıkı-yordu.27 Mayıs’ta öğrenciler, aydınlar ve askerler galipler ittifakında bir araya geldiler. Tıpkı Osmanlı dönemindeki medrese, ulema, askeriye ittifakı gibi. Bu ittifak ilk olarak altmışlı yılların ortasında bir yol ayrımına geldi. Gençliğe göre 27 Mayıs hedeflerine ulaşamamıştı. İkinci 27 Mayıs’ın daha bilinçli ve daha radikal gerçekleştirilebilmesi için zinde güçler güç birliğine gitmeliydi.


Ankara Derneği'nin bahçesinde bir grup genç...

1968’de ise esas ve kalıcı kopuş gerçekleşti. Altmışlı yılların yükselen değeri anti-emperyalizm ve sosyalizmin cazibesiyle gençlik yığınsal olarak sola kaydı. 27 Mayıs’ın güçlü milliyetçi vurgusunun yerini sosyalist temalar aldı. Klasik Kemalist, ilerici, yarı-solcu eğilim, yerini Stalinci akıma bıraktı. Ama Türkiye 68’i hem düşünce, hem eylem alanında Kemalizm’in güçlü izlerini her zaman taşıdı.

Çerkes toplumuna gelince...

Çerkes 68’i yerine Çerkes’68 kuşağından bahsetmek gerekiyor. Çünkü Çerkesler bağlamında 1968 yılında (Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği’nde gençlik kolu kurulması dışında) özel bir hareketlilik yaşanmadı. Ama 1968-1970 yılları arasında başlatılacak değişimi sürüklemeye hazır ve istekli bir üniversiteli 68 kuşağı vardı. 1944-1950 arası doğumlu bu gençler, üniversite eğitimi için köylerinden ve kasabalarından, cumhuriyet tarihinin ilk kitlesel Çerkes öğrenci kuşağı olarak İstanbul ve Ankara’ya gelmiş, doğal olarak Kafkas kültür derneklerini bulmuş, alternatif veya “paralel” thamadelerin etkisiyle bilinçlenmeye başlamış, bu sürecin sonucu olarak da derneklerin işleyişine ağırlıklarını koyarak süreci ileriye taşımışlardı. Türkiye 68’inin içinde boğulmamaları sayesinde, Çerkes 68 kuşağı olabilmişlerdi.


Ankara Dernek binasının ilk hali...

Çoğunluğu, DP’ye oy vermiş çiftçi ailelerin çocukları idiler. Başta Uzunyaylalılar olmak üzere dilin ve adetlerin doğal ortamında yetişmişlerdi. Babalarının aksine, tek parti rejiminin baskılarını yaşamamışlardı  Tam tersine ortaokul ve lise yılları, nisbi de olsa özgürlük ortamına denk gelmişti. Şimdi söz söyleme çağına gelmişlerdi. Lise yıllarında Türkçü ve sosyalist öğretmenleri karşısında yanıtlayamadıkları “biz kimiz?” sorusunu, üniversiteyi okuyacakları İstanbul ve Ankara’ya taşıyacaklar ve bu kritik soru etrafında oluşacak dinamik, Çerkes’68 kuşağını şekillendirecekti.

Çerkes’68 kuşağını biçimlendiren dinamikler, İstanbul’da ellili yılların başında işlemeye başlamıştı.

Öncelikle İstanbul, Çerkes Teavün Cemiyeti mirası üzerinde oturuyordu. Profesör Aytek Namitok, Pşimaho Kosok, Vassan Giray Jabağı gibi “ağır top”lar, İstanbul’da Çerkes toplumunun cemiyet hayatına damgalarını vurmuşlardı. Başta Habjoka Ahmet Canbek ve Li Ali Erkmen gibi Çerkes gençliğini yakından etkileyen tanınmış ve tanınmamış pek çok “eski” ve “yeni” muhacir de İstanbul’da yaşıyordu.

Kafkasya doğumlu muhacirlerin varlığı ve anavatana dönecekmiş gibi yaşamaları, gençlerin gözünde dönüşü mitos olmaktan çıkarıyordu. Dahası, Cumhuriyet tarihinin ”Kafkas” adını taşıyan en eski iki derneği de bu şehirde idi. Kafkas Kültür Derneği’ne seçkinci bir hava hakimdi. Bu durumun en tipik örneği Park Otel’de yapılan balolar idi. Kökleri yıllar öncesine dayanan bu gelenek, köy kökenli 68 kuşağına ve taşradan İstanbul’a göç etmiş Çerkes halkına hitap etmiyordu. Dernek gençliği dönemin ruhuna uygun olarak ezilen insanların haklarını talep etti, onlardan yana tavır aldı. Çok ucuz biletlerle, en mütevazı Çerkesin bile katılabileceği halk geceleri düzenledi. Bu bir yol ayrımının, iki farklı çizginin işaretiydi. Son kertede bir kuşak çatışmasına gidecek bu yol ayrımları “masum” bir taleple başlamıştı. Rahmi Tuna’nın önderliğinde gençler, altmışlı yılların ortasında dernek gençlik kolunu kurmuşlar ve tüzükte yer almasını sağlamışlardı. Gençler giderek derneğin seçkinci çizgisini sorguluyor, tabana dönük etkinlikler düzenliyorlardı. Bunlardan birisi yıllık mezuniyet geceleriydi. Çerkesce şarkılar, tarih ve kültür üzerine konuşmaların yer aldığı geceler düğünle biterdi. Bir başka popüler etkinlik, gençlik kolu tarafından bastırılan 1967 yılı takvimiydi. Tamamen Çerkes motiflerinin yer aldığı bu takvim, o dönem koşullarında çok ileri bir adımdı ve gerçekleştirilmesi cesaret isteyen bir işti. İstanbul’daki 68’liler bu projeyi başarıyla tamamlayarak “rüştlerini ispatladılar”. Çerkes’68 kuşağının İstanbul’daki en ciddi başarısı, 1970 yılında yayınlanan “Kamçı” gazetesi idi. Halkı uyandırmayı ve entelektüel bir potansiyel yaratmayı hedefleyen bu çalışma, amatör bir çabanın ürünü oldu. Ana tema olarak dönüşün işlendiği Kamçı’da, 68 ruhuna uygun olarak talepleri yukarıdan aşağıya kendilerine verilmesini beklemeden kendileri ortaya koydular: Kendi yurdunda, kendi kaderini tayin eden ulus olmak.


Dernek gençlerinden bir grup , düzenledikleri yılbaşı eğlencesinde...

Rahmi Tuna’nın evi, gençliğin bilgilenme ve bilinçlenmesinde akademi işlevi görüyordu. Tıpkı Ankara’daki 59/1 gibi, gençler burada sabahlara kadar Çerkes ulusal sorununu ve olası çözüm yollarını tartışıyorlardı. Öncelikli soru “biz kimiz?” idi. Hemen ardından “nereye gidiyoruz, ne olacağız?” diye soruluyordu. Köyden kente göç başlamış, göçle birlikte yabancı evlilikler artmış, dil ve adetlerin etkisi azalmaya başlamıştı. Belki bunda kente göçün henüz başlamadığı Uzunyayla, bir dereceye kadar istisna idi.

Çözüm önerileri arasında Kafkasya’ya dönüş vardı. Ama kimse nasıl ve ne zaman olacağını söyleyemiyordu. Tek söylenen Kafkasya’ya neden dönülmesi gerektiği idi. Burada bir Uzunyayla parantezi daha açmak gerekiyor. İstanbul 68 gençliğinin çoğunluğunu oluşturan ve “ölçülü” davranmaya alışmış Uzunyaylalılar için, Kafkasya’ya dönüş fazlasıyla radikal bir açılımdı. Üstelik ne yakın çevrelerinde ne de yörelerinde Kafkasya’ya dönmeyi gerektirecek bir tehlike sezinliyorlardı. Netice olarak Uzunyaylalı 68’lilerin çoğu, dönüşü reddetmemekle birlikte, mesafeli durdular.

68’liler gerek kültürün korunması için radikal tedbirler, gerek dönüş açılımında öncelikle geleneksel “thamadeler”den medet umdular. Ne yazık ki thamadelerin önemli bir kısmı gençlere yardımcı olmadı.

Güçlerini yaş ve sosyal statülerinden alan thamadelere göre, gençler sorgulayıp muhalefet etmemeli, sorgusuzca itaat etmelilerdi. Onların “xhabze”den anladıkları buydu. Gençlere bu ülkede misafir olduklarını, dolayısıyla siyasette aşırı uçlara bulaşmamalarını, ama aynı zamanda Kafkasya (kendi deyişleriyle “Sovyet Rusya”) ile de ilgilenmemelerini tembih ediyorlardı. Onların tercihi Soğuk Savaş retoriği ile uyumlu, Sovyet ve Rus düşmanlığı üzerinden politize olmuş bir Çerkes milliyetçiliğiydi. Ama artık zamanlar değişmişti. Çerkes halkının neredeyse tamamının köylerde yaşadığı günler geride kalmıştı. 68 gençliği, “Çerkes sorunu”na benzer bir şey duymak istemeyen thamadeler ile yol ayrımına, kuşak çatışmasının kenarına gelmişti. Ankara’daki bazı thamadeler ise daha da ileri giderek, Sovyetler Birliği sınırları içindeki Kafkasya’ya Türk bayrağı dikeceklerini söylüyorlardı. Gençler ise ciddiyet ve samimiyet istiyorlardı. Belki ne yapacaklarını, neyi kuracaklarını tam olarak bilmiyorlardı ama var olanı yıkmak ve yeni bir düzen yaratmak düşüncesi egemendi. Kendilerini eski değerlerden kurtarmak ve toplum için savaşan insanlar olma arzusu ağır basıyordu. Çıkar ilişkileri, kariyer meseleleri yoktu. Kendilerini toplumlarına vakfetmişlerdi. İlk ve dolaysız çatışmaları, resmi ideoloji ile uyum sağlayarak yönetici koltuklarında oturan ve halka hiçbir gelecek vaadetmediklerine inandıkları thamadeler ile oldu.

İkinci çelişmeyi resmi ideoloji ile yaşadılar. Nasıl Türkiye’68 kuşağı, gençliğin 1910’lu yılların İttihat Terakki güdümlü eylemlerinden cumhuriyet döneminde Vagonli olayı, Hatay ve Kıbrıs mitingleri ile 27-28 Nisan 1960 olaylarına uzanan rejim bekçiliği rolüne son verdiyse, Çerkes’68 kuşağı da resmi ideolojinin tanımladığı Türk milliyetçiliği rotasından, bir daha geri dönmemecesine saptı. Çerkes milliyetçiliği Kafkasya’ya dönüşle bütünleşip özdeşleşti. En azından Ankara’daki Çerkes’68’liler bunu böyle kabul ettiler. Dönüş fikri Ankara’da daha fazla yandaş buldu ve adeta 68 kuşağının ideolojisi haline gelerek, 68 kimliğini homojenize etti.

Bunun böyle olmasında, derneği ele geçirmeyi hedeflemeyerek, kapalı bir grup halinde Kamçı gazetesi etrafında örgütlenen İstanbul’daki dönüşçü ‘68’lilerin tersine, Ankara’daki dönüşçü 68’lilerin dernek yönetimine talip olmalarının etkisi vardı.

Çerkes’68 kuşağını şekillendirecek dinamikler, Ankara’da altmışlı yılların başından itibaren devredeydi. Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği 1961 sonunda kurulmuştu. Elbrus Gaytatı’nın çalıştırdığı ve bu dernek bünyesinde faaliyet gösteren halk oyunları ekibi, yaptığı gösteriler ve çıktığı turnelerle halkın bilinçlenmesine ve kendisini ifade edebilmesine olanak sağlamıştı. Ankara’daki derneğin kurucularından İzzet Aydemir’in 1964 yılında çıkarmaya başladığı Kafkasya Kültürel Dergisi, döneme egemen olan anti-Sovyet ve anti-Kafkasya söylemden farklı olarak, anavatana ilerici bir bakış açısı formüle etmişti. Nitekim Ankara gençliğinin ilk ulusal bilinçlenmesi Aydemir’in çevresinde uç verecekti. Aydemir dışında Bayram Hergüner, Kemal Cankat, Yaşar Bağ gençlere hoşgörüyle yaklaşan, onlara yol gösteren ve kuşak çatışmasını hafifleten thamadeler idi. Ve elbette “Anıtkabirin karşısı kasabın altı” olarak tarif edilen, Gençlik Caddesi 59/1 yarı bodrum apartman katı.

59/1, altmışlı yılların ortalarına doğru Polis Enstitüsü’nde okuyan veya mesleği polislik olan Çerkesler tarafından, Ankara’nın dışından gelen Çerkes öğrencilerin kalabilmesi için kiraladıkları daire idi. Anahtarın sürekli kapı üzerinde durduğu 59/1, diasporanın her yanından Çerkes öğrencilerin kaldığı, tanıştığı bir mekan olmanın ötesinde, bir jenerasyonu yaratmış yerdir. Bu ev “paralel” dernek idi. Buranın müdavimi gençler, genel kurullardan önce dernek yönetim kurullarını burada belirliyor, istediklerini yönetime seçtiriyor, istemediklerini yönetimden uzak tutabiliyorlardı. Kafkasya ile mektuplaştığı için dernekten ihraç edilmek istenen Abaza İbrahim’e destek kararı burada alınmış, başkan Dr. Zekiye Kazuk’a bir mektup yazılmıştı.

Anadilde okuma yazma kursları, Ürdünlü Semih Thabısım’ın 1967 yılında Kafkasya’ya kesin dönüş yapması, Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin 1968 yılında tüzüğünde yer vererek gençlik kolunu kurması,1969’da dernek halk oyunları ekibinin Ürdün’e gitmesi, dernek binasının satın alınması ve gençlerin bu süreçte gösterdikleri gayret ile Kafkas El Sanatları Sergisi Ankara’daki Çerkes 68’inin dinamikleri arasındaydı.

Çerkes’68 kuşağı, özellikle de Ankara’dakiler, dönüşe inandılar. Kimilerinin zannettiğinin tersine, Kafkasya’yı vatan olduğu için sevdiler, sosyalist rejimle yönetildiği için değil. Kafkasya’yı merak ettiler. 68 sürecinde anayurttan gelen konuklar ufuklarını genişletti. Çerkesler’in Kafkasya’da kendi adlarını taşıyan cumhuriyetlerde anadillerinde eğitim gördüklerini, gelişmiş bir yazılı edebiyatları olduğunu, altyapı sorunları çözülmüş olarak yaşadıklarını öğrendiler.

“Çerkes 68 kuşağının uğruna mücadele ettiği değerler neler idi?” diye soranlara, Kafkasya sevgisi, anavatana dönüş, kültürel var oluş ve halkla dayanışma yanıtını veririm. Bunun yöntemlerini de Kafkasya ile ilişkiler, hedefi federasyonlaşma olan dernekler arası toplantılar, Ürdün ve Suriye’deki Çerkes toplumları ile yakınlaşma, yayın yolu ile halkı aydınlatma olarak saptamışlardı.

Yaşananlara Çerkes’68’i demeyişimizin bir sebebi, 1968 yılında derneklerde sansasyonel bir olay görülmemesiyse, ikinci sebebi de Çerkes’68 kuşağının yaptıklarının 1968-1970 kesiti ile sınırlı kalmayarak, yetmişli yıllara ve ötesine uzanmasıdır. Dönüşçü Çerkes’68 kuşağının eylemsel sürekliliği özellikle Ankara’da gözlenir. İki dönem Nartlar’ın Sesi bülteni ile Yamçı, Kafdağı ve Marje dergileri Ankara’da yayınlandı. Çerkes sürgününün 125. yılına denk gelen 1989’da, yine Ankara’da bir kültür haftası düzenlenerek, Kafkasya ve diaspora Çerkesliği bir araya getirildi. Bu organizasyondan hareketle 1991 yılında Dünya Çerkes Birliği’nin kurulacağı süreç başlatıldı. 2003 yılında Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun kurulmasıyla sonuçlanan birlik süreci de Çerkes’68 kuşağının bir hedefiydi.

Onlar gerçekçi oldular, imkansızı istediler. “Kafkasya yurttur” dediler. Kafkasya’ya dönmek yaşamsal gerekliliktir dediler. Kültürümüzle var olmalıyız dediler. Halkımız için dernekçilik yapmalıyız dediler. Tarih onları haklı çıkardı. Ama taşlandılar, yaralandılar, yoruldular, hatta belki kırıldılar. Ama onlara hala ihtiyacımız var. Çünkü temsil ettikleri değerler hala geçerliliğini koruyor. Üstelik hiçbir kuşak bayrağı onlar kadar uzun soluklu taşıyamadı.

Acaba geçen yıllara aldırmadan yeniden güçlerimizi birleştirelim desek çok şey mi istemiş oluruz? İstanbul, Ankara, Sohum, Maykop, Nalçik, Amman, Şam veya bir başka yer... Nerede olursanız olun ömrünüz uzun, yolunuz açık olsun.

 

www.kafkasfederasyonu.org

 
 

 

..
...