|
Nart Dergisi, Sayı:61-62 S: 19-26
Dr. Ömer Aytek Kurmel
kafkasfederasyonu.org
Mayıs 2008.”Yarım kalmış devrim” de denen 68 gençlik
hareketinin kırkıncı yıldönümü.‘68 özelde, batıda altmışlı
yıllarda dalga dalga gelişen başkaldırının doruğa vardığı
yıldı. Genelde ise dünyanın içinden geçtiği fırtınalı bir
dönemdi. Dünya ve Türkiye ‘68’i kadar ses getirici olmasa
da, Çerkes diasporasının da bir 68 kuşağı vardı. Kafkas
kültür derneklerini ve düşün hayatımızı dönüşü olmayacak
şekilde ileriye taşıyan bu kuşaktı. Bu yazının amacı arka
planında dünya ve Türkiye ‘68’i olan Çerkes ‘68’ini kırkıncı
yıldönümünde anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır.
68 özgündü; 1848, 1871, 1917’de olanlardan hiçbirine
uymuyordu. Zaten, küresel bir dalga olmakla birlikte farklı
ekonomik, kültürel, siyasi birikimlere sahip ülkelerde
farklı dinamiklerle yaşandı. Fransa’daki gibi kimi zaman
işçi kitleleriyle de desteklenmesine ve İtalya’daki gibi
işçi karakteri kazanmasına rağmen, özünde bir öğrenci
hareketi olarak kalan batı ‘68’inin bir çırpıda geçip
gitmesine karşılık, halk yığınlarıyla buluşan üçüncü dünya
‘68’inin mirası, sonraki on yıllar boyunca da hissedildi.
Batı ‘68’i... Paris’te öğrenci ve işçi ayaklanmaları ile
“barikatlar gecesi”, anarşizm, yeni dalga, feminizm,
hippilik, Marcusecılık, var oluşçuluk, underground hareketi,
kırsal yaşam hareketi, cinsel devrim, medeni haklar
hareketi, Malcolm X, Kara Panterler, Küba Devrimi, Fokoculuk,
Che ve “ölüm nereden gelirse gelsin”, Vietnam Savaşı, Mao ve
Kültür Devrimi, Üçüncü Dünyacılık popüler imgeleri ile
bezenmiş, 1965’den 1970’e uzanan bir başkaldırı süreci. Ve
elbette doğu blokunda “Prag Baharı”.
Kapitalist sistem 1945’den sonra istikrarlı bir büyüme
trendine girdi. Galiplerarası rekabet yeniden paylaşımla
çözüldü, Avrupa’daki metropollerde sosyal devlet ve Keynesçi
ekonomik müdahale politikaları uygulamaya kondu. Marshall
Planı ve Truman Doktrini çerçevesinde, ayakları üzerine
kaldırılmaya çalışılan Avrupa’ya sermaye aktı. Ne var ki bu
istikrar koşullarına karşın, kapitalist sistemin doğasında
saklı çelişkiler, bir süre sonra emek-sermaye mücadelesi,
metropollerarası çelişmeler ve metropol-çevre savaşımı
biçiminde yeniden doğdu. 1945-1960 sürecinde özellikle
Vietnam, Cezayir ve Küba’daki gelişmeler batıyı etkileyecek
krizin habercisi idi.
Avrupa’da her devrim gibi 68 olaylarının da başladığı ülke
olan Fransa’da, Komünist Parti (KP) İkinci Dünya Savaşı’ndan
itibarını artırarak çıktı. Nazi işgaline karşı direnişin
örgütleyicisi ve başlıca militan gücü olarak, düşmanın
yenilmesinde önemli rol oynamıştı. Hemen hemen bütün burjuva
hükümetlerinde yer aldı ve işçi sınıfından koparak orta
tabakalarla birleşti. İzlediği parlamentoculuğun gereği
olarak radikal gençliğin ve işçi sınıfının düzen dışı
taleplerine sırt çevirdi. Bu parlamentocu savunma çizgisi
Stalinci FKP ve diğer KP’ler üzerinden Sovyetler Birliği’ne,
ilerici gençlik ve işçi unsurları nezdinde puan kaybettirdi.
Gerçekte Sovyetler’e duyulan hayal kırıklığı 1917’nin hemen
ertesinde Mart 1921’de, Çeka’nın Kronstadt denizcilerine
ateş açması ve NEP ile başlamıştı. Buna rağmen devrimin
adının bile kalmadığı 1930’larda dahi Avrupalı
aydınlar,“sosyalist anavatan”dan umutlarını kesmemişlerdi.
Yanılsama 1956 Macar ihtilaliyle bitti. Pek çok Avrupalı
aydın komünist partilerden istifa etti. Bu atmosferde, yeni
sol arayışları içinde 1960’lı yıllara girildi. Bürokratik,
devletçi Sovyet sosyalizmi karşısında kitle inisiyatifini
vurguladığına inanılan Maoculuk ve Çin Kültür Devrimi, kısa
sürede batılı 68 kuşağı için umut oldu.
Savaş sonrasının yaygın inanışlarından birisi, devrimin
sadece üçüncü dünya için geçerli olacağı idi.
Kapitalizm yaralarını sarmıştı ve kendi yurdunda yıkılması
olanaksızdı. Devrimler ancak azgelişmiş ülkelerde
yaşanabilirdi, çünkü yoksulluktan beslenirdi. Oysa
kapitalizm, hiç olmadığı kadar refah ve istikrar içindeydi.
Bu yanılsamayı yıkan, 68 hareketi oldu. 68, refah toplumunun
her alanına karşı çıkan bir patlamanın adıydı. Gençliğe,
çift kutuplu dünya sisteminin yarattığı hareketsizlik ve
hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği duygusu egemendi.
Üniversite gençliği, sanayi toplumunun kendisini bekleyen
tekdüzeliği içinde, makinenin herhangi bir dişlisi olarak
duyarsızlaşacağı gerçeğine isyan ediyordu. En güncel ve en
acil mesele Vietnam Savaşı idi. Ho Şi Minh çizgisinde
yürütülen bu halk savaşı, metropollerde ayaklanan gençlere
devrimin mümkün ve gerekli olduğunu hissettiriyordu.
Batı 68’i özgürlükçü ve anti-otoriter idi. Klasik solu
eleştirme aşamasına gelmişti. Bireysel tercihlere daha çok
saygı gösterilmesini talep eden, liberal bir başkaldırıydı.
Buna karşılık, Türkiye 68’i Marksizm ile yeni yeni tanışıyor
ve Stalincilik üzerinden Maoculuğa uzanacak Ortodoks
eğilimler giderek güçleniyordu.
Türkiye 68’i, birinci TİP ve parlamenter muhalefet,
Sosyalist Devrim/Milli Demokratik Devrim tartışmaları, FKF
ve Dev-Genç, Kemalizm, gençlik-ordu ittifakı, darbecilik,
DİSK ve sınıf sendikacılığı, grevler, 15-16 Haziran
ayaklanması, Gezmiş ve Çayan, üniversite işgalleri ve
boykotlar, doğu mitingleri ve köylü eylemleri konjonktüründe
şekillendi.
Türkiye 68 kuşağı, son analizde kentli orta sınıfların
çocuklarıydı. Yani Kemalizm’in sınıfsal tabanına tekabül
ediyordu. Bu tabaka 1950’deki iktidar değişikliğinin
ardından sosyo-ekonomik statü kaybına uğrayarak cumhuriyet
tarihinde ilk defa muhalif konuma geçti.İleride’68 kuşağı
olacak anılacak bu nesil doğal olarak Demokrat Parti
iktidarına muhalefet ortamında yetişti.
Gençlik hareketi 1960 öncesinde iktidara muhalif bir çizgi
izliyor, hükümete karşı devlete sahip çıkı-yordu.27 Mayıs’ta
öğrenciler, aydınlar ve askerler galipler ittifakında bir
araya geldiler. Tıpkı Osmanlı dönemindeki medrese, ulema,
askeriye ittifakı gibi. Bu ittifak ilk olarak altmışlı
yılların ortasında bir yol ayrımına geldi. Gençliğe göre 27
Mayıs hedeflerine ulaşamamıştı. İkinci 27 Mayıs’ın daha
bilinçli ve daha radikal gerçekleştirilebilmesi için zinde
güçler güç birliğine gitmeliydi.

Ankara Derneği'nin bahçesinde bir grup genç...
1968’de ise esas ve kalıcı kopuş gerçekleşti. Altmışlı
yılların yükselen değeri anti-emperyalizm ve sosyalizmin
cazibesiyle gençlik yığınsal olarak sola kaydı. 27 Mayıs’ın
güçlü milliyetçi vurgusunun yerini sosyalist temalar aldı.
Klasik Kemalist, ilerici, yarı-solcu eğilim, yerini Stalinci
akıma bıraktı. Ama Türkiye 68’i hem düşünce, hem eylem
alanında Kemalizm’in güçlü izlerini her zaman taşıdı.
Çerkes toplumuna gelince...
Çerkes 68’i yerine Çerkes’68 kuşağından bahsetmek gerekiyor.
Çünkü Çerkesler bağlamında 1968 yılında (Ankara Kuzey Kafkas
Kültür Derneği’nde gençlik kolu kurulması dışında) özel bir
hareketlilik yaşanmadı. Ama 1968-1970 yılları arasında
başlatılacak değişimi sürüklemeye hazır ve istekli bir
üniversiteli 68 kuşağı vardı. 1944-1950 arası doğumlu bu
gençler, üniversite eğitimi için köylerinden ve
kasabalarından, cumhuriyet tarihinin ilk kitlesel Çerkes
öğrenci kuşağı olarak İstanbul ve Ankara’ya gelmiş, doğal
olarak Kafkas kültür derneklerini bulmuş, alternatif veya
“paralel” thamadelerin etkisiyle bilinçlenmeye başlamış, bu
sürecin sonucu olarak da derneklerin işleyişine
ağırlıklarını koyarak süreci ileriye taşımışlardı. Türkiye
68’inin içinde boğulmamaları sayesinde, Çerkes 68 kuşağı
olabilmişlerdi.

Ankara Dernek binasının ilk hali...
Çoğunluğu, DP’ye oy vermiş çiftçi ailelerin çocukları
idiler. Başta Uzunyaylalılar olmak üzere dilin ve adetlerin
doğal ortamında yetişmişlerdi. Babalarının aksine, tek parti
rejiminin baskılarını yaşamamışlardı Tam tersine
ortaokul ve lise yılları, nisbi de olsa özgürlük ortamına
denk gelmişti. Şimdi söz söyleme çağına gelmişlerdi. Lise
yıllarında Türkçü ve sosyalist öğretmenleri karşısında
yanıtlayamadıkları “biz kimiz?” sorusunu, üniversiteyi
okuyacakları İstanbul ve Ankara’ya taşıyacaklar ve bu kritik
soru etrafında oluşacak dinamik, Çerkes’68 kuşağını
şekillendirecekti.
Çerkes’68 kuşağını biçimlendiren dinamikler, İstanbul’da
ellili yılların başında işlemeye başlamıştı.
Öncelikle İstanbul, Çerkes Teavün Cemiyeti mirası üzerinde
oturuyordu. Profesör Aytek Namitok, Pşimaho Kosok, Vassan
Giray Jabağı gibi “ağır top”lar, İstanbul’da Çerkes
toplumunun cemiyet hayatına damgalarını vurmuşlardı. Başta
Habjoka Ahmet Canbek ve Li Ali Erkmen gibi Çerkes gençliğini
yakından etkileyen tanınmış ve tanınmamış pek çok “eski” ve
“yeni” muhacir de İstanbul’da yaşıyordu.
Kafkasya doğumlu muhacirlerin varlığı ve anavatana
dönecekmiş gibi yaşamaları, gençlerin gözünde dönüşü mitos
olmaktan çıkarıyordu. Dahası, Cumhuriyet tarihinin ”Kafkas”
adını taşıyan en eski iki derneği de bu şehirde idi. Kafkas
Kültür Derneği’ne seçkinci bir hava hakimdi. Bu durumun en
tipik örneği Park Otel’de yapılan balolar idi. Kökleri
yıllar öncesine dayanan bu gelenek, köy kökenli 68 kuşağına
ve taşradan İstanbul’a göç etmiş Çerkes halkına hitap
etmiyordu. Dernek gençliği dönemin ruhuna uygun olarak
ezilen insanların haklarını talep etti, onlardan yana tavır
aldı. Çok ucuz biletlerle, en mütevazı Çerkesin bile
katılabileceği halk geceleri düzenledi. Bu bir yol
ayrımının, iki farklı çizginin işaretiydi. Son kertede bir
kuşak çatışmasına gidecek bu yol ayrımları “masum” bir
taleple başlamıştı. Rahmi Tuna’nın önderliğinde gençler,
altmışlı yılların ortasında dernek gençlik kolunu kurmuşlar
ve tüzükte yer almasını sağlamışlardı. Gençler giderek
derneğin seçkinci çizgisini sorguluyor, tabana dönük
etkinlikler düzenliyorlardı. Bunlardan birisi yıllık
mezuniyet geceleriydi. Çerkesce şarkılar, tarih ve kültür
üzerine konuşmaların yer aldığı geceler düğünle biterdi. Bir
başka popüler etkinlik, gençlik kolu tarafından bastırılan
1967 yılı takvimiydi. Tamamen Çerkes motiflerinin yer aldığı
bu takvim, o dönem koşullarında çok ileri bir adımdı ve
gerçekleştirilmesi cesaret isteyen bir işti. İstanbul’daki
68’liler bu projeyi başarıyla tamamlayarak “rüştlerini
ispatladılar”. Çerkes’68 kuşağının İstanbul’daki en ciddi
başarısı, 1970 yılında yayınlanan “Kamçı” gazetesi idi.
Halkı uyandırmayı ve entelektüel bir potansiyel yaratmayı
hedefleyen bu çalışma, amatör bir çabanın ürünü oldu. Ana
tema olarak dönüşün işlendiği Kamçı’da, 68 ruhuna uygun
olarak talepleri yukarıdan aşağıya kendilerine verilmesini
beklemeden kendileri ortaya koydular: Kendi yurdunda, kendi
kaderini tayin eden ulus olmak.

Dernek gençlerinden bir grup ,
düzenledikleri yılbaşı eğlencesinde...
Rahmi Tuna’nın evi, gençliğin bilgilenme ve bilinçlenmesinde
akademi işlevi görüyordu. Tıpkı Ankara’daki 59/1 gibi,
gençler burada sabahlara kadar Çerkes ulusal sorununu ve
olası çözüm yollarını tartışıyorlardı. Öncelikli soru “biz
kimiz?” idi. Hemen ardından “nereye gidiyoruz, ne olacağız?”
diye soruluyordu. Köyden kente göç başlamış, göçle birlikte
yabancı evlilikler artmış, dil ve adetlerin etkisi azalmaya
başlamıştı. Belki bunda kente göçün henüz başlamadığı
Uzunyayla, bir dereceye kadar istisna idi.
Çözüm önerileri arasında Kafkasya’ya dönüş vardı. Ama kimse
nasıl ve ne zaman olacağını söyleyemiyordu. Tek söylenen
Kafkasya’ya neden dönülmesi gerektiği idi. Burada bir
Uzunyayla parantezi daha açmak gerekiyor. İstanbul 68
gençliğinin çoğunluğunu oluşturan ve “ölçülü” davranmaya
alışmış Uzunyaylalılar için, Kafkasya’ya dönüş fazlasıyla
radikal bir açılımdı. Üstelik ne yakın çevrelerinde ne de
yörelerinde Kafkasya’ya dönmeyi gerektirecek bir tehlike
sezinliyorlardı. Netice olarak Uzunyaylalı 68’lilerin çoğu,
dönüşü reddetmemekle birlikte, mesafeli durdular.
68’liler
gerek kültürün korunması için radikal tedbirler, gerek dönüş
açılımında öncelikle geleneksel “thamadeler”den medet
umdular. Ne yazık ki thamadelerin önemli bir kısmı gençlere
yardımcı olmadı.
Güçlerini yaş ve sosyal statülerinden alan thamadelere göre,
gençler sorgulayıp muhalefet etmemeli, sorgusuzca itaat
etmelilerdi. Onların “xhabze”den anladıkları buydu. Gençlere
bu ülkede misafir olduklarını, dolayısıyla siyasette aşırı
uçlara bulaşmamalarını, ama aynı zamanda Kafkasya (kendi
deyişleriyle “Sovyet Rusya”) ile de ilgilenmemelerini tembih
ediyorlardı. Onların tercihi Soğuk Savaş retoriği ile
uyumlu, Sovyet ve Rus düşmanlığı üzerinden politize olmuş
bir Çerkes milliyetçiliğiydi. Ama artık zamanlar değişmişti.
Çerkes halkının neredeyse tamamının köylerde yaşadığı günler
geride kalmıştı. 68 gençliği, “Çerkes sorunu”na benzer bir
şey duymak istemeyen thamadeler ile yol ayrımına, kuşak
çatışmasının kenarına gelmişti. Ankara’daki bazı thamadeler
ise daha da ileri giderek, Sovyetler Birliği sınırları
içindeki Kafkasya’ya Türk bayrağı dikeceklerini
söylüyorlardı. Gençler ise ciddiyet ve samimiyet
istiyorlardı. Belki ne yapacaklarını, neyi kuracaklarını tam
olarak bilmiyorlardı ama var olanı yıkmak ve yeni bir düzen
yaratmak düşüncesi egemendi. Kendilerini eski değerlerden
kurtarmak ve toplum için savaşan insanlar olma arzusu ağır
basıyordu. Çıkar ilişkileri, kariyer meseleleri yoktu.
Kendilerini toplumlarına vakfetmişlerdi. İlk ve dolaysız
çatışmaları, resmi ideoloji ile uyum sağlayarak yönetici
koltuklarında oturan ve halka hiçbir gelecek
vaadetmediklerine inandıkları thamadeler ile oldu.
İkinci
çelişmeyi resmi ideoloji ile yaşadılar. Nasıl Türkiye’68
kuşağı, gençliğin 1910’lu yılların İttihat Terakki güdümlü
eylemlerinden cumhuriyet döneminde Vagonli olayı, Hatay ve
Kıbrıs mitingleri ile 27-28 Nisan 1960 olaylarına uzanan
rejim bekçiliği rolüne son verdiyse, Çerkes’68 kuşağı da
resmi ideolojinin tanımladığı Türk milliyetçiliği
rotasından, bir daha geri dönmemecesine saptı. Çerkes
milliyetçiliği Kafkasya’ya dönüşle bütünleşip özdeşleşti. En
azından Ankara’daki Çerkes’68’liler bunu böyle kabul
ettiler. Dönüş fikri Ankara’da daha fazla yandaş buldu ve
adeta 68 kuşağının ideolojisi haline gelerek, 68 kimliğini
homojenize etti.
Bunun
böyle olmasında, derneği ele geçirmeyi hedeflemeyerek,
kapalı bir grup halinde Kamçı gazetesi etrafında örgütlenen
İstanbul’daki dönüşçü ‘68’lilerin tersine, Ankara’daki
dönüşçü 68’lilerin dernek yönetimine talip olmalarının
etkisi vardı.
Çerkes’68 kuşağını şekillendirecek dinamikler, Ankara’da
altmışlı yılların başından itibaren devredeydi. Ankara Kuzey
Kafkasya Kültür Derneği 1961 sonunda kurulmuştu. Elbrus
Gaytatı’nın çalıştırdığı ve bu dernek bünyesinde faaliyet
gösteren halk oyunları ekibi, yaptığı gösteriler ve çıktığı
turnelerle halkın bilinçlenmesine ve kendisini ifade
edebilmesine olanak sağlamıştı. Ankara’daki derneğin
kurucularından İzzet Aydemir’in 1964 yılında çıkarmaya
başladığı Kafkasya Kültürel Dergisi, döneme egemen olan
anti-Sovyet ve anti-Kafkasya söylemden farklı olarak,
anavatana ilerici bir bakış açısı formüle etmişti. Nitekim
Ankara gençliğinin ilk ulusal bilinçlenmesi Aydemir’in
çevresinde uç verecekti. Aydemir dışında Bayram Hergüner,
Kemal Cankat, Yaşar Bağ gençlere hoşgörüyle yaklaşan, onlara
yol gösteren ve kuşak çatışmasını hafifleten thamadeler idi.
Ve elbette “Anıtkabirin karşısı kasabın altı” olarak tarif
edilen, Gençlik Caddesi 59/1 yarı bodrum apartman katı.
59/1,
altmışlı yılların ortalarına doğru Polis Enstitüsü’nde
okuyan veya mesleği polislik olan Çerkesler tarafından,
Ankara’nın dışından gelen Çerkes öğrencilerin kalabilmesi
için kiraladıkları daire idi. Anahtarın sürekli kapı
üzerinde durduğu 59/1, diasporanın her yanından Çerkes
öğrencilerin kaldığı, tanıştığı bir mekan olmanın ötesinde,
bir jenerasyonu yaratmış yerdir. Bu ev “paralel” dernek idi.
Buranın müdavimi gençler, genel kurullardan önce dernek
yönetim kurullarını burada belirliyor, istediklerini
yönetime seçtiriyor, istemediklerini yönetimden uzak
tutabiliyorlardı. Kafkasya ile mektuplaştığı için dernekten
ihraç edilmek istenen Abaza İbrahim’e destek kararı burada
alınmış, başkan Dr. Zekiye Kazuk’a bir mektup yazılmıştı.
Anadilde okuma yazma kursları, Ürdünlü Semih Thabısım’ın
1967 yılında Kafkasya’ya kesin dönüş yapması, Ankara Kuzey
Kafkasya Kültür Derneği’nin 1968 yılında tüzüğünde yer
vererek gençlik kolunu kurması,1969’da dernek halk oyunları
ekibinin Ürdün’e gitmesi, dernek binasının satın alınması ve
gençlerin bu süreçte gösterdikleri gayret ile Kafkas El
Sanatları Sergisi Ankara’daki Çerkes 68’inin dinamikleri
arasındaydı.
Çerkes’68 kuşağı, özellikle de Ankara’dakiler, dönüşe
inandılar. Kimilerinin zannettiğinin tersine, Kafkasya’yı
vatan olduğu için sevdiler, sosyalist rejimle yönetildiği
için değil. Kafkasya’yı merak ettiler. 68 sürecinde
anayurttan gelen konuklar ufuklarını genişletti.
Çerkesler’in Kafkasya’da kendi adlarını taşıyan
cumhuriyetlerde anadillerinde eğitim gördüklerini, gelişmiş
bir yazılı edebiyatları olduğunu, altyapı sorunları çözülmüş
olarak yaşadıklarını öğrendiler.
“Çerkes
68 kuşağının uğruna mücadele ettiği değerler neler idi?”
diye soranlara, Kafkasya sevgisi, anavatana dönüş, kültürel
var oluş ve halkla dayanışma yanıtını veririm. Bunun
yöntemlerini de Kafkasya ile ilişkiler, hedefi
federasyonlaşma olan dernekler arası toplantılar, Ürdün ve
Suriye’deki Çerkes toplumları ile yakınlaşma, yayın yolu ile
halkı aydınlatma olarak saptamışlardı.
Yaşananlara Çerkes’68’i demeyişimizin bir sebebi, 1968
yılında derneklerde sansasyonel bir olay görülmemesiyse,
ikinci sebebi de Çerkes’68 kuşağının yaptıklarının 1968-1970
kesiti ile sınırlı kalmayarak, yetmişli yıllara ve ötesine
uzanmasıdır. Dönüşçü Çerkes’68 kuşağının eylemsel
sürekliliği özellikle Ankara’da gözlenir. İki dönem
Nartlar’ın Sesi bülteni ile Yamçı, Kafdağı ve Marje
dergileri Ankara’da yayınlandı. Çerkes sürgününün 125.
yılına denk gelen 1989’da, yine Ankara’da bir kültür haftası
düzenlenerek, Kafkasya ve diaspora Çerkesliği bir araya
getirildi. Bu organizasyondan hareketle 1991 yılında Dünya
Çerkes Birliği’nin kurulacağı süreç başlatıldı. 2003 yılında
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun kurulmasıyla sonuçlanan
birlik süreci de Çerkes’68 kuşağının bir hedefiydi.
Onlar
gerçekçi oldular, imkansızı istediler. “Kafkasya yurttur”
dediler. Kafkasya’ya dönmek yaşamsal gerekliliktir dediler.
Kültürümüzle var olmalıyız dediler. Halkımız için
dernekçilik yapmalıyız dediler. Tarih onları haklı çıkardı.
Ama taşlandılar, yaralandılar, yoruldular, hatta belki
kırıldılar. Ama onlara hala ihtiyacımız var. Çünkü temsil
ettikleri değerler hala geçerliliğini koruyor. Üstelik
hiçbir kuşak bayrağı onlar kadar uzun soluklu taşıyamadı.
Acaba geçen yıllara aldırmadan yeniden güçlerimizi
birleştirelim desek çok şey mi istemiş oluruz? İstanbul,
Ankara, Sohum, Maykop, Nalçik, Amman, Şam veya bir başka
yer... Nerede olursanız olun ömrünüz uzun, yolunuz açık
olsun.
|