
ZAFER SÜREN
Uluslaşma sürecindeki halkların bir açmazı vardır; Hiç bir
kabile kendi adından feragat etmek istemez. O isimlere,
denize düşmüş yüzme bilmeyen biri gibi, bırakmamacasına
sarılırlar: Doğal, insani bir davranıştır. Atalarından devir
aldığı, özenle koruduğu, ruhuna, kalbine ve yaşamının her
alanına nüfuz etmiş tarihsel adı, bırakmak terk etmek
istemez. Koşullar gelip dayattığında, bu direniş onu ya bir
üst yapıya, ulusallaşmaya veya yok oluşa doğru sürüklemeye
başlar. Çağımızda, uluslaşma sürecini henüz tamamlayamamış
Kuzey Kafkasya halkları içinde durum aynıdır.
Kuzey
Kafkasya halklarının iki ayağında (Anavatan - Diaspora)
algılamalar ve söylemler yüz elli yıldır ayrı ayrı
gelişmiştir. Biri biriyle örtüşmezler. Diaspora, 150 yıl
önce atalarından devir aldığı algılama ve söylemleri, zamana
bağlı olarak kısmen unutarak ve yenilemeden bu günlere
getirmiştir. Buna rağmen içinde, birlik ve yakınlaşmayı
çağrıştıran öğeleri barındırır.
Oysa
Anavatan, özellikle yüz yıldan bu yana, Rus Çarlığı ve
Sovyetler Birliğinin uygulamış olduğu, eğitim ve öğretim
politikalarının sürekliliği sonucunda, Diaspora’dan farklı
bir algılama ve söylem geliştirmiştir. Bunun en bariz
örneğini, Batı Kafkasya da halkların adında görüyoruz.
Herkesin
bildiği gibi, Adığe halkı, Anavatanda ‘Şapsığ’, ‘Adığe’, ‘Kabardey’,
‘Çerkes’ diye farklı adlandırılmış, siyasi yapı da bu
adlandırılmalara göre şekillendirilmiş, eğitim, alfabe
farklı farklı hazırlanmış, dolayısı ile dil ve edebiyat da
bu yapılanmadan etkilenerek, her biri kendi doğrultusunda
yol almaya çalışmaktadırlar.
Abaza
halkı da aynı durumdadır. Güneyli Abaza halka, ‘Abhaz’ adı
verilmiştir. Oysa Anavatan ve Diaspora’da bu halk kendini
Apsuva olarak tanımlar. Diğer Abaza gurupları da onlara
Apsuva der. Kuzeyli Abazalar ise ‘Abazin’ olarak
adlandırılmıştır. Oysa bu guruba dahil olan halklar Anavatan
ve Diaspora’da kendilerini Aşuva ve Aşkharuva olarak iki
gurupta adlandırırlar. Apsuvalar ise bu her iki gurubu
birden Aşuva diye tanımlarlar.
Diaspora
olarak son zamanlarda, bilinmez bir güç tarafından, bu
yanlış algılama ve uygulamayı hayata geçirmeye
yönlendiriliyor ve zorlanıyoruz. Anavatan da, dış baskı,
eğitim ve yönlendirmelerle suni olarak oluşturulmuş
kavramlar Diasporaya taşınıp kabul ettirilmeye çalışılıyor.
Diaspora
olarak üzerimize büyük bir görev düşmektedir: Uluslaşmayı
hızlandırmak.
Bunun
için ne yapacağız: Kabile adlarımızı hiç çekinmeden fırlatıp
bir kenara atacağız.
Adığelere düşen görev, Şapsığ, Kabardey, Hatkoy, Abzeh,
Besleney, vd. adlarını unutmak ve kendilerini ADIĞE olarak,
her yerde ve her zeminde tanıtmak ve tanımlamaktır.
Abazalara düşen görevde Apsuva, Aşuva, Aşkharuva adlarını
unutmak ve kendilerini her yerde ve zeminde ABAZA olarak
tanıtmak ve tanımlamaktır.
Ubıh
halkının ise, iyi ki böyle bir açmazı yok.
Uluslaşmak istiyorsak bu bedeli ödemek zorundayız. Diğer bir
söylemle ADIĞE ve ABAZA olmak zorunluluğundayız. Bunu
başaramazsak kabileler olarak kalacak, küçük parçalar
halinde, kolay bir şekilde, büyük ve baskın dış guruplara
adapte(asimile) olup yok olacağız.
İçinde
bulunduğumuz yüzyılın tam bu anında, bu işi bir an önce
başarabilmenin yol ve yöntemlerini bulmak ve uygulamak
zorunluluğu önümüzde aşmamız gereken bir engel olarak
duruyor. Bu engeli aşmak, öncelikle kurumlarımız ve
aydınlarımızın birincil görev ve sorumluluklarındandır.
İvedi olarak bu işe çözüm bulmak zorundadırlar. Halkımıza
verdikleri her mesaj ve bilgilendirmelerde ADIĞE ve ABAZA
adlarının birlik ve beraberlik simgesi ve tarihsel ortak
adlar ve belirleyici kimlik olarak kullanıldıklarını,
Anavatan ve Diaspora da bu iki ad etrafında birleşmek
gerekliliğini vurgulamalıdırlar.
Başkalarının bizi ayrıştırdığı literatürü kullanmak işimiz
değildir, kendimize ait ve birliğimizi sağlayacak literatürü
kurmak, düşünsel yapımızı onunla oluşturmak ve geliştirmek,
aydınlarımızın ve bizi temsil ettiğini kabul ettiğimiz
kurumlarımızın başarması gerekli bir görevdir.
Gelecek
yüz yılda var olmak, bir halk olarak hayatta kalmak
becerisini göstermek, “biz bir ulusuz” diye gelecek
kuşaklara aktarmak istiyor isek, bu kavram kargaşasına bugün
son vermek zorundayız. Kimsenin kaytarmaya, savsaklamaya,
sulandırmaya hakkı yoktur.
Söylediğimiz bu uygulamayı, sokaktaki herhangi bir
hemşerimiz uygulamaya koyacak değildir. Bu uygulamayı önce
kurumlarımız ve aydınlarımız, sanatçılarımız hayata
geçireceklerdir.
Buradan,
Sayın Murat Papsu kardeşime teşekkürlerimi bir daha
belirtmek istiyorum. Çünkü ilk kez, bizi nazik bir şekilde
uyarmaya çalışarak “Bir adlandırma sorunu; Abhaz mı Abaza
mı?” makalesini kaleme alarak, bu gerçeğe değindi. Birileri
dikkate aldı mı? Sanmıyorum. Bazı güçler bunu duymak ve
konuşmak istemiyorlar.
Ben,
özellikle ‘Abhaz’ adına sürekli karşı çıkıyorum. Bu, Apsuva
( Rus ve Gürcü literatürüne göre:’Abhaz’) halkını
sevmediğimden, istemediğimden, düşmanı olduğumdan değil,
ABAZA birliğini simgelemediği, çağrıştırmadığı içindir.
Çünkü psikolojik olarak hiçbir Apsuva nasıl ‘Abazin’ olmak
istemez ise hiçbir Aşuva ve Aşkharuva da Apsuva olmak
istemez. Oysa hepsi ABAZA ortak adında birleşirler ve bu
sorun da yaratmaz. Üstelik yüzyıllarca ABAZA ortak adıyla
anıldılar ve hala kendilerini bu adla tanımlamaktadırlar.
Abhaz
Federasyonu’na karşı çıkmamın nedenlerinden biri de bu
isimlendirme sorunudur. Çünkü kullanılan ad yabancı
literatüre göre: Abhaz = Apsuva dır. Bu durumda, adı geçen
federasyonun seçmiş olduğu bu ismi ayrımcıdır. Kim iddia
ederse etsin yalnızca, Apsuvaları temsil eder. Birliği,
beraberliği temsil eden bir federasyon iddiasını, böylece,
isimlendirme ile kendi eliyle sonlandırmış bulunmaktadır.
Bunlara
dikkat çekmek ve isimlendirme sorununu gündeme taşımak için
“Ne Abhazım Ne de Abazinim, Ben ABAZA’yım” sloganını
dillendirdim. Halkımın gelecek yüz yıllarda da var
olabilmesi uluslaşmasına bağlı olduğundan, ABAZA adını
dillendirmeye devam edeceğim.
Sorun
gelip, başta söylediğimiz Uluslaşma sürecini tamamlayıp
tamamlamayacağımıza bağlı olarak önümüzde durmaktadır. Bu
sorunu aşmak için diyoruz ki kabile adlarını unutun. Hepimiz
ortak bir adla çağrılıp, tanımlanalım. Kendi içimizde ve
dışarıda bu ad ulusal benliğimiz olsun. Ortak bir ad olsun,
kimse mırın-kırın edip, itirazda bulunmasın.
Aynı
durum Adığe kardeşlerimiz içi de geçerlidir. Kabile adlarını
tarihe gömmek zorundadırlar. ADIĞE adı altında birleşmek ve
bütünleşmek, ulus olarak geleceğe taşınmanın tartışmasız
koşuludur.
Uluslaşma aşamasında olan biz ADIĞE ve ABAZA halkı,
korkusuzca bu adımı atıp, kabilecilik tutkusundan kurtulup
uluslaşmayı becermek zorundayız.
Bu görev
kurumlarımız, aydınlarımız, sanatçılarımız ve
thamadelerimizin öncülüğünde, korkmadan yılmadan, kapris ve
bireyselliklerden kurtulup, halkın geleceği için el ele
vererek, çözmeyi başarmak zorunda oldukları acil bir
sorundur.
Gelecek
ancak bunu başarır isek kurulacaktır.
Bu yolda
üstüme düşen görevi yapıyor ve yapacağım. Bütün kurum,
aydın, yazar, sanatçı ve toplumumuzun tarihsel önderleri
thamadelerimizi bu tarihsel göreve davet ediyorum.
Kaçınılmaz tarihsel ödevler vardır, bu ödevlerden en
kaçınılmazı ulusallaşmadır.
ADIĞE-ABAZA
halkı, Uluslaşmak istiyorsanız tarihsel kalıntılarınız olan
kabileleri unutun, onları tarihin çöp sepetine atın.
Görev,
bu konuda sorumluluk hisseden sizleri bekliyor.
En derin
sevgi ve saygılarımla.
Zafer
Süren AJİBA
|