Siyaset Zor Zanaat

03.09.2011

 

MURAT CANLI

Amerika Birleşik Devletleri son yıllarda çok sık tekrar etmeye başlayan yeni bir ekonomik krizin büyük bir faciaya dönüşmesini son anda engelledi. Muhtemeldir ki, petrol ve silah devleri yatırımlarını daha fazla riske atmamak için düğmeye bastı ve senatörlerine uzlaşma talimatı verdi, çöküş biraz daha ertelendi. Amerika çöküşü erteledi ama Türkiye gibi pek çok gelişmekte olan ülke bu krizden ciddi oranda etkilendi. Enteresan bir şekilde piyasalar, Amerika batarsa, varlıklarını korumak için en güvenli limanın Amerikan Doları olduğuna karar verdi. Ramazan rehaveti, Libya, Suriye, Fenerbahçe, Somali’ye yardım kampanyaları, terör derken çok fark edilmediyse de pek çok ülke borsası çakıldı, dolar uçtu, altın rekor üstüne rekor kırdı.

Krizin arkasına bakan herkes, aslında bunun ekonomik değil de siyasi bir kriz olduğunda hemfikir. Mesele şu ki kampanya döneminden itibaren büyük umutlar bağlanan, değişimin ve hoşgörünün simgesi olmaya aday, Amerika’nın ilk Afrika kökenli başkanı, hem içerde hem uluslararası arenada tam bir hayal kırıklığı yarattı, hızla güç kaybediyor. O zayıfladıkça doğal olarak Amerika da zayıflıyor, Amerika zayıfladıkça o daha beter güç kaybediyor.

Avrupa’da durum daha da içler acısı. Yunanistan bütün çabalara rağmen gitti gidecek. Herkes farkındaki o giderse, pek çoklarını da yanında götürecek. İtalya, İspanya, Portekiz kapıda bekliyor. Küçükler zaten pamuk ipliğine bağlı. Fransa sıraya girmemek için inanılmaz bir çaba içinde, Libya ile pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Avrupa Birliği projesinin henüz olgunlaşma safhasını tamamlayamadığı itirafı, Almanya’nın artık birliği ayakta tutmaya gücünün yetmeyeceğini, Bağdat’a küresel rolünü arttırmaya giderken evdeki bulgurdan olacağını gördüğünün nişanesi. Euro dağıldı dağılacak...

Üstüne bir de aşırı milliyetçi, neo – nazi, ırkçı akımlar aldı başını gidiyor. Hıristiyanlık artık eskisi kadar bağlayıcı bir unsur değil. Özellikle soğuk kuzey hızla ikinci dünya savaşı öncesi Avrupasına dönüyor. İnsanlar birbirlerini boğazlamak için bahane arar hale geldi. Eski doğulu, yeni Avrupalılar başka bir alemde. Bir gün, bir içişleri bakanının anadan üryan fotoğrafları gazete sayfalarını süslerken, ertesi gün bir başbakanın kokain bağımlısı olduğu ya da alkollü araç kullanırken makam arabasıyla kaza yaptığı yazılıyor. Berlusconi’nin çılgınlıkları artık olağan karşılanır hale geldi.

Kaddafi’nin nerde olduğu bile belli değil, Afganistan çözülmedi, Irak çözülmedi, üstüne daha da karışacak gibi duruyor, dört farklı ülkedeki Kürt bölgeleri tek bayrak altında toplanmalıdır açıklaması arada kaynadı gitti. Tunus, Cezayir, Sudan’ın durumu belli değil, Mısır büyük sorunlara gebe, Suriye’de petrol olsa idi çoktan müdahale gelmişti, şimdilik kimse elini kirletmek istemiyor. Geçici bir sükûnet olsa bile bu işin çözülmediği belli. İsrail, İran, Türkiye, olmazsa olmaz Amerika ve Rusya karşılıklı peşrev yapıyor.

Putin %70, Medvedev %25 gibi duruyor. Bu da Putin’in %95 ile tekrar geleceği manasına geliyor. İçerde işleri epey düzene koydular, dışarıda kendilerine güvenleri daha da arttı. Çin, Hindistan sağlam adımlarla geliyor, ama ipler kendi ellerinde değil, tuhaf olanı onlar da henüz bu durumu fark etmiş değil. Japonya 5 yılda beşinci başbakanı, bilmem kaçıncı bakanı yedi. Kimse duymadı belki ama Abhazya yeni devlet başkanını seçti.

Türkiye her zamanki gibi, kırk tilki geziyor, kırkı da birbirine deymiyor... Fenerbahçe ile Somali arasında gidip gelirken Kuzey Irak’a bombalar yağdırmaya başladık. Terhis edilmiş 300 asker yol güvenliği sağlanamadığı için evine dönememiş. Artık özel bir de bakanlığı var ama “demokratik açılım” var mıydı, yok muydu, ne oldu, nasıl oldu, şimdi ne olacak bilen yok. Orucun kafamıza vurmuşluğu, arada bir sürü savcının kafasının gitmesini fark etmemizi engelledi sanki. Teravih namazı var mıydı yok muydu derken de, mayıs başında 1,51 civarlarında olan dolar 1,75 e geldi... Dört ayda kabaca %17... Komuta kademesinin dörtte biri içerde olunca YAŞ kuvvet komutanı yapacak paşa bulamadı, ordunun tepesi istifa etti ama darbe olmadı, hatta ikinci gün haber bile olmadı. Yeni genelkurmay başkanı topuk selamını verip, esas duruşunu gösterirken AKP yeni anayasa hazırlıkları için dört farklı çalışma grubu birden kurdu. Kemal Bey, sağlam bir temizlik yaptıktan ve kontrolü tamamen sağladıktan sonra, iç rahatlığı ile Ajda Pekkan’dan neyim eksik diyip Somalili çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirmeye gitti. Bu arada da BDP’li vekiller meclise araç kartı başvurusunda bulunurken içerdekiler de şimdilik içerde unutuldu.

Dünyada ve Türkiye’de pek çok başka önemli gelişmeler oldu. Kafkasya’da olup bitenlere değinmedik bile. İyi, hoş hepsini biliyoruz da bütün bu olup bitenlerin bizimle, Çerkeslerle ne alakası var? Eğer tüm dünya Çerkesleri için bir siyaset üretmek derdinde iseniz, bu siyasete bağlı politikalar oluşturmak ve uygulamak hevesindeyseniz işte o zaman bu olup bitenlerin hepsinin bizimle çok alakası var demektir.

Siyasi ve ekonomik krizlerden kurtulamayan Amerika elini çekince Gürcistan’ın ne hale geldiğine bakın. Amerika’da durum daha da karıştığında, CIA maşası vakıflar da çekilirse Gürcistan daha ne kadar batar, içinden çıkamadığı buhran Abhazya politikasında ne değişiklikler getirir öngörmeniz gerekir.  AB projesi çökerse, AGİT kalır mı, kalırsa ne etkinlikte olur, AB yakasını kurtarırsa nasıl kurtarır, neyi ya da nereleri feda eder bakmak gerekir. Kuzeybatıda yayılan ırkçılık, Putin’in milliyetçi gençliği ile buluşursa ne olur, Adıgey’de yaşayan Ruslar daha fazla demokrasi için sokağa çıkarsa ilk neyi talep ederler, Rusya ekonomisi sıkıntı yaşarsa, Çeçenistan’da yükselen devasa inşaatları kim finanse eder, hepsine dair fikriniz olmak zorunda.

Türkiye’de olup bitenler çok daha önemli, ne de olsa en büyük Çerkes topluluğu bu ülkede yaşıyor.  Eğer Çerkesler için siyaset geliştirecekseniz o zaman Türkiye’nin ekonomik durumunu zinhar göza rdı edemezsiniz. Yüksek kur ihracatçının rekabet gücünü arttırır, satışlar artar, cari açık kapanır... İyi hoş da, Türkiye ihracatçılarının en büyük müşterisi Avrupa pazarı %40 küçülmüş, Rusya da giderek düşüyor, Suriye can derdinde, Libya 150 parça, kim alacak ucuz ama kaliteli Türk malını... Bize ne, bu burjuvazinin derdi... Değil... Bu, sokakta yürüyen, önemli bir kısmı da Çerkes olan, işsizlikten ödü patlayan ve asgari ücretle ev kirası veren her adamın derdi. Aidat ve bağışlarla ayakta durmaya çalışan derneklerin, vakıfların da derdi. Kitabını basmak isteyenin de o kitabı alıp okumak isteyenin de derdi.  Tabi eğer kitabını basabilirse. Henüz redakte dahi edilmeden, taslak halinde iken, hatta belki taslak haline bile gelmeden, fikir aşamasında iken yasaklanabilir, hatta toplatılabilir. Yani, Türkiye’nin demokratik gelişmişliği de, insan haklarına, hukuka, evrensel değerlere karşı tutumu da bizim için çok önemli. Dolayısıyla yeni anayasa ve yılan hikayesine dönen açılım süreci de Çerkesler için çok önemli; öyle olunca Çerkesler dışındakilerin, Kürtlerin, Alevilerin, Lazların, Müslüman olmayan azınlıkların talepleri de çok önemli, onların ne istedikleri, nasıl istedikleri, ne yaptıkları da...  Çerkesler için siyaset geliştirecekseniz, Türkiye’de uçan kuşu da, onun hangi şanslı Çerkes’in kafasına konduracağını da takip etmek zorundasınız.

Rusya Federasyonu için de kesinlikle aynı şeyler geçerli. Adıgey, Kabardey, Şapsığ, K. Osetya, özetle tüm Kuzey Kafkasya Rusya’nın parçası. Abhazya ve G. Osetya’nın Rusya’sız yaşama şansı yok. Dolayısıyla Rusya’nın ekonomisi, demokrasisi de çok önemli. Kabardey’in, Adıgey’in ya da Çeçenistan’ın devlet başkanını belirleyecek Rusya Devlet Başkanı’nın kim olacağı da, Rusya’nın Türk vatandaşlarına vizeyi kaldırması da, ikili anlaşmalar da, cumhuriyetlerimizdeki cemaat yapılanmaları da, gençler arasında veba gibi yayılan içki ve uyuşturucu sorunu da, Soçi Olimpiyatları da...

Tekrar eden örneklerle konuyu daha fazla uzatmadan özetlemeye çalışırsak: Teorik ideoloji denemeleri ile siyaset üretmek arasında devasa farklar vardır. Hele de Çerkes Halkı gibi, dünyanın dört bir tarafına savrulmuş, farklı eğitimler almış, farklı tecrübeler yaşamış, farklı lokal sorunları olan, farklı şartlarda yaşayan bir halk için siyaset üretmek ciddi kadrolar, sabır ve zaman gerektirir. Türkiye’de, Kafkasya’da, Rusya’da, kısaca dünyada olup biten her şeyi takip etmek gerekli. Siyaset üretmek, politika geliştirmek, orta – uzun vadeli öngörüleriniz doğru çıktığında ancak sonuç veriyor, her durumda alternatifleriniz, yedek planlarınız olmak zorunda, gerektiğinde ödün verebilmeli, kazanmak için kaybetmeyi, uzlaşmayı, taviz vermeyi, geri çekilmeyi, iş birliği yapmayı bilmelisiniz. Eğitimli, donanımlı kadrolar, güçlü kurumlar oluşturmalıyız. Tabii ki en önemlisi, halkımızı etkileyebilmeli, bilinçlendirmeli ve varoluş davamızı kitlesel bir mücadele haline getirmeliyiz.

Farklı düşüncelerde farklı yollarda da olsak, muhakkak ki, bu halkı ve sorunlarını dert edinen, samimiyetle çözüm üretmeye çalışan, gerektiğinde fedakarlık yapmaktan çekinmeyen, konuşmak yerine iş yapmayı yeğleyen her insanımızın görüşleri, tespitleri, önerileri çok değerli. Sanal dünyamızı iftira ve küfürlerle işgal etmeye çalışan birkaç istisna ile zaman kaybetmeden, seviyeli ve iyi niyetli, önyargısız yapılan her tartışma Çerkes Halkının varoluş mücadelesine katkı sunacaktır. Çok zor, uzun ve çetrefilli bir yoldayız, inatçı ve sabırlı olmak zorundayız.

 

YAZARIN (MURAT CANLI) DİĞER YAZILARI

ÇERKESLER VE DEMOKRASİ

CEHALET

Hatırlamak ve hatırlatmak…

 

 

 

. .
. . .