
MURAT CANLI

Amerika
Birleşik Devletleri son yıllarda çok sık tekrar etmeye
başlayan yeni bir ekonomik krizin büyük bir faciaya
dönüşmesini son anda engelledi. Muhtemeldir ki, petrol ve
silah devleri yatırımlarını daha fazla riske atmamak için
düğmeye bastı ve senatörlerine uzlaşma talimatı verdi, çöküş
biraz daha ertelendi. Amerika çöküşü erteledi ama Türkiye
gibi pek çok gelişmekte olan ülke bu krizden ciddi oranda
etkilendi. Enteresan bir şekilde piyasalar, Amerika batarsa,
varlıklarını korumak için en güvenli limanın Amerikan Doları
olduğuna karar verdi. Ramazan rehaveti, Libya, Suriye,
Fenerbahçe, Somali’ye yardım kampanyaları, terör derken çok
fark edilmediyse de pek çok ülke borsası çakıldı, dolar
uçtu, altın rekor üstüne rekor kırdı.
Krizin
arkasına bakan herkes, aslında bunun ekonomik değil de
siyasi bir kriz olduğunda hemfikir. Mesele şu ki kampanya
döneminden itibaren büyük umutlar bağlanan, değişimin ve
hoşgörünün simgesi olmaya aday, Amerika’nın ilk Afrika
kökenli başkanı, hem içerde hem uluslararası arenada tam bir
hayal kırıklığı yarattı, hızla güç kaybediyor. O
zayıfladıkça doğal olarak Amerika da zayıflıyor, Amerika
zayıfladıkça o daha beter güç kaybediyor.
Avrupa’da
durum daha da içler acısı. Yunanistan bütün çabalara rağmen
gitti gidecek. Herkes farkındaki o giderse, pek çoklarını da
yanında götürecek. İtalya, İspanya, Portekiz kapıda
bekliyor. Küçükler zaten pamuk ipliğine bağlı. Fransa sıraya
girmemek için inanılmaz bir çaba içinde, Libya ile
pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Avrupa Birliği
projesinin henüz olgunlaşma safhasını tamamlayamadığı
itirafı, Almanya’nın artık birliği ayakta tutmaya gücünün
yetmeyeceğini, Bağdat’a küresel rolünü arttırmaya giderken
evdeki bulgurdan olacağını gördüğünün nişanesi. Euro dağıldı
dağılacak...
Üstüne bir
de aşırı milliyetçi, neo – nazi, ırkçı akımlar aldı başını
gidiyor. Hıristiyanlık artık eskisi kadar bağlayıcı bir
unsur değil. Özellikle soğuk kuzey hızla ikinci dünya savaşı
öncesi Avrupasına dönüyor. İnsanlar birbirlerini boğazlamak
için bahane arar hale geldi. Eski doğulu, yeni Avrupalılar
başka bir alemde. Bir gün, bir içişleri bakanının anadan
üryan fotoğrafları gazete sayfalarını süslerken, ertesi gün
bir başbakanın kokain bağımlısı olduğu ya da alkollü araç
kullanırken makam arabasıyla kaza yaptığı yazılıyor.
Berlusconi’nin çılgınlıkları artık olağan karşılanır hale
geldi.
Kaddafi’nin
nerde olduğu bile belli değil, Afganistan çözülmedi, Irak
çözülmedi, üstüne daha da karışacak gibi duruyor, dört
farklı ülkedeki Kürt bölgeleri tek bayrak altında
toplanmalıdır açıklaması arada kaynadı gitti. Tunus,
Cezayir, Sudan’ın durumu belli değil, Mısır büyük sorunlara
gebe, Suriye’de petrol olsa idi çoktan müdahale gelmişti,
şimdilik kimse elini kirletmek istemiyor. Geçici bir sükûnet
olsa bile bu işin çözülmediği belli. İsrail, İran, Türkiye,
olmazsa olmaz Amerika ve Rusya karşılıklı peşrev yapıyor.
Putin %70,
Medvedev %25 gibi duruyor. Bu da Putin’in %95 ile tekrar
geleceği manasına geliyor. İçerde işleri epey düzene
koydular, dışarıda kendilerine güvenleri daha da arttı. Çin,
Hindistan sağlam adımlarla geliyor, ama ipler kendi
ellerinde değil, tuhaf olanı onlar da henüz bu durumu fark
etmiş değil. Japonya 5 yılda beşinci başbakanı, bilmem
kaçıncı bakanı yedi. Kimse duymadı belki ama Abhazya yeni
devlet başkanını seçti.
Türkiye her
zamanki gibi, kırk tilki geziyor, kırkı da birbirine
deymiyor... Fenerbahçe ile Somali arasında gidip gelirken
Kuzey Irak’a bombalar yağdırmaya başladık. Terhis edilmiş
300 asker yol güvenliği sağlanamadığı için evine dönememiş.
Artık özel bir de bakanlığı var ama “demokratik açılım” var
mıydı, yok muydu, ne oldu, nasıl oldu, şimdi ne olacak bilen
yok. Orucun kafamıza vurmuşluğu, arada bir sürü savcının
kafasının gitmesini fark etmemizi engelledi sanki. Teravih
namazı var mıydı yok muydu derken de, mayıs başında 1,51
civarlarında olan dolar 1,75 e geldi... Dört ayda kabaca
%17... Komuta kademesinin dörtte biri içerde olunca YAŞ
kuvvet komutanı yapacak paşa bulamadı, ordunun tepesi istifa
etti ama darbe olmadı, hatta ikinci gün haber bile olmadı.
Yeni genelkurmay başkanı topuk selamını verip, esas duruşunu
gösterirken AKP yeni anayasa hazırlıkları için dört farklı
çalışma grubu birden kurdu. Kemal Bey, sağlam bir temizlik
yaptıktan ve kontrolü tamamen sağladıktan sonra, iç
rahatlığı ile Ajda Pekkan’dan neyim eksik diyip Somalili
çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirmeye gitti. Bu arada da
BDP’li vekiller meclise araç kartı başvurusunda bulunurken
içerdekiler de şimdilik içerde unutuldu.
Dünyada ve
Türkiye’de pek çok başka önemli gelişmeler oldu. Kafkasya’da
olup bitenlere değinmedik bile. İyi, hoş hepsini biliyoruz
da bütün bu olup bitenlerin bizimle, Çerkeslerle ne alakası
var? Eğer tüm dünya Çerkesleri için bir siyaset üretmek
derdinde iseniz, bu siyasete bağlı politikalar oluşturmak ve
uygulamak hevesindeyseniz işte o zaman bu olup bitenlerin
hepsinin bizimle çok alakası var demektir.
Siyasi ve
ekonomik krizlerden kurtulamayan Amerika elini çekince
Gürcistan’ın ne hale geldiğine bakın. Amerika’da durum daha
da karıştığında, CIA maşası vakıflar da çekilirse Gürcistan
daha ne kadar batar, içinden çıkamadığı buhran Abhazya
politikasında ne değişiklikler getirir öngörmeniz gerekir.
AB projesi çökerse, AGİT kalır mı, kalırsa ne etkinlikte
olur, AB yakasını kurtarırsa nasıl kurtarır, neyi ya da
nereleri feda eder bakmak gerekir. Kuzeybatıda yayılan
ırkçılık, Putin’in milliyetçi gençliği ile buluşursa ne
olur, Adıgey’de yaşayan Ruslar daha fazla demokrasi için
sokağa çıkarsa ilk neyi talep ederler, Rusya ekonomisi
sıkıntı yaşarsa, Çeçenistan’da yükselen devasa inşaatları
kim finanse eder, hepsine dair fikriniz olmak zorunda.
Türkiye’de
olup bitenler çok daha önemli, ne de olsa en büyük Çerkes
topluluğu bu ülkede yaşıyor. Eğer Çerkesler için siyaset
geliştirecekseniz o zaman Türkiye’nin ekonomik durumunu
zinhar göza rdı edemezsiniz. Yüksek kur ihracatçının rekabet
gücünü arttırır, satışlar artar, cari açık kapanır... İyi
hoş da, Türkiye ihracatçılarının en büyük müşterisi Avrupa
pazarı %40 küçülmüş, Rusya da giderek düşüyor, Suriye can
derdinde, Libya 150 parça, kim alacak ucuz ama kaliteli Türk
malını... Bize ne, bu burjuvazinin derdi... Değil... Bu,
sokakta yürüyen, önemli bir kısmı da Çerkes olan,
işsizlikten ödü patlayan ve asgari ücretle ev kirası veren
her adamın derdi. Aidat ve bağışlarla ayakta durmaya çalışan
derneklerin, vakıfların da derdi. Kitabını basmak isteyenin
de o kitabı alıp okumak isteyenin de derdi. Tabi eğer
kitabını basabilirse. Henüz redakte dahi edilmeden, taslak
halinde iken, hatta belki taslak haline bile gelmeden, fikir
aşamasında iken yasaklanabilir, hatta toplatılabilir. Yani,
Türkiye’nin demokratik gelişmişliği de, insan haklarına,
hukuka, evrensel değerlere karşı tutumu da bizim için çok
önemli. Dolayısıyla yeni anayasa ve yılan hikayesine dönen
açılım süreci de Çerkesler için çok önemli; öyle olunca
Çerkesler dışındakilerin, Kürtlerin, Alevilerin, Lazların,
Müslüman olmayan azınlıkların talepleri de çok önemli,
onların ne istedikleri, nasıl istedikleri, ne yaptıkları
da... Çerkesler için siyaset geliştirecekseniz, Türkiye’de
uçan kuşu da, onun hangi şanslı Çerkes’in kafasına
konduracağını da takip etmek zorundasınız.
Rusya
Federasyonu için de kesinlikle aynı şeyler geçerli. Adıgey,
Kabardey, Şapsığ, K. Osetya, özetle tüm Kuzey Kafkasya
Rusya’nın parçası. Abhazya ve G. Osetya’nın Rusya’sız yaşama
şansı yok. Dolayısıyla Rusya’nın ekonomisi, demokrasisi de
çok önemli. Kabardey’in, Adıgey’in ya da Çeçenistan’ın
devlet başkanını belirleyecek Rusya Devlet Başkanı’nın kim
olacağı da, Rusya’nın Türk vatandaşlarına vizeyi kaldırması
da, ikili anlaşmalar da, cumhuriyetlerimizdeki cemaat
yapılanmaları da, gençler arasında veba gibi yayılan içki ve
uyuşturucu sorunu da, Soçi Olimpiyatları da...
Tekrar eden
örneklerle konuyu daha fazla uzatmadan özetlemeye
çalışırsak: Teorik ideoloji denemeleri ile siyaset üretmek
arasında devasa farklar vardır. Hele de Çerkes Halkı gibi,
dünyanın dört bir tarafına savrulmuş, farklı eğitimler
almış, farklı tecrübeler yaşamış, farklı lokal sorunları
olan, farklı şartlarda yaşayan bir halk için siyaset üretmek
ciddi kadrolar, sabır ve zaman gerektirir. Türkiye’de,
Kafkasya’da, Rusya’da, kısaca dünyada olup biten her şeyi
takip etmek gerekli. Siyaset üretmek, politika geliştirmek,
orta – uzun vadeli öngörüleriniz doğru çıktığında ancak
sonuç veriyor, her durumda alternatifleriniz, yedek
planlarınız olmak zorunda, gerektiğinde ödün verebilmeli,
kazanmak için kaybetmeyi, uzlaşmayı, taviz vermeyi, geri
çekilmeyi, iş birliği yapmayı bilmelisiniz. Eğitimli,
donanımlı kadrolar, güçlü kurumlar oluşturmalıyız. Tabii ki
en önemlisi, halkımızı etkileyebilmeli, bilinçlendirmeli ve
varoluş davamızı kitlesel bir mücadele haline getirmeliyiz.
Farklı
düşüncelerde farklı yollarda da olsak, muhakkak ki, bu halkı
ve sorunlarını dert edinen, samimiyetle çözüm üretmeye
çalışan, gerektiğinde fedakarlık yapmaktan çekinmeyen,
konuşmak yerine iş yapmayı yeğleyen her insanımızın
görüşleri, tespitleri, önerileri çok değerli. Sanal
dünyamızı iftira ve küfürlerle işgal etmeye çalışan birkaç
istisna ile zaman kaybetmeden, seviyeli ve iyi niyetli,
önyargısız yapılan her tartışma Çerkes Halkının varoluş
mücadelesine katkı sunacaktır. Çok zor, uzun ve çetrefilli
bir yoldayız, inatçı ve sabırlı olmak zorundayız. |