
MANSUR BALCI
NALÇİK

1.
Nalçik'de beklenen kar yağışı başladı... Yumuşak yumuşak
yağan kar, kendi içinde bir yağış ritmi oluştururken, aynı
zamanda doğrusal bir düşüşle yağmadığı için de düzensizliğe
örnek verilebilir. Yağan kara, rüzgarın müdahalesi olmadıkça
bu böyle; bir tür huzur, gökyüzünün temizlenmesi,
arınması... Rüzgarla bu kurgu, kurguya bağlı da algı
değişir, Boran olunca da; seyirlik olmaktan çıkarak kaos ve
kargaşa duygusuna dönüşebilir... Böyle durumlarda babaannem,
'tanrı yakacağı olmayan fakir fukaraya merhamet etsin'
derdi. Nedense kar yağışından çok, yağmur daha çok sevilir.
Yağmurun her yerde görülebilen ve daha evrensel olması mı,
yaşam için öncelikli ve biricik içeceğimiz olan suyun bir
biçimi olmasından mı; yoksa karın her şeyi örtmesiyle, bir
görme- algılama bulanıklığı yaratmasından mı bilinmez...
şair, ''Yağan yağmur olsun, tek kar olmasın / Ölen garip
olsun, tek yar olmasın...'' derken, yardan, yağmurdan yana;
garip ve kardan yana olmadığını söyler...
Karın
kendi içinde karmaşık ve ritmik yağışından, her şeyi
örterek, iyi-kötü her şeyi kapatarak, tek renge, başlangıç,
saflık temizlik anlamında da yorumlanan beyaza boyayarak;
düşünmek için masumane başlangıç olabilecek ortam
çağrıştırdığını varsayarsam, serinkanlı düşünmeme yardımcı
olabilir belki de. Zira mesele dolaşıp gelip ölüme, ölümle
yaşamın anlamsız nedenlerle iç içe geçmiş ve bir çok
coğrafyada günlük ve sıradan olmuş durumda. Bu yazıda ölüm
çığlıklarının geldiği yer, yaşlı dünya üzerinde sıcak
çatışmaların iç savaşa dönüştüğü, Suriye.
Aşağıdaki çığlık, yüz on beş Suriyeli kardeşimizin Rusya
Federasyonu Devlet Başkanı D.A.Medvedev'e, Adıgey
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na, Adıgey Parlementosu'na,
Adıgey'deki dernekler ve Adıgey halkına hitaben yazılmış
mektup.
"Son
birkaç aydır Suriye Arap Cumhuriyeti'nde siyasi ortam
gerginleşti. Her gün çeşitli gruplarla ülkenin iktidar
güçleri arasında toplu çatışmalar meydana geliyor, yüzlerce
masum insan ölüyor. Biz Suriyeli Adığeler (Çerkesler) son
derece zor durumdayız. Her gün kendi hayatımızı,
akrabalarımızın ve yakınlarımızın hayatını tehlikeye atmak
zorunda kalıyoruz. Ülkede durumun istikrara kavuşması, barış
ve güvenlik içinde bir hayat umudu tükendi. Halkımızın bu
zor gününde yardım ve kurtuluş çağrısıyla başvurabileceğimiz
tek merci Rusya Federasyonu'dur, cumhuriyetlerimiz Rusya'nın
içindedir, kardeşlerimiz Kuzey Kafkasya'dadır. Samimi
isteğimiz atalarımızın topraklarına dönmek, Kuzey
Kafkasya'daki kardeşlerimizle, Rusya halklarıyla barış ve
uyum içinde yaşamaktır.
Biz
aşağıda imzası bulunanlar, size bizi ata topraklarımıza
kabul etmeniz, kaçınılmaz trajediden kurtarmanız, bu zor
anda yardım elini uzatmanız çağrısıyla sesleniyoruz. Yardım
ve kurtuluş çağrımızın karşılıksız kalmayacağına
inanıyoruz."
Suriye'deki kardeşlerimizin yardım çığlığı bu...
Çığlığı
çünkü, can ve mal güvenlikleri açısından isimleri
açıklanamıyor...
Suriye'de, kelimenin tam anlamıyla, kan gövdeyi götürüyor.
Vahşi bir iktidar mücadelesi yaşanıyor. Günlük ölüm
bilançosu yirmi ile elli arasında değişiyor. O da dışarı
yansıdığı kadarıyla. Suriye'de yönetim tam bir klan
diktatörlüğü. Bir tür oligarşik yönetim. Son derece acımasız
istihbarat örgütleri, keskin nişancıların insan avı
yaptıkları, ordu birliklerinin hedef gözetmeksizin ağır
silahlarla saldırı altında tuttuğu yerleşim bölgelerinde,
savaş yasalarının, evrensel insan haklarının ve vicdanın
ertelendiği karşılıklı bir katliam yaşanıyor. İdeolojik
olmaktan çok inanç birliği-karşıtlığı üzerine inşa edilmiş
bir iç savaş. Şiiler'in yönetimine karşı ayaklanan sünniler. Orantısız
bir iç savaşta, kimlik kartları başta olmak üzere, hemen
hemen hiçbir hakkı olmayan, sayıca Araplar'dan sonra gelen
azınlık olan Suriye'nin paryası kabul edilen Kürtler, aynı
saiklerle olmasa da yönetime karşı savaşan saflardalar.
Devlet içindeki Çerkes ileri gelenleri kanalıyla yönetimce
ikna edilmeye çalışılan Çerkesler, belirgin bir saf tutmamış
görünüyor. Doğrudan ayaklanmacıların yanında yer
almadıkları gibi, belirgin iktidar yanlısı da değiller. Bu
durum, kim kazanırsa kazansın sonuçta kaybetmektir. Dışarı
sızan haberlere göre, bir kısmı bir süre sonra 'düzenin
yeniden sağlanacağına' inanıyor. Bir kısmı ise, kendi
kaderine terk edilmiş, ne yapacağını bilmiyor. Bir kısmı
için de bu koşullarda anavatanlarına göç gündeme gelmiş
durumda. Bu anlamda yüz on beş Çerkes, göç etme istekleri
ile yukarıdaki mektubun sahibi ve imzacılarıdırlar. Sayıları
açısından bakılırsa, sorun bundan çok daha öte gibi
görünüyor. Durum bireysel ya da grupsal göç değil, toplu bir
göç kapsamındadır diye düşünülebilir.
2.
Kabardey
Balkar Cumhurbaşkanı Arsen Kanoko'nun, geçen
hafta sk-news.ru'ya verdiği demeci ve düşündürdükleri,
konuyla ilgili. Kabardey Balkar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Arsen Kanoko'nun yaptığı açıklama, özetlenen biçimiyle
şöyle; "Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nden çıkmış olan
kişilere serbestçe Rusya Federasyonu'na dönme hakkının
verilmesi konusunda Cumhuriyet Parlamentosu Rusya
Cumhurbaşkanı'na başvurma kararı aldı." "Bir çok kişi, kan
kardeşlerimizin repatriyasyonuna (anavatana dönüşlerine)
karşı çalışmalar yürütüyor. 'Büyük Çerkesya' klişesi icat
ediyorlar, oysa koskoca Rusya'da sadece 140 milyon nüfus var
ve yakında çalışacak kimse kalmayacak, Vietnam ve Çinden
bile göçmenler davet ediyoruz'' diyor. Bunların kimler
olduğundan söz etmiyor. ''Rusya yanlısı, çalışkan,
anadillerini ve adetlerini korumuş yurttaşların ülkeye
dönmelerinden korkmamak gerek."derken (çeviri: Huaj
İbrahim), Rusya yanlısı olmak ne demek, pek açıklamıyor.
Ancak, yazıya göre Kanoko diasporadaki Çerkesler'in
anavatanlarına dönmesini, şimdilerde kalifiye, ileride her
tür iş gücü sıkıntısına katkı olarak mı görüyor acaba?
Çerkesler'in sürgün edilişlerinde Osmanlı Yönetimi'nin
fikriyle örtüşüyor. Osmanlı Yönetimi'nin de görüşü,
Çerkesler'in savaşçı yeteneklerinden yararlanılarak bozulan
Osmanlı ordusunu toparlamak ve o zamanlar ihtiyaç olan,
demiryolu inşaatlarında bedava-ucuz işgücü sağlamak idi...
Böyle de olmadı mı?
Cumhurbaşkanından, daha içerden konuşması beklenirdi. Bu
demecin cümle aralarındaki anlam; sanki başka bir ülkenin
devlet başkanının görüş bildirmesi gibi. Anavatanlarından
sürülmüş ve soykırıma uğramış Çerkesleri, potansiyel iş gücü
olarak görmek toplumuna yabancılaşmanın belirgin dışa vurumu
değil mi? Diaspora Çerkesleri'nin tarihsel olarak
anavatanlarına dönmeleri, akrabalarıyla kucaklaşması ve
tarihsel haklarının iadesi bir lütuf, bir sadaka değil
evrensel bir haktır. Üstelik gasp edilmiş, bu gün de geri
verilmeyen bir haktır. Gasp edilmiş bu hakkın koşulsuz
olarak iade edilmesi de uluslararası hukukta tartışılmaz bir
zorunluluktur.
Kanoko;
'' Diasporadaki Çerkesler, yaşadıkları ülkelerde yoğun
asimilasyon altında hızla dillerini, kültürlerini ve
geleneklerini kaybetmektedir. Dünyaya dağıtılmış ve sahipsiz
kalmış, yok olmamak için çığlıkları kesilmeyen
kardeşlerimizin anavatanlarına dönmeleri, anavatanlarıyla ve
kardeşleriyle kucaklaşması ertelenemez, tartışılamaz bir
haktır; Kafkasya Cumhuriyetleri olarak bizlerin de
kardeşlerimizle kucaklaşmak için bu hakları ve koşulları
sağlamak öncelikli görevimizdir'' demeliydi... Yoksa, belli
olmayan bir zamanda ortaya çıkması muhtemel iş gücü açığını
kapatmak için Vietnamlı veya Çinli işçilerin yerine istihdam
sorununa indirgemek yakışmamıştır... Dilim varmasa da
'dervişin fikri, zikridir' metaforu buraya uygun gibi...
3.
Gupse
Altınışık çevirisi ile Nart Dergisi'nin 81. sayısında
yayınlanan, PERIT Derneği tarafından Rusya Parlamentosu'na
gönderilen mektuba bakıldığında, Anavatanlarına dönen veya
dönmek isteyen Çerkesler'in sürülmüş ve soykırıma uğramış
dedelerinin torunları ya da çocukları olmalarından
kaynaklanan her hangi bir yasalaşmış hakları yoktur. Kafkas
halklarının, Kafkas/ Rus Savaşı'nda Çerkesler'in
varlıklarını, kültürlerini ve topraklarını savunma çabasının
emperyalist/yayılmacı Çarlık tarafından ezilerek soykırım ve
sürgün edildiğini, Rusya Federasyonu eski Devlet Başkanı
Yeltsin tarafından kamuya yapılan bir konuşmada resmen kabul
edilmiş olmasına; Adıgey ve Kabardey Cumhuriyetleri Yerel
Parlamentoları'nda on civarında yasa ve yerel kararlar
hazırlanarak kabul edilmesine rağmen, Kafkasya'ya gelerek
oturum almak, yerleşmek veya vatandaş olmak isteklerinde;
bir Alman, bir İngiliz ya da her hangi bir Afrikalı millet
ya da devlet vatandaşından farklı bir yasal hakka sahip
değildirler... Hatta bu isteklerine hafif kuşkuyla bile
bakılır...
(Kafkas
Cumhuriyetleri'nin bazılarında yeşil pasaportları sorun
olduğu için, Türkiye'ye gelip iade edip mavisini alanların
olduğu biliniyor...) Yurt içinde veya yurt dışına sürülen
milletlerin 'haklarının iadesi öneri ve yasalarının', hemen
hemen kimsenin ismini olumlu anmadığı Yeltsin zamanında
yapıldığı görülür. Ancak bu yasaların bölgelere göre
uygulanmasındaki özel politika nedeniyle, Kafkasya kapsam
dışında kalmış gibi şimdilik. Bundan yararlanan bir çok
azınlık oldu. Başta Kabardey'deki Balkarlar'ın geri dönüşü
olmak üzere, Tatarlar, Çeçenler gibi... Putin döneminde ise
bu haklar gündeme gelmemiştir. Oysa Putin'in yüzde yüzlere
yaklaşan yükseklikteki oyu da Kafkasya'dan alıyor/almış
olması anlamlı değil mi?...
4.
KAFFED'in (Kafkas Dernekleri Federasyonu) Suriye'deki
gelişmeleri ve anavatana dönmek isteyen kardeşlerimizin
sorununu Rusya Federasyonu Elçiliği düzeyine ve Türkiye
Parlamentosu'nun bazı alt komisyonlarına, bireysel vekillere
taşımış olması ile iyi niyetli bir çaba içinde olduğu
görülüyor. Ancak , Türkiye'nin hangi gerekçelerle olursa
olsun, bu işte taraf olması önemli. Ocak ayı sonlarında Türk
Dışişleri ile Rusya Federasyonu Dış İşleri Bakanları
görüşmesinde gündeme geleceği umudumuzu büyütmek isterim.
Öte
yandan KAFFED de sorunu 'dönüşe istekli olanlarla' sınırlı
tutuyor görünüyor. Toplamını kapsayan öneri, tedbir ve
çözüme sahip değil sanki. Bunu anlamak mümkün. İşi, güç
oranında omuzlanması doğal sayılmalı. Gerçekçi gibi
görünüyor. Ancak, kriz son derece büyük. Bu büyüklükteki bir
krizi yönetmek ve çözmek için asgari düzeyde olsa bile bazı
olanaklara önceden sahip olmak gerekir. Bir bakıma bir buçuk
asırlık diaspora Çerkesleri'nin anavatanlarına dönmeden
varlıklarını sürdüremeyeceği, asimilasyon karşısında güneşli
günde kar gibi erimekte olduğu hepimizin ortak bilinci ve
ortak düşüncesi.
Bu
günlerde anavatana dönüş için hevesli Çerkesler'den de pek
söz edemeyiz. Ancak, Suriye'deki durum, Suriye'deki
Çerkesler için bir toplu dönüş olanağı, hatta kardeşlerimiz
için bir zorunluluk durumunda olduğu da düşünülmeli sanırım.
Bu başarılırsa, büyük bir emsal olacağı düşünülmesi gerekmez
mi. Sorun yukarıda anlatılmaya çalışılan; Suriye'deki
gerilimin korkutucu boyutu içinde, Çerkeslerin sahipsiz
kalmış olması. Çerkesler'in bu krizin içinde yer alış
biçimi.
Oysa geç
kalınmadan, tüm dünya Çerkesleri, Suriye'deki
kardeşlerimizin yanında durmalı ve cesaretle taraf olmalı.
Buna uygun yapılanmaya gidilerek, her olanağın harekete
geçirmesi çabasına girmelidir sanırım. Bu çaba için KAFFED,
tüm diasporayı kapsayacak şekilde, iş ve amaç üzerinden
yeniden örgütlenmesi gerekebilir mi acaba ... Akla gelen iş
ve önlemlerin bir kısmı şunlar olabilir.
1.Gerekli yasal düzenleme. Kafkasya Cumhuriyeti'nde özel,
Rusya Federasyonu'nda genel anlamda, gerekli yasal
düzenlemelerin yapılması gerekir. 2.Gerekli olan para.
Kafkasya Cumhuriyetleri'nin bütçelerinden bu konuya
ayrılmış/ayrılacak para ( fon ) ayrıca KAFFED tarafından
ulusal ve uluslararası boyutta yürütülmüş/yürütülen maddi
kampanya sonunda oluşturulmuş bir fon yok sanırım. Bu konuda
acilen adım atılamaz mı acaba?. 3. Süreci yürütecek hukuksal
ve siyasi destek kurum ve kuruluşların oluşturulması. 4.
Anavatan'a göç edeceklerin tam bir bilançosunun çıkartılması
işini yürütecek kurum ya da kurumları oluşturmak. 5. Bu
sürecin sonunda göç edecek Çerkesler'in kazanılmış hak ve
kazançlarının güvence altına alınması için gerekli yasal
düzenlemelerin sağlanması işi... 6. Anavatanlarına dönecek
sürgündeki yurttaşlara verilmek üzere ayrılmış, arazi, arsa
gibi olanakların sağlanması için Anavatan Cumhuriyetlerle
görüşmeler 7. Anavatan'a dönecek ailelerin çocuklarının dil
ve eğitim sorunları için çözüm üretmek. 8. Dönen/dönecek
ailelerin geçimlerini sağlamak için istihdam olanaklarının
araştırılması... Cumhuriyetler ve KAFFED bu konularda bir
çalışma yapmalı sanırım.
Sovyetler Birliği dağılalı, yirmi beş yıla yakın zaman
oluyor.
Yukarıda
sözü edilen şeylerin düşünülmesi ve oluşturulması gereken
zaman şimdi değil, çok daha öncelerden olmalıydı. Sürgündeki
vatandaşlarıyla ilgili yeteri kadar kaygı ve endişe
taşımayan Anavatan Yöneticileri, Suriye olayı gibi sıcak
gelişmeler nedeniyle olsa bile, durumu geçiştirmenin ötesine
geçemeyecek tedbir ve çağrılar toplumsal yeniden
yapılanmamızı sağlayamayacağı düşünülmelidir. İzmir Ekonomi
Üniversitesi'nde İletişim dersleri veren arkadaşım Doç.
Zafer Yörük anlatmıştı bu yaz sonu. Zafer, Londra da siyaset
bilimi eğitimi aldığı sırada, İngiliz vatandaşı Jane ile
evlenmişti. Jane'ı biz de tanımış pek de sevmiştik. Zaferin
kayınpederi, İngiliz bir kadınla evlendiği için Yahudi
cemaati tarafından inanç ve sosyal yapıdan tecrit etmiş bir
Yahudi'ydi. Öte yandan, Yahudilerde aile soy ağacı kadın
üzerinden yürütülür. Buna rağmen Jane ve kardeşleri yedi
yaşına geldiğinde İsrail Hükümeti bunları Londra da bulmuş
ve tüm kardeşlere, İsrail pasaportu ve vatandaşlığı vermeyi
önermiş... Onlar da kabul etmişler... Bizim böyle
yönetimlerimiz ne zaman olacak bilmiyorum ama, şimdilik,
Anavatanına dönmek isteyen sürgündeki bir Çerkes'i herhangi
bir yabancıdan ayıracak yasal hakların ve düzenlemelerin
sağlanması bile büyük bir adım olacaktır...
Sonuç
yerine: Yukarıda sözü edilen sorunlar ve çözümler için
senkronize hareket etmesi gereken devletler ve kurumlar çok
açık.
Adım
atılacak mı acaba. Musibetin nasihatten daha öğretici olduğu
metaforuyla, Suriye'deki bu durum bize bir çıkış yolu
öğretecek mi bilmiyorum, ama umuyorum.
Yağan
karın ritmik karmaşası zihnimi terk etmemiş. Ritmine bağlı
düzenli sesler çıkardığı için kimi zaman yağmuru dinleriz,
kar yağışı ise daha çok seyirlik... Bilinçaltımda dinlenen
ve yığılan ne varsa ayaklanmış ve bu yazıya dönüşmüş ise,
sürgünde yaşamak zorunda olanların sahipsiz kalmışlığın
dayanılmaz çaresizliği, denize düşenin yılandan medet umması
saflığı içindeki çabaların karmaşasından başka ne olabilirdi
ki... Ben bunları yazmaya çalışırken, hatta düzeltme
sırasında kaç Suriyeli yaşanan kör çatışmada öldü; bunun
kaçı Çerkes diye düşünmeden edemiyorum. Yeryüzünün neresinde
olursak olalım, güvenli evimizde, bir yemekte, eğlenirken,
yolda yürürken Suriye'deki kardeşlerimiz aklımıza düşmeli ve
kaygılanmalı; yapabileceğimiz bir şeyler olmalı duygusunu,
isteğini ve görevini aklımızda dolaştırmalıyız. Bu toplumsal
bilince ulaşmadığımız sürece gelecek kaygılarımızın,
yuvarlanan kar topu gibi büyüyeceğini bilmeliyiz...
Ölümün
en anlamsızlarından biri, tarafı olmadığın bir çatışmanın
arsasında kalarak, arada ölmek... Bunun adı pisi pisine
ölmek, kim vurduya gitmek değil mi... Kar yağışı dünyadaki
kara lekeleri kapatarak saf beyaza çevirmesi gibi kalbimdeki
kaygıları, kör noktaları ve kararan kısımları kapatsa,
beyaza boyasa, daha çok sevecektim. Yağmurlara da
küsmeden... Herkesi, gücü, yetkisi ve işgal ettiği makama
bağlı olarak, ayna karşısında vicdanlarıyla yüzleşmeye
çağırıyorum...
MANSUR
BALCI, 27. OCAK. 2012 NALÇİK
|