|
“Kapının
açılması için ilk önce kapıyı çalmanız gerekir”
Abhaz Atasözü
23 Temmuz 1992 tarihinde fiilen (de facto) Gürcistan’dan
bağımsızlığını ilan eden Abhazya’da parlamento seçimlerinin
birinci turu 4 Mart ve birinci turda adaylardan birinin
yüzde 50 oy oranını aşamadığı 17 bölgede düzenlenen ikinci
tur 18 Mart 2007’de yapılmıştır. Parlamentodaki 35 sandalye
için 117 aday yarışmasına rağmen, sonuçlar sürpriz olmamış
ve milletvekillikleri Devlet Başkanı Sergey Bagapş ile
Devlet Başkanı Yardımcısı Raul Hacimba’ya yakın adaylar
arasında bölüşülmüştür. Abhazya, büyük veya ses getirecek
bir yer olmadığından ve Rusya Federasyonu ile Gürcistan’ın
dünyadan soyutladığı küçük bir coğrafya olduğundan dolayı bu
tanınmamış topraklarda meydana gelen parlamento seçimleri
dünyada ve Türkiye’de yankı bulmamış ve gölgede kalmıştır.
Parlamentonun yeni yapısı ana hatlarıyla Abhazya sorununda
ciddi bir değişime yol açmayacaksa da Abhazya'nın Bagapş
önderliğindeki yönetiminin ülkenin iç ve dış politikasını
yenileme sürecine girmesi beklenilmektedir. Nitekim,
parlamento seçimleri sonrasında 21 Nisan’da Bagapş’ın
Abhazya’nın yeni dönemini ve geleceğini görüşmek, siyasi,
sosyal ve ekonomik konularda işbirliğini geliştirmek
amacıyla Türkiye’yi ziyaret etmesi kesinleşmiştir. Bu
bağlamda, Bagapş’ın Türkiye temasları ve iletilecek
mesajlar, Abhazya, Gürcistan, Rusya Federasyonu, Türkiye ve
Kafkasya’nın geleceğinin belirlenmesi bakımından önem
taşıyacaktır.
Güneybatı Karadeniz kıyısında bulunan Abhazya’nın yüzölçümü:
8.600 km², nüfusu 300 bin’dir. 1992-93 Gürcü-Abhaz savaşı
öncesi nüfusu ise (1991) 550 bin’dir. Sovyetler Birliği
devrinde Karadeniz kıyısında Gürcistan’a bağlı özerk bir
cumhuriyet olan Abhazya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının
ardından Gürcistan’dan tek yanlı bağımsızlık ilan etmiştir.
Bunun üzerine, 14 Ağustos 1992 tarihinde Gürcü kuvvetlerinin
Abhazya’nın başkenti Sohum’a girmesi ve buna Abhaz
kuvvetlerinin cevap vermesiyle patlak veren
Gürcistan-Abhazya ihtilafı topyekûn savaşa dönüşmüştür. Bu
savaş bir yıldan fazla sürerek 30 Eylül 1993 tarihinde Gürcü
kuvvetleri ile Gürcü nüfusunun Abhazya’yı terk etmesiyle
sonuçlanmıştır. Savaşta iki taraftan yaklaşık 7 bin kişi
ölmüş, 250 bin Abhazyalı Gürcü mülteci haline gelmişti.
1992-93 yılları arasındaki Gürcistan-Abhazya savaşı, Abhazya
açısından büyük bir sosyal ve ekonomik yıkımı getirmekle
kalmamış, Gürcistan ile yeniden bir araya gelme seçeneğini
de büyük ölçüde tüketmiştir.
4. yüzyıldan itibaren Hıristiyan olan, Çarlık Rusyası'nın
1783’de vassalı olmayı kabul eden, 1801’de doğrudan Çarlık
Rusyası'na bağlı eyalet olan Gürcistan’ın, Sovyetler
Birliği’nin dağılmasına kadar istikametinin Rusya’ya dönük
olmasına karşın, Abhazya Gürcistan’dan farklı bir politika
benimsemişti. Abhazya etnik ve kültürel olarak aynı kökten
gelen Kuzey Kafkasya halkları ile birlikte Çarlık
Rusyası’nın işgaline direnmiş ve bu nedenle Osmanlı
Devleti’nin vassalı olan Abhazya nüfusunun yüzde 70'ini
oluşturan müslüman (sunnî-hanefi) nüfus 1864 ve 1878’de
soykırıma ve Osmanlı Devleti’ne doğru zorunlu göçe tabi
tutulmuş ve günümüze uzanan Abhaz Sorununun temelleri
atılmıştır.
3 Ekim 2004 tarihinde yapılan Abhazya devlet başkanlığı
seçiminin Rusya Federasyonu'nun arzu etmediği bir biçimde
Bagapş lehine sonuçlanmasından sonra ortaya çıkan iç savaş
tehlikesi, Abhaz halkının devlet başkanlarını seçmek için 12
Ocak 2005 tarihinde tekrar sandık başına gitmesine yol
açmıştı. 3 Ekim seçimlerinde Abhazya’nın ilk Devlet Başkanı
Vladislav Ardzınba ve Rusya Federasyonu’nun desteklediği
aday olan Raul Hacimba seçimi kaybetmiş, buna karşın Abhaz
halkının desteklediği aday olan Sergey Bagapş seçimi
kazanmıştı. Söz konusu seçim sonucunda ortaya çıkan içsavaş
tehlikesi ise Bagapş’ın 12 Ocak seçimlerine 3 Ekim
seçimlerinde en çok oyu alan Hacimba ile tek liste ve ortak
ekonomi programıyla katılması ile önlenebilmişti. Buna göre,
Bagapş devlet başkanlığına, Hacimba ise devlet başkanı
yardımcılığına aday olmuş ve söz konusu ortaklık seçimi
kazanmıştı. Aslında, Moskova’nın ağırlığını koyması ile
sağlanan bu çözüm, Rusya Federasyonu ile Abhazya halkı
arasında bir uzlaşma sağlama çözümü olmuştu. Moskova’nın
baskılarına rağmen, Abhazya devlet başkanlığı seçimlerinin
beklenmedik bir biçimde sonuçlanması ile birlikte, bu
tanınmamış ülkede meydana gelen sessiz devrim dünyada yankı
bulmasa da Abhaz halkı yozlaşmış bir yönetim ve Rusya
Federasyonu’nun gölgesinde kalmış bir Abhazya’dan kurtulmak
istediğini, iktidar nimetlerini Moskova’nın desteği ile
kullanan ve iktidarı bırakmak istemeyen yönetici sınıfı
tasfiyede kararlı olduğunu seçim sandığında ikinci defa
göstermişti.
Abhazya’nın asıl korkusu yok olma tehlikesi ile karşı
karşıya olmasıdır. Tanınmayan bir devlet düzeni, zaten az
olan nüfusun arttırılamaması ve Abhazca’nın Rusçanın baskısı
altında erimesi, Abhaz aydınlarını tedirgin etmektedir. Bu
nedenle, Abhazya’nın istikrar ve güvenliğini sağlamak, Abhaz
nüfusunu artırmak, Rusya Federasyonu ve Gürcistan ile
ilişkilerini dengelemek için Türkiye ile ilişkilerin
geliştirilmesi arzulanmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye
ziyareti sırasında Bagapş’ın Abhazya ile Gürcistan
arasındaki sorunların çözülmesi için Türkiye’nin arabulucu
olmasını ve Abhazya’ya uygulanan deniz ve hava ulaşım ile
ticari ambargonun insani ölçülere çekilmesini isteyeceği
tahmin edilmektedir. Değişim ve kimlik isteminde ısrarcı
olan Abhazya’nın tarihî, kültürel ve akrabalık bağlarının
bulunduğu Türkiye ile ilişkilerini yeniden geliştirmek için
atağa geçmesi, Abhazya-Türkiye ilişkilerinin geleceğinin
belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Nitekim, Abhazya
iktidarı ve halkı üzerinde büyük etkisi olan Dünya Abhaz-Abazin
(Abaza) Halkları Birliği’nin 11 Haziran 2005’de Türkiye’de
toplanması, Abhazya’nın siyasi, sosyal ve ekonomik konularda
Türkiye ile işbirliğini geliştirmekte kararlı olduğunu
göstermektedir.
Günümüzde Abhazya’nın ithalatının yüzde 70’i ve ihracatının
yüzde 30’u Türkiye ile gerçekleşmektedir. Ekonomik, tarihi
ilişkilere ve kan bağına karşın, günümüzde ABD, AB, Almanya,
İngiltere, İtalya ve Fransa merkezli 15 sivil toplum
kuruluşunun Abhazya’da faaliyet göstermesine karşın
Türkiye’den herhangi bir sivil toplum kuruluşu Abhazya’da
bulunmamaktadır. Bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye’nin
Kafkasya coğrafyasındaki tarihsel miras ve sorumluluğuna
sahip çıkması ve bu bağlamda Kafkasya’daki çıkar ve
hedeflerini yeniden tanımlaması gereği her zamankinden daha
çok öncelik arz etmektedir. |