|
An-Ra
ÜMİT YAĞAN*
Nart Dergisi 69. Sayı
Pek çok bilimadamı, ilk
çağlarda yerli Anadolu halkının konuştuğu Hatti diliyle Kuzey Kafkas
dilleri arasında ilişki kurmaktadır. Hatti dilini, Abhaz/Adığe diliyle
akraba sayan bilimadamları da bulunmaktadır. Diğer yandan belge
yetersizliği nedeniyle Hatti dili tam çözülememiştir. Bu nedenle bazı
bilimadamları da Hatti diliyle Kuzey Kafkas dilleri arasında var olduğu
iddia edilen ilişkiye kuşkuyla yaklaşmaktadırlar (Ünal,syf:173).
Maalesef, Hattice
olduğu bilindiği halde açıklanamayan sözcükler de bulunmaktadır. Bu
sözcükleri açıklamaya çalışmak, konuyla ilgilenen her araştırmacının
görevidir. Açıklanamayan sözcüklerden biri de "Kaniş / Neşa" sözcüğüdür.
"Kaniş / Kaneş", ilk
çağda Anadolu'da bir kentin adıdır. Sözcüğün Hattice olduğu
bilinmektedir. Aynı kente Hitit dilinde"Neşa" denildiği de saptanmıştır.
Ancak bu değişimin nedeni bilinmemektedir, konu bilim çevrelerinde
tartışılmaktadır.
İşte, bu çalışmamızda,
"Kaniş / Neşa" sözcükleri arasındaki ilişkiyi Abhaz / Adığe dil
grubundan yararlanarak açıklamaya çalışacağız.
İlgi gösterdiğimiz
konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ve konumuzu ilgilendirdiği ölçüde
"Kaniş" krallığı dönemindeki tarihi olaylara, bu dönemde Anadolu'da
yaşayan halkların tarihleri, dilleri ve kültürlerine, "Kaniş / Neşa"
sözcükleri konusunda bilimadamlarının görüşlerine değineceğiz.
1.Anadolu'nun Yerli
Halkı Hattiler
Anadolu'nun adı bilinen
en eski halkı Hattilerdir.
İlk defa A.Götze,
Alişar ve Alacahöyük'teki Erken Bronz Çağı tabakalarının Hattilerle
ilgili olduğunu ileri sürmüş, daha sonra Kurt Bittel de aynı düşünceyi
benimsemiştir. Ekrem Akurgal da aynı düşüncededir (Akurgal, syf:32).
Ahmet Ünal'a göre ise, Neolitik, Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı’nı
kesintisiz bir şekilde yaşayan, yüksek bir kent kültürü kuran, M.Ö 3
binli yılların ortalarında madencilikte Mezopotamya kültürleriyle boy
ölçüşecek düzeye ulaşan Anadolu uygarlığının sahibi olan halkın "Hattiler
oldukları hiç kuşku götürmez"( Ünal, syf:54).
Esasen, en eski yazılı
kaynaklarda da Anadolu, "Hatti Ülkesi" olarak anılmaktadır. Akurgal'ın
saptadığı üzere bu adlandırma 1700 yıl kullanılmıştır (Akurgal,syf:30).
M.Ö.2000 yıllarından itibaren Anadolu'yu istila eden Hititler bile,
ülkelerinden "Hatti Ülkesi" olarak söz etmişlerdir.
2. Asur Kolonileri
Döneminde Anadolu
M.Ö. 3. bin yılın
sonlarında Mezopotamya'da kurulan Akad İmparatorluğu (M.Ö 2350-2150)
krallarından Naram-Sin'in Amanosları ve Torosları aşarak Anadolu'ya
girdiği ve Hatti kralı Pampa'nın liderliğindeki 17 şehir devletinden
oluşan Anadolu koalisyonunu yendiğini belirten Sartamhari metinlerinden
anlaşıldığına göre Hititlerden önce Anadolu'da merkezi bir devlet
kurulamamıştı. Birbirleriyle egemenlik mücadelesi yapan küçük şehir
devletleri vardı. Bu devletlerden biri de Kaniş/Kaneş devletidir(Memiş,
syf:32). Anlaşıldığına göre Hattiler, "3. bin yılın ortalarından beri
küçük krallıklar, beylikler halinde idare ediliyorlardı"( Akurgal, syf:31).
Krallıklar genellikle bir kentten ve kent çevresindeki topraklarda
çalışan halktan oluşuyordu. Krallıkların yönetim merkezi olan kent, aynı
zamanda dinsel merkezdi. Krallıkların arasında çekişmeler varsa da
yıkımla sonuçlanan savaşların olmadığı arkeolojik olarak da
doğrulanabilmektedir (Brandau-Schickert, syf:14).
Bu dönemdeki Anadolu
kentlerinin Mezopotamya ile gelişmiş ticari ilişkilerinin olduğu
anlaşılmaktadır. Asur kralı Sargon zamanında Asurlu tüccarlar Puruşhanda
kentiyle ticaret yapmaya başlamışlardı (Akurgal,syf:46). M.Ö. 1900
yıllarında ise bu ticaret ilişkilerinin çok geliştiği anlaşılmaktadır.
Bu dönemde Asurlular, Kayseri yakınlarındaki Kültepe höyüğüne
konuşlandırılan Kaniş / Kaneş ve Hattuş kentlerinde "Karum" adı verilen
ticaret merkezleri kurmuşlardı. Başka ketlerde de daha küçük ticaret
istasyonları vardı. Kaniş karumu, Anadolu'daki diğer karumların da
merkezi durumundaydı. Asurlu tüccarlar daha çok tekstil ürünleri ve
kalay satıyor ve maden cevheri alıyorlardı (Ünal, syf:54).
Asurlular ticari
kayıtlarını kil tabletler üzerine yazıyorlardı. Hattilerin Asurlu
tüccarlar vasıtasıyla yazıyı tanıdıkları anlaşılmaktadır. Bu yazılardan
Hattiler hakkında da çeşitli bilgiler ediniyoruz.Yine bu yazılardan,
daha önce Anadolu'da yaşamayan yabancı insanların da Anadolu'ya
yerleşmeye başladıklarını öğrenmekteyiz. Bilim adamlarının "Hitit" adını
taktıkları bu yabancı halkların izlerine ilk kez Kaniş kentinde
rastlanılmaktadır (Akurgal, syf:43).
Anadolu'ya göç eden
yabacıların (Hititlerin) ilk kurdukları krallığın Kussara adını taşıdığı
anlaşılmaktadır. Kaniş / Kaneş krallığının Kussara kralı Anitta (ya da
babası Pithana) tarafından ortadan kaldırıldığı kabul edilmektedir (Alp,
syf:53). Yapılan kazılar, bu dönemde Kaniş kentinin ve bitişiğindeki
Asur karumunun bir yangınla tahrip edildiğini belgelemiştir ( Akurgal,
syf:533). Nezahat Baydur'a göre, işgalden sonra "Kaniş karumunda ticaret
uzun bir süre durmuş ve şehir boş kalmıştır"(Baydur, syf:58). Ekrem
Akurgal, Kaniş kentinin 30-40 yıl iskan görmediğini, daha sonra Anitta
tarafından başkent haline getirildiğini belirtir (Akurgal, syf:45-533).
Kentin bu dönemde "Nesa / Neşa" olarak anılmaya başlandığı, etrafının
surla çevrildiği, bazı tapınaklar yapıldığı anlaşılmaktadır.
Pek çok bilimadamına
göre, Anitta, Babil kralı Hammurabi'nin çağdaşıdır. Ekrem Akurgal da
aynı görüşü benimser (Akurgal, syf:45). Bu durumda kentin M.Ö.1750
civarında "Neşa" olarak anılmaya başlandığı söylenebilir (Umar, syf:115).
3. Asur Kolonileri
Çağında ve Öncesinde Anadolu'da Konuşulan Diller
Asur kolonileri
öncesindeki dönemde Anadolu'da adı bilinen iki halk vardır: Hattiler ve
Huriler. Anadolu'nun en eski yerlisi olan halklar bunlardır. Hurriler,
Doğu Anadolu, Güney-Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya'da yaşamışlardır (Dolukhanov,
syf:432). Hatti yurdu ise Orta Anadolu'dur. Bu iki halkın dili de Kafkas
dilleriyle ilişkilendirilmektedir (Dolukhanov, syf:484).
Asur kolonileri
sonrasında Anadolu'da görülen ve Hint- Avrupa dili konuşan halkların
hepsi de Anadolu'nun yerlisi olmayan ve Anadolu'ya göçmen olarak gelen
halklardır. Bu göçmen halklar Hint-Avrupa dili konuşmaktadırlar.
A- Hitit Dili
Hint -Avrupa dili
konuştuğu kesin olan ilk halk Hititlerdir. Hitit dili ilk kez Kaniş /
Neşa kentinde kayıtlara geçmektedir (Akurgal, syf:43). Sedat Alp bununla
ilgili şu saptamaları yapmaktadır:
"Hititçe tabletler
okunduktan sonra Hititlerin kendi dillerine nasili, nisili ya da
nesunnili "Nesaca"(Nesa kentinin dili), kendilerine de nesumna "Nesalı"
dedikleri anlaşıldı. Nesa, Hititlerin erken Hitit çağındaki (Koloni
çağında) bir başkentinin adıdır. Bu kentin aynı çağda ve Hitit çağındaki
diğer adı Kanes'tir. Bu nedenle Hitit metinlerindeki Kanisumnili "Kaneşçe"
sözü de Hititçenin diğer adıdır. Kanes/Nesa günümüzde Kayseri'nin
doğusundaki Kültepe'dir" (Alp,syf:5).
Ekrem Akurgal'a göre,
Kaniş kentinde yerli halkla, kendilerini Neşalı olarak tanıtan Hititler
birlikte oturuyorlardı."Kent halkının büyük çoğunluğu Hattilerden yine
önemli bir bölümü Hurrilerden oluşuyordu" (Akurgal, syf: 46). Kentin
bitişiğindeki karumda ise Asur dili konuşuluyordu. Kentte Luvi dilinin
de konuşulduğu kabul edilmektedir (Baydur,syf:52).
Hitit dönemindeki Kaniş
/ Naşa kentinde konuşulan dilleri böylece tespit ettikten sonra,
konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından bilimadamlarının Hatti ve
Hitit dili hakkındaki görüşlerini kısaca belirtmek istiyoruz. Hititler
daha önce de belirtildiği üzere Anadolu'nun yerlisi olmayan
Hint-Avrupalı bir dil konuşuyorlardı. Bu dilin Anadolu'nun yerli halkı
olan Hatti halkının diliyle hiçbir akrabalığı yoktur, ancak bu iki halk
Anadolu'da yüzyıllarca iç içe yaşadılar. Hititler kendilerine "Hatti
adamları" diyecek kadar Hatti dilinden ve kültüründen etkilendiler.
Aslında yalnızca kültürel etkilenme söz konusu değildir. Hatti halkı da
Hititler tarafından büyük ölçüde asimile edilmiştir. Öyle ki, Hititler
Ana-dolu'ya pek az bir nüfusla gelmiş oldukları halde (Ünal, syf:55).
Büyük Hitit İmparatorluğu çağında Hititçenin konuşulup konuşulmadığı
bilinmemekte, pek çok bilimadamı tarafından ölü dil sayılmaktadır (Alp,
syf:5).
Hititçe, yalnız Hatti
dilinden değil, başka dillerden de büyük ölçüde etkilenmiştir. Ahmet
Ünal şu tespitleri yapmaktadır:
"Hititçe, Hint -Avrupa
dil ailesine mensup bir dildir. Ancak, yazıyla birlikte en başta
Sümerce, Akadca ve Hurriceden ve en belirgin şekliyle Hattice olmak
üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok sayıda
kelime yüzünden dil tamamen yancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük
dağarcığının sayısı çok azalmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse,
Hititçenin durumu, tıpkı Farsça ve Arapça terkiplerden oluşan Osmanlıca
gibidir. Bundan dolayı nasıl ki iyi Arapça ve Türkçe bilen bir insan
sathi de olsa Osmanlıcayı anlayabilirse, iyi Sümerce, Akadca ve
Hint-Avrupa dillerinden Grekçe ve Latince bilen bir insan, bir Hitit
metninin içeriğini az çok anlayabilir. Zaten Hititçeyi çözmekle üne
kavuşan B.Hrozny'nin yaptığı da bundan ibaretti"( Ünal, syf:58).
B- Hatti Dili
Hatti dili konusunda
Ahmet Ünal şu saptamaları yapmaktadır:
"Hattice yerli Anadolu
dilleri arasında Hitit çivi yazısına geçirilen tek dildir ve yapısı
Hititçeye tamamen yabancıdır; daha ziyade Türkçe, Sümerce ve Kafkas
dillerini anımsatmaktadır. Hititçe metinlerin içine serpiştirilmiş olan
Hattice mesajlar dini metinlerde ilahiler şeklinde okunurdu.
Hattiler maalesef kendi
dillerini kendileri yazmamışlar, onların dil kalıntıları, din ve
kültürdeki üstün-lükleri sayesinde Hititçe metinlerin içine girmiştir.
Hititler Hattice ilahiler, ayinler ve şarkıları, bazen tercüme ederek,
bazen de tercümesiz, metinleri içine almışlardır. Ayrıca Hatti kökenli
efsaneler de vardır. Ama Hattice ile ilgili en önemli belgeleri, Hattice-Hititçe
iki dilli yapılan ayinleri oluşturur. Ne yazık ki, tüm bu dil malzemesi,
Hatti dilini çözmek için yeterli değildir ve bugün Hattice grameri ve
kelime hazinesiyle karanlıklar içerisindedir"( Ünal, syf:166).
Aynı konuda Sedat Alp
şöyle demektedir:
"Yapılan araştırmalar
ile Hatticenin Sümerce, Hurice, Urartuca ve Türkçe gibi aglutinant bir
dil olduğu anlaşılmıştır. Bazı araştırmacılar Hatticenin Kafkas
dillerine yakınlığı üzerinde durmaktadırlar"( Alp,syf:3).
Kafkas dilleri, yerli
Anadolu dilleri (Hattice ve Hurice), Sümerce, Etrüskçe ve Baskça
arasında bir ilişki bulunduğunu ilk kez, Gürcü asıllı Sovyet bilimadamı
Nikolay Ya Marr, Yafet Dil Teorisini geliştirerek ileri sürdü. Alman
bilimadamı E.Forrer de Kafkas dilleriyle Hattice ve Sumercenin akraba
olduğunu savundu. Aynı şekilde Çek bilgini j.Von Meszaros Ubıh (Ubych/Pekhy)
diliyle Hattice arasında genetik akrabalık bulunduğu tezini ortaya attı.
İngiliz bilimadamı Oliver Robert Gurney'e göre de "Hatti dili, Kuzey
Kafkas dil grubuyla ilgili olabilir"(Gurney, syf:106). Rus dilbilimcisi
I.M.Diakonoff'a göre ise, "Hattice, Kafkas dillerinin Abhaz-Adığe
grubuyla akrabadır" (Dolukhanov,syf:484).
4."Kaniş / Kaneş /
Neşa" 'nın Aynı Kent Olduğu Varsayımı
"Kaniş / Kaneş"
kentinin adı ilk kez Sartamhari tabletlerinde görüldüğünden Hattice
olduğu kesindir. Daha önce de belirtildiği üzere Kaniş / Kaneş, Kayseri
yakınlarındaki Kültepe höyüğüne konuşlandırılan kentin ilk adıdır. Bu
kentin Hititler tarafından "Neşa / Nesa" adıyla anıldığını
bilim-adamları ileri sürmektedirler. Bu konuda Akurgal şöyle demektedir:
"Sedat Alp, daha önce
Güterbock tarafından öne sürülen Neşa=Kaniş varsayımını yeni delillerle
pekiştirmiştir. Böylece Asurlu tüccarların tabletlerinde Kaniş olarak
bilinen kentin Boğazköy'ün aşağıda göreceğimiz yazılı belgelerinde Neşa
olarak adlandırılan yerleşme ile bir olduğunu saptamıştır. Nitekim yeni
bulunan bir Boğazköy metninde Sedat Alp'in bu görüşü doğrulanmıştır.
Heinrich Otten'e göre bu takdirde Kaniş'in başındaki Ka'nın Hattice bir
ön ek olması gerekmektedir. Bununla birlikte Güterbock'un önerdiği üzere
belki de Kaneş ya da Kneş sözcüğündeki "Kn" İngilizcede Knee, Knife de
olduğu gibi K harfi okunmuyordu. Nitekim Latincedeki nosco sözcüğünün
gnosco kökünden gelişi de bu okunuş önerisine uyan bir örnektir" (Akurgal,
syf:43).
Yine Akurgal'ın
belirttiğine göre, Hititler,"Hattuş" sözcüğünü kendi dillerine
uydururlarken hemen hiçbir değişiklik yapmadan, yalnızca sözcüğün sonuna
"a" ekini getirerek yazıp söylemişlerdir. Oysa, Kaniş=Neşa varsayımını
doğru kabul ettiğimizde, Kaniş sözcüğünün Nesa / Neşa olarak
değiştirildiğini görmekteyiz, şüphesiz ki bu değişiklik, sözcüğün
anlamında, başka deyişle, kök sözcükte yapılan bir değişikliktir. Hitit
diline uydurulan Hattuşa ve Neşa sözcüklerini incelediğimizde,
sözcüklerin sonundaki "sa / şa" bölümü dikkatimizi çekmektedir. Büyük
bir olasılıkla bu bölüm, Hitit dilindeki yer ekidir. Yine büyük bir
olasılıkla Hititler, "s / ş" sesiyle biten Hattice yer adlarını kendi
dillerine uydururlarken Hatti dilindeki kök sözcüğü olduğu gibi
bırakıyor, kök sözcüğün aldığı yer ekini kendi dillerine uyarlıyorlardı.
Acaba bu düşüncemiz
doğru mudur?
Düşüncemizi test etmek
için inceleyebileceğimiz iki sözcük vardır: Kaniş / Kaneş ve Hattuş.
Çünkü, Hitit döneminden önce kayıtlara geçen ve adının Hattice olduğu
kesin olarak bilinen kentler bunlardır. Bu sözcüklerin sonundaki "s / ş"
dikkatimizi çekiyor. Acaba bu ses Hatti dilindeki yer eki olabilir mi?
Bunu nasıl anlayabiliriz? Hatti dili, Adığe / Abhaz diliyle
ilişkilendirildiğine göre, acaba bu dillerin halen konuşulan
biçimlerinde böyle bir ek var mıdır?
Bu amaçla incelediğimiz
Abhaz / Abaza dilinde böyle bir ek bulunmamaktadır. Ancak Adığe dilinde
böyle bir ek vardır. Çok işlek olmayan bu ekle yer adları
türetilmektedir:
1. "Hace"(misafir)
sözcüğünden, "haceş" (misafir odası-misafir yeri),
2. "Ged" (tavuk)
sözcüğünden, "gediş"(kümes-tavuk yeri),
3. "Şı" (at)
sözcüğünden,"şeş" (at ahırı-at yeri),
4. "Ha" (köpek)
sözcüğünden, "haş" (köpek kulübesi-Köpek yeri),
5. "Hade" (ölü)
sözcüğünden, "hadeş" (Ölünün defnedilmeden önce konulduğu yer),
6. "Mel" (koyun)
sözcüğünden, "meliş" (koyunun sağıldığı yer). (Ber Hikmet, syf:584).
Yukarıdaki örneklerin
açık bir ilişkiyi gösterdiği söylenebilir. Bu durumda "Hattuş" ve
"Kaniş" sözcüklerinin sonundaki "ş" sesinin yer eki olduğu
anlaşılmaktadır. Yer ekini attığımızda Hatti dilindeki kök sözcük "Kane
/ Kana / Kani" biçiminde saptanabilmektedir. Bu sözcüğün bu kez Adığe
dilinde kent adı olabilecek tespit edebildiğimiz herhangi bir anlamı
bulunmamaktadır. Ayrıca ne Adığe ne de Abhaz/Abaza dilinde Heinrick
Otten'in tahminini doğrulayacak "ka" ön eki bulunmamaktadır. Ama Yine
de, Heinrick Otten'in gerçeğe oldukça yaklaştığı anlaşılmaktadır. Çünkü
"Kana/Kani" sözcüğü, Abhaz/Abaza dilinde,"Ka-na/Ka-nı" biçiminde
birleşik bir sözcüktür. Bu dilde "ka" sözcüğü, "baş" anlamına gelir."Na
/ Nı" ise, aynı sözcüğün çeşitlemesi olup "ana" anlamına gelmektedir.
Beygua Ömer'e göre,
Abhazcada "na / n" kelime sonlarında "bayan" anlamında dişisel ek görevi
görmektedir. Ayrıca, Abhaz/Abaza dilinde "a" artiklesi bulunmaktadır (Büyüka,
syf:12-88-143). Kısaca, "Ka-na / Ka-nı" aynı sözcüğün çeşitlemesi olup
Abhaz / Abaza dilinde "baş ana" anlamında kullanılmaktadır.
Bu durumda "Ka-na-ş/Ka-nı-ş"
sözcüğünün Hatti dilinde "Baş ana yer" anlamında kullanılmış olması
büyük bir olasılık gibi görülmektedir.
Aynı sözcüğün Hititler
zamanında "Na" kökü ve "şa" ekinden oluşturulan "Naşa" şeklinde yazılıp
söylendiği anlaşılmaktadır. Sözcüğün kökü olan "Na"nın Abhaz / Abaza
dilinde "ana" anlamına geldiğini yukarıda gördük. Sözü edilen dilde "na
/ nı" sözcüğü "a" artiklesini almadan kullanılmaz. Bu dilde "nan" ve "nana
/ nane" biçimleri de, bu kez artikle almamış bir şekilde anne için
kullanılır. Adığe dilinde anne anlamına gelen sözcük "ane/ana"
biçimindedir.
İ. Zeki Eyuboğlu'na
göre, Hitit dilinde "Annas" sözcüğü, anne anlamına gelmektedir. Diğer
taraftan, Bilge Umar'ın Laroche, Dictionnaire'i kaynak göstererek
verdiği bilgiye göre, Hitit dilinde Anna, Luvi dilinde Anni, Türkçedeki
Ana/Anne anlamındadır (Umar,1993,syf:76). Bu tespitler nedeniyle hem
Hatti, hem Hitit ve Luvi dillerinde "na" sözcüğünün "anne" anlamında
kullanılmış olabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu durumda "Naşa"
sözcüğünün "ana kent / ana yer" anlamına geldiği düşünülmektedir.
5.Sonuç
Bu çalışmayla, Hatti
dilinde kullanılan "ş" yer ekinin, bilim adamları tarafından bu dille
ilişkilendirilen Adığe dilinde de kullanıldığının belgelendiği
söylenebilir. Aynı şekilde, ilkçağda Anadolu'da kent adı olarak
kullanılan Kaniş / Kanaş ve Neşa sözcüklerinin anlamlarının Abhaz /
Adığe dilinden yararlanarak açıklanabilmesi de bu ilişkiyi gösteren ek
bir kanıt olarak değerlendirilebilir. Bu türden çalışmalar, Diakonoff'un
ileri sürdüğü ve bizim de doğru olduğunu düşündüğümüz, "Hatti diliyle
Abhaz / Adığe dili akrabadır" tezinin kanıtlanabilmesi için yeni
malzemeler sağlayacağından çok önemlidir. Genç araştırmacıların bu
konuya dikkatini çekmek istiyor, ilgi duydukları konularda ciddi
araştırmalara yönelmelerini bekliyoruz.
Bize gelince, Hatti
tarihi üzerinde karınca kararınca çalıştığımızı, bu çalışmanın yazmaya
başladığımız Hatti tarihinden özet bir bölüm olduğunu, bu türden
yazılarla Nart Dergisi'nde karşınıza çıkmayı umduğumuzu, çalışma
hakkındaki olumlu-olumsuz görüşlerinizi tartışmaya bir katkı sayarak
beklediğimizi belirtmek istiyoruz.
KAYNAKÇA
1. Akurgal, Ekrem,
"Anadolu Uygarlıkları", İstanbul,1989.
2. Alp, Sedat "Hitit
Çağında Anadolu", İstanbul, 2000.
3. Baydur, Nezahat,
"Kültepe (Kanes) ve Kayseri Tarihi Üzerine Araştırmalar", İstanbul,
1970.
4. Ber, Hikmet, "Ses
Anlamsal Temelinden Adığece-Çerkesce- Etüd ve Öğrenim Kitabı",
Ankara, 2007.
5. Brandau, Birgit, -
Schickert, Hartmut, "Hititler, Bilinmeyen Bir Dünya İmparatorluğu",
Ankara, 2003.
6. Büyüka, B. Ömer, "Abhaz
Mitolojisi Anaç mı?", İstanbul, 1971.
7. Dolukhanov, Pavel
"Eski Ortadoğu'da Çevre ve Etnik Yapı", Ankara, 2002.
8. Eyuboğlu, İ. Zeki,
"Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü", İstanbul, 1988.
9. Gurney, O. Robert,
"Hititler", Ankara, 2001.
10. Memiş, Ekrem, "Eski
Çağ Türkiye Tarihi", Konya, 2001.
11. Umar, Bilge,
"İlkçağda Türkiye Halkı", İstanbul, 1999.
12. Umar, Bilge,
"Türkiye'deki Tarihsel Adlar", İstanbul, 1993.
13. Özgüç, Nimet,
"Kültepe Mühür baskılarında Anadolu Grubu", Ankara, 1965.
14. Ünal, Ahmet,
"Hititler Devrinde Anadolu"(Kitap 1), İstanbul, 2002.
* Tok -Ha
Arife Yağan(Adiğe-Kabardey dili danışmanı)
Aşlidze-Ra Servet Şengül(Abaza dili danışmanı)
©
Nart Dergisi
|