|
Giriş:
Sosyal olguları, introspektif (içe-dönük), retrospektif
(geriye-dönük) veya prospektif (geleceğe-dönük) açıdan
değerlendirmek yalnızca bir tercih değil, sosyal gerçekliğin
kendisidir. Örneğin, Türkiye Çerkeslerini diasporik yönleri
itibariyle değerlendirirken introspektif, retrospektif veya
prospektif açıdan ele alındığında farklı sonuçlar elde
edilmektedir. Retrospektif açıdan Türkiye Çerkeslerinin
diaspora yaşamı sürdürdükleri söylenmesine ve son zamanlarda
yükselen Çerkes örgütlenmesi ve faaliyetlerinin çoğu
prospektif nitelikli söylemlerine karşın sosyal gerçeklik
açıdan bakıldığından, yani introspektif açıdan aynı şeyi
iddia etmek pek olası gözükmemektedir. Yapılan gözlemler de
göstermektedir ki, introspektif açıdan Çerkesler her geçen
gün Anadolulaşmaktadır. Kaldı ki, 1864 tarihi itibariyle
Kuzey Kafkasya'nın değişik bölgelerinden Anadolu'ya sürülmüş
olan Çerkesler Anadolu'nun savunulmasında ve cumhuriyetin
inşa sürecinde önemli görevlerde bulunmuş (bkz.: Ünal, 1996)
olmalarından, yalnızca bu sebepten dolayı dahi Anadolu'da
onları göçmen kategorisinde görmek yanıltıcı olacaktır.
Bugün, Çerkesler Anadolu'nun yerli halkları arasındadırlar.
Fakat, sosyal/siyasal politikalar, endüstrileşme ve
kentleşme sebebiyle, Türkiye'deki diğer bir çok etnik grup
gibi Çerkesler (bkz.: Anrews, 1989; Özbek, 1991) de yoğun
bir asimilasyon tehdidi altında bulunduğu da bir gerçektir.
Araştırmacıların yapmış olduğu gözlem ve çalışmalara göre
(bkz.: Aslan, 1992, 2005; Eser, 1999), eğer önlemler alınmaz
ve programlar geliştirilmez ise önümüzdeki nesilden
itibaren, dünya geleneksel kültür mirasları içerisinde yer
alan Çerkes dili ve kültürünün, en azından Anadolu kısmının
yer yüzünden silineceği de bir gerçektir. Bunun somut örneği
olarak, bugün için kaybolmuş olan Çerkesce diyalektlerinden
Ubıhca gösterilebilir (bkz.: Bağ, 2001; The New York Times,
Feb. 29, 1992). İşte bu maka lenin esas konusu, Anadolu
Çerkeslerini introspektif açıdan değerlendirmektir. Makale,
bu giriş kısımdan sonra, konunun hangi bağlamda
değerlendirildiğini ele alan bir kavramsal çerçeve,
iddianın sosyolojik alt yapısının oluşturulduğu diğer bir
alt kısım ve Türkiye Çerkeslerinin kimlik algılamaları ve
siyasal duruşlarının tespit edildiği Çerkeslerin
Anadolulaşması kısmı ile sonuç kısmından meydana
gelmektedir.
Makalede kullanılan veriler, 2004-2005 Ağustosları
arasındaki tarihlerde, Avrupa Komisyonu Türkiye
Temsilciliği'nin maddi desteği ve Göksun Kuzey Kafkas Kültür
Derneği'nin işbirliği ile Adana Kafkas Kültür Derneği
tarafından hazırlanmış ve "Doğu Akdeniz Bölgesi
Çerkeslerinin Geleneksel Kültür Mirasının Tespiti, Korunumu,
Sürdürümü ve Ailelerin Global Topluma Katılımını
Güçlendirmek İçin Bir Program" adlı proje kapsamında
yürütülmüş olan Doğu Akdeniz'deki saha araştırmasından elde
edilen verilerden yararlanılarak oluşturulmuştur. Veriler,
Doğu Akdeniz bölgesinde yaşayan Çerkes ailelerden elde
edilmiştir. Doğu Akdeniz bölgesindeki Çerkes yerleşim
yerleri 5 şehir merkezi (Mersin, Adana, Osmaniye, Kahraman-maraş
ve Antakya), 6 ilçe merkezi (Ceyhan, Tufanbeyli,
Göksun-Andırın-Afşin ve Reyhanlı) ve bu yerleşim yerlerine
bağlı 36 köy ve kasabayı içermektedir. Araştırma da aynı
sınırlılıklara sahip olup işlenebilir veriler, toplam 2236
aile üzerinden elde edilmiştir.
1. Kavramsal Tartışma/Çerçeve ve Çerkeslerin Konumu:
Bütün toplumların giderek artan ölçüde daha geçirgen
oldukları bilinmektedir. Geçirgen olmalarından kasıt,
toplumların çok kültürlü göçlere daha açık duruma gelmeleri
demektir. Bu toplumların sayıca giderek artan üyeleri,
merkezi başka yerde bulunan, dışarıdaki yurttaşlar anlamında
bir 'diaspora' yaşamı sürdürmektedirler (Taylor, 1996:71).
Bazen diaspora niteliği taşıyan etnik gruplar “göçmen etnik
gruplar” olarak da ifade edilirler.
Diaspora, bir ülkeden başka bir ülkeye göç etmiş veya
sürülmüş azınlık nüfusa denir. Burada azınlık kavramı,
"fiziksel ya da kültürel özelliklerinden dolayı içinde
yaşadıkları toplumda farklı ve eşit olmayan davranışlara
maruz kalan ve kendilerini toplu bir ayrımcılığın hedefi
olarak gören insan gruplarını tanımlamaktadır. Bir toplumda
azınlık bir grubun varlığı, bunun karşısında daha yüksek
sosyal statülere ve daha büyük imtiyazlara sahip hakim bir
grubu gerektirir... Etnisite (etniklik-etnik grup) kavramı
ise, daha çok kültürel farklılıklar üzerinde durur ve güç
ile imtiyaz dağılımında etnik farklılıkların rollerine daha
az dikkat eder. Burada etnik gruptan kasıt, ortak kökenden
geldikleri ve ortak bir kültürün önemli kısımlarını
paylaştıkları düşünülen ve bu ortak kültür ve kökenin önemli
kısımlarına ait faaliyetleri paylaşan ve daha büyük bir
toplumun parçasını teşkil eden bir gruptur... Gerçi
azınlıklar da durumlarını sağlamlaştırmak amacıyla,
paylaşılan ecdat kültürünü yeniden yaratıp canlandırarak,
etnikliğin ilk adımlarını harekete geçirebilir. Bu şartlar
altında onları harekete geçiren güç, onların azınlık
statüleri ve onun gerektirdi-ği dezavantajlardır" (Simpson-Yinger,
1985:9,11). Bu anlamda, Lozan Antlaşması'nda hukuki olarak
azınlık konumundan çıkarılan Türkiye Çerkeslerinin durumu,
bir azınlık olmaktan ziyade, etnik grup olma özelliği
taşıyarak varlık kazanmıştır. Kaldı ki, diasporik yaşam
sürdüğünü iddia eden bir nüfusun, diğer göçmen
topluluklardan ayrılan en belirgin özelliği, gerek lobileri
aracılığıyla gerekse başka örgütlenmeleri ile belirli oranda
siyasi güce sahip bir çıkar grubu olma özelliği
göstermesidir. Örneğin; Amerika'daki Ermeni vatandaşların,
Ermenistan üzerindeki etkileriyle diasporik bir yaşam
sürdürdükleri söylenebilirken, Almanya'da yaşayan
milyonlarca Türk için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.
Buradaki diasporinin sosyal izdüşümünü çözümlemek için bazı
kavramlara ihtiyaç vardır. Bunların da en başında "gizli ve
açık çıkarlar" kavramı gelmek-tedir. "Gizli çıkarlar”, rol
beklentilerinin veya çıkarlarının farkında olunmayan sosyal
pozisyonla (istibdat veya hükmetme) ilişkili davranışın
düzenlenmiş yönünü tayin etmeye gönderme yapar. Burada
birey, köken-den gelen birlikteliğin yaratacağı sosyal
sonuçların farkında değildir. Bu düzeyde meydana gelen
birliktelikler yalnızca yarı gruplar olarak kalırlar. Açık
çıkarlar ise iktidarda olanlara eklemlenmiş sosyal
pozisyonla ilgili davranış yöneliminin düzenlenmesine
gönderme yapar. Yani, örgütlenme ile neler elde
edilebileceğinin farkında olma halidir" (Polama, 1993:
115-125).
Burada özetlendiği gibi "çıkar grupları tanınabilir bir
yapıya sahip topluluğun bütünü veya kısımlarıdır, bu üyeler
belirli çıkarlar veya belirli gruplarda kendilerini
biçimlendirmek için herhangi bir zamanda onlara yol
gösterebilen ortak davranış modellerine sahiptirler" (Dahrendorf,
1975:180). Genel olarak, çıkar grupları, açık çıkarları
paylaşan kişilerin organize olmasıdır. Onlar sosyolojik
açıdan gerçek anlamda bir grupturlar. Bir yapıya, bir
programa, bir hedefe ve bir organizasyon biçimine sahip
ikinci derecede bir gruptur. Onlar Malinowski'nin "karakter,
normlar, bireysel, maddi araçlar, etkinlikler ve fonksiyon
olan kurumsal nitelikler dediği şeyi andırır" (Malinowski,
1992: 30). İşte etnik birliktelikler bu ilke üzerine
organize olurlarsa bir çıkar grubuna ve böylece demokrasinin
gereği olan baskı gruplarına dönüşürler. Çünkü gizli veya
açık, eğer çıkarlar özel değerlerin terimleriyle tarif
edilmişse ve bu değerler de bir özel kümenin tarafını
tutuyorsa (örneğin Çerkeslerin), daha sonra bu etnik küme
egemen bir pozisyonda çatışan bir grup olacaktır. Grubun
çıkarları gizli kalmadıkça, yani yarı grup olarak
kalmadıkça, gizli çıkarlar açık çıkara eklemlenecektir.
Burada bahsedilen çatışma daima şiddeti içermek zorunda
değildir. Özellikle hakim pozisyondaki grup, amaçları için
barışçıl araçları kullanırsa, böyle bir çatışma şiddet
içermeyebilir. Kaldı ki, Çerkesler hiçbir zaman iktidarla,
egemenlikle bir çatışma içerisine girmemişlerdir.
İşte bu çatışma sürecinde, yurttaşlık bağı ile bağlı bulunan
uluslar içinde yaşayan bazı etnik gruplar, atalarının
zamanında başka yerlerde yaşamış olmalarına bağlı ve
retrospektif olarak diaspora fikri geliştirirler.
Dolayısıyla bu gibi gruplarda 'anavatan' fikri her zaman
canlı tutulur. Bu yüzden anavatan olarak "Kafkasya/Çerkesya"
fikri Çerkeslerin zihninde bir süreklilik arz etmek
zorundadır. Anavatan fikrinin yanı sıra, göç ettikleri
topraklarda egemen olan ulus devletine yurttaşlıkları ile
bağlı bulunulmasıyla intros-pektif olarak bir 'babavatan'
fikrini de geliştirirler. Yurttaşlık bağı ile bağlı
oldukları devlete vergi verirler, askere giderler onun
sıkıntısını kendi sıkıntıları olarak algılarlar. Örneğin,
Çerkesler Türkiye, Suriye, Ürdün, ABD gibi ülkelerde
mevcuttur ve buradaki devletlerin birer asli yurttaşlarıdır.
Fakat hepsinin anavatanı Kuzey Kafkasya'dır. Dünyadaki bütün
Çerkesler siyasal-yurttaşlık bakımdan farklılık
göstermelerine rağmen, tarihsel gelenek benzerliği
içerisindedirler ve anavatan algısı konusunda hem
fikirlerdir. Örneğin, gerek Abhazya'daki gerekse
Çeçenistan'daki olayların sonucunda, bu farklı uluslar
içinde yer alan Çerkesler arasında sıkı temasın gelişmesini
sağlayan esas unsur, “anavatan” fikri olarak Kuzey Kafkasya
olmuştur. Çerkes kimlikleşmesi etrafında oluşacak çıkar
gruplaşması da hem anavatan, hem de baba vatanı bünyesinde
taşımak zorundadır. Bu anlamda diasporik gruplar aynı
zamanda çıkar gruplarıdır.
2. Sosyolojik Alt Yapı:
"Sosyolojik çalışmaların ana malzemelerinden biri herhangi
bir nüfusun nicelik ve niteliğidir. Çerkeslerin Türkiye'de
ne kadar bir nüfusa sahip olduğu konusunda oldukça
spekülatif tartışmalar gerçekleşmektedir. Bu tartışmalarda
rakamlar 1,5 milyondan 7 milyona kadar değişmektedir. Fakat
günümüz itibariyle, çoğunluğunu Adıge ve Abhaz-Abaza
gruplarının oluşturduğu "Türkiye'deki Kuzey Kafkasya kökenli
birey ve aileler, Türkiye'nin 43 ili, 143 ilçesi ve bunlara
bağlı 893 köy-kasabasında varlıklarını sürdürmektedirler"
. Bu nüfusun miktarı konusunda, 5 milyon oldukları ortak
bir kanı olmuştur. Bu nüfusun yaklaşık %10'u Doğu Akdeniz'de
bulunmaktadır. Nüfus yapısı ve bileşenleri bakımından Doğu
Akdeniz Çerkesleri, Türkiye ortalamasına göre çok küçük
farklılıklar göstermektedir. Örneğin, cinsiyet oranları
Türkiye ortalamasında erkek lehine iken Çerkeslerde kadın
lehinedir; genç nüfus oranı bakımından Türkiye ortalaması,
Çerkes ortalamasının üstündedir; medeni durum bakımından ise
Çerkesler hala geleneksel alışkanlıklarını sürdürüp geç
evlenmektedir; diğer yandan Çerkeslerde öğrenim durumu
Türkiye ortalamasının üstündedir. Aslından, Türkiye'nin
doğusundan batısına gidildikçe bütün bu oranlar Çerkes
örneklemle benzeşmektedir.
"Doğu Akdeniz Çalışması”ndan elde edilen verilere göre,
Çerkeslerin Anadolu'daki deneyimleri büyük çoğunlukla
kırlarda gerçekleşmiştir. Köy yerleşmeleriyle Çerkesler
geleneksel dil ve kültürlerini koruyabilmişlerdir. Fakat
Türkiye'nin kentleşme süreci diğer etnik grupları etkilediği
gibi Çerkesleri de etkilemektedir. Bugün Çerkes köyleri,
nüfuslarının büyük çoğunluğunu kentlere göndermiştir. Mevcut
Çerkes köyleri, sosyo ekonomik eylemler bakımından diğer
Anadolu köylerinden pek farkı olmadan varlıklarını
sürdürürken, diğer köylerden ayırt edici özellikleri olan
geleneksel yaşam biçimlerini de korumaya çalışmaktadırlar.
"Türkiye'nin kentleşme süreci, Doğu Akdeniz'deki Çerkeslerin
geleneksel döneme ait geniş aile yapısını etkileyerek
çekirdek aile yapısına doğru çok hızlı bir şekilde
değişmesine neden olmaktadır. İşte geniş aile ortamında
üretilmiş olan geleneksel Çerkes yaşama biçimi ve kimliği,
çekirdek aileye geçişle beraber asimile olmaktadır.
|
Konuşma sıklığı |
f |
% |
|
Hiç konuşulmaz |
249 |
11,5 |
|
Oldukça ender konuşulur |
217 |
10,0 |
|
Arada sırada konuşulur |
475 |
21,9 |
|
Sık sık konuşulur |
743 |
34,2 |
|
Daima konuşulur |
489 |
22,5 |
|
Toplam |
2173 |
100,0 |
Tablo-1: Aile içerisinde anadilde konuşma sıklığı
"Sosyoekonomik göstergeler bakımından da Çerkesler Türkiye
ortalamasına göre belirgin farklılıklar göstermektedir.
Örneğin, Türkiye ortalamasına göre Çerkesler daha geniş
konutlarda oturmaktadır. Yine Çerkeslerin pek azı
gecekonduda ikamet etmektedir. Kentli Çerkeslerin evleri
çoğunlukla orta halli semtlerde bulunmaktadır. Yine her yüz
aile başına düşen çamaşır makinesi, bulaşık makinesi,
buzdolabı gibi ev eşyalarının, telefon, internet kullanımı
gibi iletişim araçlarının varlığı Türkiye ortalamasının
üstündedir. Diğer yandan otomobil gibi ulaşım araçlarının
varlığı Türkiye ortalamasının biraz altında traktör gibi
üretim araçları varlığı Türkiye ortalamasının biraz
üstündedir.
"Gelir dağılımı bakımından Çerkesler, Türkiye'nin tipik orta
direği kabul edilebilir. Fakat Çerkeslerin gelir
memnuniyetsizliği Türkiye ortalamasının oldukça üstündedir.
Gerek meslek edinme gerekse yapılan işler bakımından
Çerkeslerdeki meslek ve iş edinme Türkiye'deki dağılıma
oldukça yakın sayılır.
"Anadillerini kullanım bakımından Çerkeslerin önemli oranda
bir erozyon yaşadığı görülmektedir. Kırdan kentlere
geçildikçe Çerkeslerde anadil öğrenimi ve kullanımı
azalmaktadır. Özellikle kentleşme sürecinin yanı sıra
örgütsüzlük anadil kullanımına olduğu gibi geleneksel
kültürün sürdürümüne de negatif etkide bulunmaktadır.
Örneğin her yeni gelen nesil anadillerini daha az bilerek
yaşamlarını sürdürü-yor. Genel olarak da aileler içerisinde
anadillerini kullanma sıklığı azalmaktadır (Tablo-1).
Özellikle sık sık ve daima aile içersinde anadilde konuşma
(%56,7) oranı ile genel olarak anadil bilme oranı (%58,9)
birbirine oldukça yakın. Buradan, anadil öğrenimini
yaygınlaştırmanın aile içerisinde anadil kullanım sıklığını
arttırmaktan geçtiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan,
Çerkeslerin anadillerini korunmasının o nüfuslarının
büyüklüğü ve yoğunlu arasında bir ilişki vardır. Yani "Çerkesler
ne kadar bir arada olurlarsa anadillerini muhafaza etmeleri
de o kadar artmaktadır". Ayrıca anadil öğretiminde
"ailelerin çaba göstermesi, önem vermesi ve gerekliliğine
inanması anadil bilenlerin oranının artmasını sağlayacak ve
anadil öğretimi için açılacak kurslara katılımı
arttıracaktır". Genel olarak, gerekli önlemler alınmaz ise,
Çerkesce dil ve şiveleri, gelecek birkaç kuşaktan itibaren
Anadolu topraklarından gelip geçmiş diller olarak tarih
kitaplarında yerlerini alacaktır. Bir tek Anadolulukları
kalacaktır.
"Çerkesler nerdeyse yüz yıla yakın bir süredir Anadolu'da
siyasal konjonktürün izin verdiği ölçüde örgütlülüğünü
sürdürmektedir. Çerkeslerin büyük çoğunluğu bu örgütlülüğün
gereğine inanmakta ve örgütlülüğe karşı pozitif tutum
göstermektedir. Bütün bunlara rağmen örgütlülük Çerkesler
arasında yeterince yaygınlaştırılamamıştır (ya da çıkar
gruplaşmaları sağlanamamıştır). Örgütlülüğün yaygınlaşmasına
en büyük engellerden biri Çerkes bireylerin sosyoekonomik
koşulları ile Çerkeslik üzerinden yapılacak örgütlenmenin
örtüşmemesidir. Eğer yeterince olanaklar yaratılır ve
örgütlülük yaygınlaştırılır ise, Çerkes kimliği ve
dil-kültürün sürdürümünde önemli katkılar sağlayacaktır.
Diğer yandan Türkiye'nin gerek kırsal gereksel kentsel
yapısı ve buralarda meydana gelen değişikler Türkiye'nin
toplumsal yapısını etkilediği gibi Türkiye Çerkeslerini de
etkilemektedir. Çerkes köyleri Çerkes geleneklerinin
sürdürümünde fonksiyonel olurken kentli Çerkesler de sivil
toplum örgütlenmeleri için etken olabilmektedir. Çerkes
entelektüelleri, kentlerde elde ettiği bu sivil örgütlenme
birikimini kırlara, Çerkes dil ve kültürünün sürdürümü için
gerekli olan malzemeyi de kırlardan kentlere taşıyabildiği
oranda gelecek on, elli, yüz yıllarda Çerkes varlığı
gerçeklik kazanacaktır.
3. Çerkeslerin Anadolulaşması
Çerkeslerin Anadolulaşması, kolektif kimliğin inşası ve
yeniden inşası ile siyasal eğilimler açısından ele
alınabilir.
3.1. Kolektif Kimlik Açısından:
Her toplumun deneyimi bir başka toplumdan farklı olduğu için
kültürleri ve dolayısıyla kültürel/kolektif kimlikleri de
farklı olur. Fakat Çerkesler 142 yıldır dünyanın dört bir
yanında dağınık bir yaşam sürdürmektedirler. Yani Diaspora
Çerkesleri (!) sürgün boyunca farklı deneyimler
yaşamaktadır. Bu durum da ister istemez kimlik
algılamalarını da etkilemektedir.
Dar anlamıyla Çerkeslerde genel olarak da Kuzey
Kafkasyalılarda kolektif kimliğin oluşumu tarihi olaylar ve
nüfus hareketleriyle şekillenmiştir. Günümüzde ise, Kuzey
Kafkasya'da yaşamakta olan halkları iki ana grupta toplamak
mümkündür: Yerliler ve yabancılar. Yerli halklar da iki ana
grupta ele alınmalıdır: M.Ö. 5000 yıllarından beri bölgede
varlıkları bilinen ve Bizans, Roma, Ceneviz ve Grek
kaynaklarında kayıtlı olan "otokton" (yerli) halklar ve
miladi 4. ile 12. yüzyıllarda doğudan batıya doğuya doğru
yönelmiş, 'kavimler göçü' sırasında bölgede kalıp yerleşen
halklar. Otokton halklar Batı ve Orta Kafkasya'da yaşayan
Adıge-Abhazlar'ın meydana getirdiği gruplardan ve Doğu
Kafkasya'da yaşayan Çeçen-İnguş gruplar ile Dağıstan
bölgesinde yaşan (Andi, Avar, Lak, Lezgi vd. kabileler)
gruplardan oluşmaktadır. Yerlileşen halklar da Turan kökenli
Karaçay, Balkar, Nogay, Kumuklar ve İran kökenli Osetler'dir.
Fakat "bu gruplar, kendi aralarındaki yoğun iletişim ve
ortak kaderi paylaşmalarından kaynaklı etkileşimlerinden
dolayı benzerlikler ürettikleri ve bu sayede Kuzey Kafkas
kültür dokusu meydana getirdikleri" (Tavkul, 1998)
söylenebilir. Yabancılar ise, Kafkas Savaşları denen dönem
ve sonrasında yerleşen Rus Kazakları, Rus, Beyaz Rus,
Ukraynalı, Ermeni, Rum, Yahudi (ve son 10-20 yıldır Kürtler)
gibi gruplardan oluşmaktadır. Onun için geniş anlamıyla
Çerkes kimliği, yerli ve yerlileşen Kuzey Kafkasyalılar için
söylenirken, dar anlamıyla Adıge gruplarını içermektedir.
Günümüzde Anadolu insanı, Çerkes tabirini geniş anlamıyla
kullanmayı tercih ederek (ki, bu retrospektif niteliklidir),
Kuzey Kafkasya'dan göç eden tüm etnik gruplar için
kullanılmışken Kuzey Kafkasya'da yaşayanlar Çerkes tabirini
Karaçay-Çerkes'de yaşayanlar için kullanmaktadır. Aslında
kavimsel olarak Çerkesler, kendilerini “Adıge” olarak
adlandırırlar. Bu tabir de günümüzde Adıgey Cumhuriyeti’nde
yaşayanlarla sınırlandırılmıştır. Çerkes diyalektinin bir
alt kısmını oluşturan Kabar-deyler, Kabardin-Balkar
Cumhuriyeti’nde aynı adla tanınmaktadır. Stalin döneminin
politik kaygılarından dolayı suni olarak bölünmüş bu
kavimler bir üst kimlik altında toplanacak olursa, bunun
karşılığı "Çerkes" olacaktır. Fakat Çeçen-İnguşlar'ın,
Asetinler'in ve diğer Turanî grupların bu kimlik altında
toplanması çok önemli anlam kaymaları meydana getirmektedir.
Abazaların tarihsel olarak Adıgeler ile bir akrabalıkları
bulunmasına rağmen, önemli bir kısmı kendilerini Çerkes
kimliğinin dışında tanımlamaktadır. Her şeye rağmen,
tarihsel olayların bu bahsedilen halklar arasında kader
birliği yaratması ve kendi aralarındaki etkileşim sonucunda
gelenek benzerliği meydana getirmelerinden dolayı Kuzey
Kafkasyalılık önemli bir payda olmuştur. Diaspora sürecinde
ise, başat kimlikler arasında geçişler olmuştur. Bunun tipik
örnekleri Doğu Akdeniz Çerkeslerinde gözlenmiştir. Doğu
Akdeniz bölgesinde yaşayan Kuzey Kafkasyalılar arasında
kimlikleşme paydalarını elde etmek için örnekleme,
seçecekleri kimliğe kendilerini ne kadar ait hissettikleri
soruldu 2. Sahadan elde edilen sonuçlar şu
şekildedir (Tablo-2)(Tabloyu net olarak görmek için üzerine
tıklayınız):

Bahsi geçen kimlik kategorileri için en çok paylaşılan üst
kimliğin Müslümanlık olduğu tespit edilmiştir. Bu kimlik
kategorisine 1936 kişi (%86,5'i) yanıt vermiş ve yanıt
verenlerin %86'sı, Müslüman kimliğinin yüzde yüz, tamamen
bir üst kimlik kategorileri olduğunu beyan etmişlerdir. Daha
sonra sırasıyla %78,3 Çerkes kimliği, %77,5 Adıge, %52,8
Kafkasyalı ve %34,8 Türk kimliklerini bir üst kimlik olarak
beyan etmişlerdir. Yüzde elli ve üstü oranına bakıldığında
kolektif kimlikleşme oranları sırasıyla %98,8 Müslüman,
%95,3 Çerkes, %92,0 Kafkasyalı, %94,5 Adıge ve %69,6
Türk'tür.
Aslında etnik kimlilerin kimlikleşme süreçlerini ve
köken/kök kimliklerini anlayabilmek ve daha iyi
kavrayabilmek için bu kimlik kategorilerine verilen
yanıtların etnik kökenler/boylarla çaprazlanması
gerekmektedir. Böyle bir kaygı ile yapılan çaprazlamalar
sonucunda şu sonuçlar elde edilmiştir.
1936 kişinin (örneklemin %86,5'i) yanıt verdiği Müslüman
kimliği kategorisinde Abazaların %91'i kendilerini yüzde yüz
bu kimliğe ait hissederken tamamı (%100) yüzde elli ve
üzerinde kendilerini bu kimlik kategorisinde görmektedir.
Yine aynı şekilde Adıgelerin %86,7'si kendilerini yüzde yüz
bu kimliğe ait hissederken %98,8'i yüzde elli ve üzerinde;
Avarların %74,5'i kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait
hissederken %100'ü yüzde elli ve üzerinde; Çeçenlerin
%82,1'i kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait hissederken
%98,2'si yüzde elli ve üzerinde kendilerini bu kimlik
kategorisinde görmektedir.
Yine 798 kişinin (örneklemin %35,6'sı) yanıt verdiği Türk
kimliği kategorisinde, örneklemin %34,8'i kendini yüzde
yüz, %69,6'sı yüzde elli ve üzeri o kimliğe ait
görmektedir. Bu oranların boylar bakımından sonuçları ise;
Abazaların %23'ü kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait
hissederken %69,2'si yüzde elli ve üzerinde; Adıgeler'in
%36'sı kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait hissederken
%68,6'sı yüzde elli ve üzerinde; Avarların %13,7'si
kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait hissederken %62,7'si
yüzde elli ve üzerinde; Çeçenler'in %40,4'ü kendilerini
yüzde yüz bu kimliğe ait hissederken %83,3'ü yüzde elli ve
üzerinde kendilerini bu kimlik kategorisinde görmektedir.
Ayrıca Avarların %25,4'ü hiç bu kimliğe ait hissetmediğini
beyan etmiştir.
1374 kişi (örneklemin %61,4'ü) yanıt verdiği Çerkes kimliği
kategorisinde örneklemin %78,3'ü yüzde yüz Çerkes kimliğinde
görürken %92'si yüzde elli ve üzeri Çerkes kimliğinde
kendilerini görmektedir. Bu oranların boylar bakımından
sonuçları ise; Abazaların %80,5'i kendilerini yüzde yüz bu
kimliğe ait hissederken %100'ü yüzde elli ve üzerinde;
Adıgelerin %81,3'ü kendilerini yüzde yüz bu kimliğe ait
hissederken %97,6'sı yüzde elli ve üzerinde; Avarların
hiçbiri kendilerini yüzde yüz bu Çerkes kimliğe ait
hissetmezken %0,8 yüzde elli ve üzerinde; Çeçenler, yüzde
yüz Çerkes kimliğe ait hissetmemekle beraber %79,1'i yüzde
elli ve üzerinde kendilerini bu kimlik kategorisinde görme
şeklindedir. Özellikle Çeçenlerin %85'i kendilerini Çerkes
kimliğinde hiç görmemektedir. Diğer taraftan Adıgeler'in
%75,4'ü de Avar kimliğine sahip çıkmamıştır.
Öte yandan Ubıhlar'ın %79,2'si kendilerini yüzde yüz bu
kimliğe ait hissederken %96,2'si yüzde elli ve üzerinde
Çerkes kimliğinde kendilerini görmektedir. Ayrıca Ubıh
kökenlilerin %77,8'i kendilerini yüzde yüz Ubıh
kimlikleşmesi içerisinde değerlendirirken %95,3'ü yüzde elli
ve üzeri Ubıh kimlikleşmesinde değerlendirmektedir.
Ayrıca 364 kişi (örneklemin %40'ı) Abaza kimliğine ilişkin
yanıt vermiştir. Köken olarak Abaza kategorisinde yer
alanların %80,9'u (131 kişi ki, örneklemedeki tüm Abazaların
%81,3'ü) kendilerini yüzde yüz Abaza kimliğinde görürken
%98,4'ü yüzde elli ve yukarı Abaza kimliğinde kendilerini
gördüklerini beyan etmişlerdir.
Diğer yandan Adıge kimlik kategorisine örneklemin %52,8'i
(1182 kişi, tüm örneklemedeki Adıge kökenli bireylerin
%70,3'ü) yanıt vermiş. Bu kimlik kategorisine yanıt veren
Adıge kökenli bireylerin %80,6'sı yüzde yüz ve %97,2'si ise
yüzde elli ve yukarı kendilerini Adıge kimliğine ait
olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca, Abaza kökenli 39 birey de
bu kimlik kategorisine yanıt vermiştir. Bu bireylerin de
tamamı yüzde elli ve üzeri Adıge kimliğine ait olduğunu
beyan etmiştir.
Çeçen kimliğine ilişkin kategoriyi 408 kişi (örneklemin
%18,2'si) yanıtlamıştır ve bunlardan 175'i Çeçen kökenli
bireylerden oluşmaktadır ki, örneklemedeki tüm Çeçen
kökenlilerin %82,5'ini temsil etmektedir. Bu 175 kişinin
%75,4'i yüzde yüz ve %97,7'si yüzde elli ve yukarı Çeçen
kimliğinde kendilerini görmektedir. Ayrıca Adıge kökenli
bireylerden 183'ü Çeçen kimlik kategorisine yanıt vermiş
(örneklemedeki tüm Adıgelerin %10,8'i) ve bu yanıt
verenlerin %57,9'i kendilerini Çeçen kimliğinde
görmediklerini beyan etmişlerdir.
Avar kimlik kategorisine yanıt verenler 273 kişidir
(örneklemin %12,2'si). Bu yanıt verenlerin de 103'ü köken
olarak Avar'dır (ki, örneklemedeki tüm Avarların %70'ini
temsil etmektedir. Bu temsil düzeyinde Avarlar'ın %68,9'u
yüzde yüz ve %95,1'i yüzde elli ve yukarı Avar kimliğinde
kendilerini görmektedir. Avar kökenlilerin Ankette yer alan
kimlik kategori lerine en çok yanıt verdikleri kimlik
kategorisi Müslüman kimliği olup ikinci sıra da Avar kimliği
gelmektedir.
Kafkasyalılık kimliğine ise 869 kişi (örneklemin %38,8'i)
yanıt vermiştir. Bu yanıt verenler bazında 46 Abaza kökenli
bireyin %93,4'ü, 650 Adıge'nin %90,7'si, 75 Avar'ın %97,3'ü,
73 Çeçen'in %94,5'i yüzde elli ve yukarı Kafkasyalılık
üzerinden kimlikleştiğini beyan etmişlerdi.
Yine 344 kişi (örneklemin %15,3'ü) Avrupalı olmak konusunda
fikir beyan etmiştir. Bu oran üzerinden yorum yapılacak
olursa, fikir beyan eden 263 Adıge'nin %51,7'si yüzde elli
ve üzeri Avrupalı olma kimliğini benimserken %34'ü (90 kişi)
hiç benimsemediğini beyan etmiştir.
Bütün bu kimlik analizini boyların örneklem içerisindeki
payları itibariyle karşılaştırıldığında ise, şu sonuç elde
edilmiştir:
Verilere göre, kimlik kategorinden en çok katılım Müslüman
ve Çerkes kimliğine olmuştur. Yüz üzerin-den
gerçekleştirilen oranlar bakımından Kuzey Kafkasya kökenli
bireylerin kolektif kimliklerinin en üstünde Müslüman
kimliği (soruya yanıt verenlere göre (f)= 95,0) yer
almaktadır. Kafkasyalılık kimliği de yüksek oranda
kolektivite içermektedir. Fakat Çerkes üst kimliği daha
ziyade Adıge (soruya yanıt verenlere göre (f) =93,5) ve
Abazalar (soruya yanıt verenlere göre (f)= 93,3) için
geçerli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar "20. yüzyılın
başında nerdeyse Müslüman kökenli tüm Kuzey Kafkas
halklarını kapsayan Çerkes üst kimliğini, 1980'li yıllarda
öncelikle Türk kökenli Karaçay, Balkar, Kırım ve Dağıstan
halklarının ve 1990'lı yıllarda da Çeçenlerin
bıraktığı"(Kaya, 2005) iddiaları ile örtüşmektedir.
Aynı şekilde Türklüğün de (yüz üzerinden, soruya yanıt
verenlere göre (f)= 58,4; tüm örnekleme göre (F)= 17,7)
belirli oranda Kuzey Kafkasya kökenli bireylere kimlik
verdiği gözlenmektedir. Özellikle yüzde elli ve üzeri
kendilerini Türk kimliğinde görenlerin %70'i anadillerinde
"hem anlayabiliyor hem de konuşabiliyorlar". Aynı zamanda
bunlar anadillerinde konuşabilmeyi "oldukça önemli ve her
zaman önemli" görmektedirler.
Bu sonuçlara göre, esasında kimlik düzeyinde bir erozyondan
bahsedilebileceği gibi bireylerin, Müslüman, Çerkes,
Kafkasyalı ve Türk kimlikleşmesini birbirleriyle
çatışmayacak şekilde bir hiyerarşik düzen şeklinde
birbirlerine uyarlandığını da söylemek mümkündür.
Gerek o kimlik kategorisine yanıt verenler bazında (f) gerek
ise tüm örneklem oranında (F) sahadan elde edilen bu
verilere göre, kimlikler hiyerarşisinde Müslümanlık en üst
kimlik kategorisini oluşturmaktadır. Ondan sonra sırasıyla
Çerkes-Adıge kimliği gelmektedir. Aynı zamanda bu veriler
Çerkeslerin Kuzey Kafkasya'dan sürülüşlerindeki tarihsel
gerçekliklerle de örtüşmektedir. Ayrıca Çerkes kimliği
tamamen Adıgeler'i içermesinin yanı sıra Abazalar da Çerkes
kimlikleşmesinden yüksek oranda pay almaktadırlar. Diğer
yandan Çeçenlerin Çeçen kimliklerini, Avarların Avar,
Asetinler'in Oset kimliklerini sürdürdükleri görülmektedir.
Anlaşılacağı üzere "daha önceki yıllarda kendilerine
diasporik Çerkes üst kimliği içinde yer bulan Adıgey, Abhaz
ve Çeçenlerin son yıllarda etnik kimliklerinde önemli
dönüşümler yaşamaktadır" (Kaya, 2005). Aynı şekilde hiçbir
çatışmaya eğilim göstermeden Türk kimlikleşmesi altında
Anadolulaşma sürecinin etnik köken kimlikleşmesinin yanında
içselleştirildiği de söylenebilir. Sahada nitel olarak
gözlendiği üzere buradaki Türk kimlikleşmesi etnik kökene
gönderme yapmaktan ziyade davranışsal niteliklidir ve
Anadolulaşmayı içermektedir. Aynı zamanda siyasal sürecin
bir ürünü bu duruma etki etmektedir ki, bunun karşılığı da
yurttaşlıktır (Türk yurttaşlığı).
Bütün bu dönüşüme, gerek kentleşme gerekse siyasal-toplumsal
süreçler Çerkes dil ve kültürüne asimilasyonist etkide
bulunduğu gibi köken-kolektif kimliğe de etkide
bulunmaktadır. Çerkeslerin Türkiye toplumuna entegrasyonunda
önemli işlevlere sahip olan Müslümanlık kolektif kimliğin de
temel bileşeni olmuştur. Köken kimlik olarak Çerkeslik başat
kimlik olarak varlığını koruduğu gibi Kuzey Kafkas
boylarından birine ait olmak da kolektif kimlikler içinde
yer almaktadır. Fakat daha çok Adıgeler'in sahip çıktığı
Çerkes kimlikleşmesi Avar, Çeçen gibi diğer Kuzey Kafkas
boylarını dışarıda bırakmaktadır. Diğer yandan bütün Kuzey
Kafkasya kökenliler için Türk kimlikleşmesi de söz
konusudur. Bu dizilişte ideolojik-kimlik entegrasyonunu
görmek mümkündür.
Hem anadildeki hem de kimlikler hiyerarşisindeki değişmeler
geleneksel Çerkes yaşam biçimindeki değişimleri beraberinde
getirmektedir. Geleneksel Çerkes yaşam biçiminin özünü
oluşturan khabze kuralları ve diğer kurumsal davranışlarda
her geçen gün bir asimilasyonun yaşandığı ve buna bağlı
olarak sosyal kontrolün gevşediği gözlenmiştir. Fakat yine
de bu geleneksel kurallar kimlik verici özelliğini
sürdürmektedir. Çerkes bireyler de anadillerinin korunumu ve
geleneksel davranışın sürdürümünde meydana gelen zorlukların
büyük oranda farkındadırlar. Burada ihtiyaçları olan şey,
nitelikli örgütlülük ve basım yayın gibi diğer iletişim
araçlarıdır.
3.2. Siyasal Olarak Anadolulaşma:
Doğu Akdeniz Çerkeslerinin yurttaşlık süreçlerinde siyasal
tutumlarını ve siyasal olarak Türkiye toplumunun neresini
işgal ettiklerini anlamak için örnekleme sırasıyla genel
olarak ailelerinin siyasal yelpazenin neresinde yer
aldıkları 3 Kasım 2002 milletvekilliği seçimlerinde hangi
partiye oy verdikleri ve bugün seçim olsa hangi partiye oy
verebilecekleri soruldu. Örneklemin bu sorulara verdikleri
yanıtlar ve analizler şu şekildedir (Grafik-1):
"Ailenizin genel olarak siyasal yelpazenin neresin-dedir"
sorusuna 1290 kişi (örneklemin %57,7'si) yanıt vermiştir.
Alınan bu yanıtlar bazında (f) örneklem ailelerinin %38,1'i
sağ eğilimli, %21,4'ü (276 kişi) ılımlı-ortada, %15,5'i (200
kişi) muhafazakar, %9,3'ü (120 kişi) sosyal demokrat, %7,4'ü
(95 kişi) sol eğilimli, %3,6'sı (47 kişi) milliyetçi,
%2,2'si (29 kişi) ülkücü ve %0,8'i (10 kişi) başka=demokrat
olduğunu belirtmiştir.
Örneklem, ailesini bu siyasal eğilimlerin içinde bir yere
yerleştirirken Çerkeslerin Türkiye'nin siyasal yelpazesinin
neresinde yoğunlaştığı hakkında da bir ipucu vermektedir. Bu
siyasi yelpaze aşırı sağ eğilimden aşırı sol eğilime doğru
giden bir ölçek takip etmektedir. İşte bu siyasi yelpazeye
göre de Çerkeslerin genellikle durduğu noktayı göstermek
mümkündür.

Eldeki verilere göre, Çerkes aileler büyük oranda Türkiye
toplumunun siyasal yelpazesinin orta kısmını işgal
etmektedir. Yapılan çapraz tablo ve korelasyon
bağıntılarında ailelerin kır-kent farklılığına göre anlamlı
farklar gözlenmiştir. Kır kökenli ailelerin %12,4'ü sol
eğilimli iken kent kökenlilerin %26,0'sı sol eğilimli; diğer
yandan kent kökenlilerin %31,7'si sağ eğilimli iken kır
kökenlilerin %53,3'ü sağ eğilimlidir. Türkiye üzerine
siyasal kuramlar açısından da anlamlı bu farklar Çerkesler
için de tezahür etmiştir.
"Çerkes kimlikleşmesi" ile siyasal eğilimler arasındaki
ilişkiye bakıldığında ise her siyasal eğilimden bireylerde
Çerkes kimlikleşmesini izlemek mümkündür. Tersinden okunacak
olursa, Türkiye Çerkeslerinde çok çeşitli siyasal eğilimler
mevcuttur. Sol eğilimlerin %84,4'ü, sağ eğilimlilerin
%81,2'si ve ılımlıların %80,8'i Çerkes üst kimlikleşmesinde
yüzde 81-100 arasında bir kimlikleşmeye sahiptir. Tersinden
okunacak olursa; Çerkeslikleri de bu siyasal eğilimlerle
yoğrulmaktadır.
Bu siyasal eğilimlerin en nesneleşmiş biçimi 3 Kasım 2002'de
yapılan milletvekilliği seçimleridir. O yüzden örnekleme bu
seçimlerde hangi partiyi tercih ettikleri soruldu. Bu soruya
örneklemin %51,1'i (1142 kişi) yanıt verdi:
Siyasal tercihler bakımından 3 Kasım 2002 seçimlerinde
Çerkeslerin birinci tercihi AKP (%65,0) olmuştur. İkinci,
sırada CHP (%14,6), üçüncü sırada MHP (%5,7) ve dördüncü
sırada DYP (%3,5) gelmiştir. Bu sonuçlardan Çerkeslerde
sosyal demokrat, siyasal sağ ve muhafazakar İslam
eğilimlerinin yoğunlukta olduğu çıkartılabilir. Gerçi 4
Kasım 2002 sabahı seçim sonuçlarında Türkiye geneli için de
ilk sırayı AKP almış ve daha sonra sırasıyla CHP, DYP ve MHP
almıştı 3.
Çerkes ailelerin siyasal eğilimlerinin ortada bir yerde
olduğu düşünülürse, Çerkeslerin AKP'nin yeni bir seçenek ve
muhafazakar, ortada bir parti olarak değerlendirdikleri
anlaşılacaktır. Diğer yandan Çerkeslerin üst kimlikleşme
olarak Müslümanlığı kimlikleşme hiyerarşisinin en üstüne
yerleştirdikleri ve AKP'nin Müslümanlık söylemi göz önünde
bulundurulur ise bu tablonun doğal bir sonuç olması lazım.
Hem genel sonuçlarda hem de Çerkes örneklem bazında oylar
AKP ve CHP arasında dağılmıştır. Fakat tabloda, Çerkes
örneklem ile genel sonuçlar arasında önemli farklar mevcut
olduğu gözlenmektedir. Özellikle Doğu Akdeniz Çerkeslerinden
AKP'ye yüksek oranda oy gitmiştir. Bölgeler bazında oy
dağılımı ele alındığında Çerkesler arasında önemli oranda
bölgesel farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Çerkesler
oylarını en çok Kahramanmaraş bölgesinde AKP'ye verirken
Hatay bölgesinde de CHP'ye en çok oy vermiştir. Aynı oran
genel seçim sonuçları için de geçerlidir: O halde, siyasi
tercihler Çerkesler açısından etnisist bir anlam taşımıyor;
bölgesel farklılıklar aynı oranda belirleyici olmaktadır.
Aynı zamanda bu tercihler ideolojik bir tercih olmaktan
ziyade rasyonel bir tercihtir.
Çerkeslerin siyasal tutumları da Türkiye'nin genel seyrine
uymaktadır. Çerkesler siyasal yelpazenin genellikle ortanın
sağında yer almasının yanı sıra ortanın solunda da önemli
oranda bir nüfusları bulunmaktadır. Ilımlı-muhafazakar
olmaları oldukça belirgindir.
Diğer yandan Çerkesler arasında yer alan siyasal farklılık,
Çerkes kimlikleşmesi ve inşasında bir zafiyete neden
olmamaktadır. Çünkü Çerkesler'de etnik bağlılık ve kimlik,
kişiliklerine derinden işlemiş akrabalık duygusuna ve
özdeşleşmeye bağlıdır. Aslında bu tür siyasal farklılaşmalar
nispeten örgütlenme biçimine etki etmektedir. Eğer, Çerkes
kimlikleşmesi başat kimlikleşme eğilimine dönüşmez ise bu
siyasal farklılık zamanla anavatan-Kuzey Kafkasya ve
diaspora algısına da etki etmektedir.
Toplu olarak 142 yıldır Anadolu'da yaşamlarını sürdüren
Çerkesler, gerek Osmanlı toplumsal-siyasal yapısı
içerisinde, gerek Cumhuriyetin inşa sürecinde, gerek ise
günümüz Türkiye toplumsal-siyasal sistemine önemli etkide
bulunmaktadırlar. Çerkes kökenli Ahmet Hamdi Paşa, Mahmut
Şevket Paşa, Salih Hulusi Paşa gibi veziriazamların ve diğer
paşa ve mareşallerin varlığı Çerkeslerin Osmanlı
toplumsal-siyasal yapısındaki yerini, 1. TBMM'de 25 kadar
Çerkes kökenli milletvekilinin ve ilk kabinenin Başbakanı
sıfatını alan Çerkes Rauf Orbay ve Dışişleri Bakanı Çerkes
kökenli Bekir Sami Bey'in varlığı ise Cumhuriyetin inşa
sürecinde Çerkeslerin ne kadar etkin konumda olduğunun
göstergesidir. Ayrıca o günlerden günümüze Ahmet Mithat
Efendi'den Ömer Seyfettin'e, Prens Sabahattin'den Met Yusuf
İzzet'e, Kandemir Konduk'tan, Ayla Kutlu, Çetin Öner'e
birçok edebiyatçı, yazar, araştırmacı, sporcu, sanatçı,
sanayici, bilim adamı ve siyasetçi Türkiye'nin
toplumsal-siyasal sisteminde yer almıştır. Fakat bütün bu
şahsiyetlere rağmen "Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin,
özellikle Kuzey Kafkasya'ya yönelik Türk dış politikalarının
oluşum sürecinde kurumsal düzeyde çok etkili olduğunu
söylemek abartılı olacaktır. Bu etki genellikle kişisel
düzeyde gerçekleşmiştir. Sözgelimi, Kurtuluş Savaşı
sürecinde General İsmail Berkok gibi bazı isimler ile
birlikte bir grup askerin Mustafa Kemal'in bilgisi dahilinde
Kuzey Kafkasya'ya propaganda çalışmaları yürütmek ve milli
mücadele için destek bulabilmek amacıyla gönderildikleri
bilinmektedir. Wilson ilkeleri ışığında Kuzey Kafkas
halklarının bağımsızlık hareketleri temelinde
örgütlenmeleri, Savaşın ardından işgal edilen Türkiye'nin
karşı karşıya olduğu durumun aktarılması ve Kuzey Kafkas
halklarıyla Anadolu'da yaşayan Müslüman halk arasında birlik
beraberliğin sağlanması yönünde propaganda yapmayı amaçlayan
bu grup büyük ölçüde Çerkes kökenli insanlardan
oluşmaktaydı" (Butbay, 1990). Kısaca "Osmanlıda ve ardından
da kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde Çerkesler devletin önemli
yönetim erklerinde bulundular"4. Fakat
Türkiye'de Çerkes kimlikleşme sürecinin nabzını tutan
Kafkas/Çerkes dernek ve vakıflarında, özellikle Kuzey
Kafkasya siyasetini belirleme sürecinde, yakın zamana değin
Türkiye'nin siyasal sürecinde etkili olamadıklarına ilişkin
genel bir kanı vardır (Kaya, 2005).
Bu olgunun Çerkes örneklem tarafından algılanış biçimi
Çerkes kimlikleşmesinin siyasal entegrasyonu hakkında ipucu
vermektedir. Bu yüzden örnekleme "Çerkesleri göz önünde
bulundurduklarında Türkiye'deki toplumsal-siyasal yapının
geneli için alınan önemli kararlarda ne kadar etkili
olduklarına" ilişkin düşünceleri soruldu.
Çerkeslerin gerek Osmanlıda, gerek Cumhuriyetin inşa
sürecinde toplumsal-siyasal sisteme etkileri olmasına rağmen
elde edilen verilere göre, örneklem aynı etkinin pek fazla
olmadığı kanısındadır. Doğaldır ki, Çerkesler bireysel
olarak bu toplumsal ve siyasal sistemin içerisindedirler.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan'da resmen kuruluşundan
başlayıp 1940'lı yıllara kadar süren dönemde Çerkesler
açısından birçok olumsuzluklar yaşanmıştır. Özellikle 1923
yılında Marmara yöresindeki 15 kadar Çerkes köyü Doğu
Anadolu'ya sürgün edilmiş, bir süre Kafkas kökenli
öğrenciler askeri okullara alınmamıştır. Özellikle 'Çerkes
Ethem' olayı, bir olguya dönüşerek o tarihlerden günümüze
Çerkesler üzerinde olumsuz imaj oluşturmuştur. Çerkes
Ethem'e nasıl bir sıfat verileceği problemi özel olarak
Çerkeslerden ziyade tüm Türkiye kamuoyuna aittir. Fakat
"Kurtuluş savaşıyla başlayan ve onu takip eden yıllardaki
gelişmelerin değerlendirilmesinde Çerkes Ethem'in önüne
eklenen 'hain' ibaresi "Hain Çerkes" olarak ayrı
okunmasından dolayı Çerkes Ethem olayı Çerkesler açısından
bir olguya dönüşmüştür (Bkz.: Şener, 1986; Avagyan, 2004).
Bu yüzden, 142 yıllık tarihi süreçte oluşmuş olan
anavatan-baba vatan denklemi eşitliği sağlanamamaktadır.
Çerkeslerin işte bu 142 yıllık Anadolu serüveni, büyük
çoğunlukla onları "anavatan"dan ziyade "babavatan"a
yaklaştırmaktadır. Çerkeslik bireysel alanda onur kaynağı
iken kamusal alanlarda aynı süreklilik
sağlamlaştırılmamaktadır.
Gerçekte örneklemin ülkemizde yapılan nüfus sayımları ve
benzeri resmi kayıtlarda sorulan sorularda etnik köken
belirtmenin birçok nedeni olabilir. Genel olarak verilen bu
yanıtların gerekçeleri ise şu şekilde izah edilmektedir:
Bu soruya yanıt verenlerin %37,8'i (319 kişi) kamusal
alanlarda köken kimliğini belirtirken, %62,2'si (523 kişi)
belirtmemiştir.
Evet yanıt verenlerin %65,8'i kültürel özelliklerin
sürdürümün kültürel kimliğin sürdürümünden geçtiğini beyan
ederken, %31'i kültürel kimliğini korumak için köken
kimliğini belirttiğini beyan etmiştir. Hayır diyenlerin ise
%25,2'si (ki, bu oran bu maddeye yanıt verenlerin %16,2'sine
ve tüm örneklemin %5,9'una denk düşmektedir) Türkiye
Cumhuriyeti yurttaşı olmanın yeterli bir üst kimlik olduğunu
ve bu yüzden başka ayırıcı kimliğe ihtiyaç duymadığını beyan
etmiştir. Yine hayır yanıtı verenlerin %73,6'sı ise (ki, bu
oran bu maddeye yanıt verenlerin %47,4'üne ve tüm örneklemin
ise %17,2'sine tekabül etmektedir) herhangi bir şekilde
özel olarak köken belirleyen resmi sorularla muhatap
olmadığını ve bu yüzden de özel olarak bunu belirtmediğini
beyan etmiştir.
SONUÇ:
Gerçekte, yaşam desenleriyle yaklaşık 142 yıldır Anadolu'yu
yurt edinmiş olan Çerkesler, Türkiye'nin toplumsal ve
siyasal yapısına entegre olmuşlardır ve Türkiye
Cumhuriyeti'nin asli yurttaşları ve Türkiye toplumunun
bileşenleridir. Öyle ki, tarihsel olarak üretilmiş olan
Çerkes kültürü ve bu kültürün sürdürümü, medeni ve seküler
sadakatlere ters düşmeden yurttaşlık statüsü ile
bağdaşabilmektedir. İşte onların Anadolu'daki bu serüveni,
büyük çoğunlukla onları "anavatan"dan ziyade "babavatan"a
yaklaştırmaktadır. Hatta eskiden şöyle duyulurdu:
"Kafkasya'da yağmur yağsa biz burada şemsiye açarız". Öyle
görünüyor ki, artık burada yağmur yağsa şemsiye Kafkasya'da
açılıyor. Prospektif açıdan diaspora, introspektif açıdan
Anadolulu, prospektif açıdan melez; hem Anadolulu hem de
Kafkasyalı. Bu yüzden Türkiye Çerkesleri Kafkasya'ya etki
etmek istiyorlarsa önce Türkiye'de güçlü olmak
zorundadırlar. Yalnızca "anavatana dönüş"e eklemlenmiş
politikalar Türkiye Çerkeslerinin gerçek ihtiyaçlarını
karşılamamaktadır.
Ayrıca, Çerkes kimliği içerisinde, anavatan ve
anavatana geri dönüş fikirlerini ya da diyalektik bir
şekilde anavatan ve anavatana dönüş fikri içerisinde Çerkes
kimlikleşmesini barındırmaktadır. Paralel olarak anavatan
Çerkesya'dan ayrılmanın niteliğinin diaspora tarafından
nasıl değerlendirildiği ile de doğru orantılıdır. Çerkes
kimlikleşmesi, Çerkeslerin anavatandan göç ettikleri ya da
dini amaçlı hicret ettikleri görüşüne sahip olanlardan
ziyade sürgün edildikleri fikrine sahip olanlarda daha güçlü
hissedilmektedir. Bu yüzden anavatana geri dönüş koşulu ve
bazı zorlukları ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte,
diaspora Çerkeslerinde kendi kaderini tayin haklarını
kedilerinden görmemektedirler bu yüzden anavatana geri dönüş
fikrini asimilasyon tehdidi karşısında daima canlı tutmak
zorundadırlar. Ancak anavatan fikri canlı fakat Anadolu'da
etkin oldukları sürece Çerkesler diasporik bir grup
olabileceklerdir. Aksi taktirde Çerkesler'in bütün dernek,
vakıf vb. örgütlenme faaliyetlerine rağmen, Çerkesler
Anadolu'da yarı gruplar olarak kalacaklardır.
Kaynakça:
- Aslan, Cahit. (1992), "Sosyo-Kültürel Değişme ve Kuzey
Kafkasyalılar", Adana: Özden Matbaası.
- Avagyan, Arsen, (2004), "Çerkesler", Çev.: Ludmilla
Denisenko, İstanbul: Belge Yayınları.
- Bağ, Yaşar, (2001) "Çerkeslerin Dünü Bugünü", Ankara:
Kafkas Der. Yay.
- Butbay, Mustafa. (1990), "Kafkasya Hatıraları", haz. Ahmet
Cevdet Canbulat, Ankara: Türk Tarih Kurumu,
- Dahrendorf, Ralf, (1975), "Class and Class Conflict in
Industrial Society", Stanford: Stanford University Press.
- Eser, Mehmet; Aslan, Cahit; ve diğerleri.(1999), "Türkiye
Çerkeslerinde Sosyo-Kültürel Değişme", Ankara: Kaf-Der
Yayınları No:4.
- Kaya Ayhan (2005), "Diasporada Çerkes Kimliğinin Dönüşümü:
Değişen Siyasal Konjonktür Karşısında Yeniden Tanımlanan
Etnik Sınırlar",. "Türkiye"de Dış politika Yapım Surecine
Sivil Toplum Kuruluşlarının Etkileri" Erhan Doğan ve Semra
Mazlum (der) içinde (İstanbul: Bağlam yayınları)
- Malinowski, Biranislaw (1992), "Bilimsel Bir Kültür
Teorisi", çev.: Saadet Özkal, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
- Özbek, Baturay, (1991), "Çerkes Tarihi Kronolojisi",
Ankara: Kafdağı Yayınları.
- Poloma, Margaret. (1993), "Çağdaş Sosyoloji Kuramları",
çev: Hayriye Erbaş, Ankara: Gündoğan Yayınları.
- Simpson, G. E. ve J. M. Yinger (1985), "Racial an Cultural
Minorities: An Analysis of Projudice and Discrimination",
New York: Plenum Press.
- Şener, Cemal, (1986), "Çerkes Ethem Olayı", İstanbul: Okan
Yayınları.
- Ünal, Muhittin, (1996), "Kurtuluş Savaşı'nda
Çerkesler'in Rolü", Ankara: Cem Yayınevi.
|