|
16.01.1993 Bagrat Şınkuba
14.03.2009 Çeviri:İrfan Okuyucu (Ahocba)
Dilimizin
gramer yapıları, aynı anlamda ortak sözcüklerin çokluğu,
azımsanmayacak kadar tarihi yazılarda karşımıza çıkan
belgeler, ortak bir coğrafya ve kültür…
Sadece bu
kadarını alıp incelesek bile, sağa sola çekmeye fırsat
vermeyecek kadar açık bir şekilde gösteriyor bize Apsuva ve
Adigelerin, kanla canla kardeş olduğunu.
Bu iki
milletin kültürüne birlikte bakıldığında bu düşünceyi
derinleştirip genişletiyor. Başka bir şeye bakmadan, sadece;
dünyada herkesin bildiği Nart Destanlarına bakmak bile bu
düşünceyi doğrulamak için yeterli. Bir zamanlar; halk hikaye
ve destanlarını araştırıp gün yüzüne çıkarmak için, Apsuva
halkının içinde çok dolaştım. O zamanlar Nart
Destanları'ndan ayrı olarak, bu iki halkın kardeşliği ile
ilgili olarak, çok farklı hikayeler duymuştum.
Bu
hikayelerden birini sizlerle paylaşmak isterim. Bu hikayenin
anlattığı anlam derinliğinin yanında, bu tarihi hikayeyi
duyduğum kişi, yer ve zaman çok ilginç. Bu yüzden bu yazımın
önsözü olsun istedim.
1972
yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin, 50. yıl kutlamaları
için, Abhazya’dan benim başkan olduğum bir delagasyon heyeti
ile katıldık. O kutlama günlerinde Nalçik’e çok uzak olmayan
“Argudan” isimli Kabardey köyünde misafir edildik. Sıcak bir
karşılama ve gerektiği gibi yeme içme ile ağırlandıktan
sonra, ev sahiplerimiz gelişimizden duydukları
memnuniyetlerini belirten güzel konuşmalar yaptılar ve bana
hiç ikinci olmamış “Çatvar”adlı şampiyon bir Kabardey atı
hediye ettiler.
“Çatvarı”
yularından tutup bahçede gezdirirken, bu köyden olan bir
ihtiyar yanıma geldi. Candan ve samimi bir şekilde bu atın
bana hayırlar getirmesini isteyen dualar yaptı. Atın
etrafında dolaşarak inceledi, ayak tırnaklarına baktı,
sırtını ve boynunu okşadı. Bana dönerek; “Sayın misafirimiz
bilesin bu ”Çatvar” önüne at geçirmemiştir. Bundan sonra da
geçirmez” dedi. Ve ilave etti; “Soy olarak sen Apsuva değil
Kabardey olabilirsin. Ben de Kabardey değil Apsuva
olabilirim. ”Çok seneler geçtiği halde hala gözümün önünden
gitmez o Kabardey ihtiyar. Boyu çok uzun değil fakat;
yakışıklı geniş gözleri çakmak çakmak parlıyordu. “Nasıl
anlamalıyım bu sözlerini?” diye sordum ihtiyara. İhtiyar bir
müddet düşünerek bekledi. Sonra kendi ifadesine göre dededen
toruna nakledilerek gelen çok eski bu hikayeyi anlatmaya
başladı.
Şaşırdığım
şu oldu eskiden halk hikaye ve destanlarını derlemek için
Apsuva köylerini dolaşırken, duyduğum ve yazdığım hikayelere
akraba bir hikayeydi bu . Burada şunu belirtmeliyim Apsuva
köylerinde bu hikayeyi farklı farklı anlatanlar da vardı.
Bazıları bu ihtiyarın anlattığı gibi çok genişletmeden başı
ve sonu belli olan bir hikaye olarak anlatıyor. Bazıları
akıllarında kaldığı kadarıyla parça parça, bazıları da
kahramanlık şarkılarında şarkı sözü olarak “Kardeş yaşasın
kardeşi için” diyerek şarkılarına konu ediyordu.
Ben de siz
okurlarıma; bütün bu parçaları birleştirerek sunuyorum.
Hikaye doğduğunda her halde öyleydi… Yaşadığım sürece o
“Argu’dan”daki karşılaşmamızı unutamam. Misafiri olduğum
kardeşlerim, bir hediye ile yetinmeyip başka hediyelerde
verdiler. Nedir bunlar?Bir; yukarda anlattığım gibi şanlı
Kabardey at soyundan gelen şampiyon “Çatvar”. O nu çok
geçmeden kamyon kasasında Abhaz’ya ya getirdiler. Sekiz sene
üst üste girdiği her yarıştan birinci çıktı. İki; epey
zamandır birbirini kaybeden kardeşler, aynı anneden doğan
kardeşlerin buluşması gibi iki halkın temsilcileri buluşmuş,
bu tarihi buluşmadan etkilenen duygulanan ihtiyar, kalbinin
derinliklerinde sakladığı bu tarihi hikayeyi anlatmıştı. Bu
güzel hikaye; tarihin derinliklerinde kalmış Apsuva ve Adige
kardeşliğine ışık tutan güneş ışınları gibi aydınlatan, bir
çok olaydan sadece bir tanesi diye düşünüyorum. Apsuva
köylerini dolaşırken, bu hikayeleri hatırlayıp anlatan
Apsuva ihtiyarlarının çoğu, bu Adig topraklarına gelip giden
buraları iyi bilenlerdi. Onlar üzülüyorlardı son zamanlarda
görüşmelerin epey azalmış olmasına. “Babalarımız dedelerimiz
zamanında böyle değildi görüşmelerimiz. ” diye söze
başlıyorlar ve birkaç kez tekrarlıyorlardı bu sözü
üzüntülerini belli ederek. Hepsi hatırlıyordu iki halkın
eski akrabalıklarını, dostluklarını ve candan görüşmelerini
anlatan hikayeleri .
… Aniden
bir grup atlı bir evin bahçe kapısında belirir. Giydikleri
kıyafetlerden tanırdık onların dağlı kardeşlerimiz olduğunu,
sevinçle karşılardık bizde, çabukta geri göndermezdik
onları. Evlerindeymiş gibi rahat köyden köye dolaşıp yeni
arkadaşlıklar ve dostluklar ediniyorlardı. Bazıları
akrabalarına geliyor, bazıları da yeni akrabalıkların
temelini atıyordu.
Gitmeye
kalktıklarında, eli boş gönderilmez, at, silah, sığırlar
hediye olarak verilir. Yanlarına arkadaşlar katılıp,
şarkılar eşliğinde silahlar atılarak Kafkas dağlarının geçit
yerleri “Gubaa, Sancara, Pıshü, Nahar, Kılıxra, Marıx”a
kadar eşlik edilir, buralarda kucaklaşıp vedalaşılırdı.
… Biz
Apsuvalar da: bu aralar azaldı yoksa, dedelerimiz zamanında
grup grup atlılar bu Adig topraklarına misafirliğe gider,
daha güvenli ve kısa kabul ettikleri “Kıluxra” geçidini
geride bırakıp, doğrudan Karaçay’a inerlerdi. Burada bir iki
akşam dinlenir, sonra dağ köylerini gezerek Batal Paşinskiye
kadar giderlerdi. Başka birileri de o tarafı seçmeden
Karaçiyi geçip doğuya yönelir ve Kabardey’e giderdi.
Rastladıkları bir Kabardey evinde attan iner, ev sahibi
güler yüzle karşılar, kolu komşu toplanır, eğlentiler
oyunlar yapılır, bir hafta on gün kalındığı olurdu.
Misafirler geri dönerken eli boş gönderilmez, hediyeler
verilirdi. Bunların en değerlisi de Kabardey at cinsi
taylardı. Geri dönüş yoluna ev sahibi gençler şarkılar ve
silahlar eşliğinde Kafkas dağ geçitlerine kadar eşlik eder,
burada kucaklaşıp vedalaşırlardı.
Ama
dedelerimizin söylediği gibi ”iyi günlerinde bir sonu
varmış” Aynı anneden doğan kardeşler de bazen anlaşamaz
birbirlerinin kalbini kırabilirler, bazen kamalarını çekip
kanlı bıçaklı da olabilirler. Hangi zamandı kim bilir? Hiç
fındık kabuğunu doldurmayan bir mesele yüzünden düşmanlık
girdi, aynı kandan gelen “ Apsuva ve Adig” halkları arasına.
Çok acı çeken bir hastaya, ilaç yaradığı zaman nefes alır,
rahatlar yavaş yavaş canını alan hastalık uzaklaşır. Ne
kadar sert akarsa aksın sakinleşmeyen nehir yoktur. Yeter ki
böyle bir yatağa rastlasın. Bir kere tutuşan ateş; odun
eksik olmadıkça, daha çok büyür, daha çok sıcaklık verir,
daha çok ışık saçar. Böyle aynı kandan gelen kardeş halklar
arasına da bazen kötü bir fırtına girebilir.
İleriyi
gören toplum önderleri; bu duruma üzülür, ” Allah kahretsin
iki kardeş halk birbirini yok ediyor. Çaresi nedir?”diye
çareler ararlar. Ve o toplum önderleri; kırık kalpleri
yapıştıran, hastaya ilaç olacak sözler ve aydınlık yollar
bulurlar. Aynı kandan gelen demektir; kardeş. Apsuvalar ve
Adigeler aynı kökten doğdular. Kafkas topraklarında
doğdular. Doğrudur onlar şanlı Kafkas dağlarının öte
yakasında biz beri yakasındayız. Bir gövdenin sağ ve sol
omuzu gibi, dağlar bizi birbirimize sımsıkı bağlıyor,
uzaklaştırmıyor yakınlaştırıyor. Kafkas dağları gibi yüksek
ve şanlıdır; Kafkas insanının namus ve şerefi. Kafkas
dağları alçak düşük insanları barındırmaz . Kendisi gibi
sağlam karakterli güçlü insanlar ister. Öyledir Adig
Kardeşlerimizde .
Apsuvalar
ve Adigeler arasından herkesin ortak fikriyle, doğruluk ve
dürüstlüğünden şüphe duyulmayan, toplum önderleri; bir yaz
günü, Kafkas dağları eteğinde ağaçsız geniş bir düzlükte
toplandılar.
Burada
bulunanların en yaşlısı : “Dinleyin şimdiye kadar köyleri
basan seller nasıl da sakinleşti, bir dinleyin duyamazsınız
seslerini, bu ne demektir?. Dağlarda kulak kesildi,
söylediklerimizi duymak ister gibi. Kim iyi bir şey düşünüp
söyleyecekse konuşsun burada . Gördünüz mü? Şimdiye kadar
siyah bulutlarla kaplı gökyüzü şimdi nasıl da masmavi,
nasılda parlıyor, gökyüzü de istiyor iyi niyetle konuşmalar
yapılsın. ” “Doğrudur. ” diyordu yanındaki siyah kalpaklı
ihtiyar. “Gökyüzü de bu iki kardeş halkın barış içinde
birlik olmalarını nasıl da istiyor.” diyordu kalpağını eline
alıp gökyüzüne bakarak. “Gördünüz mü?şu güvercinleri bizleri
görünce daha bir alçak, daha bir sevgiyle uçtuklarını. Bu
iki halkın önderleri akıllarını birleştirip, ebediyen barışı
sağlayarak büyük bir iş becerseler, o hafif kanatlılar o
sevinç haberini alıp gökyüzüne götürseler, dünyayı dolaşıp
duyursalar dur durak bilmeden bu büyük barışı ve güç
birliğini.” Böyle sesi çınlıyordu herkesten önce konuşan
ihtiyarın. . “Dünyadaki günahların en büyüğüdür kardeş
eliyle kardeşin ölümü” seslendi gür sesiyle siyah Kafkas
paltolu (Avpa’lı) uzun boylu yakışıklı ihtiyar…”Tek evladını
kaybeden anne’nin gözyaşları o kadar ağırdır. Dünyada bu
ağırlığı ölçmek mümkün değildir ” diye ekledi sakalları
göğsünde başka bir ihtiyar…” “Aynı kök aynı topraktan doğan
bu iki halkın düşmanlığı son bulmazsa deprem eksik olmaz
topraklarımızda, belki deniz kabarıp içine çekmesi de
mümkün” diye yükseldi bir başka ses. “Oraya vardırmayalım
lütfen!” yükseldi hep bir ağızdan sesler. “Görüyormusunuz?
Şu gökyüzünü yüksek zirveleriyle temizleyen, ak başlı Kafkas
dağlarımızı. Ne kadar dik ve mağrur durduklarını. Allahtan
başka bilen yok kaç yaşında olduklarını ama; her zaman
parlak, soğuk, fırtına, deprem hiç biri onlara zarar
veremiyor. Biri diğeri ile güç buluyor, güçleri birlikten
doğuyor omuzları birleşik. “Öyle ayrı ayrı durmayın, sizde
güçlerinizi birleştirin. Birbirlerinize omuz verin. Böyle
çağırıyorlar can dağlarımız.” diye seslendi bastonunu(Alabaşasını)sert
bir şekilde toprağa batıran en yaşlı ihtiyar.
O anda
düzlüğün bir yanından gözüktü yüz(100) Apsuva kadını. Hepsi
beyaz baş örtülü, hepsinin kucağında sütten kesilmemiş
kundaklanmış erkek yavrular. Aynı anda düzlüğün öbür
yakasında gözüktü yüz(100) Adige kadını. Onlar da beyaz baş
örtülü, onlarında kucaklarında sütten kesilmemiş kundakta,
erkek yavrular. Apsuva kadınları, düzlüğün batı tarafında,
hepsi bir hizada, ellerinde sanki kalpleri! Adig kadınlar,
düzlüğün doğu tarafında hepsi bir hizada, ellerinde sanki
kalpleri! İkiyüz (200)anne, ikiyüz(200) süt bebeği karşı
karşıya çok yakınlar, birbirlerinin gözlerinin içine
bakıyorlar. Bebekler, Melaikler; memede olsalar gerek,
ağlamak bir yana çıt sesi çıkmıyor. …. . O an iki kişi, iki
kutsanmış ihtiyar, bir tepeye çıkıp, bu annelere baktı. Ve
biri ellerini gökyüzüne açtı… “O oo Allahım. . gücünün
sınırı yok. Eksik olmasın bu insanlara, senin sevgin, kalp
sıcaklığın” değiştirerek dua etmeye başladılar. “İki halkın
kardeşliğini, birliğini yenileyen, büyüten olasınız siz
anneler. Aynı anneden doğmadınız ama; süt kardeşi oldunuz
siz bebekler melaikler. Aynı soydan bu iki halkın düşmanlığı
son bulacak siz bebeklerin meleklerin sayesinde. Bundan
sonra bu iki halk güç birliği yapacak sizin sayenizde.
Bundan sonra güvenecek birbirlerine eskiden olduğu gibi bu
iki kardeş halk. O ooo nasipleri bol olası anneler! Şahitlik
yapmak için bekliyor bak halkımız, dağlarımız. Oooo
nasipleri bol olası anneler! Başardınız başarılması çok zor
olanını. ”O an bir annenin önünde duran öbür anne,
uzatıyordu yavrusunu. O annede bu anneye uzatıyordu
yavrusunu. Böylece iki yüz anne, iki yüz yavru melek
öte-beri değişiverdi oracıkta.
O an o
düzlüğün batı yakasın da, Apsuva kadınlarının arasından
yükseldi acı dindiren, moral yükselten, Apsuva kahramanlık
şarkısı. “Bu olaya şahit olanlar, hep birlik olsun! Bundan
sonra işleriniz hep rast gitsin! Unutulmasın, bugünkü bu
kutsal olayımız ve duamız! Kardeş yaşasın, daima Kardeşi
için!”
Bu yükselen
kahramanlık şarkısı bitmeden, düzlüğün öbür yakasından
yükseldi Adig kahramanlık şarkısı. “Kardeş yaşasın, daima
Kardeşi için!”…
Şarkılar
karıştı, bir şarkı oldu . Gök gürültüsü gibi karşı-beri
yamaçlarda yankılanıyor. Orda esen tatlı bir rüzgar, bu
şarkıları uzağa daha uzağa taşıyordu. Kahramanlık şarkısını
başlatanların, sesleri kesildikten sonra da, epey zaman
birbirine dönük yamaçlarda yankılanıyordu bu ses; “Kardeş
yaşasın, daima kardeşi için”.
Not: Bugünlerde Apsuva Adige kardeşliğine zarar
verici ayrıştırıcı davranışlar görüyor ve duyuyorum. Tabii
ki çok üzülüyorum. Bu nedenle orjinalini çok beğendiğim bu
hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz.
Saygılarımla… İrfan Okuyucu (Ahocba)


|