|
MURAT PAPŞU
Nart Dergisi Sayı 70
Adığecenin yazılı dile dönüşmesinin üzerinden, az çok bazı yayınların
basıldığı ilk yıllardan alırsak yaklaşık bir asır geçti. Kafkasya’da
Kiril alfabesinin esas alındığı 1930’lardan itibaren, birçok ağızdan
oluşan Adığecenin iki lehçesi (Doğu (Kabardey) ve Batı lehçeleri)
standart hale geldi. Yazım kuralları da (Adıgey’deki Bjeduğ-Çemguy
çekişmesini abartmazsak) bugüne kadar olan süreçte yerleşti. Adığecenin
her iki lehçesi için de, Türkçede yazım kılavuzu denilen orfografi
sözlükleri hazırlandı.
Türkiye’de Adığece eğitim olmadığı ve Kiril alfabesiyle Adığece
yazabilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmediği için henüz bir
‘yazım kuralları’ sorunumuz yok. Olursa da çözümü kolay; bir ‘orfografi
sözlüğü’ edinmek. Türkiye’de yaşanan asıl sorun Adığece (ve diğer Kafkas
dillerinde) kelimelerin Türkçede nasıl yazılacağı. Nart dergisi ve
Jineps gazetesi başta olmak üzere, hemen bütün yayınlarda ve internette
bu konuda bir karmaşa hüküm sürüyor.
Türkçede 1980’lere kadar geçerli yazım kuralına göre, yabancı dillerdeki
özel isimler ve alıntı kelimeler okundukları gibi yazılırdı (orkestra,
paragraf, trafik, Vaşington, Şekspir). O tarihten sonra ise,
İngilizcenin artan etkisiyle olsa gerek, orijinal yazım benimsendi.
Şimdi artık Washington yazıyoruz, cafe yazıp kafe okuyoruz. Arapça,
Rusça, Yunanca gibi farklı alfabe kullanan dillerden aktarımda ise
(İngilizce üzerinden yapılmıyorsa) farklı bir kural işliyor; nasıl
okunuyorsa öyle yazılıyor (Miçotakis, Yeltsin, Çaykovski, Şevardnadze
vb.). Adığece de Kiril alfabesi kullandığına göre, sorunumuz farklı
alfabe kullanan bir dildeki metni veya kelimeyi başka bir dile nasıl
aktaracağımız. Bunun için başvurulan iki yöntem var. Birincisi
transliterasyon. ‘Yazaç çevrisi’ diye bir Türkçe karşılık uydurulan
transliterasyon, bir alfabedeki harfleri veya fonetik sesleri başka bir
alfabeye sistematik olarak uyarlamak demek. Kelimeler okunuşları dikkate
alınmadan harf harf aktarılır, yani yapılan bire bir harf çevirisidir.
Asıl alfabedeki harflerle, aktarılan alfabedeki harfler arasında bir
eşleştirme yapılır. Bu şekilde kaynak dildeki kelimenin tam olarak nasıl
yazıldığını çıkarmak da mümkündür.
Adığece bir metni Latin alfabesine aktarmak veya Latin harfleriyle
Adığece yazmak için transliterasyon yöntemi kullanılabilir. Fakat çok
sayıdaki öneri dışında genel kabul görmüş bir Latin alfabesi yok.
Bir metni bu şekilde aktarabilmek (yazabilmek, okuyabilmek) için
kelimelerin orijinalinde (Kiril alfabesinde) nasıl yazıldıklarını ya da
eşleştirilen harflerin ses karşılıklarını bilmek gerek. Önerilen Latin
alfabelerinden biriyle birkaç örnek: хабзэ - xabze (gelenek, töre),
жъуагъо - jhuagho (yıldız), цуакъэ - chuakhe (ayakkabı), шъэожъый -
ssewojhıy (erkek çocuk, oğlan),
(Kab.) щIакхъуэ - sh'akxhue
(ekmek). Görüldüğü gibi dili bilmeyen, bilse de harflerin okunuşunu
bilmeyen biri için kolay değil.
İkinci yöntem ise transkripsiyon (çevriyazı, fonetik yazı). Bir dilin
kelimelerinin, ki bunlar genelde özel isimler olur, bir başka dilde
okunmaya uygun şekilde yazılmasıdır. Mesela Charlemagne'ı ‘Şarlmayn’,
Bordeaux'yu ‘Bordo’ olarak yazmak transkripsiyondur. Bu yönteme
özellikle Arapça, Yunanca, Rusça gibi farklı alfabelerdeki kelimelerin
Türkçe yazımında başvurulur. Transkripsiyonda her ses (fonem)
aktarılan dilde kendisine en yakın harfe (veya harf grubuna) çevrilir.
Şimdi, bu bilgiler ışığında Adığece kelimeler Türkçede nasıl yazılmalı,
örnekler üzerinden tartışalım. Konumuz olan kelimeler genellikle özel
isimler (kişi, halk, sülale, yer vb. adları) ile Türkçede ve Türk
kültüründe karşılığı bulunmayan veya bulunsa da özel bir önem atfedilip
Adığece olarak kullanılması tercih edilen kelimeler. Birinci soru,
Adığece özel isimlerin ve kelimelerin Türkçeye aktarılmasında yöntem
transliterasyon mu yoksa transkripsiyon mu olmalı? Eğer bu
isimler/kelimeler Türkçe bir metin içinde geçiyor ve Türkçe okuyan
insanlara hitap ediyorsa, elbette yöntem transkripsiyon yani okunuşa
göre aktarım olmalıdır. Bu durumda bire bir harf çevirisiyle Türkçeye
aktarım ilke olarak yanlış olduğu gibi, kelimeleri garip şekillere
sokarak Adığece telaffuzuyla insanlara okutmaya çalışmak da anlamsız bir
çabadır.
En
yaygın örnekler üzerinden devam edelim. Görüldüğü kadarıyla Adığece
kelimelerin yazımında en sevilen harf ‘x’ (Abzex, xabze, zexes, xase,
xeku). İkinci sırada da ‘w’ geliyor (Wubıx, wunafe, Aşharuwa). Hangi
harfin karşılığında kullanıldığı çok net olmasa da bazen ‘q’ ile de
karşılaşıyoruz.
1)
Eğer bu kelimeleri Türkçe yazıyorsak, Türk alfabesinde bu harfler yok.
2)
Batı dillerindeki harfleri (İngilizceyi) esas alıyorsak, x harfi ‘ks’ ya
da bazen kelime başına olduğu gibi ‘z’ okunur (Xerox – Zeroks,
Xenophobia – Zenofobia). Bu yüzden Abzeks, Vubıks, ksabze / zabze diye
okunması muhtemeldir.
3)
‘X’ ile yazılan sesin karşılığı olan harf Kiril alfabesinde de aynıdır (хабзэ,
Абзэх). Kiril alfabesinden ödünç alınmış olabilir mi? Öyleyse diğer
harfleri neden Latin karakterlerle yazıyoruz?
4)
Adığecede hiçbiri Türkçedekinin karşılığı olmayan üç ayrı h sesi var (х,
хь, хъ). Neden sadece biri için böyle bir tercih yapılıyor? Ayrıca
Adığecede Türkçede olmayan çok sayıda ses (harf) var. Onlar için de bir
karşılık bulmak gerekmez mi? Böyle yaptığınız zaman da bu
transliterasyon, yani harf çevirisi oluyor.
X
harfi bazen diğer h’ler (хь, хъ) için de kullanılıyor. Bazen de aynı
sesin karşılığı olarak kh kullanılıyor (khase, Abzekh, Ubıkh). Rusçadaki
‘x’ harfinin İngilizce yazılışı böyledir, oradan mı çağrışım yapıyor
acaba? Önerilen Latin alfabelerinin bazılarında ‘kh’ къ harfinin
karşılığıdır (Khabardey).
Transkripsiyonu esas alıyorsak yöntem bellidir; Türkçede ses
karşılıkları olmayan harfleri en yakın harfle karşılamak. (х, хь, хъ
harflerini sadece h ile; к, къ, кхъ harflerini ‘k’ ile; ш, шъ, щ, щI
harflerini ‘ş’ ile; ч, чъ, чI, кI harflerini ‘ç’ ile vb.). Dolayısıyla
bu yönteme göre doğru yazım Abzeh, habze, zehes, Vubıh, Aşharuva, vunafe
vb. olmalıdır. Bazı Adığece harfler (sesler) iki harfle Türkçeye
aktarılabilir; ц – ts (Цей –Tsey), дз - dz (Дзэмыхь – Dzemıh), лъ – tl (Лъэпщ
- Tlepş).
Okunuşa göre yazım (transkripsiyon) yöntemini kullanmayanlar, en azından
harf aktarımı (transliterasyon) yöntemini uygulayabilirler. Ancak sıkça
gördüğümüz yazım örnekleri, ne deve ne kuş misali bu iki yönteme de
uymuyor. Türkçe, İngilizce ve Kiril (?) alfabelerinin karışımı yeni bir
tarz…
Örnekler üzerinden devam edelim.
Adige,
Adıge, Adıghe, Adığe – Orijinali адыгэ diye yazılır. Г harfi Adığece
kelimelerde ğ, Rusçadan geçen kelimelerde g okunur. Dolayısıyla Türkçede
‘Adığe’ diye yazılır ve okunur. Adığece okumayı bilmeyenler de en
azından evlerinde, köylerinde öyle telaffuz edildiğini duymuşlardır.
Öyleyse yaygın ‘Adıge’, ‘Adige’ tercihlerinin nedeni ne olabilir? O
harfin her kelimede g okunduğunun zannedilmesi ya da Türkçeye böyle daha
çok yakıştığının düşünülmesi mi? Bir de Adighe ekolü var; o da Batı
etkisinden herhalde, İngilizcede Adyghe diye yazılıyor.
Halk,
boy adlarında bazen lehçelerden kaynaklanan farklılıklar olabilir.
‘Kabardey’ kendilerine verdikleri isimken Batı Adığeleri ve Abazalar
onlara ‘Kabartay’ der. (Kaberdey ve Kabartey herhalde yazım yanlışıdır).
Çemguylara Şapsığlar ‘Kemguy’, Kabardeyler ‘Kemırguey’, Ruslar
‘Temirgoy’ der. Kabardeyler Abzehlere ‘Abadzeh’ der. Besleneyler için ‘Besney’,’Besniy’
de denir. Liste uzayıp gider. Biri diğerine göre yanlış sayılmaz, ancak
böyle durumlarda prensip olarak kendilerine verdikleri isimler esas
alınır. Yani ‘Kabardey’, ‘Abzeh’, ‘Çemguy’, ‘Besleney’…
Cumhuriyetlerin adlarında en yaygın yanlış Adıgey’e ‘Adıge Cumhuriyeti’
demek; diğerleri de Adığe cumhuriyeti. ‘Adığe’ yazılmalı dedik ama
cumhuriyetin adı olarak Adıgey yerleşmiş durumda. “Karaçay-Çerkes
Cumhuriyeti”nde en sık görülen yanlış cumhuriyetin adındaki ‘Çerkes’le
başkentinin adı ‘Çerkessk’i karıştırmak (Karaçay-Çerkessk Cumhuriyeti).
Sanırım Rusçadan kaynaklanıyor (Karaçayevo-Çerkesskaya Respublika). Bu
sondaki –ssk(aya) takıdır; şehir adlarındaki de aynı şeydir ama isimle
kaynaştığından takı muamelesi görmez (Kislovodsk, Novorossiysk,
Çelyabinsk, Arhangelsk vb.). Bir de yazarken iki öğe arasına tire koymak
ve Karaçaylarla Balkarları unutmamak lazım; Kabardey Cumhuriyeti diye
bir yer yok. İlk kez geçtiğinde tam olarak yazıp, sonra kısaltmalarını
kullanmak da pratiklik sağlar (AC, KÇC, KBC).
Türkçede karşılığı olmayan idari birim adları (‘rayon’, ‘kray’) olduğu
gibi kalabilir; ‘Krasnodar Krayı’, ‘Tahtamukay rayonu’ denebilir.
Kafkasya’da farklı idari birimlerde yaşayan Adığelere Rusçada farklı
adlar verilmesi yine bir karışıklık nedeni. Rusçada Adığeler için
kullanılan dört etnonim var: Adıgeyets, Çerkes, Kabardin ve Şapsug.
Resmi teze göre bunlar tarihteki Adığelerden türemiş dört halk oluyor.
Daha çok çeviride karşılaşılan bu sorun, gerekiyorsa nereli olduğu
belirtilerek hepsi için Adığe veya Çerkes denerek çözülebilir.
Türkiye’de Kafkasya ‘uzman’larının “Adığeler, Kabardeyler, Çerkesler,
Şapsığlar” diye sıraladıklarını sık sık görüyoruz. Bunu onların
cahilliklerine verebiliriz ama bizim yayınlarda da “Adığeler ve
Kabardeyler”, “Adığece ve Kabardeyce” az rastlanan bir garabet değil. Bu
da ‘Adıgeyets’i Adığe diye tercüme etmekten kaynaklanıyor. Biraz yapay
görünse de bunu ‘Adıgeyli’ diye çevirmek daha doğru olur. Dilden
bahsederken de batı Adığecesi, batı lehçesi denebilir.
‘Abhaz’ adının Türkçedeki kullanımı da oldukça sorunlu. Rusçadaki
adlandırmayı esas alıyorsanız, Abhazlardan başka bir de Abazinler (Kuzey
Kafkasya’da, KÇC’de yaşayan Abazalar) var. Abhazyalı Abazalardan
bahsederken ‘Abhazlar’ demek yanlış değil ama o zaman da diğerleri için
‘Abazin’ demek gerekir. Bütün Abazaları ‘Abhaz’ olarak adlandırmak ise
etnonimlerin kullanımı bakımından olduğu kadar etik olarak da yanlış.
Bu, Türkiye’de pek aşina olduğumuz, birilerini yok sayarak, diğerlerine
dahil ederek birlik beraberlik sağlama anlayışına işaret eder ki,
tartışma doğurmaya adaydır.
‘Asetin’ de bir dönem yaygın olan ve artık terk edilmesi gereken bir
aktarım yanlışı. Rusçada milliyet adlarının çoğuna –in takısı gelir (Tatarin,
Gruzin, Armyanin, Kabardin vb.). Rusçada ‘Osetin’ diye yazılır ve
vurguyla ilgili bir kuraldan dolayı Asetin diye okunur. Türkçeye ‘Oset’
olarak aktarmak daha doğru olur.
Sülale adlarında ‘oğlu’ anlamındaki takıya –ka, -ko, -kua, -kue gibi
değişik biçimlerde rastlanıyor. İki lehçe arasında küçük bir farkla,
Kabardeycede –къуэ, Batı lehçesinde –къо diye yazılıyor. Okunuşa göre
aktarma yöntemini esas alıyorsak –ko diye yazılmalı, ki Batı lehçesinde
de yazılışı zaten öyle. Gerçi son zamanlarda Kafkasyalıların soyadları
Rusça biçimiyle, yani –ov, -ev takılarıyla birlikte yazılıyor.
Soyadlarını orijinal şekliyle, yani bu takılar olmadan yazmak ilke
olarak daha doğrudur. Kiril alfabesindeki (hem Rusçada hem Adığecede)
‘e’ harfi kelime ve hece başlarında ‘ye’ okunur. Özel isimleri Türkçeye
aktarırken buna dikkat etmeli (Ebzeev değil ‘Yebzeyev’; Aliev değil ‘Aliyev’).
Yayınlar başta olmak üzere mümkün olan her ortamda Çerkeslerin sülale
adlarını da kullanmalarını teşvik etmek, bunu yaygınlaştırmak gerekir.
Kelimelerin yazımında bir standart sağlanamamasının, bu kadar
farklılığın nedeni herhalde yazanların bunu başka bir alfabeden aktarım
olarak algılamaması. Gerçi her iki yöntemi uygulayabilmek için Kiril
alfabesini ve kelimelerin nasıl yazıldığını bilmek, mümkünse el altında
bir sözlük bulundurmak gerekiyor. Bu Türkiye için çok idealist bir
yaklaşım gibi görünse de, en azından yazı yazanlardan ve
editörlerinden/redaktörlerden beklenmelidir.
©
Nart Dergisi
|