|
-Sayın başkan,
Kaf-Der'in kongresine sadece günler kaldı.10 yıllık bir
geçmişi olan Kaf-Der artık şubelerini de feshediyor ve yeni
bir döneme geçiyoruz. 7 yıl gibi uzunca bir zaman emek
verdiniz. O nedenle Kafder hakkında kısaca bir değerlendirme
yapmanızı, önemli gördüğünüz aktiviteler hakkında WEB
sitemizi ziyaret edenleri bilgilendirmenizi ve son
zamanlarda gündemde sıkça yer alan DÇB ve dönüş konularına
ilişkin açıklamalarınızı almak istediğimi bir süre önce
söylediğimde memnun kalacağınızı söylemiştiniz. O nedenle
sırasıyla sormak istiyorum.
-Buyurun sorun
,ben bildiğim kadarıyla cevaplayayım.
1-) Tam gün mesai
vererek 36 şubeye kadar çıkartmış olduğunuz Kaf-Der
şubelerini bir bir kapatmaktan dolayı nasıl bir duygu
içerisindesiniz'
1-) 36 şubeye
çıkarılması aşamasında arkadaşlarımla birlikte gerçekten de
önemli bir mesai harcadık. Bu gün onları daha güçlü bir yapı
olan Federasyonlaşma nedeniyle bir bir feshediyoruz.
Dolayısıyla temelde üzülmüyorum. Az sayıda hemşerilerimizin
yaşadığı il ve ilçelerde kurulu az üyeli Şubeleri,
yayıncılıkla ve aktivitelerine destek verme yoluyla ayakta
tutmaya çalışıyorduk. Şimdi ise çok sayıda dernek yerine
kendi ayağı üzerinde durabilen ve geniş kitlelere dayalı
dernekler hedeflediğimiz için şubelerin 6-7 tanesinin yerine
bağımsız dernek kurmuyoruz. Oralardaki insanlarımız adına
biraz buruk olduğumu söyleyebilirim.
2-) Federasyona
katılan Kaf-Der'in eski şubelerinin,şubeleştikleri
tarihlerdeki durumu ile şu andaki durumlarını kıyaslayabilir
misiniz'
2-) Kaf-Der şu
anda; demokratik,laik, barıştan yana, çok kültürlülüğü
savunan, herkesin anadilini özgürce kullandığı ve özgün
kültürünü yaşayarak yaşadığı, huzurlu ve bütünlük
içerisindeki güçlü bir Türkiye vatandaşı olmak ,
Kafkasya'daki Cumhuriyetlerimizin iç işlerine karışmamak,
kültürel kimliğimizi diaspora'da uzun yılar
yaşatamayacağımızın bilinciyle Anavatana dönüşe sonuna kadar
destek vermek, her iki vatanımız Kafkasya ile Türkiye
arasında ekonomik ve kültürel güçlü bir köprü oluşturmak
için çalışmak...gibi asgari ve ortak söylemlere değer veren
bir topluluk konumundadır. Şu anda ortaklaşa kurmuş
olduğumuz Federasyon bunun yararını zamanla görecektir.
İlk kez şube
açtığımız yerlerde zorlandık. Kültür derneğini, ortak
buluşmayı sağlamaya yönelik kahvehane gibi görenler bir
hayli oldu,karşı çıkınca derneğe uğramamalar başladı. Bazı
tahriklerin de etkisiyle Kaf-Der için sağcıdır-solcudur gibi
sözler sarfedenler de az olmadı. Ama zamanla gördüler ki,
bizim davamız ne sağcılıktır ne de solculuktur, geleneksel
yaşam tarzımıza aykırı olmamak koşuluyla inançlara da
saygımız sonsuzdur. Asıl davamızın hızlanan kültürel yok
oluşla mücadele etmek,okumayan bir toplum haline gelen
toplumu bilgilendirme amacıyla yayıma önem vermek,
birliktelik olunca bazı sonuçların alınabildiğini göstermek,
Kafkasya ile iyi bir diyalog kurup, ortak çözümler aramak
...gibi hususların asıl uğraşımız olduğu gibi hususları
bizzat gördüler.Çalışmalarımızı ve amaçlarımızı kavradıktan
sonra kendi yörelerinde daha bir anlamlı çalışmalar yapmaya
başladılar. Şu anda bir kısım şubeler örgütlülüğün anlamına
uygun olarak kendi tabanlarıyla güzel diyaloglar
kurabildiler. Bir kısmı mali sorunlar nedeniyle bu çalışmayı
tamamlayamadı. Federasyon konusu gündeme gelmemiş olsaydı
NARTCARD'ın da katkılarıyla iki yılda tüm şubelerimiz ve
yakın yörelerinde kaba hatlarıyla da olsa demografi
çalışmalarını bitirecektik. Eğer bu projemizi
gerçekleştirebilmiş olsaydık, politik alan da dahil bir çok
alanda giderek artan ve sonuç veren bir birliktelik ve
dolayısıyla da bir ağırlığımız kendiliğinden olacaktı.
Şahsen ümit varım, Federasyonun gelecek yönetimi de aynı
şeylere önem verecek ve gelinen noktadan başlayıp yeni
adımlarla devam edeceklerdir.
Kaf-Der 'de ; MKYK
toplantıları ve Özellikle de Başkanlar Kurulu
toplantılarının; son zamanlarındaki konuşmalar,tartışmaların
kalitesi ve yapıcılığı, eleştirilere içten saygı anlayışı,
özeleştiri yapmayı alışkanlık haline getirme, güncel ve
toplumsal sorunlarımızı değerlendirme ve sonuç çıkartma
seviyesi bu günkü ortalama dernekcilik seviyemizin
üstündedir. Başkanlar kurulu toplantıları, hemen her konunun
enine boyuna demokratca tartışıldığı ve sonra karar
verildiği adeta birer eğitim toplantısı niteliğinde geçti.
Bu nedenle kısıtlı imkanlarına rağmen Şube yetkilileri
Başkanlar Kurulu toplantısına çok önemli mazeretleri
olmadıkça katıldılar.
Bu toplantılar
aynı zamanda örgütlülüğün ve dayanışmanın ne anlama
geldiğini özümseme ve fiilen yaşama bakımından da gerçekten
yararlı olmuştur. Federasyonu kuran veya sonradan katılan
eski şube yeni dernek yöneticilerimizin genç yapıya önemli
katkılar sağlayacağından hiç kuşku duymuyorum. İşte bu
nedenledir ki, Çerkes ulusal sorunlarını tespit ve öncelik
sıralaması ile var olan kuruluşlarımız arasında görev
dağılımı hedefli ,birkaç gün sürecek, üreten-düşünen
herkesin katılabileceği seviyeli bir arama konferansını yeni
seçilecek Federasyon yönetiminden bilhassa istiyorum. O'nu
takiben başkaca istirhamlarım da olacaktır.
3-) Çalışma
döneminizde başlattığınız projeler ile önemli gördüğünüz
etkinlikleri kısaca özetleyebilir misiniz'
3-) 7 yıllık
dönemdeki çalışmaları burada saymak mümkün değildir ve
gereği de yoktur. Bir kısmı geçmişle bağlantılı ama
çoğunluğu bu yıla ait etkinliklerin ilk aklıma gelenlerini
şöylece sıralayabilirim.
a) 1997 yılı
ortalarında yayına başlayan NART Dergisi 36. sayıyı bulmuş
ve şimdilik bir süre ara verilmiştir. Federasyon'un, kendi
yayın politikalarını tespit ve yayın organı için özgürce
karar verebilmesinin önünde bir engel olmamak amacıyla ara
verilmiştir..(Eksik sayısı olanlar bizi bilgilendirirse
eksikliklerini göndermeye hazırız. Ayrıca, arzu edenler
varsa 36 sayıyı, 3 cilt halinde 100 milyon Tl.sı
karşılığında adreslerine gönderilebiliriz.)
b)Kafkas Derneği
yayınları 24. sayıya ulaşmıştır. Kaf-Dav tarafından
neşredilen iki eser ile birlikte okur hizmetine 26 eser
sunulmuştur. Tercüme,dizgi ve baskı aşamasındaki eser sayısı
da 11 dir. Yayınların çoğalmasıyla birlikte 4 ayrı kitap
fuarına katılınmış, 50'den fazla derneğe; herhangi bir
ayırım yapılmadan, senet,kefil ve peşinat gibi şartlara
bağlamadan diledikleri kadar kitap gönderilmiştir.Halen 20
civarında dernekten de alacaklı bulunmaktayız. Ayrıca, bu
gün yayınlarımızın tümünü 75 Üniversitede, Adigey ve
Kabartay-Balkar Cumhuriyeti arşivlerinde, bir kısım
yayınlarımızı da 43 adet yazılı ve görsel medya organında,
yurtdışı derneklerimizin bir kısmında ve 300 civarındaki
İl-İlçe kütüphanesinde bulabilmek mümkündür.
c)Bilim
Kurulumuzun katkıları ve rehberliğiyle Üniversitelere
yapılan çağrılar karşılık bulmuş olup, bu gün itibariyle 16
genç ( Sadece 4 genç Kafkas kökenlidir) Kafkas Tarihi ve
Kültürü konulu ve değişik sınıf düzeylerinde tez
çalışmalarına başlamış olup, bu gençlerin gerekli kaynak
ihtiyaçları ve zaruri giderleri tarafımızdan karşılanmaya
başlanmıştır. Bunlar zamanla çoğalacak ve bu günkü burs
tatbikatı tümü ile bu tür çalışmalara kaydırılacaktır.
d)Yusuf İzzet
Paşa, Aytek Namitok ve İsmail Berkok gibi büyüklerimizin
ömürlerini hasrettikleri Kafkas Tarihi ile ilgili
araştırmalarda ağırlık verip bizlere de adeta vasiyet
ettikleri Arkeoloji-Antropoloji-Etnoloji alanındaki
çalışmalara önem vererek dünyanın en eski ve köklü kültürü
olan Kafkas kültürüne sahiplenme amacı ile Bilim Kurulumuzun
da önemli katkılarıyla çok önemli çalışmalar başlattık.
I- ) Çorum'da
Anadolu ve Maykop Arkeoloji kültürünün mukayesesi adıyla bir
panel gerçekleştirip, bir kitapcık yayınladık.
II- ) Adigey'in
ünlü Arkeologu Doç.Dr.Lopaçe Nurbiy'i iki kez Türkiye'ye
davet ettik. Kazıları,müzeleri gezdirip basılı eserleri
verdik. Kaf-Der hesabına iki yıl süren çalışması sonucunda
arkeoloji camiasında ses getirecek önemli bir eser
hazırladı. Alanında uzman iki bilim adamının da tetkikinden
geçmiş olan bu eserin basımı için arkeoloji ile ilgili bir
yayınevinde son çalışmaları yapılmaktadır. Burada Türkçe
yayınlanırken Rusca nüshasını da Maykop 'da yayınlatma
aşamasındayız.Basımlar tamamlandığında ücretsiz olarak tüm
ülkelerin arkeoloji öğretim kurumlarına,müzelere ve 1800
civarında arkeologa ulaştırılacaktır. Aynı hoca, kendi
kazılarındaki özel bulgularıyla ilgili çok ilginç tespitler
içeren ikinci eserini de yazıp bize teslim etmiştir.
Kuzeydoğu Kafkasya arkeolojisi ile ilgili olarak da üçüncü
bir eserin tercümesi tamamlanmış olup uzman bilim
adamlarının tetkikine sunulacaktır.
III- ) Arkeoloji
ile ilgili Fakülteler yetkilileri + Arkeoloji ile ilgili
yayınevleri Uzmanları,Kaf-Der+Kaf-Dav , karşılıklı olmak
kaydıyla Türk Arkeologlarını Kafkasya'ya götürme ve
Kafkasyalı arkeologları da Türkiye'ye getirip kazı
yerlerinde ve müzelerde yerinde fiili inceleme yapmalarını
sağlamayı planladık. Önümüzdeki tek engel finanstır.Ama onu
da aşıp bir-iki yıl içerisinde bu projemizi de
gerçekleştireceğiz.
IV-) Arkeoloji ve
Antropoloji alanında okuyan 4 gencimize burs veriyoruz. Ön
Asya arkeolojisinde bir gencimiz doktora çalışmalarına
başlıyor.Diğerlerini de tatillerde kazı çalışmalarına
katılmak üzere Maykop'a göndermeyi planlıyoruz. Bu gençlerin
kariyer yapması,Üniversitelerde kalmaları ve iyi yetişmeleri
için ne gerekiyorsa yapmak istiyoruz.
e)Anadilde okuma
kurslarının açılabilmesi amacıyla ilgili yönetmeliğin
çıktığı ilk gün başlattığımız mücadelemizde mesafe
aldık.Çıkarılacak yeni yönetmeliği hazırlayacak görevli
ekiplere konuyla ilgili İnsan Hakları Başkanlığı ve AB
temsilciliği gibi diğer kurumların ve kuruluş
temsilcilerinin katılması gerektiği konusundaki tezimiz
kabul gördü. Radyolarda ve Televizyonlarda anadilimizde
program yapma talebimiz halen RTÜK' tedir. Ve olumlu sonuç
alacağımızdan kuşku duymuyorum. Hazırlanan yönetmelik gereği
yapılacak tespit çalışmalarına da katkıdan kaçınmayacağız.
f)Kafkasya
halklarının antik bir kültüre sahip olduklarını herkese
göstermek, özellikle de gençlerimizin ana dillerine daha çok
sarılmalarını temin ve içinde yaşadığımız kültür gruplarının
da kültürel zenginliğimizin farkına varmalarını sağlamak
amacıyla Kaf-der olarak İSLAMEY MÜZİK TOPLULUĞU ve ADİGEY
DEVLET TİYATROSU'nu ayrı zamanlar için planlayıp Adigey'den
davet ettik. Federasyon kurulunca da geldiğimiz noktadan
sonrasını yeni kuruluşa devrettik. Bu güzide topluluklar,
antik mekanlar olan ASPENDOS ve SİDE'den başlamak suretiyle
değişik mekanlarda ana dilimizde müzik ve tiyatro'nun ne
denli güzel olduğunu göstermek için çırpındılar. Gelecek
yıllarda az sayılı oyuncularıyla değişik dillerde Tiyatro
gruplarının gelişleri artacaktır.
g)Abhaz-Abazin,
Kabartay-Adigey guruplarında ayrı ayrı kullanılan
birbirinden farklı 4 alfabe yerine latin esaslı tek
alfabenin ikamesi amacıyla Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkes,
Kabartay-Balkar Cumhuriyetlerinden, Suriye ve Hollanda'dan
ve ülkemizden filoloji uzmanının ve dil emektarlarının
katıldığı uluslar arası ANADİL ve ALFABE konferansı
düzenledik ve ilk kez latin esaslı bir alfabe üzerinde
mutabakata ulaştık.
h)Kafkas
Halklarının ortak kültürünün temelini teşkil eden XABZE=Adet-Gelenek
konusunda da aynı şekilde çok sayıda etnolog ve uzmanın
katıldığı bir başka ulurlar arası konferans düzenledik.
Konferansta seçilen komisyon harıl harıl çalışmaktadır.
Artık tatbiki mümkün olmayanların ayıklanması, uygulamaların
çağımıza uyarlanması ve pratik bir cep kitabı halinde her
evde bulundurulur hale getirilmesi için taslak kitap bitmek
üzeredir. Onu çoğaltıp derneklere ve ilgililere dağıtacağız
ve görüşlerini alıp daha sonra son şeklini de binlerce adet
olarak kitaplaştıracağız.
ı)Bir yabancı
tarafından okunduğunda 'Tarihleri ve kültürleri ile
Çerkesler' hakkında kısaca bilgi sahibi olmasını sağlayacak
rehber cep kitapçığı ile ilgili tercümeler tamamlandı. .
Görev alan uzman insanlarımızın da katkıları ve Kaf-Dav'ın
da desteğiyle önümüzdeki yıl hizmete sunmak istiyoruz. .
i)Bir taraftan
Maykop ve Nalçık Üniversitelerinde öğrenci okutuyor,diğer
taraftan da onların diploma denkliğini sağlama konusunda YÖK
ve ÖSYM ile mücadele ediyoruz. Köklü çözüm bakımından YÖK
ile karşıtı olan Rusya Federasyonu kurumunu bir araya
getirmeye özel gayret gösteriyoruz.İkinci etap olarak da
öğrenci gönderme işinin Üniversiteler arası giriş sınavıyla
sağlanması için görüşmeler yapıyoruz.
j) Türkiye ile
Rusya Federasyonu arasındaki ikili kültür anlaşmalarının
bizimle ilgili hükümlerine işlerlik kazandırmak amacıyla
Adigey, Karaçay-Çerkes ve Kabartay-Balkar Cumhuriyetleri
Kültür Bakanlıkları ile karşılıklılık esasına dayalı
protokollar hazırladık ve yürürlük kazandırmaya çalışıyoruz.
Sonuca ulaştığımızda kültürel aktivitelerimiz için ekip,
öğretici, arkeolog, müzisyen ve her alanda kültür adamını
getirtmemiz kolaylaşacak,çalışma izni sorunu kökünden
halledilecek ve maliyetleri de önemli derecede düşecektir.
k) Yazılmakta olan
Adige-Abhaz tarihinin eksiklik taşımaması bakımından özel
önemi olan Osmanlı Arşivindeki Çerkeslerle ilgili belgeleri
teminle meşgulüz. Kafdav ile beraber yürüttüğümüz çalışmada
mesafe katettik. Böylece bir 'bilimsel araştırma merkezi'
için de çalışmalara başlamış oluyoruz. İki kıymetli
insanımızın katkılarıyla Almanya ve İngiltere arşivlerindeki
belgeleri de edinmeye çalışıyoruz.Kitap alımlarımız da hızla
devam etmektedir.
l) Türkiye'de ilk
kez Kaf-Der'in başlattığı geniş katılımlı Bölgesel
etkinliklere bu yıl da 4 ayrı bölgede devam edilmiştir.
m)Çerkes Ethem Bey
konusunda ortaokul ve Lise ders kitaplarında üç yıl önce
sağlanan değişikliğin ikinci adımını da bir sonuca ulaştırma
bakımından girişimler başlatmış bulunuyoruz. Gelecek yıl
için ümit varız.
n) Geçmiş yıllarda
ülke içinde ve Kafkasya'da düzenlediğimiz gençlik tatil
programı ile tüm dernek ve vakıflardan katılımla
düzenlemekte olduğumuz yıllık Gençlik Toplantılarını bu yıl
Federasyon çalışmaları nedeniyle yapamadık. Daha değişik
boyutlu olarak gelecek sene yeniden başlatacağız.
o)Bu yıl
Kafkasya'da yaşanan sel felaketleri için kampanya açıp
toplanan paraları da Başbakanlığımızın olurları ile ilgili
mercilere ulaştırmış bulunuyoruz.
ö) Bu yıl
Maykop'da yapılan 2.Adige Müzik Festivaline 6 kişilik bir
ekip gönderdik. Artık her yıl yapılacak Kültür festivalini
dikkate alarak gelecek sene için şimdiden program
hazırlıklarına başladık ve özel komisyon oluşturduk.
p) Dönüş olayına
önemli katkı sağlayacağına inandığımız bazı yasa
değişikliklerine ihtiyacımız vardır. Bunlar çözümlendiği
takdirde pratik uygulamalara vesile olabilecektir. Eski
Hükümetin ilgili bakanları ile mutabakat sağlamıştık ama
tasarılar kadük oldu. O nedenle yeni baştan aynı
çalışmaların peşine düştük.
r) Büyük Çerkes
Sürgünü bu yıl bir program dahilinde tüm şubelerimizde
anıldığı gibi Kefken ,Samsun ,Ege,Marmara ve Köln anma
etkinliklerine de ya katıldık ya da temsilciler gönderdik..
s)Ağustos ayında
yapılan Dünya Çerkes Birliği kongresine 8 delegeyle
katılınmış ve yönetim kuruluna iki temsilcimizin seçilmesi
sağlanmıştır.Keza, Dünya Abhaz-Abazin Halk Kongresinin Eylül
sonu toplantısına da temsilcilerimiz vasıtasıyla
katılınmıştır.
ş) Toplumumuzun
geleceğini yakından ilgilendiren alanlarda yüksek tahsil
yapan gençlere burs verilmeye devam olunmuştur. Bu yıldan
sonra burslar, üniversitelerde master, mezuniyet veya
doktora tezi olarak bizim konularımızı seçenlere destek için
kullanılacaktır.
t) İki yıldır bir
çok toplantıya ve tartışmalara konu olan Kafkas
Derneklerinin tek çatı altında toplanması çalışmalarının ilk
önemli adımı 03.07.2003 tarihinde atılmış ve KAFKAS
DERNEKLERİ FEDERASYONU' Ankara'da fiilen kurulmuştur.
Tamamen kapattığımız şubelerle bir kararsız şube hariç diğer
tüm şubelerimizin birbir katılmakta olduğu Federasyona güçlü
ve geniş tabana dayalı önemli dernekler katılmışlardır ve
katılmaya da devam ediyorlar. Mersin, Biga, Bandırma, Düzce,
Göksun, Sivas, Eskişehir, Afyon, Aydın,Nazilli, Merzifon,
İstanbul Kafkas-Abhazya , İst-Kafkas Kültür (Bağlarbaşı) ve
İst. Uzunyayla Kafkas Kültür Dernekleri fiilen kurucu
olmuşlardır. Altı önemli derneğin de işlemleri devam
etmektedir.
4-) Sayın
Başkanım, Son zamanlarda DÇB dosyası ile Hacı Bayram Bolat
konulu tartışmalar sırasında DÇB ile ilgili olarak bir çok
soru gündeme geldi. Prensip olarak cevap vermeye gerek
görülmediğini de biliyorum. Buna rağmen yanlış bilgilenmeler
sonucunda oluşabilecek yanlış kanıların düzeltilmesi gerekir
diye düşündüğüm için bir çok konuyu sormak istiyorum.
-Elbette
sorabilirsiniz. Keşke söz konusu dosya imzalı ve
kaynakcaları verilmiş ve seviyeli bir üslupla okura sunulmuş
olsaydı. Biz,anında gereğini yapardık ve okurlar da
yararlanırdı. Ama maalesef öyle olmadı. Yanlışların
düzeltilmesi gerektiğine ben de inanıyorum. Ama yeni
tartışmalar yaratmak gibi bir niyetim yoktur.
Soru 1-DÇB' nin
kuruluşu öncesinde Ankara'da 125. yıl etkinlikleri
yapılmıştı. Bu etkinliği, düşünce bazında da olsa DÇB
fikrinin oluşmasında ilk etkinlik olarak biliyoruz. Yoksa
biz mi yanlış biliyoruz.'
Cevap 1- Sorunuzun
cevabını vermeden önce,giriş kısmındaki ifadelerinize biraz
açıklık kazandırmak gerekiyor sanıyorum. DÇB dosyasının asıl
muhatabı Nalçık kentindeki DÇB Genel Merkezi olup dilerlerse
cevaplarını verirler. Kafder olarak bizimle ilgili tüm
haksız imalardan cevaplandıramayacağımız hiçbir şey yoktur.
Sorularınız iddiaların tümünü kapsıyorsa zaten gereken
cevapları vereceğim. Federasyon kuruluşu ile ilgili olarak
Nisan 2002 de Ankara'da 51 derneğin imza atmasından sonra
İstanbul'da 3 toplantı daha yapıldı. Her seferinde tek
merkezli güçlü bir Federasyon yapısına karşı çıkıldı ama
engellenemedi ve 3 Temmuzda Federasyon kuruldu. Kafder
olarak bizim açık taahhütlerimiz vardı. Buna uygun olarak
şubelerimizi, 22 Aralık 2002 kongresinden başlamak suretiyle
birbir feshediyoruz. 35 şubeden 3 şubeye düştük onları da 7
Aralık tarihinde feshedeceğiz.. Bazı şubelerimizin yerine de
yeniden bağımsız dernek kurdurmuyoruz. Zayıf ve ayakta zor
duracak derneklerle sayıyı artırmak yerine geniş tabana
dayalı güçlü ve üretken dernekler hedefliyoruz. Yani, vermiş
olduğu söze uygun olarak yavaş yavaş fesih sürecinde olan
bir Kafder ve 3 Temmuz tarihinde hükmi şahsiyet kazanmış ve
henüz genel kurulunu dahi yapmamış ve kurucu heyet
yönetimindeki bir federasyon sürecinin tam ortasında ve
özellikle de DÇB kongresi aşamasında dosya yayınlandı.
İmzasız,dip notsuz,belgesiz ve kaynakçasız olarak yayına
sokulan dosyadaki üslup, irdeleme ve eleştiriyi çok çok aşan
ve amacı belli ithamkar yorumları, yargılamadan verilen
kararları görünce arkadaşlarımız cevap vermeyi gereksiz
buldular. Hatta bazı arkadaşların yayınlamak istedikleri
oldukça ciddi yazıları da o ortamda yayınlatmadık. O nedenle
bize gücenenler bile oldu.
Şimdi döneyim
sorunuzun cevabına, hayır yanlış hatırlamıyorsunuz..125. yıl
Ankara etkinlikleri; uluslar arası nitelikli olarak Kafkaslı
toplum temsilcilerinin bir araya geldiği ve Anavatan
temsilcileriyle ilk kez bir arada olunması nedeni ile
heyecanın doruğa ulaştığı bir etkinlikti. Günlük programlar
tamamlandıktan sonra kalınan evlerde o zamanın yöneticileri
ve konukların konuşmalarının konusu bu tür birliktelikleri
her yıl tekrarlamak için neler yapmak gerektiği idi.
Öneriler arasında adı konularak resmen yok idiyse de
insanları bu konuda düşünmeye yönelten ilk etkinlik Ankara
toplantısıdır. Boris Akbaş o tarihlerde Moskova'da hocaydı
ve 1995'lerden sonra ortaya çıktı. O nedenle Ankara'yı
saymamış olması sonucu değiştirmez. Fethi Recep Beyin J.Colorusso
ile yaptığı söyleşide de benzeri bir yanlış ifade vardır. Bu
oluşumun adının konmaya başlanması Hollanda toplantılarında
olabilir ama insanları buna yönelten ilk toplantı 125. yıl
Ankara etkinlikleridir. DÇB çalışma programında bu konu
açıkça yer almaktadır.
Ayrıca,Dağlı
Halklar Birliği olayı ile Ankara toplantısının uzaktan
yakından bir ilişkisi kesinlikle söz konusu değildir. Ankara
toplantısının temeli daha 1983 yılında atılmış ve hazırlık
dönemi uzun sürmüş bir toplantıdır.
DÇB fikrinin
doğması şöyle gelişti: 125. yıl anma haftasının yapıldığı
dönemde Türkiye'de Çerkesçe konuşmak, Çerkesçe müzik kaseti
çalmak dahi yasaktı. Türkçe dışındaki dilleri yasaklayan
yasa yürürlükteydi. Ancak dünyanın çeşitli ülkelerinden
gelen temsilcilerin/konukların anlaşabilecekleri ortak dil
Çerkesçe olunca zorunlu olarak bu dil kullanıldı ve bu
pratik, doğal olarak, Dünya Çerkesleri güç birliği yaparsa,
bir araya gelebilirse, aşılması çok zor gibi görünen pek çok
sorunun aşılmasına katkıda bulunabileceği fikrini uyandırdı.
Ardından da birkaç ay sonra dünya çapında böyle bir
organizasyon kurulmasının görüşülmesi amacıyla Hollanda'da
bir toplantı yapıldı ve DÇB'nin ilk somut temeli böylece
atılmış oldu. Bu toplantıda Türkiye Çerkeslerini rahmetli S.
Yançatoral temsil etmişti. Ürdün toplantısı ise 125. yılda
alınan karar gereğince iki yıl sonra 127. Yıl 2.Kafkas
Kültür Haftası adıyla yapıldı. DÇB ondan önce kurulmuştu.
Hatta Ürdün toplantısında bundan sonra bu tür kültür haftası
vb. etkinlikleri artık DÇB yapsın kararı alınmıştı.
Soru 2- DÇB'nin
kaç tane adı vardır, DÇB Amblemi ve DÇB Marşı konuları neden
bu güne kadar sürüncemede kaldı '
Cevap 2- DÇB'nin
resmi dili tüzüğe göre Adigece, Rusca ve İngilizce'dir.
Böyle olunca üç ayrı dilde karşılığı olmak durumundadır.
Kurucular arasında Abazalar olduğu için Abazaca ve
Türkiye'den giden katılımcılar nedeniyle Türkçe bir ad
kullanmak zorunluluğu doğduğu için de beş ayrı adı varmış
gibi gözüküyor. Oysa temelde tek adı vardır. O da 'Dünyapso
Adige-Abaza Xase' dir. Diğerleri farklı dillerdeki
karşılığıdır. Bizim UÇD kullanmamız gerektiği halde DÇB'yi
kullanıyor olmamız da tesadüfi değildir Kaf-Kur
delegasyonunun kuruluş kongresi sırasında ad konusunda
vermiş olduğu mücadeleye olan inancımız ve saygımız
nedeniyle DÇB'yi kullanmaya devam ediyoruz.
DÇB'nin
bestelenmiş ve tüm toplantılarda kullanılan marşı vardır.Bu
marşı besteleyen değerli müzik adamı Davur ASLAN da artık
hayatta değildir. İki dönemdir devam eden seçme işi marş
değil bestelenmiş marş için söz yazılması yarışmasıdır. O da
bu kongrede karara bağlanmış ve ünlü şair ve yazar Utıj
BORİS'in eseri kabul edilmiştir. Amblem konusunun
sürüncemede kalış nedeni DÇB'ye layık bir eserin ortaya
çıkmamış olmasından değildir. İlk eseri ortaya koyan değerli
sanatcı ve artık hayatta olmayan Meretiko Devlet'in eserinde
sadece Adige ismi kullanılıp Abaza isminin yer almamış
olmasından dolayı resmileşememiştir.Bu yılki kongreye
sunulan eserde yer alan at ve atlı bir Çerkes atlısından çok
Teksaslı bir atlıyı andırıyor olması nedeniyle onanmamıştır.
Soru 3- DÇB'nin
merkezi bir bürosu yok mudur' Neden sık sık merkez
değişikliği oluyor, ne kadarlık bir bütçesi vardır'
Cevap 3- Her
şeyden önce gerçekleri olduğu gibi kabul etmek lazım.
DÇB'nin kurulduğu 1991 yılında da bu gün de mülkiyetler
devlete aittir. Özelleştirme kapsamında mülk edinmek artık
mümkündür. Ancak, DÇB, üyelerinin ödedikleri yıllık 500'er
veya 1000'er dolarlık aidatlarıyla ( Bütçenin onayı yönetim
kuruluna ait olduğu için genel kurula sadece denetleme
sonucunda usulsüzlük olursa onun raporları gelir. Toplam
yıllık aidat geliri 17-18.000 ABD doları düzeyindedir. Bunu
ödemeyen 5-6 tane yerli üye de vardır.) hem önemli bir
mülkün sahibi olabilecek hem de cari harcamaları
karşılayabilecek mali yapıya henüz ulaşmış değildir. O
nedenle başka kurumlarda olduğu gibi DÇB de Devlete ait bir
mülkün tahsisini sağlayarak zamanla mülk sahibi olmayı
tercih etmektedir.
Ayrıca geçmiş
uygulamalarda Genel Başkan ile Genel Sekreter nereden
seçilmiş ise DÇB'nin faaliyet yeri orası olmuştur.1991-93
Nalçık döneminde de 1993-1996 Maykop döneminde de Devlet
mülkünden yapılan tahsis binalarda faaliyet
gösterilmiştir.1996-2000 Çerkessk döneminde Boris Akbaş'ın
kendi mülkü olan binanın komple bir katında tefrişli güzel
bir merkezde çalışmıştır. 2000 yılında tekrar Nalçık kentine
dönüldüğünde de Devlet, Şogentsuk Caddesinde geniş ve güzel
bir binanın komple alt katını tahsis etmiştir. Ne varki,
binada yapılmasına başlanan tadilatlar gereksiz yere
teferruata boğulmuş ve eldeki para yetmemiştir. O nedenle
kendi yerine henüz taşınamamıştır. Hal böyle olunca Genel
Başkan'ın Parlamento içindeki makamında bir özel oda tahsis
edilerek işlemler oradan yürütülmektedir. Kongre sırasında
bu konuyu eleştirdiğimizde Genel Başkan, 2-3 ay içerisinde
tadilatın tamamlanacağını,telefon fax gibi her türlü
imkanıyla hazır hale geleceklerini taahhüt etmiştir. İki kez
gezip gördüğümüz yeni ofisin tadilat projesinde iletişim
odası dahil her şeyin düşünülmüş olduğunu gördük.
DÇB'nin Abhazya'da
ve Lazarovski'de yapmayı planladığı iki kongre hiç de sır
olmayan nedenlerle başka yerlere alınmıştır. Abhaz Halk
Kongresi bile beş yıldır ambargo nedeni ile Abhazya'da kendi
kongresini yapamamış ve ancak yakınlarda (-28-29 Eylül)
yapabilme olanağını bulabilmiştir. O nedenle Abhazya'da
yapılamadı. Adige nüfusu %5 bile olmayan Kıyıboyu Şapsığ
bölgesinde kongreyi Lazarovski'de yapmak için neden ısrarlı
olunmadıklarını kendisine sorduğumuz Mecit Çaçuk ve Boris
Akbaş, 'Bölgede yaşayan bazı etnik gruplar olay yaratma
eğilimi gösterdiler, biz de her hangi bir huzursuzluk
yaratmamak için Krasnodar Derneği ile Genel Vali
Kondretenko'nun çağrısına olumlu cevap vererek kongreyi
Krasnodar'a aldık.' şeklinde cevaplandırmışlardı.
Soru 4-
Anladığımız kadarıyla Rodine Derneği (Yurt Dışındaki
Soydaşlarla Kültürel ilişkiler Kurma Kurumu) başlangıcından
beri DÇB olayının içindedir. Nedir bu Rodina Derneği, KGB
ile ilintisi var mı, dernek olarak bizim ilişki düzeyimiz
nedir'
Ayrıca, Valeri
Kokov, Carım Aslan, Boris Akbaş ve Nohuş Zavurbiy gibi önde
gelen Devlet Başkanları ve DÇB Genel Başkanları gerçekten de
KGB mensubu mudurlar'
Cevap 4- Bu günkü
birikimimle bilebildiğim kadarıyla Rodina Derneği, 35-40 yıl
kadar önce Sovyetler zamanında genel bütçeden ödenek alarak
ve Sovyetlerin o günkü sınırları içerisinde eskiden yaşamış
olup artık diasporada yaşamakta olan halklarla ilişki tesis
etmek amacıyla kurulmuş bir dernektir. Hafız Esat rejimi ile
Rusya'nın var olan yakın bağları nedeniyle ilk ilişki
kurulan ülke de Suriye'dir. O nedenle Suriye'den Nalçık
kentine gidip okuyan ve geri dönüş yapan insan sayısı bir
hayli fazladır.
DÇB'nin
kuruluşunda Fethi Recep, İhsan Saleh, Nalo Zavur,Kalmuk Yura
gibi çok değerli insanlarımızla birlikte en ön saflarda yer
alan Kosta Efendiyev ,Rodina'nın tanıdığım ilk başkanı ve
Anatoli Kodzokov da tanıdığım ve DÇB yöneticisi olması
sebebiyle zaman zaman birlikte olduğumuz yöneticiler olup
her ikisi de son derecede çalışkan insanlardır. Başkan
Kosta'nın da ve çalışanlarının da KGB ile bağlantılı olduğu
yaygın bir kanıdır. Tıpkı burada aramızda olduğunu
bildiğimiz ve bir çoğu ile de hergün görüştüğümüz halde
neden Türk istihbarat birimlerinde çalıştıklarını ve bu
kurumun ne olduğunu kendilerine sormadığımız bir çok insan
gibi Rodina yöneticilerine ve iki-üç kişiyi aşmayan
çalışanlarına da bu konuda bir şey sormadık. Esasen, Adige
Xaseler ve DÇB kurulduktan sonra Rodina Derneği işlevini
tamamlamıştır. Ama yaşlı ve eski bakanlardan olan Kosta
Efendiyev'in hatırına kapatılmadığı ifade ediliyordu.
Kosta'dan sonra gelen genç başkan da Rodina'yı yeniden
canlandırmaya çalışmaktadır.
Valeri Kokov,
Carım Aslan, Boris Akbaş ve Nohuş Zavurbiy gibi önde gelen
kişilerin KGB ajanı olduklarına ilişkin duyumlarla ilk kez
karşılaştım. Sormak, araştırmak akılımın köşesinden bile
geçmedi. Halkın defalarca seçtiği yetkililer olmaları
nedeniyle şahsen ihtimal dahi vermedim. Keza, Nohuş
Zavurbiy'nin bir yıldan beri bir partinin Nalçık başkanı
olduğunu da ilk kez duyuyorum Sovyetler Birliği çökeli henüz
13 yıl oldu. Eski dönemden eğitim almamış yeni bir kuşağın
bu sürede yetişmesi mümkün değil. Kazakistan, Özbekistan,
Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbeycan'ın bu günkü
yöneticileri gibi bu insanların da eski kominist dönemi
particileri ve yöneticilerinin arasından çıkmış olmaları
onların gizli servis ajanı oldukları anlamına gelir mi
gelmez mi ' cevabı, vebal isteyen bir tahmin. 1996 yılında
Kalmuk Yura'nın ikinci kez Genel Başkan yapılması için
yürütülen çalışmalar arasında kendisiyle görüşüp ikinci kez
Genel Başkanlığı kabul etmesi için ısrarda bulunan heyetin
içinde ben de vardım. Görevi kabul için ısrar ettiğimizde
bir şart ileri sürdü.'Birinci Genel Başkan Yardımcısı Boris
Akbaş olacak ve benim ayrılmam veya görev sürem içinde bana
bir şey olması halinde Genel Başkanlık görevini Boris Akbaş
yürütecek.' Biz de bu şartı kabul ettik. Şimdi size
soruyorum. Boris Akbaş gerçekten KGB mensubu ise Kalmuk Yura
gibi değerli bir lider neden onu bize ısrarla şart koştu '
Soru 5- Hafıtsa
Muhammed ve Oxuta Aleksandr ile Kaf-Der'in ilişkisi hangi
seviyededir,bu konuda neler söyleyeceksiniz.
Cevap 5- Oxuta
Aleksandr Genel Kurul tarafından seçilmiş olan bir genel
sekreterken 1997 yılı başlarında yönetim kurulu kararıyla
Kalmuk Yura ve Boris Akbaş tarafından azledilmişti. Azilden
önce UNPO ile ilk iyi ilişkiyi o kurmuştu.Daha sonra Hatko
Murat ve Kazanoku Edig temsilciliğe devam ettiler.
2000 den beri yine
Oxuta Aleksandre UNPO'nun temsilcisi oldu ama UNPO'da
yapılan çalışmalar ve kararlar hakkında fazlaca bir bilgi
teatisi olmadı. Onun için bu yıl ki genel kurul konuşmamda
bu hususu bilhassa gündeme getirdim. Birkaç kez UNPO'daki
toplantı notlarını ve kararlarını kendisinden istedim. Söz
vermesine rağmen notlarını göndermedi. Öte yandan bir iş
adamı olarak çok önemli kültürel projelere, yayımlara ve
sanatsal çalışmalara da büyük mali destekler sağlıyor.
Doğrusu Oxuta Alexandre'yi yeterince tanıdığımı söyleyemem.
Hafıtsa Muhammed'i
1991yılında ,ilk kez gördüm ve 2000 yılına kadar hiçbir
ilişkimiz olmadı. 2000 yılı kongresi öncesi Başkanlar Kurulu
toplantısında Nalçık Adiğe Xase'nin başına gelenleri
sorduğumda doğrudan bana yönelik değilse de tepkiyle ilk
parlayanların başındaydı. O nedenle aynı örgütte bulunmanın
sonucu olan bir birlikteliğimiz var gibi gözüküyorsa da
'kalp kalbe karşıdır' kabilinden bir ilişki söz konusudur.
İki yıl önce Kayseri ile Nalçık kentlerinin kardeş kentler
olması çerçevesinde 3.Uzunyayla Şenliğine Nalçık kenti grubu
içerisinde geldi. Kayseri Belediyesi'nce konuk edildi ve
geri döndü. O'nun dışındaki gelişleri hakkında bir bilgim
yoktur. Hacı Bayram'a ,'Seni bu ülkeden attıracağım'
anlamında bir şey söyledin mi, söyledinse nedenini açıklar
mısın diye sordum. 'Evet onu da söyledim başka şeyleri
de...' demekle yetindi Kaf-Der'in bu kişilerle ilişkisi de
benim ilişkim kadardır.
Soru 6- Şanıba
Yura tarafından kurulan Dağlı Halklar Birliği varken DÇB'nin
kuruluşu O'na karşı ve kasıtlı bir girişim olabilir mi'
Cevap 6- DÇB'yi,
Dağlı Halklar Birliği'ne karşı ve kasıtlı olarak kurulmuş
bir örgüt olarak görmek ve göstermek yanlıştır. DÇB, temelde
toplam nüfusunun %80-85 kadarı Diasporada yaşayan Adiğe-Abaza-Wubıh
halklarının Anavatanda yeniden bir araya getirilmesini ön
planda tutan bir nedenle kurulmuştur. Dağlı Halklar Birliği
daha farklı bir amaçla kurulmuştur. Eğer söylediğiniz gibi
bir neden geçerli olsaydı Şenıbe YURA'nın , DÇB'nin
kuruluşunda en ön saflarında yer almaması ve karşı çıkması
gerekirdi. Oysa, kongrenin hızlı konuşan heyecan dolu bir
hatibiydi. Oluşumdan ve Adige-Abazaların güç birliğini
gelecek için hayırlı bir teşebbüs olarak görüyordu. 'Dünyapso
Adige Xase' olarak hazırlanan kuruluş adının 'Dünyapso
Çerkes Xase' olarak değiştirilmesi doğrultusundaki Kaf- Kur
ekibinin verdiği mücadelede hep yanımızda olmuştur. Hatta o
tarihte hakkında olumlu şeyler yazmıştım.
Soru 7- DÇB Genel
Başkanı Kalmuk Yura'nın neden istifa ettiğine ilişkin bir
soru sorulmuştu
Bildiğimiz kadarı
ile böyle bir istifa olayı yoktur. Doğrusunu söyler misiniz'
Cevap 7- Kalmuk
Yura, Rusya Adalet Bakanlığı görevine getirilince, yasalar
gereği iki görevi bir arada yürütmesi uygun olmadığından,
DÇB genel Başkanlığından istifa etti. Yerine birinci
yardımcısı ŞHALAHO Abu başkanlık görevini yürüttü. Daha
sonra Rusya'nın birinci Çeçen savaşı sırasındaki katı,
baskıcı, saldırgan tutumunu protesto amacıyla Adalet
Bakanlığı görevinden istifa etti Takdir edip destek de
verdik. Ama sonraki genel kurulda yeniden DÇB genel
başkanlığına getirildi ve bundan sonra DÇB Genel
Başkanlığından istifa etmemiştir. Yönetim Kurulu toplantısı
yapmak üzere Moskova'dan Çerkessk'e gelirken şehre 70 km
mesafedeki Minvodi Hava alanında uçağın pist dışına çıkması
anında geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetmiştir.
Soru 8- Türkiye
delegasyonu olarak milliyetci dernekler yöneticilerine
destek vermeyip KGB destekli ekiplere destek verdiğiniz
doğru mu'
Cevap 8- Bu iddia
tümüyle asılsızdır ve günümüzde içinde bulunduğumuz
koşullarla ilgili bir takım hesaplara yönelik olmalıdır.
Milliyetci dernekler diye nitelediklerinizi net olarak
söyleyebilseydiniz cevcabım daha net olurdu. Ben, sevdiğim
ve takdir ettiğim Hatejiko Valera ve arkadaşlarını baz
alarak sorunuza cevap vereyim.1991,1993,1996 kongreleri için
böyle bir ayırım söz konusu olduğunu sanmıyorum. Zira,
desteklenmediği ima edilen ekipler hep ön saflardaydılar ve
hep de desteklendiler. 1998 yılı Krasnodar kongresine kadar
alternatif liste zaten olmadı. İlk kez bu kongrede Krasnodar
Derneği başkanı Traho Enver başkanlığında bir liste
çalışmasının kulisi yapıldı. Türkiye'den gidip Maykop'a
yerleşen arkadaşlarımız da bu listeyi destekliyordu. Ama biz
H. Valera, Yağan İbrahim, Kilba Muhammet, Hatko Murat gibi
arkadaşlarla birlikte hareket edip rahmetli Kalmuk Yura'nın
sözlerini de göz önünde bulundurarak Boris Akbaş'ın
listesini destekledik, Kazanoka Edig, Yağan İbrahim ve H.
Valera ve arkadaşları da Boris Akbaş'ın kadrosunda yer
aldılar.
2000 Nalçık
kongresinden 20 gün kadar önce DÇB, Rodina ve Hafıtsa
Muhammed gibilerinin hiç hoşuna gitmeyeceğini bildiğimiz
halde büyük yazar ve yönetim muhalifi değerli düşünür Nalo
Zavur'u onur konuğu olarak ikinci Uzunyayla şenliğine
Kaf-Der olarak davet edip konuk ettik. Nalo Zavur'un
refakatinde Hatıjko Valera da geldi ve konuk ettik.Baskın
kongre ile derneklerine el konulduğu haberini o zaman
detaylı olarak kendilerinden dinleme imkanımız olmuştu.
Kongreden bir gece
önce Nalçık'da yapılan Başkanlar Kurulunda şahsen söz alarak
NalçıkAdiğe Derneği'ne reva görülen muamelenin nedenlerini
öğrenmek istediğimizi Organizasyon komitesi başkanı Sohroka
Hauti ile Genel Başkan Boris Akbaş'a sordum. Cevap yerine
Kosta Efendiyev ve Hafıtsa Muhammed parlayıp ayağa kalktılar
ve ortalık karıştı ve Organizasyon komitesi başkanı 'Karar
ve uygulamamızı beğenmeyenler varsa kongreye katılmadan geri
dönebilir.' Anlamında bir ifade kullandı. Bunun üzerine
ertesi gün kongreye delege sıfatıyla katılmama kararı alıp
bu kararımızı da aynen uyguladık. Öğleden önceki oturumda
delege kartlarımızı almadık ve hiçbir oylamaya da
katılmadık.
Cumhurbaşkanları
Valeri Kokov ve Carım Aslan yanımızda otururken bu durum
salonda da deklere edildi. Öğle yemeğini acele acele
yedikten sonra yemekhaneden ayrılmak üzereyken Boris Akbaş,
Sokroka Hauti, Kosta Efendiyev ve 3-4 kişi daha yanlarında
olduğu halde yanıma gelip akşam olanlar ve söyledikleri
nedeniyle komite başkanının özür dilemek istediğini
söylediler. 'Hakareti yaptığı akşam toplantısında hazır
olanların tümünün olduğu yerde özür diler ve Nalçık Adige
Xase olayının açıklaması yapılırsa ancak o zaman kabul eder
ve çalışmalara da katılabiliriz' cevabını verdim. Öğleden
sonra başlayan genel kurulda Komite başkanı kürsüye gelerek
Kaf-Der heyetinden açık açık özür diledi. Adige Xase'nin
kongresiyle ilgili olarak da iki kısa yazı okundu.
Birincisinde İçişleri Bakanlığı tarafından 'iki yıl önce
değişen Dernekler kanununa tüzüğün intibak ettirilmesi
doğrultusundaki ikazlarımıza uyulmadan kongre yapılmıştır'
anlamına gelen ifadeler taşıyordu. İkinci yazıda da mahkeme
kaynaklıydı ve yazıda 'geçersiz tüzük maddesine istinaden
yapılan kongre geçersizdir ve yenilenmelidir' mealinde bir
ifade vardı. Bu açıklama ve özür dilemeden sonra biz de
kongre çalışmalara katıldık.
Özetle, işbirliği
yapılmadığı iddia edilen insanların en kritik bir zamanda
özel konuk olarak davet edilmesini ve kongrede imkanlar
zorlanarak tek başımıza haklarını aramamızın anlamını siz
kendiniz yorumlayın,desteklemiş miyiz yoksa karşı mı
çıkmışız'
Hem sonra şimdi
kötü olan ve KGB ajanlığıyla nitelenen Cumhuriyetlerimizin
ve DÇB'nin yöneticileri daha işin başlangıcında milliyetci
olarak nitelenen bu kişilerle kolkola değiller miydi' DÇB'yi
birlikte kurmadılar mı ' Be denli tehlikeli ve zararlı o
adamlarla neden yola birlikte çıktılar ' Şimdi ne oldu da
her şey tersine döndü, amaç ne'
Soru: 9-
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde yaşanan olaylarda provakasyon
olduğu ve Boris Akbaş ve arkadaşlarının da provakatör
oldukları şeklindeki iddia için ne söylemek istersiniz'
Cevap 9-
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
teamüle göre yeniden Karaçay kökenli bir adayın gösterilmesi
doğru olanıydı. Boris Akbaş, Kilba Muhammed ve Hatko Murat
gibi DÇB'nin üç önde gelen yöneticisi de o tarihte
Karaçay-Çerkes parlamenteri idiler. Parlamentoda ekseriyet
olan Rus ve Kazak kökenli parlamenterlerle ortak bir karara
vardıklarını ve gösterecekleri adayın yani o tarihte
Belediye Başkanı olan iş adamı V.Derev'in seçimi
kazanacağına ilişkin bir kanıya ulaştıklarını kapalı olarak
ifade etmişlerdi. Adiğe-Abaza - Rus ve Nogay halklarının
ortak rahatsızlıklarının temelinde toprak konusu vardır.
Karaçaylar, Stalin döneminde sürüldükleri zaman üç köy
toprağına sahipken bu gün Karaçay kökenli
Cumhurbaşkanlarının desteği sayesinde %27 lik nüfuslarıyla
ters orantılı olarak üç katından fazla toprağı ellerinde
bulundurma noktasına ulaştılar,bunun devamına izin veremeyiz
diyorlardı. Bahse konu işbirliği mutabakatı doğru olmalı ki,
seçimin ilk turunda Rusların desteğiyle Adige aday V.Derev
%40'dan fazla oy alırken Karaçay kökenli General Semyenov'un
oyları %10'lu rakamlardaydı.
Ne olduysa zaten
ikinci turda oldu. O tarihlerde yayınlanan bazı gazetelerin
konuya ilişkin yayınlarının ve geceleri Rus ailelerin
evlerine atılmakta olan el ilanlarının bir çoğunun
fotokopilerini beraberimde getirmiştim. Bunları dikkatle
incelediğimizde enteresan bir durum ortaya çıkmaktadır.
Televizyon programlarında, Gazete yazılarında ve propaganda
el ilanlarında Nihat Berzeg kardeşimizin bir kitabında yer
alan haritalar ile Türkiye'de çıkmakta olan Birleşik
Kafkasya isimli neşriyat kaynak gösteriliyordu. Yapılan
yayınlarda yer alan ortak ifadeler de yaklaşık olarak ; ' Ey
Ruslar !.. uyanın ve kendinize gelin., Adige kökenli V.Derev'i
seçerseniz diğer iki Adige Cumhurbaşkanı Valeri Kokov ve
Carım Aslan ile birlikte ve işbirliği halinde doğudan
(Türkiye,Suriye,Ürdün) 5 milyon Adige ve Abaza'yı geri
getirip büyük Çerkezistan kurmak istiyorlar . O takdirde ilk
kovulacak olan halk da sensin. Bunun için mi Derev'e oy
veriyorsun,uyan ve kendine gel!..' şeklindeydi.
Bu yayınları Boris
Akbaş ve arkadaşları yaptırmış olamaz. Zira, bu yayınlara
sürekli cevapları ya da tekzipleri söz konusudur. Sonuç
itibariyle tırmanan olaylar sonucunda gösteriler ve kavgalar
oldu. Abaza kökenli 5-6 genç öldü, Derev ikinci tura
katılmayıp yasal yolla itirazda bulundu. Çok geçmeden de DÇB
yöneticileri tehdit edilmeye başlandı, Hükümetin de
tavsiyesiyle DÇB'nin merkezinin Çerkessk'ten çıkarılmasının
yolları aranmaya başlandı ve Boris Akbaş tek başına Valeri
Kokov ile görüşerek yardım talebinde bulundu. Sonuçta DÇB,
Nalçık kentine geri götürüldü. Bu gelişmelere göre Boris
Akbaş ve arkadaşları provakatör mü ,değil mi, siz
yorumlayın. Bu olaylarda Boriş Akbaş'ın tek kusuru, DÇB
Genel Başkanı sıfatıyla bir Yerel Cumhuriyetin tamamen iç
işi olan seçimlerde taraf olmasıydı. Boris Akbaş, aynı
zamanda yerel Karaçay-Çerkess Adıge Derneği'nin de
başkanıydı. Aslında seçimlerdeki tavrı bu sıfatla idi. Ancak
aynı zamanda DÇB başkanı olması, dünya çapındaki bir örgütün
yerel işlere karışması gibi algılandı. Zaten bu konuda da
eleştirildi. Hatta, yanlış hatırlamıyorsam, eleştiriler
üzerine bu seçimler sonuçlanıncaya kadar DÇB başkanlığından
izinli olarak ayrılmıştı.
- Çeçenistan'a
yardım, Hacı Bayram ve dönüşcülerin sorunları gibi konular
kongrede gündem konusu yapıldı mı, yapılmadı mı '
Cevap 10- Gündemde
özel madde halinde Çeçenistan konusu daha önce de yoktu bu
yıl da yoktu. Üç yıl önceki Nalçık kongresinde; çifte
pasaport ve kimlik sorununun kabul edilmeyişi ile Çeçen
halkının kendi iradesiyle seçmiş olduğu yasal liderlerin
muhatap alınarak görüşmelerle savaşa bir an önce son
verilmemesini ağır bir dille eleştirmiştim. Bu yıl ki son
kongrede de hem Cumhurbaşkanı huzurunda hem Başkanlar
Kurulunda ve hem de Genel Kurulda yaptığım konuşmaların
önemli bölümü dönüşçülere ve özellikle de H.Bayram'ın
yaşadığı sorunlara aittir. Bir ay önceden üyelere gönderilen
taslak gündeme ilave ve çıkarmalarla son şeklinin verildiği
Başkanlar Kurulunda 28 oydan birisine, Genel Kurulda da 79
oydan 8 adedine sahipseniz ve oylama sonuçlarına da
katılımcı bir üye sıfatıyla saygı duymanız ve katlanmanız
gerekiyorsa, istenen sonucu neden alamadınız diye sormak ve
itham etmek sizce doğru mudur' Madem sonuç alamıyorsunuz o
halde kongreyi neden terk etmediniz diye soranlar olabilir.
Anadolu'da 'Bekara hanım boşamak kolaydır.' diye bir söz
vardır. Sorumluluğu olmayan ve oradaki yapıyı iyi
bilmeyenlerin böyle demesi çok kolay ama sorumlu iseniz
oraya geri dönenleri ve orada önemli yatırımlar yapmış
fedakar insanların konumlarından ve öğrencilerimizden
başlamak suretiyle bir çok hususu birlikte düşünerek
hareketinizi belirlemek zorundasınız. Ayrıca, DÇB gündeminde
yok diye Kabartay-Balkar halkınca Çeçenler'e insani yardım
yapılmadığı anlamını da çıkarılmamalıdır. Yıllardır bir otel
tümüyle, Çeçen nesillerini koruma amacıyla Çeçen çocuklarına
tahsisliydi. Yakın zamanda geri döndüklerini unutmamak
gerekir.
Soru 11- Bu gün
itibariyle geriye bakarak DÇB'yi bir değerlendirir misiniz,
neleri yaptı neleri yapamadı ,var olmaya devam etmeli midir
diye'
Cevap 11- Her
şeyden önce ; Kafkasya'da Rusların 140 yıldır var
olduklarını ve gelecekte de var olabilmek için değişik
olayları bahane ederek yasal kısıtlamalara
gidebileceklerini, ileride kendileri için tehlike
arzedebilecek DÇB gibi organizasyonları kontrol altında
tutmak amacıyla gerekirse istihbarat elemanlarını
yerleştirmeyi ihmal etmeyeceğini, bu tür kuruluşların geniş
katılımlı kongrelerinde yapılan konuşmaları ve alınan
kararları yakından takip edeceğini, uzun yıllar Ruslarla
içiçe yaşamış olmaları nedeniyle azımsanmayacak düzeyde
insanımızca, Rodina ve KGB gibi organlarla o organlar
içerisinde insanlarımızın var olmasının en azından bu gün
için olağan bir yaşam tarzı gibi görülmekte olduğunu göz
önünde bulundurarak değerlendirme yapmak gerekir.
Sanki,halen yoğun olarak yaşamakta olduğumuz diaspora
ülkelerinde benzeri durumlar yokmuş gibi ve Rusları da yok
farzederek, tek yönlü olarak değerlendirme yaparsak
yanılırız. O zaman emek vererek yapılan tespitlerin içinde
var olan doğrular da yanlı, amaçlı ve zorlama yorumların
içinde kaybolur giderler.
Kısaca, Sovyetler
çökmesine rağmen, Anavatan topraklarında fiilen var olan
Rusya Federasyonu gerçeğini ,Kafkasya'daki Hükümetler de,
DÇB yöneticileri de,halk da, bizler de az çok biliyoruz.
DÇB'den ayrılmak en basit önlem olup kolaycılığı seçmek
olur. Önemli olan içinde kalıp yanlışlarla yılmadan ve
birlikte mücadele etmektir. Bizim yaptığımız da budur. DÇB
Genel Kurul konuşmalarımızı irdelerseniz sürekli olarak
Kaf-Der'in yapıcı eleştirilerini hep fark edersiniz. Şahsen
bunun yavaş ama etkili olduğunu defalarca gözlemledim.
Yönetim Kurulunda , Başkanlar Kurulunda ve Genel Kurulda
Adiğece konuşmaya başlayan konuşmacılar farkında olmadan
Rusca'yla devam ediyorlardı ve biz de sürekli olarak
müdahale ile ikaz ediyorduk ama son Başkanlar Kurulu ve
kongrede bu durum hemen hemen yaşanmadı. DÇB sayesinde
Dünya'da var olan Dernek yöneticileri ( Kafder yöneticileri
dahil) birbirlerini tanımaya ve her an iletişim içinde
olmaya başladılar. Kültürel kimliğe ve dile sahip çıkma
konusunda önemli ilerlemeler var. Bunları görmemezlikten
gelemeyiz. O nedenle DÇB Kafkasya'da var olmaya devam
etmelidir. Hatta demokrat bir çizgide Abhaz Halk Kongresi,
Çeçen-Dağıstan Halk Kongresi gibi kuruluşlarla bir üst
yapıda buluşabilmelidir. DÇB'nin veya içinde bulunacağı bir
üst yapının sesini gür çıkaramayacağı konularda diaspora
olarak daha gür bir ses çıkararak onlara yardımcı olabilmek
için ne yapmak gerektiğini de diaspora düşünmelidir. Bu yıl
ki, kongre konuşmamda bu husus açıkça vardır ve tahminimden
de iyi bir yankı yapmıştır. Kısaca DÇB, her ne kadar
bekleneni tam olarak verememişse de, varlığını
sürdürmelidir. Gerçek anlamda bir sivil toplum kuruluşu
niteliği kazanarak ve üye derneklerin, dolayısıyla genel
olarak halkımızın bilinçli katkı ve çabalarıyla
güçlendirilirse, dünyadaki çeşitli fonlardan da yararlanarak
amaçlarını gerçekleştirme konusunda önemli ve ciddi
kazanımlar sağlayabilecektir. Buna yönelik hazırlıklar
yapılmalıdır.
Soru 12-)Kaf-Der
ve DÇB'nin dönüşle ilgili çalışmasının bulunmadığı, Çeçen
savaşı konusunda bir katkılarının olmadığı ve kongre
dönüşünde HBB ile ilgili olarak yayınladığınız yazınızın
kasıtlı bir yazı olduğuna ilişkin iddialar konusunda neler
söylemek istersiniz'
Sorunuz bir çok
konuyu bir arada içeriyor o nedenle aynı sıralamaya uymasa
da bu günkü birikimimle düşüncelerimi ve bildiklerimi
şöylece ifade edebilirim. Her şeyden önce DÇB de Kaf-Der de
dünyanın neresinde olursa olsun savaşlara karşıdırlar.
Bunlara Çeçen savaşları da dahildir. DÇB, savaşın
durdurulması doğrultusunda çok daha aktif çalışmalar
yapabilseydi iyi olurdu ama yapamadı. Buna karşın, DÇB Genel
Başkanı Boris Akbaş adına Ankara'ya kadar gelen Yağan
İbrahim'in talebi ile Tes-İş Sendikası salonlarında Uluslar
arası katılımlı büyük bir Çeçenistan konferansı düzenledik
ve alınan kararları da geniş bir tebliğ halinde tüm dünya
medyasına ulaştırdık. Birinci savaş sırasında Kaf-Der yardım
toplama komitesinin ilk karargahıydı.
DÇB, son iki yıl
içerisinde geri dönme imkanı bulabilen insanlarımıza iş
bulma, geçici barınma, lisan öğrenme imkanı sağlanması
bakımından iyi niyetle yardımcı olmuştur. Diğer ülkelerle
olan dönüş konulu ilişkilerinin boyutunu bilmeden rakam
vermek zordur ve doğru da değildir. Ancak, dönüş olayı
karşılıklı bir konudur ve taleple de ekonomik imkanla da ve
istihdamla da bağlantılıdır. 2000 kongresinden itibaren her
yıl şube başına bir kişinin dönmesine yardımcı olup
,rehberlik etmeyi karşılıklı olarak hedeflemiştik. Ama talep
azlığı nedeniyle programımızın gerisinde kaldık.
Karşılıklı olarak
yürürlükteki yasaların, hem mali ve hem de başkaca açılardan
elverişli konuma henüz gelemeyişi, oldukça büyük ilgi
uyandıran 'Kafkasya için ayda bir dolar' kampanyamızın
genelleştirilmesini bir süre ertelememize neden olmuştur.
Sanal ortamda dönüşçü olmak ya da dönüşe destek vermek çok
kolaydır. Önemli olan talebin doğduğu anda istihdam da dahil
olayın her türlü sosyolojik ve ekonomik boyutunun çözümüdür.
O nedenle bu konuda karşılıklı olarak niyet vardır ve bize
göre de başkaca gelişmeler de olabilecektir. Ülkemizde de 3
yasada değişiklik gerekmektedir. Önceki Hükümet zamanında
ilgili Bakanlarla görüşüp hazırlatılan yasa değişikliklerine
emek verdik ama yasalaşamadan kadük oldu. Şimdi bu
çalışmalara yeniden başladık.
Hayatım boyunca
hiç kimsenin yüzüne ayrı arkasına ayrı bir tavır içinde
olmadım. Öyle olsaydım zaten başka yerlerde olurdum. Hacı
Bayram'ı rencide etmek veya aleyhinde bir kanaat oluşturmak
gibi bir amaç taşımadan, Nalçık kentine gitmeden önce yapmış
olduğum ilk açıklama gereği edindiğim bilgileri olduğu gibi
( 'Sadece Valera'nın 500 dolar rüşvet verseydi sorun
halledilecekti' şeklindeki ifadesini, başkaları
Cumhuriyetlerimizi muhtarlık düzeyinde görmeseler bile biz,
hatalarıyla ve sevaplarıyla Devlet olarak gördüğümüz için
Devlet rüşvet alıyor anlamı çıkmasın diye ve aynı anlamı
verecek şekilde değiştirerek yazdık.) aktardım. Öküzün
altında buzağı aramak gibi bir huyum olmadığı için başkaca
bir anlam çıkartılacağını düşünmedim bile. Söz konusu
bilgilendirme notuyla ilgili zorlama yorumları ve
Kafkasya'ya gidip yatırım yapmış bir çok insana layık
görülen çirkin nitelemeleri ve H.Bayram'ın, fevri ve yanlış
tahminlere dayalı olarak verdiği yakışıksız cevapları birkaç
gün sonra okudum ama cevaplandırmaya gerek görmedim, kem
sözler her zaman sahiplerine aittirler.
Netice itibariyle
biz, Hacı Bayram'ın verdiği yasal mücadeleyi önemsiyoruz.
Bizim kabul etmediğimiz husus HB olayını bahane ederek
kaleme alınan yazılardaki üslup ve yapılan başka
hesaplardır. Ankara görüşmesinde de vurguladığımız üzere
Hacı Bayram'ın Uluslar arası alanda vermekte olduğu hukuki
mücadelede kendisini yalnız bırakmayacağız ve elde edilecek
olumlu kararların örnek teşkil etmesini de küfretmeden,
hakaret etmeden, yoluyla yordamıyla isteyenler arasında
olacağız.
Soru 13- Konumuzla
doğrudan ilgili olmamakla beraber bir iki küçük ayrıntıya
açıklık getirmenizi istiyorum. O da şu: Abhazya'dan gelen
öğrencilere yardımcı olmadığımız, kayıt için gelip belge
isteyen Kafkasyalı öğrencilerimiz arasında ayırım yapıp
yapmadığımıza ilişkin olarak yazanlar oldu..
Cevap 13-
Abhazyalı gençler için İstanbul Abhaz Derneği ile de
irtibatlı hareket ediyoruz. Geçen yıl gelen gençlere burs
benzeri bir organizasyonu Ankara'daki az sayıda Abaza bir
araya gelerek organize etmeye çalıştık. Kendileri yurttan
çıkıp eve taşınmak istediler. Kendi güvenlikleri açısından
doğru bulmadık ve yurt sorunlarıyla ilgilenip yıl boyu az da
olsa mali katkı yaptık. Bu yıl da yeni gelenlerin kayıt
sorunlarına yardımcı olduk,geç gelenlerin kaydı için çıkan
problemlerle doğrudan ilgilenip çözdük. Bu yıl ödenecek burs
konusunda da İstanbul Abhaz Derneği merkezli olarak
ülkemizde okuyan 23 öğrenci için de gerekeni yapma konusunda
mutabık kaldık. Üniversiyete kayıt için gelip belge
isteyenlere Ankara'da yerel dernekleri yoksa ya da onlara
ulaşamamışlarsa yıllardır belge veriyoruz.. Oset de,
Dağıstanlı da, Çeçen de, Karaçay da bizden belge aldılar.
Sadece bu yıl gelen Çeçen bir gence sorduk. 'Çeçen Derneğine
uğradınız mı, yöneticileriyle görüştünüz mü, adreslerini
biliyor musunuz, gitmek ister misiniz '' diye sorduk 'Adresi
verirseniz giderim' dedi. Biz de.. adres ve telefonlarını
verdik.ve 'Bir aksilik olursa tekrar gelin biz belgenizi
veririz.' dedik ve gitti. Bir daha da gelmedi. Telefon açıp
da bize neden böyle oldu diye soran da olmadı. En azından
sayın Beyazıt bu konuda bizimle görüşebilirdi. Bu tür
konuları yazanların önce küçük bir araştırma ve inceleme
yapmaları gerekmez mi' Söylendiği gibi ayrım yapsak aynı
kökenli 3 öğrenciye yıllardır burs desteği vermezdik.
Klavyenin başına geçince yazabiliyorum diye dönüş ve
dönenlerin sayısı gibi konular da dahil bu tür hassas
şeylerden internet ortamında bahsetmek bana göre çok çok
yanlıştır ve fayda yerine zarar getirir.
- Sayın Başkan,
vermiş olduğunuz bilgi ve açıklamalar için teşekkür ederim.
- Asıl ben size
teşekkür ederim. |