KAFDER VE DÇB KONULU SÖYLEŞİ


-Sayın başkan, Kaf-Der'in kongresine sadece günler kaldı.10 yıllık bir geçmişi olan Kaf-Der artık şubelerini de feshediyor ve yeni bir döneme geçiyoruz. 7 yıl gibi uzunca bir zaman emek verdiniz. O nedenle Kafder hakkında kısaca bir değerlendirme yapmanızı, önemli gördüğünüz aktiviteler hakkında WEB sitemizi ziyaret edenleri bilgilendirmenizi ve son zamanlarda gündemde sıkça yer alan DÇB ve dönüş konularına ilişkin açıklamalarınızı almak istediğimi bir süre önce söylediğimde memnun kalacağınızı söylemiştiniz. O nedenle sırasıyla sormak istiyorum.

-Buyurun sorun ,ben bildiğim kadarıyla cevaplayayım.

1-) Tam gün mesai vererek 36 şubeye kadar çıkartmış olduğunuz Kaf-Der şubelerini bir bir kapatmaktan dolayı nasıl bir duygu içerisindesiniz'

1-) 36 şubeye çıkarılması aşamasında arkadaşlarımla birlikte gerçekten de önemli bir mesai harcadık. Bu gün onları daha güçlü bir yapı olan Federasyonlaşma nedeniyle bir bir feshediyoruz. Dolayısıyla temelde üzülmüyorum. Az sayıda hemşerilerimizin yaşadığı il ve ilçelerde kurulu az üyeli Şubeleri, yayıncılıkla ve aktivitelerine destek verme yoluyla ayakta tutmaya çalışıyorduk. Şimdi ise çok sayıda dernek yerine kendi ayağı üzerinde durabilen ve geniş kitlelere dayalı dernekler hedeflediğimiz için şubelerin 6-7 tanesinin yerine bağımsız dernek kurmuyoruz. Oralardaki insanlarımız adına biraz buruk olduğumu söyleyebilirim.

2-) Federasyona katılan Kaf-Der'in eski şubelerinin,şubeleştikleri tarihlerdeki durumu ile şu andaki durumlarını kıyaslayabilir misiniz'

2-) Kaf-Der şu anda; demokratik,laik, barıştan yana, çok kültürlülüğü savunan, herkesin anadilini özgürce kullandığı ve özgün kültürünü yaşayarak yaşadığı, huzurlu ve bütünlük içerisindeki güçlü bir Türkiye vatandaşı olmak , Kafkasya'daki Cumhuriyetlerimizin iç işlerine karışmamak, kültürel kimliğimizi diaspora'da uzun yılar yaşatamayacağımızın bilinciyle Anavatana dönüşe sonuna kadar destek vermek, her iki vatanımız Kafkasya ile Türkiye arasında ekonomik ve kültürel güçlü bir köprü oluşturmak için çalışmak...gibi asgari ve ortak söylemlere değer veren bir topluluk konumundadır. Şu anda ortaklaşa kurmuş olduğumuz Federasyon bunun yararını zamanla görecektir.

İlk kez şube açtığımız yerlerde zorlandık. Kültür derneğini, ortak buluşmayı sağlamaya yönelik kahvehane gibi görenler bir hayli oldu,karşı çıkınca derneğe uğramamalar başladı. Bazı tahriklerin de etkisiyle Kaf-Der için sağcıdır-solcudur gibi sözler sarfedenler de az olmadı. Ama zamanla gördüler ki, bizim davamız ne sağcılıktır ne de solculuktur, geleneksel yaşam tarzımıza aykırı olmamak koşuluyla inançlara da saygımız sonsuzdur. Asıl davamızın hızlanan kültürel yok oluşla mücadele etmek,okumayan bir toplum haline gelen toplumu bilgilendirme amacıyla yayıma önem vermek, birliktelik olunca bazı sonuçların alınabildiğini göstermek, Kafkasya ile iyi bir diyalog kurup, ortak çözümler aramak ...gibi hususların asıl uğraşımız olduğu gibi hususları bizzat gördüler.Çalışmalarımızı ve amaçlarımızı kavradıktan sonra kendi yörelerinde daha bir anlamlı çalışmalar yapmaya başladılar. Şu anda bir kısım şubeler örgütlülüğün anlamına uygun olarak kendi tabanlarıyla güzel diyaloglar kurabildiler. Bir kısmı mali sorunlar nedeniyle bu çalışmayı tamamlayamadı. Federasyon konusu gündeme gelmemiş olsaydı NARTCARD'ın da katkılarıyla iki yılda tüm şubelerimiz ve yakın yörelerinde kaba hatlarıyla da olsa demografi çalışmalarını bitirecektik. Eğer bu projemizi gerçekleştirebilmiş olsaydık, politik alan da dahil bir çok alanda giderek artan ve sonuç veren bir birliktelik ve dolayısıyla da bir ağırlığımız kendiliğinden olacaktı. Şahsen ümit varım, Federasyonun gelecek yönetimi de aynı şeylere önem verecek ve gelinen noktadan başlayıp yeni adımlarla devam edeceklerdir.

Kaf-Der 'de ; MKYK toplantıları ve Özellikle de Başkanlar Kurulu toplantılarının; son zamanlarındaki konuşmalar,tartışmaların kalitesi ve yapıcılığı, eleştirilere içten saygı anlayışı, özeleştiri yapmayı alışkanlık haline getirme, güncel ve toplumsal sorunlarımızı değerlendirme ve sonuç çıkartma seviyesi bu günkü ortalama dernekcilik seviyemizin üstündedir. Başkanlar kurulu toplantıları, hemen her konunun enine boyuna demokratca tartışıldığı ve sonra karar verildiği adeta birer eğitim toplantısı niteliğinde geçti. Bu nedenle kısıtlı imkanlarına rağmen Şube yetkilileri Başkanlar Kurulu toplantısına çok önemli mazeretleri olmadıkça katıldılar.

Bu toplantılar aynı zamanda örgütlülüğün ve dayanışmanın ne anlama geldiğini özümseme ve fiilen yaşama bakımından da gerçekten yararlı olmuştur. Federasyonu kuran veya sonradan katılan eski şube yeni dernek yöneticilerimizin genç yapıya önemli katkılar sağlayacağından hiç kuşku duymuyorum. İşte bu nedenledir ki, Çerkes ulusal sorunlarını tespit ve öncelik sıralaması ile var olan kuruluşlarımız arasında görev dağılımı hedefli ,birkaç gün sürecek, üreten-düşünen herkesin katılabileceği seviyeli bir arama konferansını yeni seçilecek Federasyon yönetiminden bilhassa istiyorum. O'nu takiben başkaca istirhamlarım da olacaktır.

3-) Çalışma döneminizde başlattığınız projeler ile önemli gördüğünüz etkinlikleri kısaca özetleyebilir misiniz'

3-) 7 yıllık dönemdeki çalışmaları burada saymak mümkün değildir ve gereği de yoktur. Bir kısmı geçmişle bağlantılı ama çoğunluğu bu yıla ait etkinliklerin ilk aklıma gelenlerini şöylece sıralayabilirim.

a) 1997 yılı ortalarında yayına başlayan NART Dergisi 36. sayıyı bulmuş ve şimdilik bir süre ara verilmiştir. Federasyon'un, kendi yayın politikalarını tespit ve yayın organı için özgürce karar verebilmesinin önünde bir engel olmamak amacıyla ara verilmiştir..(Eksik sayısı olanlar bizi bilgilendirirse eksikliklerini göndermeye hazırız. Ayrıca, arzu edenler varsa 36 sayıyı, 3 cilt halinde 100 milyon Tl.sı karşılığında adreslerine gönderilebiliriz.)

b)Kafkas Derneği yayınları 24. sayıya ulaşmıştır. Kaf-Dav tarafından neşredilen iki eser ile birlikte okur hizmetine 26 eser sunulmuştur. Tercüme,dizgi ve baskı aşamasındaki eser sayısı da 11 dir. Yayınların çoğalmasıyla birlikte 4 ayrı kitap fuarına katılınmış, 50'den fazla derneğe; herhangi bir ayırım yapılmadan, senet,kefil ve peşinat gibi şartlara bağlamadan diledikleri kadar kitap gönderilmiştir.Halen 20 civarında dernekten de alacaklı bulunmaktayız. Ayrıca, bu gün yayınlarımızın tümünü 75 Üniversitede, Adigey ve Kabartay-Balkar Cumhuriyeti arşivlerinde, bir kısım yayınlarımızı da 43 adet yazılı ve görsel medya organında, yurtdışı derneklerimizin bir kısmında ve 300 civarındaki İl-İlçe kütüphanesinde bulabilmek mümkündür.

c)Bilim Kurulumuzun katkıları ve rehberliğiyle Üniversitelere yapılan çağrılar karşılık bulmuş olup, bu gün itibariyle 16 genç ( Sadece 4 genç Kafkas kökenlidir) Kafkas Tarihi ve Kültürü konulu ve değişik sınıf düzeylerinde tez çalışmalarına başlamış olup, bu gençlerin gerekli kaynak ihtiyaçları ve zaruri giderleri tarafımızdan karşılanmaya başlanmıştır. Bunlar zamanla çoğalacak ve bu günkü burs tatbikatı tümü ile bu tür çalışmalara kaydırılacaktır.

d)Yusuf İzzet Paşa, Aytek Namitok ve İsmail Berkok gibi büyüklerimizin ömürlerini hasrettikleri Kafkas Tarihi ile ilgili araştırmalarda ağırlık verip bizlere de adeta vasiyet ettikleri Arkeoloji-Antropoloji-Etnoloji alanındaki çalışmalara önem vererek dünyanın en eski ve köklü kültürü olan Kafkas kültürüne sahiplenme amacı ile Bilim Kurulumuzun da önemli katkılarıyla çok önemli çalışmalar başlattık.

I- ) Çorum'da Anadolu ve Maykop Arkeoloji kültürünün mukayesesi adıyla bir panel gerçekleştirip, bir kitapcık yayınladık.

II- ) Adigey'in ünlü Arkeologu Doç.Dr.Lopaçe Nurbiy'i iki kez Türkiye'ye davet ettik. Kazıları,müzeleri gezdirip basılı eserleri verdik. Kaf-Der hesabına iki yıl süren çalışması sonucunda arkeoloji camiasında ses getirecek önemli bir eser hazırladı. Alanında uzman iki bilim adamının da tetkikinden geçmiş olan bu eserin basımı için arkeoloji ile ilgili bir yayınevinde son çalışmaları yapılmaktadır. Burada Türkçe yayınlanırken Rusca nüshasını da Maykop 'da yayınlatma aşamasındayız.Basımlar tamamlandığında ücretsiz olarak tüm ülkelerin arkeoloji öğretim kurumlarına,müzelere ve 1800 civarında arkeologa ulaştırılacaktır. Aynı hoca, kendi kazılarındaki özel bulgularıyla ilgili çok ilginç tespitler içeren ikinci eserini de yazıp bize teslim etmiştir. Kuzeydoğu Kafkasya arkeolojisi ile ilgili olarak da üçüncü bir eserin tercümesi tamamlanmış olup uzman bilim adamlarının tetkikine sunulacaktır.

III- ) Arkeoloji ile ilgili Fakülteler yetkilileri + Arkeoloji ile ilgili yayınevleri Uzmanları,Kaf-Der+Kaf-Dav , karşılıklı olmak kaydıyla Türk Arkeologlarını Kafkasya'ya götürme ve Kafkasyalı arkeologları da Türkiye'ye getirip kazı yerlerinde ve müzelerde yerinde fiili inceleme yapmalarını sağlamayı planladık. Önümüzdeki tek engel finanstır.Ama onu da aşıp bir-iki yıl içerisinde bu projemizi de gerçekleştireceğiz.

IV-) Arkeoloji ve Antropoloji alanında okuyan 4 gencimize burs veriyoruz. Ön Asya arkeolojisinde bir gencimiz doktora çalışmalarına başlıyor.Diğerlerini de tatillerde kazı çalışmalarına katılmak üzere Maykop'a göndermeyi planlıyoruz. Bu gençlerin kariyer yapması,Üniversitelerde kalmaları ve iyi yetişmeleri için ne gerekiyorsa yapmak istiyoruz.

e)Anadilde okuma kurslarının açılabilmesi amacıyla ilgili yönetmeliğin çıktığı ilk gün başlattığımız mücadelemizde mesafe aldık.Çıkarılacak yeni yönetmeliği hazırlayacak görevli ekiplere konuyla ilgili İnsan Hakları Başkanlığı ve AB temsilciliği gibi diğer kurumların ve kuruluş temsilcilerinin katılması gerektiği konusundaki tezimiz kabul gördü. Radyolarda ve Televizyonlarda anadilimizde program yapma talebimiz halen RTÜK' tedir. Ve olumlu sonuç alacağımızdan kuşku duymuyorum. Hazırlanan yönetmelik gereği yapılacak tespit çalışmalarına da katkıdan kaçınmayacağız.

f)Kafkasya halklarının antik bir kültüre sahip olduklarını herkese göstermek, özellikle de gençlerimizin ana dillerine daha çok sarılmalarını temin ve içinde yaşadığımız kültür gruplarının da kültürel zenginliğimizin farkına varmalarını sağlamak amacıyla Kaf-der olarak İSLAMEY MÜZİK TOPLULUĞU ve ADİGEY DEVLET TİYATROSU'nu ayrı zamanlar için planlayıp Adigey'den davet ettik. Federasyon kurulunca da geldiğimiz noktadan sonrasını yeni kuruluşa devrettik. Bu güzide topluluklar, antik mekanlar olan ASPENDOS ve SİDE'den başlamak suretiyle değişik mekanlarda ana dilimizde müzik ve tiyatro'nun ne denli güzel olduğunu göstermek için çırpındılar. Gelecek yıllarda az sayılı oyuncularıyla değişik dillerde Tiyatro gruplarının gelişleri artacaktır.

g)Abhaz-Abazin, Kabartay-Adigey guruplarında ayrı ayrı kullanılan birbirinden farklı 4 alfabe yerine latin esaslı tek alfabenin ikamesi amacıyla Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar Cumhuriyetlerinden, Suriye ve Hollanda'dan ve ülkemizden filoloji uzmanının ve dil emektarlarının katıldığı uluslar arası ANADİL ve ALFABE konferansı düzenledik ve ilk kez latin esaslı bir alfabe üzerinde mutabakata ulaştık.

h)Kafkas Halklarının ortak kültürünün temelini teşkil eden XABZE=Adet-Gelenek konusunda da aynı şekilde çok sayıda etnolog ve uzmanın katıldığı bir başka ulurlar arası konferans düzenledik. Konferansta seçilen komisyon harıl harıl çalışmaktadır. Artık tatbiki mümkün olmayanların ayıklanması, uygulamaların çağımıza uyarlanması ve pratik bir cep kitabı halinde her evde bulundurulur hale getirilmesi için taslak kitap bitmek üzeredir. Onu çoğaltıp derneklere ve ilgililere dağıtacağız ve görüşlerini alıp daha sonra son şeklini de binlerce adet olarak kitaplaştıracağız.

ı)Bir yabancı tarafından okunduğunda 'Tarihleri ve kültürleri ile Çerkesler' hakkında kısaca bilgi sahibi olmasını sağlayacak rehber cep kitapçığı ile ilgili tercümeler tamamlandı. . Görev alan uzman insanlarımızın da katkıları ve Kaf-Dav'ın da desteğiyle önümüzdeki yıl hizmete sunmak istiyoruz. .

i)Bir taraftan Maykop ve Nalçık Üniversitelerinde öğrenci okutuyor,diğer taraftan da onların diploma denkliğini sağlama konusunda YÖK ve ÖSYM ile mücadele ediyoruz. Köklü çözüm bakımından YÖK ile karşıtı olan Rusya Federasyonu kurumunu bir araya getirmeye özel gayret gösteriyoruz.İkinci etap olarak da öğrenci gönderme işinin Üniversiteler arası giriş sınavıyla sağlanması için görüşmeler yapıyoruz.

j) Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ikili kültür anlaşmalarının bizimle ilgili hükümlerine işlerlik kazandırmak amacıyla Adigey, Karaçay-Çerkes ve Kabartay-Balkar Cumhuriyetleri Kültür Bakanlıkları ile karşılıklılık esasına dayalı protokollar hazırladık ve yürürlük kazandırmaya çalışıyoruz. Sonuca ulaştığımızda kültürel aktivitelerimiz için ekip, öğretici, arkeolog, müzisyen ve her alanda kültür adamını getirtmemiz kolaylaşacak,çalışma izni sorunu kökünden halledilecek ve maliyetleri de önemli derecede düşecektir.

k) Yazılmakta olan Adige-Abhaz tarihinin eksiklik taşımaması bakımından özel önemi olan Osmanlı Arşivindeki Çerkeslerle ilgili belgeleri teminle meşgulüz. Kafdav ile beraber yürüttüğümüz çalışmada mesafe katettik. Böylece bir 'bilimsel araştırma merkezi' için de çalışmalara başlamış oluyoruz. İki kıymetli insanımızın katkılarıyla Almanya ve İngiltere arşivlerindeki belgeleri de edinmeye çalışıyoruz.Kitap alımlarımız da hızla devam etmektedir.

l) Türkiye'de ilk kez Kaf-Der'in başlattığı geniş katılımlı Bölgesel etkinliklere bu yıl da 4 ayrı bölgede devam edilmiştir.

m)Çerkes Ethem Bey konusunda ortaokul ve Lise ders kitaplarında üç yıl önce sağlanan değişikliğin ikinci adımını da bir sonuca ulaştırma bakımından girişimler başlatmış bulunuyoruz. Gelecek yıl için ümit varız.

n) Geçmiş yıllarda ülke içinde ve Kafkasya'da düzenlediğimiz gençlik tatil programı ile tüm dernek ve vakıflardan katılımla düzenlemekte olduğumuz yıllık Gençlik Toplantılarını bu yıl Federasyon çalışmaları nedeniyle yapamadık. Daha değişik boyutlu olarak gelecek sene yeniden başlatacağız.

o)Bu yıl Kafkasya'da yaşanan sel felaketleri için kampanya açıp toplanan paraları da Başbakanlığımızın olurları ile ilgili mercilere ulaştırmış bulunuyoruz.

ö) Bu yıl Maykop'da yapılan 2.Adige Müzik Festivaline 6 kişilik bir ekip gönderdik. Artık her yıl yapılacak Kültür festivalini dikkate alarak gelecek sene için şimdiden program hazırlıklarına başladık ve özel komisyon oluşturduk.

p) Dönüş olayına önemli katkı sağlayacağına inandığımız bazı yasa değişikliklerine ihtiyacımız vardır. Bunlar çözümlendiği takdirde pratik uygulamalara vesile olabilecektir. Eski Hükümetin ilgili bakanları ile mutabakat sağlamıştık ama tasarılar kadük oldu. O nedenle yeni baştan aynı çalışmaların peşine düştük.

r) Büyük Çerkes Sürgünü bu yıl bir program dahilinde tüm şubelerimizde anıldığı gibi Kefken ,Samsun ,Ege,Marmara ve Köln anma etkinliklerine de ya katıldık ya da temsilciler gönderdik..

s)Ağustos ayında yapılan Dünya Çerkes Birliği kongresine 8 delegeyle katılınmış ve yönetim kuruluna iki temsilcimizin seçilmesi sağlanmıştır.Keza, Dünya Abhaz-Abazin Halk Kongresinin Eylül sonu toplantısına da temsilcilerimiz vasıtasıyla katılınmıştır.

ş) Toplumumuzun geleceğini yakından ilgilendiren alanlarda yüksek tahsil yapan gençlere burs verilmeye devam olunmuştur. Bu yıldan sonra burslar, üniversitelerde master, mezuniyet veya doktora tezi olarak bizim konularımızı seçenlere destek için kullanılacaktır.

t) İki yıldır bir çok toplantıya ve tartışmalara konu olan Kafkas Derneklerinin tek çatı altında toplanması çalışmalarının ilk önemli adımı 03.07.2003 tarihinde atılmış ve KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU' Ankara'da fiilen kurulmuştur. Tamamen kapattığımız şubelerle bir kararsız şube hariç diğer tüm şubelerimizin birbir katılmakta olduğu Federasyona güçlü ve geniş tabana dayalı önemli dernekler katılmışlardır ve katılmaya da devam ediyorlar. Mersin, Biga, Bandırma, Düzce, Göksun, Sivas, Eskişehir, Afyon, Aydın,Nazilli, Merzifon, İstanbul Kafkas-Abhazya , İst-Kafkas Kültür (Bağlarbaşı) ve İst. Uzunyayla Kafkas Kültür Dernekleri fiilen kurucu olmuşlardır. Altı önemli derneğin de işlemleri devam etmektedir.

4-) Sayın Başkanım, Son zamanlarda DÇB dosyası ile Hacı Bayram Bolat konulu tartışmalar sırasında DÇB ile ilgili olarak bir çok soru gündeme geldi. Prensip olarak cevap vermeye gerek görülmediğini de biliyorum. Buna rağmen yanlış bilgilenmeler sonucunda oluşabilecek yanlış kanıların düzeltilmesi gerekir diye düşündüğüm için bir çok konuyu sormak istiyorum.

-Elbette sorabilirsiniz. Keşke söz konusu dosya imzalı ve kaynakcaları verilmiş ve seviyeli bir üslupla okura sunulmuş olsaydı. Biz,anında gereğini yapardık ve okurlar da yararlanırdı. Ama maalesef öyle olmadı. Yanlışların düzeltilmesi gerektiğine ben de inanıyorum. Ama yeni tartışmalar yaratmak gibi bir niyetim yoktur.

Soru 1-DÇB' nin kuruluşu öncesinde Ankara'da 125. yıl etkinlikleri yapılmıştı. Bu etkinliği, düşünce bazında da olsa DÇB fikrinin oluşmasında ilk etkinlik olarak biliyoruz. Yoksa biz mi yanlış biliyoruz.'

Cevap 1- Sorunuzun cevabını vermeden önce,giriş kısmındaki ifadelerinize biraz açıklık kazandırmak gerekiyor sanıyorum. DÇB dosyasının asıl muhatabı Nalçık kentindeki DÇB Genel Merkezi olup dilerlerse cevaplarını verirler. Kafder olarak bizimle ilgili tüm haksız imalardan cevaplandıramayacağımız hiçbir şey yoktur. Sorularınız iddiaların tümünü kapsıyorsa zaten gereken cevapları vereceğim. Federasyon kuruluşu ile ilgili olarak Nisan 2002 de Ankara'da 51 derneğin imza atmasından sonra İstanbul'da 3 toplantı daha yapıldı. Her seferinde tek merkezli güçlü bir Federasyon yapısına karşı çıkıldı ama engellenemedi ve 3 Temmuzda Federasyon kuruldu. Kafder olarak bizim açık taahhütlerimiz vardı. Buna uygun olarak şubelerimizi, 22 Aralık 2002 kongresinden başlamak suretiyle birbir feshediyoruz. 35 şubeden 3 şubeye düştük onları da 7 Aralık tarihinde feshedeceğiz.. Bazı şubelerimizin yerine de yeniden bağımsız dernek kurdurmuyoruz. Zayıf ve ayakta zor duracak derneklerle sayıyı artırmak yerine geniş tabana dayalı güçlü ve üretken dernekler hedefliyoruz. Yani, vermiş olduğu söze uygun olarak yavaş yavaş fesih sürecinde olan bir Kafder ve 3 Temmuz tarihinde hükmi şahsiyet kazanmış ve henüz genel kurulunu dahi yapmamış ve kurucu heyet yönetimindeki bir federasyon sürecinin tam ortasında ve özellikle de DÇB kongresi aşamasında dosya yayınlandı. İmzasız,dip notsuz,belgesiz ve kaynakçasız olarak yayına sokulan dosyadaki üslup, irdeleme ve eleştiriyi çok çok aşan ve amacı belli ithamkar yorumları, yargılamadan verilen kararları görünce arkadaşlarımız cevap vermeyi gereksiz buldular. Hatta bazı arkadaşların yayınlamak istedikleri oldukça ciddi yazıları da o ortamda yayınlatmadık. O nedenle bize gücenenler bile oldu.

Şimdi döneyim sorunuzun cevabına, hayır yanlış hatırlamıyorsunuz..125. yıl Ankara etkinlikleri; uluslar arası nitelikli olarak Kafkaslı toplum temsilcilerinin bir araya geldiği ve Anavatan temsilcileriyle ilk kez bir arada olunması nedeni ile heyecanın doruğa ulaştığı bir etkinlikti. Günlük programlar tamamlandıktan sonra kalınan evlerde o zamanın yöneticileri ve konukların konuşmalarının konusu bu tür birliktelikleri her yıl tekrarlamak için neler yapmak gerektiği idi. Öneriler arasında adı konularak resmen yok idiyse de insanları bu konuda düşünmeye yönelten ilk etkinlik Ankara toplantısıdır. Boris Akbaş o tarihlerde Moskova'da hocaydı ve 1995'lerden sonra ortaya çıktı. O nedenle Ankara'yı saymamış olması sonucu değiştirmez. Fethi Recep Beyin J.Colorusso ile yaptığı söyleşide de benzeri bir yanlış ifade vardır. Bu oluşumun adının konmaya başlanması Hollanda toplantılarında olabilir ama insanları buna yönelten ilk toplantı 125. yıl Ankara etkinlikleridir. DÇB çalışma programında bu konu açıkça yer almaktadır.

Ayrıca,Dağlı Halklar Birliği olayı ile Ankara toplantısının uzaktan yakından bir ilişkisi kesinlikle söz konusu değildir. Ankara toplantısının temeli daha 1983 yılında atılmış ve hazırlık dönemi uzun sürmüş bir toplantıdır.

DÇB fikrinin doğması şöyle gelişti: 125. yıl anma haftasının yapıldığı dönemde Türkiye'de Çerkesçe konuşmak, Çerkesçe müzik kaseti çalmak dahi yasaktı. Türkçe dışındaki dilleri yasaklayan yasa yürürlükteydi. Ancak dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen temsilcilerin/konukların anlaşabilecekleri ortak dil Çerkesçe olunca zorunlu olarak bu dil kullanıldı ve bu pratik, doğal olarak, Dünya Çerkesleri güç birliği yaparsa, bir araya gelebilirse, aşılması çok zor gibi görünen pek çok sorunun aşılmasına katkıda bulunabileceği fikrini uyandırdı. Ardından da birkaç ay sonra dünya çapında böyle bir organizasyon kurulmasının görüşülmesi amacıyla Hollanda'da bir toplantı yapıldı ve DÇB'nin ilk somut temeli böylece atılmış oldu. Bu toplantıda Türkiye Çerkeslerini rahmetli S. Yançatoral temsil etmişti. Ürdün toplantısı ise 125. yılda alınan karar gereğince iki yıl sonra 127. Yıl 2.Kafkas Kültür Haftası adıyla yapıldı. DÇB ondan önce kurulmuştu. Hatta Ürdün toplantısında bundan sonra bu tür kültür haftası vb. etkinlikleri artık DÇB yapsın kararı alınmıştı.

Soru 2- DÇB'nin kaç tane adı vardır, DÇB Amblemi ve DÇB Marşı konuları neden bu güne kadar sürüncemede kaldı '

Cevap 2- DÇB'nin resmi dili tüzüğe göre Adigece, Rusca ve İngilizce'dir. Böyle olunca üç ayrı dilde karşılığı olmak durumundadır. Kurucular arasında Abazalar olduğu için Abazaca ve Türkiye'den giden katılımcılar nedeniyle Türkçe bir ad kullanmak zorunluluğu doğduğu için de beş ayrı adı varmış gibi gözüküyor. Oysa temelde tek adı vardır. O da 'Dünyapso Adige-Abaza Xase' dir. Diğerleri farklı dillerdeki karşılığıdır. Bizim UÇD kullanmamız gerektiği halde DÇB'yi kullanıyor olmamız da tesadüfi değildir Kaf-Kur delegasyonunun kuruluş kongresi sırasında ad konusunda vermiş olduğu mücadeleye olan inancımız ve saygımız nedeniyle DÇB'yi kullanmaya devam ediyoruz.

DÇB'nin bestelenmiş ve tüm toplantılarda kullanılan marşı vardır.Bu marşı besteleyen değerli müzik adamı Davur ASLAN da artık hayatta değildir. İki dönemdir devam eden seçme işi marş değil bestelenmiş marş için söz yazılması yarışmasıdır. O da bu kongrede karara bağlanmış ve ünlü şair ve yazar Utıj BORİS'in eseri kabul edilmiştir. Amblem konusunun sürüncemede kalış nedeni DÇB'ye layık bir eserin ortaya çıkmamış olmasından değildir. İlk eseri ortaya koyan değerli sanatcı ve artık hayatta olmayan Meretiko Devlet'in eserinde sadece Adige ismi kullanılıp Abaza isminin yer almamış olmasından dolayı resmileşememiştir.Bu yılki kongreye sunulan eserde yer alan at ve atlı bir Çerkes atlısından çok Teksaslı bir atlıyı andırıyor olması nedeniyle onanmamıştır.

Soru 3- DÇB'nin merkezi bir bürosu yok mudur' Neden sık sık merkez değişikliği oluyor, ne kadarlık bir bütçesi vardır'

Cevap 3- Her şeyden önce gerçekleri olduğu gibi kabul etmek lazım. DÇB'nin kurulduğu 1991 yılında da bu gün de mülkiyetler devlete aittir. Özelleştirme kapsamında mülk edinmek artık mümkündür. Ancak, DÇB, üyelerinin ödedikleri yıllık 500'er veya 1000'er dolarlık aidatlarıyla ( Bütçenin onayı yönetim kuruluna ait olduğu için genel kurula sadece denetleme sonucunda usulsüzlük olursa onun raporları gelir. Toplam yıllık aidat geliri 17-18.000 ABD doları düzeyindedir. Bunu ödemeyen 5-6 tane yerli üye de vardır.) hem önemli bir mülkün sahibi olabilecek hem de cari harcamaları karşılayabilecek mali yapıya henüz ulaşmış değildir. O nedenle başka kurumlarda olduğu gibi DÇB de Devlete ait bir mülkün tahsisini sağlayarak zamanla mülk sahibi olmayı tercih etmektedir.

Ayrıca geçmiş uygulamalarda Genel Başkan ile Genel Sekreter nereden seçilmiş ise DÇB'nin faaliyet yeri orası olmuştur.1991-93 Nalçık döneminde de 1993-1996 Maykop döneminde de Devlet mülkünden yapılan tahsis binalarda faaliyet gösterilmiştir.1996-2000 Çerkessk döneminde Boris Akbaş'ın kendi mülkü olan binanın komple bir katında tefrişli güzel bir merkezde çalışmıştır. 2000 yılında tekrar Nalçık kentine dönüldüğünde de Devlet, Şogentsuk Caddesinde geniş ve güzel bir binanın komple alt katını tahsis etmiştir. Ne varki, binada yapılmasına başlanan tadilatlar gereksiz yere teferruata boğulmuş ve eldeki para yetmemiştir. O nedenle kendi yerine henüz taşınamamıştır. Hal böyle olunca Genel Başkan'ın Parlamento içindeki makamında bir özel oda tahsis edilerek işlemler oradan yürütülmektedir. Kongre sırasında bu konuyu eleştirdiğimizde Genel Başkan, 2-3 ay içerisinde tadilatın tamamlanacağını,telefon fax gibi her türlü imkanıyla hazır hale geleceklerini taahhüt etmiştir. İki kez gezip gördüğümüz yeni ofisin tadilat projesinde iletişim odası dahil her şeyin düşünülmüş olduğunu gördük.

DÇB'nin Abhazya'da ve Lazarovski'de yapmayı planladığı iki kongre hiç de sır olmayan nedenlerle başka yerlere alınmıştır. Abhaz Halk Kongresi bile beş yıldır ambargo nedeni ile Abhazya'da kendi kongresini yapamamış ve ancak yakınlarda (-28-29 Eylül) yapabilme olanağını bulabilmiştir. O nedenle Abhazya'da yapılamadı. Adige nüfusu %5 bile olmayan Kıyıboyu Şapsığ bölgesinde kongreyi Lazarovski'de yapmak için neden ısrarlı olunmadıklarını kendisine sorduğumuz Mecit Çaçuk ve Boris Akbaş, 'Bölgede yaşayan bazı etnik gruplar olay yaratma eğilimi gösterdiler, biz de her hangi bir huzursuzluk yaratmamak için Krasnodar Derneği ile Genel Vali Kondretenko'nun çağrısına olumlu cevap vererek kongreyi Krasnodar'a aldık.' şeklinde cevaplandırmışlardı.

Soru 4- Anladığımız kadarıyla Rodine Derneği (Yurt Dışındaki Soydaşlarla Kültürel ilişkiler Kurma Kurumu) başlangıcından beri DÇB olayının içindedir. Nedir bu Rodina Derneği, KGB ile ilintisi var mı, dernek olarak bizim ilişki düzeyimiz nedir'

Ayrıca, Valeri Kokov, Carım Aslan, Boris Akbaş ve Nohuş Zavurbiy gibi önde gelen Devlet Başkanları ve DÇB Genel Başkanları gerçekten de KGB mensubu mudurlar'

Cevap 4- Bu günkü birikimimle bilebildiğim kadarıyla Rodina Derneği, 35-40 yıl kadar önce Sovyetler zamanında genel bütçeden ödenek alarak ve Sovyetlerin o günkü sınırları içerisinde eskiden yaşamış olup artık diasporada yaşamakta olan halklarla ilişki tesis etmek amacıyla kurulmuş bir dernektir. Hafız Esat rejimi ile Rusya'nın var olan yakın bağları nedeniyle ilk ilişki kurulan ülke de Suriye'dir. O nedenle Suriye'den Nalçık kentine gidip okuyan ve geri dönüş yapan insan sayısı bir hayli fazladır.

DÇB'nin kuruluşunda Fethi Recep, İhsan Saleh, Nalo Zavur,Kalmuk Yura gibi çok değerli insanlarımızla birlikte en ön saflarda yer alan Kosta Efendiyev ,Rodina'nın tanıdığım ilk başkanı ve Anatoli Kodzokov da tanıdığım ve DÇB yöneticisi olması sebebiyle zaman zaman birlikte olduğumuz yöneticiler olup her ikisi de son derecede çalışkan insanlardır. Başkan Kosta'nın da ve çalışanlarının da KGB ile bağlantılı olduğu yaygın bir kanıdır. Tıpkı burada aramızda olduğunu bildiğimiz ve bir çoğu ile de hergün görüştüğümüz halde neden Türk istihbarat birimlerinde çalıştıklarını ve bu kurumun ne olduğunu kendilerine sormadığımız bir çok insan gibi Rodina yöneticilerine ve iki-üç kişiyi aşmayan çalışanlarına da bu konuda bir şey sormadık. Esasen, Adige Xaseler ve DÇB kurulduktan sonra Rodina Derneği işlevini tamamlamıştır. Ama yaşlı ve eski bakanlardan olan Kosta Efendiyev'in hatırına kapatılmadığı ifade ediliyordu. Kosta'dan sonra gelen genç başkan da Rodina'yı yeniden canlandırmaya çalışmaktadır.

Valeri Kokov, Carım Aslan, Boris Akbaş ve Nohuş Zavurbiy gibi önde gelen kişilerin KGB ajanı olduklarına ilişkin duyumlarla ilk kez karşılaştım. Sormak, araştırmak akılımın köşesinden bile geçmedi. Halkın defalarca seçtiği yetkililer olmaları nedeniyle şahsen ihtimal dahi vermedim. Keza, Nohuş Zavurbiy'nin bir yıldan beri bir partinin Nalçık başkanı olduğunu da ilk kez duyuyorum Sovyetler Birliği çökeli henüz 13 yıl oldu. Eski dönemden eğitim almamış yeni bir kuşağın bu sürede yetişmesi mümkün değil. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbeycan'ın bu günkü yöneticileri gibi bu insanların da eski kominist dönemi particileri ve yöneticilerinin arasından çıkmış olmaları onların gizli servis ajanı oldukları anlamına gelir mi gelmez mi ' cevabı, vebal isteyen bir tahmin. 1996 yılında Kalmuk Yura'nın ikinci kez Genel Başkan yapılması için yürütülen çalışmalar arasında kendisiyle görüşüp ikinci kez Genel Başkanlığı kabul etmesi için ısrarda bulunan heyetin içinde ben de vardım. Görevi kabul için ısrar ettiğimizde bir şart ileri sürdü.'Birinci Genel Başkan Yardımcısı Boris Akbaş olacak ve benim ayrılmam veya görev sürem içinde bana bir şey olması halinde Genel Başkanlık görevini Boris Akbaş yürütecek.' Biz de bu şartı kabul ettik. Şimdi size soruyorum. Boris Akbaş gerçekten KGB mensubu ise Kalmuk Yura gibi değerli bir lider neden onu bize ısrarla şart koştu '

Soru 5- Hafıtsa Muhammed ve Oxuta Aleksandr ile Kaf-Der'in ilişkisi hangi seviyededir,bu konuda neler söyleyeceksiniz.

Cevap 5- Oxuta Aleksandr Genel Kurul tarafından seçilmiş olan bir genel sekreterken 1997 yılı başlarında yönetim kurulu kararıyla Kalmuk Yura ve Boris Akbaş tarafından azledilmişti. Azilden önce UNPO ile ilk iyi ilişkiyi o kurmuştu.Daha sonra Hatko Murat ve Kazanoku Edig temsilciliğe devam ettiler.

2000 den beri yine Oxuta Aleksandre UNPO'nun temsilcisi oldu ama UNPO'da yapılan çalışmalar ve kararlar hakkında fazlaca bir bilgi teatisi olmadı. Onun için bu yıl ki genel kurul konuşmamda bu hususu bilhassa gündeme getirdim. Birkaç kez UNPO'daki toplantı notlarını ve kararlarını kendisinden istedim. Söz vermesine rağmen notlarını göndermedi. Öte yandan bir iş adamı olarak çok önemli kültürel projelere, yayımlara ve sanatsal çalışmalara da büyük mali destekler sağlıyor. Doğrusu Oxuta Alexandre'yi yeterince tanıdığımı söyleyemem.

Hafıtsa Muhammed'i 1991yılında ,ilk kez gördüm ve 2000 yılına kadar hiçbir ilişkimiz olmadı. 2000 yılı kongresi öncesi Başkanlar Kurulu toplantısında Nalçık Adiğe Xase'nin başına gelenleri sorduğumda doğrudan bana yönelik değilse de tepkiyle ilk parlayanların başındaydı. O nedenle aynı örgütte bulunmanın sonucu olan bir birlikteliğimiz var gibi gözüküyorsa da 'kalp kalbe karşıdır' kabilinden bir ilişki söz konusudur. İki yıl önce Kayseri ile Nalçık kentlerinin kardeş kentler olması çerçevesinde 3.Uzunyayla Şenliğine Nalçık kenti grubu içerisinde geldi. Kayseri Belediyesi'nce konuk edildi ve geri döndü. O'nun dışındaki gelişleri hakkında bir bilgim yoktur. Hacı Bayram'a ,'Seni bu ülkeden attıracağım' anlamında bir şey söyledin mi, söyledinse nedenini açıklar mısın diye sordum. 'Evet onu da söyledim başka şeyleri de...' demekle yetindi Kaf-Der'in bu kişilerle ilişkisi de benim ilişkim kadardır.

Soru 6- Şanıba Yura tarafından kurulan Dağlı Halklar Birliği varken DÇB'nin kuruluşu O'na karşı ve kasıtlı bir girişim olabilir mi'

Cevap 6- DÇB'yi, Dağlı Halklar Birliği'ne karşı ve kasıtlı olarak kurulmuş bir örgüt olarak görmek ve göstermek yanlıştır. DÇB, temelde toplam nüfusunun %80-85 kadarı Diasporada yaşayan Adiğe-Abaza-Wubıh halklarının Anavatanda yeniden bir araya getirilmesini ön planda tutan bir nedenle kurulmuştur. Dağlı Halklar Birliği daha farklı bir amaçla kurulmuştur. Eğer söylediğiniz gibi bir neden geçerli olsaydı Şenıbe YURA'nın , DÇB'nin kuruluşunda en ön saflarında yer almaması ve karşı çıkması gerekirdi. Oysa, kongrenin hızlı konuşan heyecan dolu bir hatibiydi. Oluşumdan ve Adige-Abazaların güç birliğini gelecek için hayırlı bir teşebbüs olarak görüyordu. 'Dünyapso Adige Xase' olarak hazırlanan kuruluş adının 'Dünyapso Çerkes Xase' olarak değiştirilmesi doğrultusundaki Kaf- Kur ekibinin verdiği mücadelede hep yanımızda olmuştur. Hatta o tarihte hakkında olumlu şeyler yazmıştım.

Soru 7- DÇB Genel Başkanı Kalmuk Yura'nın neden istifa ettiğine ilişkin bir soru sorulmuştu

Bildiğimiz kadarı ile böyle bir istifa olayı yoktur. Doğrusunu söyler misiniz'

Cevap 7- Kalmuk Yura, Rusya Adalet Bakanlığı görevine getirilince, yasalar gereği iki görevi bir arada yürütmesi uygun olmadığından, DÇB genel Başkanlığından istifa etti. Yerine birinci yardımcısı ŞHALAHO Abu başkanlık görevini yürüttü. Daha sonra Rusya'nın birinci Çeçen savaşı sırasındaki katı, baskıcı, saldırgan tutumunu protesto amacıyla Adalet Bakanlığı görevinden istifa etti Takdir edip destek de verdik. Ama sonraki genel kurulda yeniden DÇB genel başkanlığına getirildi ve bundan sonra DÇB Genel Başkanlığından istifa etmemiştir. Yönetim Kurulu toplantısı yapmak üzere Moskova'dan Çerkessk'e gelirken şehre 70 km mesafedeki Minvodi Hava alanında uçağın pist dışına çıkması anında geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Soru 8- Türkiye delegasyonu olarak milliyetci dernekler yöneticilerine destek vermeyip KGB destekli ekiplere destek verdiğiniz doğru mu'

Cevap 8- Bu iddia tümüyle asılsızdır ve günümüzde içinde bulunduğumuz koşullarla ilgili bir takım hesaplara yönelik olmalıdır. Milliyetci dernekler diye nitelediklerinizi net olarak söyleyebilseydiniz cevcabım daha net olurdu. Ben, sevdiğim ve takdir ettiğim Hatejiko Valera ve arkadaşlarını baz alarak sorunuza cevap vereyim.1991,1993,1996 kongreleri için böyle bir ayırım söz konusu olduğunu sanmıyorum. Zira, desteklenmediği ima edilen ekipler hep ön saflardaydılar ve hep de desteklendiler. 1998 yılı Krasnodar kongresine kadar alternatif liste zaten olmadı. İlk kez bu kongrede Krasnodar Derneği başkanı Traho Enver başkanlığında bir liste çalışmasının kulisi yapıldı. Türkiye'den gidip Maykop'a yerleşen arkadaşlarımız da bu listeyi destekliyordu. Ama biz H. Valera, Yağan İbrahim, Kilba Muhammet, Hatko Murat gibi arkadaşlarla birlikte hareket edip rahmetli Kalmuk Yura'nın sözlerini de göz önünde bulundurarak Boris Akbaş'ın listesini destekledik, Kazanoka Edig, Yağan İbrahim ve H. Valera ve arkadaşları da Boris Akbaş'ın kadrosunda yer aldılar.

2000 Nalçık kongresinden 20 gün kadar önce DÇB, Rodina ve Hafıtsa Muhammed gibilerinin hiç hoşuna gitmeyeceğini bildiğimiz halde büyük yazar ve yönetim muhalifi değerli düşünür Nalo Zavur'u onur konuğu olarak ikinci Uzunyayla şenliğine Kaf-Der olarak davet edip konuk ettik. Nalo Zavur'un refakatinde Hatıjko Valera da geldi ve konuk ettik.Baskın kongre ile derneklerine el konulduğu haberini o zaman detaylı olarak kendilerinden dinleme imkanımız olmuştu.

Kongreden bir gece önce Nalçık'da yapılan Başkanlar Kurulunda şahsen söz alarak NalçıkAdiğe Derneği'ne reva görülen muamelenin nedenlerini öğrenmek istediğimizi Organizasyon komitesi başkanı Sohroka Hauti ile Genel Başkan Boris Akbaş'a sordum. Cevap yerine Kosta Efendiyev ve Hafıtsa Muhammed parlayıp ayağa kalktılar ve ortalık karıştı ve Organizasyon komitesi başkanı 'Karar ve uygulamamızı beğenmeyenler varsa kongreye katılmadan geri dönebilir.' Anlamında bir ifade kullandı. Bunun üzerine ertesi gün kongreye delege sıfatıyla katılmama kararı alıp bu kararımızı da aynen uyguladık. Öğleden önceki oturumda delege kartlarımızı almadık ve hiçbir oylamaya da katılmadık.

Cumhurbaşkanları Valeri Kokov ve Carım Aslan yanımızda otururken bu durum salonda da deklere edildi. Öğle yemeğini acele acele yedikten sonra yemekhaneden ayrılmak üzereyken Boris Akbaş, Sokroka Hauti, Kosta Efendiyev ve 3-4 kişi daha yanlarında olduğu halde yanıma gelip akşam olanlar ve söyledikleri nedeniyle komite başkanının özür dilemek istediğini söylediler. 'Hakareti yaptığı akşam toplantısında hazır olanların tümünün olduğu yerde özür diler ve Nalçık Adige Xase olayının açıklaması yapılırsa ancak o zaman kabul eder ve çalışmalara da katılabiliriz' cevabını verdim. Öğleden sonra başlayan genel kurulda Komite başkanı kürsüye gelerek Kaf-Der heyetinden açık açık özür diledi. Adige Xase'nin kongresiyle ilgili olarak da iki kısa yazı okundu. Birincisinde İçişleri Bakanlığı tarafından 'iki yıl önce değişen Dernekler kanununa tüzüğün intibak ettirilmesi doğrultusundaki ikazlarımıza uyulmadan kongre yapılmıştır' anlamına gelen ifadeler taşıyordu. İkinci yazıda da mahkeme kaynaklıydı ve yazıda 'geçersiz tüzük maddesine istinaden yapılan kongre geçersizdir ve yenilenmelidir' mealinde bir ifade vardı. Bu açıklama ve özür dilemeden sonra biz de kongre çalışmalara katıldık.

Özetle, işbirliği yapılmadığı iddia edilen insanların en kritik bir zamanda özel konuk olarak davet edilmesini ve kongrede imkanlar zorlanarak tek başımıza haklarını aramamızın anlamını siz kendiniz yorumlayın,desteklemiş miyiz yoksa karşı mı çıkmışız'

Hem sonra şimdi kötü olan ve KGB ajanlığıyla nitelenen Cumhuriyetlerimizin ve DÇB'nin yöneticileri daha işin başlangıcında milliyetci olarak nitelenen bu kişilerle kolkola değiller miydi' DÇB'yi birlikte kurmadılar mı ' Be denli tehlikeli ve zararlı o adamlarla neden yola birlikte çıktılar ' Şimdi ne oldu da her şey tersine döndü, amaç ne'

Soru: 9- Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde yaşanan olaylarda provakasyon olduğu ve Boris Akbaş ve arkadaşlarının da provakatör oldukları şeklindeki iddia için ne söylemek istersiniz'

Cevap 9- Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde teamüle göre yeniden Karaçay kökenli bir adayın gösterilmesi doğru olanıydı. Boris Akbaş, Kilba Muhammed ve Hatko Murat gibi DÇB'nin üç önde gelen yöneticisi de o tarihte Karaçay-Çerkes parlamenteri idiler. Parlamentoda ekseriyet olan Rus ve Kazak kökenli parlamenterlerle ortak bir karara vardıklarını ve gösterecekleri adayın yani o tarihte Belediye Başkanı olan iş adamı V.Derev'in seçimi kazanacağına ilişkin bir kanıya ulaştıklarını kapalı olarak ifade etmişlerdi. Adiğe-Abaza - Rus ve Nogay halklarının ortak rahatsızlıklarının temelinde toprak konusu vardır. Karaçaylar, Stalin döneminde sürüldükleri zaman üç köy toprağına sahipken bu gün Karaçay kökenli Cumhurbaşkanlarının desteği sayesinde %27 lik nüfuslarıyla ters orantılı olarak üç katından fazla toprağı ellerinde bulundurma noktasına ulaştılar,bunun devamına izin veremeyiz diyorlardı. Bahse konu işbirliği mutabakatı doğru olmalı ki, seçimin ilk turunda Rusların desteğiyle Adige aday V.Derev %40'dan fazla oy alırken Karaçay kökenli General Semyenov'un oyları %10'lu rakamlardaydı.

Ne olduysa zaten ikinci turda oldu. O tarihlerde yayınlanan bazı gazetelerin konuya ilişkin yayınlarının ve geceleri Rus ailelerin evlerine atılmakta olan el ilanlarının bir çoğunun fotokopilerini beraberimde getirmiştim. Bunları dikkatle incelediğimizde enteresan bir durum ortaya çıkmaktadır. Televizyon programlarında, Gazete yazılarında ve propaganda el ilanlarında Nihat Berzeg kardeşimizin bir kitabında yer alan haritalar ile Türkiye'de çıkmakta olan Birleşik Kafkasya isimli neşriyat kaynak gösteriliyordu. Yapılan yayınlarda yer alan ortak ifadeler de yaklaşık olarak ; ' Ey Ruslar !.. uyanın ve kendinize gelin., Adige kökenli V.Derev'i seçerseniz diğer iki Adige Cumhurbaşkanı Valeri Kokov ve Carım Aslan ile birlikte ve işbirliği halinde doğudan (Türkiye,Suriye,Ürdün) 5 milyon Adige ve Abaza'yı geri getirip büyük Çerkezistan kurmak istiyorlar . O takdirde ilk kovulacak olan halk da sensin. Bunun için mi Derev'e oy veriyorsun,uyan ve kendine gel!..' şeklindeydi.

Bu yayınları Boris Akbaş ve arkadaşları yaptırmış olamaz. Zira, bu yayınlara sürekli cevapları ya da tekzipleri söz konusudur. Sonuç itibariyle tırmanan olaylar sonucunda gösteriler ve kavgalar oldu. Abaza kökenli 5-6 genç öldü, Derev ikinci tura katılmayıp yasal yolla itirazda bulundu. Çok geçmeden de DÇB yöneticileri tehdit edilmeye başlandı, Hükümetin de tavsiyesiyle DÇB'nin merkezinin Çerkessk'ten çıkarılmasının yolları aranmaya başlandı ve Boris Akbaş tek başına Valeri Kokov ile görüşerek yardım talebinde bulundu. Sonuçta DÇB, Nalçık kentine geri götürüldü. Bu gelişmelere göre Boris Akbaş ve arkadaşları provakatör mü ,değil mi, siz yorumlayın. Bu olaylarda Boriş Akbaş'ın tek kusuru, DÇB Genel Başkanı sıfatıyla bir Yerel Cumhuriyetin tamamen iç işi olan seçimlerde taraf olmasıydı. Boris Akbaş, aynı zamanda yerel Karaçay-Çerkess Adıge Derneği'nin de başkanıydı. Aslında seçimlerdeki tavrı bu sıfatla idi. Ancak aynı zamanda DÇB başkanı olması, dünya çapındaki bir örgütün yerel işlere karışması gibi algılandı. Zaten bu konuda da eleştirildi. Hatta, yanlış hatırlamıyorsam, eleştiriler üzerine bu seçimler sonuçlanıncaya kadar DÇB başkanlığından izinli olarak ayrılmıştı.

- Çeçenistan'a yardım, Hacı Bayram ve dönüşcülerin sorunları gibi konular kongrede gündem konusu yapıldı mı, yapılmadı mı '

Cevap 10- Gündemde özel madde halinde Çeçenistan konusu daha önce de yoktu bu yıl da yoktu. Üç yıl önceki Nalçık kongresinde; çifte pasaport ve kimlik sorununun kabul edilmeyişi ile Çeçen halkının kendi iradesiyle seçmiş olduğu yasal liderlerin muhatap alınarak görüşmelerle savaşa bir an önce son verilmemesini ağır bir dille eleştirmiştim. Bu yıl ki son kongrede de hem Cumhurbaşkanı huzurunda hem Başkanlar Kurulunda ve hem de Genel Kurulda yaptığım konuşmaların önemli bölümü dönüşçülere ve özellikle de H.Bayram'ın yaşadığı sorunlara aittir. Bir ay önceden üyelere gönderilen taslak gündeme ilave ve çıkarmalarla son şeklinin verildiği Başkanlar Kurulunda 28 oydan birisine, Genel Kurulda da 79 oydan 8 adedine sahipseniz ve oylama sonuçlarına da katılımcı bir üye sıfatıyla saygı duymanız ve katlanmanız gerekiyorsa, istenen sonucu neden alamadınız diye sormak ve itham etmek sizce doğru mudur' Madem sonuç alamıyorsunuz o halde kongreyi neden terk etmediniz diye soranlar olabilir. Anadolu'da 'Bekara hanım boşamak kolaydır.' diye bir söz vardır. Sorumluluğu olmayan ve oradaki yapıyı iyi bilmeyenlerin böyle demesi çok kolay ama sorumlu iseniz oraya geri dönenleri ve orada önemli yatırımlar yapmış fedakar insanların konumlarından ve öğrencilerimizden başlamak suretiyle bir çok hususu birlikte düşünerek hareketinizi belirlemek zorundasınız. Ayrıca, DÇB gündeminde yok diye Kabartay-Balkar halkınca Çeçenler'e insani yardım yapılmadığı anlamını da çıkarılmamalıdır. Yıllardır bir otel tümüyle, Çeçen nesillerini koruma amacıyla Çeçen çocuklarına tahsisliydi. Yakın zamanda geri döndüklerini unutmamak gerekir.

Soru 11- Bu gün itibariyle geriye bakarak DÇB'yi bir değerlendirir misiniz, neleri yaptı neleri yapamadı ,var olmaya devam etmeli midir diye'

Cevap 11- Her şeyden önce ; Kafkasya'da Rusların 140 yıldır var olduklarını ve gelecekte de var olabilmek için değişik olayları bahane ederek yasal kısıtlamalara gidebileceklerini, ileride kendileri için tehlike arzedebilecek DÇB gibi organizasyonları kontrol altında tutmak amacıyla gerekirse istihbarat elemanlarını yerleştirmeyi ihmal etmeyeceğini, bu tür kuruluşların geniş katılımlı kongrelerinde yapılan konuşmaları ve alınan kararları yakından takip edeceğini, uzun yıllar Ruslarla içiçe yaşamış olmaları nedeniyle azımsanmayacak düzeyde insanımızca, Rodina ve KGB gibi organlarla o organlar içerisinde insanlarımızın var olmasının en azından bu gün için olağan bir yaşam tarzı gibi görülmekte olduğunu göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmak gerekir. Sanki,halen yoğun olarak yaşamakta olduğumuz diaspora ülkelerinde benzeri durumlar yokmuş gibi ve Rusları da yok farzederek, tek yönlü olarak değerlendirme yaparsak yanılırız. O zaman emek vererek yapılan tespitlerin içinde var olan doğrular da yanlı, amaçlı ve zorlama yorumların içinde kaybolur giderler.

Kısaca, Sovyetler çökmesine rağmen, Anavatan topraklarında fiilen var olan Rusya Federasyonu gerçeğini ,Kafkasya'daki Hükümetler de, DÇB yöneticileri de,halk da, bizler de az çok biliyoruz. DÇB'den ayrılmak en basit önlem olup kolaycılığı seçmek olur. Önemli olan içinde kalıp yanlışlarla yılmadan ve birlikte mücadele etmektir. Bizim yaptığımız da budur. DÇB Genel Kurul konuşmalarımızı irdelerseniz sürekli olarak Kaf-Der'in yapıcı eleştirilerini hep fark edersiniz. Şahsen bunun yavaş ama etkili olduğunu defalarca gözlemledim. Yönetim Kurulunda , Başkanlar Kurulunda ve Genel Kurulda Adiğece konuşmaya başlayan konuşmacılar farkında olmadan Rusca'yla devam ediyorlardı ve biz de sürekli olarak müdahale ile ikaz ediyorduk ama son Başkanlar Kurulu ve kongrede bu durum hemen hemen yaşanmadı. DÇB sayesinde Dünya'da var olan Dernek yöneticileri ( Kafder yöneticileri dahil) birbirlerini tanımaya ve her an iletişim içinde olmaya başladılar. Kültürel kimliğe ve dile sahip çıkma konusunda önemli ilerlemeler var. Bunları görmemezlikten gelemeyiz. O nedenle DÇB Kafkasya'da var olmaya devam etmelidir. Hatta demokrat bir çizgide Abhaz Halk Kongresi, Çeçen-Dağıstan Halk Kongresi gibi kuruluşlarla bir üst yapıda buluşabilmelidir. DÇB'nin veya içinde bulunacağı bir üst yapının sesini gür çıkaramayacağı konularda diaspora olarak daha gür bir ses çıkararak onlara yardımcı olabilmek için ne yapmak gerektiğini de diaspora düşünmelidir. Bu yıl ki, kongre konuşmamda bu husus açıkça vardır ve tahminimden de iyi bir yankı yapmıştır. Kısaca DÇB, her ne kadar bekleneni tam olarak verememişse de, varlığını sürdürmelidir. Gerçek anlamda bir sivil toplum kuruluşu niteliği kazanarak ve üye derneklerin, dolayısıyla genel olarak halkımızın bilinçli katkı ve çabalarıyla güçlendirilirse, dünyadaki çeşitli fonlardan da yararlanarak amaçlarını gerçekleştirme konusunda önemli ve ciddi kazanımlar sağlayabilecektir. Buna yönelik hazırlıklar yapılmalıdır.

Soru 12-)Kaf-Der ve DÇB'nin dönüşle ilgili çalışmasının bulunmadığı, Çeçen savaşı konusunda bir katkılarının olmadığı ve kongre dönüşünde HBB ile ilgili olarak yayınladığınız yazınızın kasıtlı bir yazı olduğuna ilişkin iddialar konusunda neler söylemek istersiniz'

Sorunuz bir çok konuyu bir arada içeriyor o nedenle aynı sıralamaya uymasa da bu günkü birikimimle düşüncelerimi ve bildiklerimi şöylece ifade edebilirim. Her şeyden önce DÇB de Kaf-Der de dünyanın neresinde olursa olsun savaşlara karşıdırlar. Bunlara Çeçen savaşları da dahildir. DÇB, savaşın durdurulması doğrultusunda çok daha aktif çalışmalar yapabilseydi iyi olurdu ama yapamadı. Buna karşın, DÇB Genel Başkanı Boris Akbaş adına Ankara'ya kadar gelen Yağan İbrahim'in talebi ile Tes-İş Sendikası salonlarında Uluslar arası katılımlı büyük bir Çeçenistan konferansı düzenledik ve alınan kararları da geniş bir tebliğ halinde tüm dünya medyasına ulaştırdık. Birinci savaş sırasında Kaf-Der yardım toplama komitesinin ilk karargahıydı.

DÇB, son iki yıl içerisinde geri dönme imkanı bulabilen insanlarımıza iş bulma, geçici barınma, lisan öğrenme imkanı sağlanması bakımından iyi niyetle yardımcı olmuştur. Diğer ülkelerle olan dönüş konulu ilişkilerinin boyutunu bilmeden rakam vermek zordur ve doğru da değildir. Ancak, dönüş olayı karşılıklı bir konudur ve taleple de ekonomik imkanla da ve istihdamla da bağlantılıdır. 2000 kongresinden itibaren her yıl şube başına bir kişinin dönmesine yardımcı olup ,rehberlik etmeyi karşılıklı olarak hedeflemiştik. Ama talep azlığı nedeniyle programımızın gerisinde kaldık.

Karşılıklı olarak yürürlükteki yasaların, hem mali ve hem de başkaca açılardan elverişli konuma henüz gelemeyişi, oldukça büyük ilgi uyandıran 'Kafkasya için ayda bir dolar' kampanyamızın genelleştirilmesini bir süre ertelememize neden olmuştur. Sanal ortamda dönüşçü olmak ya da dönüşe destek vermek çok kolaydır. Önemli olan talebin doğduğu anda istihdam da dahil olayın her türlü sosyolojik ve ekonomik boyutunun çözümüdür. O nedenle bu konuda karşılıklı olarak niyet vardır ve bize göre de başkaca gelişmeler de olabilecektir. Ülkemizde de 3 yasada değişiklik gerekmektedir. Önceki Hükümet zamanında ilgili Bakanlarla görüşüp hazırlatılan yasa değişikliklerine emek verdik ama yasalaşamadan kadük oldu. Şimdi bu çalışmalara yeniden başladık.

Hayatım boyunca hiç kimsenin yüzüne ayrı arkasına ayrı bir tavır içinde olmadım. Öyle olsaydım zaten başka yerlerde olurdum. Hacı Bayram'ı rencide etmek veya aleyhinde bir kanaat oluşturmak gibi bir amaç taşımadan, Nalçık kentine gitmeden önce yapmış olduğum ilk açıklama gereği edindiğim bilgileri olduğu gibi ( 'Sadece Valera'nın 500 dolar rüşvet verseydi sorun halledilecekti' şeklindeki ifadesini, başkaları Cumhuriyetlerimizi muhtarlık düzeyinde görmeseler bile biz, hatalarıyla ve sevaplarıyla Devlet olarak gördüğümüz için Devlet rüşvet alıyor anlamı çıkmasın diye ve aynı anlamı verecek şekilde değiştirerek yazdık.) aktardım. Öküzün altında buzağı aramak gibi bir huyum olmadığı için başkaca bir anlam çıkartılacağını düşünmedim bile. Söz konusu bilgilendirme notuyla ilgili zorlama yorumları ve Kafkasya'ya gidip yatırım yapmış bir çok insana layık görülen çirkin nitelemeleri ve H.Bayram'ın, fevri ve yanlış tahminlere dayalı olarak verdiği yakışıksız cevapları birkaç gün sonra okudum ama cevaplandırmaya gerek görmedim, kem sözler her zaman sahiplerine aittirler.

Netice itibariyle biz, Hacı Bayram'ın verdiği yasal mücadeleyi önemsiyoruz. Bizim kabul etmediğimiz husus HB olayını bahane ederek kaleme alınan yazılardaki üslup ve yapılan başka hesaplardır. Ankara görüşmesinde de vurguladığımız üzere Hacı Bayram'ın Uluslar arası alanda vermekte olduğu hukuki mücadelede kendisini yalnız bırakmayacağız ve elde edilecek olumlu kararların örnek teşkil etmesini de küfretmeden, hakaret etmeden, yoluyla yordamıyla isteyenler arasında olacağız.

Soru 13- Konumuzla doğrudan ilgili olmamakla beraber bir iki küçük ayrıntıya açıklık getirmenizi istiyorum. O da şu: Abhazya'dan gelen öğrencilere yardımcı olmadığımız, kayıt için gelip belge isteyen Kafkasyalı öğrencilerimiz arasında ayırım yapıp yapmadığımıza ilişkin olarak yazanlar oldu..

Cevap 13- Abhazyalı gençler için İstanbul Abhaz Derneği ile de irtibatlı hareket ediyoruz. Geçen yıl gelen gençlere burs benzeri bir organizasyonu Ankara'daki az sayıda Abaza bir araya gelerek organize etmeye çalıştık. Kendileri yurttan çıkıp eve taşınmak istediler. Kendi güvenlikleri açısından doğru bulmadık ve yurt sorunlarıyla ilgilenip yıl boyu az da olsa mali katkı yaptık. Bu yıl da yeni gelenlerin kayıt sorunlarına yardımcı olduk,geç gelenlerin kaydı için çıkan problemlerle doğrudan ilgilenip çözdük. Bu yıl ödenecek burs konusunda da İstanbul Abhaz Derneği merkezli olarak ülkemizde okuyan 23 öğrenci için de gerekeni yapma konusunda mutabık kaldık. Üniversiyete kayıt için gelip belge isteyenlere Ankara'da yerel dernekleri yoksa ya da onlara ulaşamamışlarsa yıllardır belge veriyoruz.. Oset de, Dağıstanlı da, Çeçen de, Karaçay da bizden belge aldılar. Sadece bu yıl gelen Çeçen bir gence sorduk. 'Çeçen Derneğine uğradınız mı, yöneticileriyle görüştünüz mü, adreslerini biliyor musunuz, gitmek ister misiniz '' diye sorduk 'Adresi verirseniz giderim' dedi. Biz de.. adres ve telefonlarını verdik.ve 'Bir aksilik olursa tekrar gelin biz belgenizi veririz.' dedik ve gitti. Bir daha da gelmedi. Telefon açıp da bize neden böyle oldu diye soran da olmadı. En azından sayın Beyazıt bu konuda bizimle görüşebilirdi. Bu tür konuları yazanların önce küçük bir araştırma ve inceleme yapmaları gerekmez mi' Söylendiği gibi ayrım yapsak aynı kökenli 3 öğrenciye yıllardır burs desteği vermezdik. Klavyenin başına geçince yazabiliyorum diye dönüş ve dönenlerin sayısı gibi konular da dahil bu tür hassas şeylerden internet ortamında bahsetmek bana göre çok çok yanlıştır ve fayda yerine zarar getirir.

- Sayın Başkan, vermiş olduğunuz bilgi ve açıklamalar için teşekkür ederim.

- Asıl ben size teşekkür ederim.

 

 

..
...